affetme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Huzurlu Yaşam İçin Olanı Olduğu Gibi Kabullenmek

Olanı olduğu gibi kabullenmek ne anlama gelir?

Doğuştan itibaren öğrenir, deneyimler ve hissederiz. Yaşamın içinde sürekli bir hareket, değişim ve döngü vardır. Buna rağmen biz insanlar bazen zihnimizde geçmişe tutunur, olduğumuz yerde kalmaya hatta geriye gitmeye çalışırız. Akıntıya karşı kürek çekip ilerleyemediğimizi söyler, değişime direnerek huzursuzluğumuzu artırırız.

Kabullenmek, yaşanan her şeyi beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeden beklemek değildir. Önce içinde bulunduğumuz durumu olduğu hâliyle görebilmek, ardından elimizde olan imkânlarla nasıl ilerleyeceğimize karar vermektir. Olanı olduğu gibi kabul etmek, akışa teslim olup eylemsiz kalmak değil; gerçeği inkâr etmeden ona uygun bir adım atabilmektir.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Bilinçaltı Kayıt Temizliği

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayımlanmıştır.

Yapmış olduğum bir bilinçaltı kayıt çalışmasını paylaşmak istiyorum. Bir hanım takipçim sitem üzerinden bana ulaşıp yardım istedi. Öncelikle konu hakkında altyapı oluşturması için kendisini sitemde bulunan “Bilinçaltı kayıt temizlik rehberi” yazısına yönlendirdim. Kişilerin gerçekten ne istedikleri konusunda netleşmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bilinçaltının işleyişi hakkında temel bilgi sahibi olmak, çalışmada doğru noktalara ulaşmaya ve sürecin daha anlaşılır ilerlemesine yardımcı olabilir.

Yazılarımı okuduğunu ve özel çalışma yapmak istediğini belirtti. Randevu için öğlen civarında aradığında genel bir konuşma yaptık. Öncelikle problemini netleştirmek amacıyla şu soruları sordum: “Şu anda hayatınızda sizi rahatsız eden şey nedir?”, “Hayatınızda değiştirmek istediğiniz şey nedir?” ve “Ne istiyorsunuz?”

Danışanın yaşadığı sorun ve kendine bakışı

bilinçaltı kayıt temizliği

Geçmişiyle ilgili bazı sıkıntılar yaşadığını ve yazılarımdaki kimi durumların kendisinde de karşılık bulduğunu söyledi. Yeniden, “Şu anda hayatınızda sizi rahatsız eden konu nedir?” diye sordum. Nişanlısından düğüne iki gün kala ayrıldığını anlattı.

Ayrılık nedenini konuştuğumuzda, aralarında sık sık tartışma çıktığını ve nişanlısının kendi başına hareket etmeyi sevdiğini söyledi. Evlendikten sonra da aynı sorunları yaşamak istemediği için ilişkiyi bitirmeye karar vermişlerdi. Tartışmaları çoğunlukla kendisinin başlattığını; nişanlısı, gitmek istemediği yerlere gitmek isteyince buna tepki gösterdiğini belirtti. Taleplerini nişanlısına açıkça ifade edip etmediğini sorduğumda önce yuvarlak cevap verdi. Daha önce söylediğini, ancak ne kadar net konuştuğunu hatırlamakta zorlandığını anlattı.

“Bu yaşadıklarınla ilgili ne hissediyorsun?” diye sordum. Daha anlayışlı olabileceğini ve nişanlısına layık davranamadığını düşündüğünü söyledi. “Nişanlısına layık olmak ne demek?” diye sorduğumda onu iyi, şefkatli ve korumacı biri olarak tarif etti; kendisine iyi davrandığını ekledi.

Sözlerinde bir çelişki vardı. Benim dikkatimi çeken, “Nişanlıma layık değilim” diyerek kendisine nasıl baktığını göstermesiydi. Kendi değerini düşük gördüğü için onu kabul eden herkesi kendisinden daha değerli ve iyi kabul ediyordu. Ben bunu düşük benlik değeriyle ilgili bir sıkıntı olarak yorumladım.

Ben de uzun süre benzer bir durum yaşamıştım. Kendi değerimi düşük gördüğüm için insanların beni kabul etmeyeceğini, dışlayacağını düşünüyordum. Onların beni kabul etmesini bekliyordum. Fakat sorun, başkalarının beni dışlamasından çok, kendimle ilgili değer yargılarım, dayatmalarım ve kendimi suçlamamla ilgiliydi. Kendimi kabul edilmez biri olarak tanımladığım için hissettiğim dışlanma duygusunu başka birinin benim yerime çözmesi mümkün değildi.

Bu durum, insanın kendisini bir kafese koyup kapısını kilitlemesi ve anahtarı cebine koyduktan sonra başkalarına kapıyı açmaları için yalvarmasına benziyordu. Kendimi dışlayan ben olduğum hâlde, diğer insanların durumdan haberi yokken beni kabul etmedikleri için onlara öfke duyuyordum. Mağduriyet içindeydim ve kurban rolü oynuyordum.

Konuşmamızın ardından, akşama kadar ne istediğini beş duyusunu da katarak imgelemesini ve bu sırada ortaya çıkan olumsuz duygularını not etmesini istedim.

Regresyon ile çocukluk anılarına yolculuk

Akşamki randevumuzda yaptığı çalışmayı ve tespit ettiklerini anlattı. Takıldığı konuların merkezinde farkına varılmamak, tercih edilmemek, dikkate alınmamak, dışlanmak, önemsenmemek, duyulmamak ve yalnız kalmak vardı.

Bu duyguların kendisini değersiz görmesiyle bağlantılı olduğunu düşündüm. Danışan da hayatında benzer durumları sıkça yaşadığını söyledi. Bir işi için bir yere gittiğinde başkalarının işi çabucak görülürken kendisinin bekletildiğini, kendisine saygı gösterilmediğini hissediyordu. Çalışmada odaklanacağımız konu, onun kendisini nasıl gördüğüydü.

bilinçaltı kayıt temizliği

Regresyon çalışmasına geçtik. Gevşeme ve transa geçme telkinlerinin ardından, üzerinde durduğumuz duyguya odaklanmasını istedim. Duyguyu yoğun hissettiği sırada midesinde ağrı olduğunu söyledi. Ben o dönemde bu hissi, bazı şeyleri hazmedememe temasıyla ilişkilendirdim.

Ardından geçmişine doğru bir yolculuğa başladık. İlk sahnede çocukluğunda bir kiraz bahçesindeydi. Oyun oynamak isterken annesi kiraz toplaması için ısrar ediyor, sonunda da onu dövüyordu.

Duyguların kaynağının bu sahne olup olmadığını anlamak için ikinci bir yolculuk yaptık. Bu kez kendisini çok küçükken annesinin kucağında, bir hamamda gördü. Annesi başka bir kadınla konuşuyordu. Danışanın dikkati kurnadaki suyun sıcaklığındaydı; suyun çok sıcak olduğunu annesine anlatmak istiyordu. Ancak annesi konuşmaya devam ettiği için duyulmadığını hissetti. Annesi suyun sıcaklığına dikkat etmeden ayaklarını suya sokunca ayaklarının yandığını ve ağladığını gördü. Bu sahnede yaşadığı yoğunluk sırasında ağlamaya başladı.

Korku duygusunun kaynağını anlamak için yeniden yolculuk yaptığımızda, kendisini çok küçükken sobalı bir odada gördü. Babası televizyon izlerken o emekleyerek sobanın altına giriyor ve kül yiyordu. Yanma riski bulunduğu hâlde babasının kendisini fark etmediğini anlattı. Ardından babası tarafından salıncakta sallandırıldığı, ancak dikkat edilmediği için salıncaktan düştüğü bir sahne gördü.

Öfkeyi ifade etme ve affetme çalışması

Gittiği sahnelerde ortak tema; duyulmamak, dikkate alınmamak, önemsenmemek ve değer verilmemekti. “Başka bir konu var mı?” diye sorduğum bir sonraki yolculukta doğum anına gitti. Anlattığına göre babası kız çocuğu olduğu için yüzünü ekşitmiş ve onu istememişti. Bu sahnenin son durak olup olmadığını anlamak için yeniden yolculuk yaptığımızda başka bir sahneye gitmedi.

Danışanın anlattığı sahneler ve bunlara yüklediği anlamlar üzerinde çalışmaya başladık. Anne ve babasına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duyuyordu. Bu nedenle öfkesini ifade etme ve affetme çalışması yaptık.

Ortada iki sandalye bulunan, beyaz duvarlı bir oda imgelemesini istedim. Bir sandalyeye kendisinin, diğerine annesinin oturduğunu hayal etmesini söyledim. Annesine, geçmişte yaşadığı olaylardan dolayı hissettiği öfkeyi ifade edebilmesini istedim. Örneğin, “Anne, hamamda ayağım yandığı için sana öfkeliyim” ya da “Ben oyun oynamak isterken beni dövdüğün için sana öfkeliyim” diyebilirdi. İçinden ne geliyorsa söylemesini istedim.

Duygularını ifade etmek, özellikle şimdiye kadar karşı gelemediği birine ve üstelik yabancı birinin yanında, kolay değildi. Yine de annesine söylemek istediklerini dile getirdi. Sözleri bittikten sonra annesinin yüzüne bakmasını ve onun ne söylediğini görmesini istedim. Annesini üzgün ve çaresiz gördüğünü anlattı. “Söylenecek başka sözün var mı?” diye sordum; olmadığını söyledi. “Annene karşı affetmeye hazır mısın?” diye sorduğumda derin bir nefes aldı ve affedebileceğini belirtti. Annesine sarılıp onu affettiğini hayal etti.

Daha sonra diğer sandalyeye babasını oturtmasını istedim. Babasına yönelik duygularını ifade etmekte daha çok zorlandı. Affedip affedemeyeceğini sorduğumda babasını affetmekte zorlandığını söyledi. Öfkesinin büyüklüğünü kabul ederek, “Bu öfkenin sona ermesi için içinde neye ihtiyaç duyuyorsun?” diye sordum. Aklına babasını dövüp dışarı atmak geldiğini söyledi. Bir yastık alarak bunu güvenli biçimde dışa vurmasını önerdim. Telefonu kapatıp bunu rahatça yapmak istedi; birkaç dakika sonra yeniden aradığında rahatlamıştı.

Ardından kendisini diğer sandalyeye oturtup kendisini suçladığı konularla ilgili öfke ve kızgınlığını ifade etmesini önerdim. Yaşadığı yoğun duygular ve özel nedenler olabileceği için isterse bunu daha sonra yapabileceğini söyledim. Ayrıldığı nişanlısı için de ayrıca bir çalışma yapmasının kendisine iyi gelebileceğini belirttim.

Anne ve babası hakkında yaptığı çalışmanın ardından ilerleyen günlerde onları suçladığı başka olayları hatırlayabileceğini; böyle bir durumda duygularını ele alabileceğini konuştuk. Bu affetme çalışması, danışanın ilişkilerinin mutlaka değişeceği ya da aynı sonucun herkeste görüleceği anlamına gelmiyor. Kendi önceki çalışmalarımda, anne ve babasına yönelik öfkesini ele alıp affetmeye yönelen bazı kişilerin ilişkilerinde daha hoşgörülü bir değişim yaşadıklarını gözlemlemiştim.

Çalışma sonrasında değişen sahneler

Çalışmanın sonunda daha önce gittiği sahnelere yeniden dönmesini ve neler gördüğünü anlatmasını istedim. İlk sahnede kendisini kiraz ağacının altında oyuncaklarıyla mutlu biçimde oynarken gördü. İkinci sahnede annesi hamamda onu daha özenli yıkıyordu. Üçüncü sahnede babasının kucağında televizyon izliyordu. Doğum anında ise babasının onu kucağına alıp sevdiğini gördü.

Danışanın anlattığı bu imgelerde, daha önceki sahnelere yüklediği anlam değişmişti. Ardından kendisini değerli hissetmesine yardımcı olacak olumlamalar gönderdim. Benim yaklaşımımda, çalışma sonrasında oluşan boşluğun istenen bilgiyle doldurulması önemlidir.

Bilinçaltı kayıtları nasıl temizlenir?

Bu çalışma öyküsünde regresyon ile bilinçaltı temizliği; rahatsız eden duyguyu belirleme, geçmiş sahneleri danışanın anlatımıyla ele alma ve bu sahnelere yüklenen anlamlar üzerinde çalışma adımlarından oluşuyordu. Buradaki süreç, tek bir danışanın deneyimini ve benim o dönemki çalışma yaklaşımımı anlatır; herkese aynı biçimde uygulanacak bir yöntem ya da kesin sonuç vaadi değildir. Çocukluk anılarının bilinçaltına etkisi konusundaki bu anlatı da danışanın çalışmada aktardığı sahneler üzerinden şekillenmiştir.

Yaşamımızdaki olayları, içinde bulunduğumuz ruh hâliyle yorumlar ve o anlamları yıllarca taşıyabiliriz. Oysa hayat durmadan gelişip değişir. Anlam değiştiğinde, olaya bakışımız da değişebilir. Biz hâlâ eski kalıplara takılı kaldığımızda bir yandan ileri gitmeye çalışırken diğer yandan geçmişin etkisiyle frenlenmiş hissedebiliriz. Mücadele ederken bazen gözden kaçırdığımız şey, içinde bulunduğumuz andır.

Sevgiyle,
Halis Şahiner

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

bilinçaltı kayıt temizliği

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Affetme ve Regresyon Çalışması

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayınlanmıştır.

Affetmek, huzurlu bir yaşam için ihtiyaç duyduğumuz önemli adımlardan biridir. Kur’an’da da bağışlamanın değerine işaret edilir:

“Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.” (Şura Suresi, 40)

Öfke, kızgınlık ve kin gibi duygular geçmişte yaşananlara takılı kalmamıza neden olabilir. Bu duyguları fark edip ifade edebilmek, affetme sürecine alan açar. Başkaları bize haksızlık yapmış ya da biz kendimize karşı yanlış davranmış olabiliriz. Yaşananları yok saymadan da bu duyguların yükünü taşımayı bırakabiliriz.

Affetmek, bu nedenle kendimize verebileceğimiz bir hediyedir. Geçmişi silmek ya da yapılanı doğru bulmak değil; kendi kendimizi cezalandırmayı sürdürmemeyi seçmektir.

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi, 263)

Affetmek zaman isteyen bir süreçtir. Birikmiş kırgınlıklar, bugünkü yaşamımızda keyif ve sevgiye yer açmamızı zorlaştırabilir. Birine öfkeli olduğumuzda, güzel bir ortamda bile dikkatimizi o kişiye ve yaşananlara verebilir; intikam düşünceleriyle bulunduğumuz anın tadını kaçırabiliriz. Öfkemizi anlamak ve onunla güvenli biçimde çalışmak, odağımızı yeniden kendi hayatımıza çevirmemize yardımcı olabilir.

Affetmek unutmak ya da sınırları kaldırmak değildir

Affetmek, yapılan zararı unutmak, karşı tarafı yeniden güvenilir bulmak veya davranışını hoş görmek anlamına gelmez. Zarar veren birine sınır koyabilir, mesafeyi koruyabilir ve gerekiyorsa adaletin işlemesini bekleyebilirsiniz. Affetme, başkasının davranışını onaylamak değil; kendi öfkenizin ve geçmişin yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmaktır.

Günlük hayatta öfkelenmek insani bir tepkidir. Önemli olan, öfkenin ardından nasıl davranacağımızdır. Bir danışanım, çocuklarının etkinlikleri nedeniyle aynı ortamda bulunduğu başka bir kadına; çocukları dışladığı, arkalarından konuştuğu ve oyun çevirdiği düşüncesiyle öfkeliydi. Ona karşılık vermek için bir plan yapmıştı. Bu karşılığın yeni bir çekişmeye yol açabileceğini konuştuk ve kendisine bir öfke çalışması yapmasını önerdim.

Danışanım, çocukların kamp yaptığı otelden ayrılıp sakin bir yere gitti. Sorun yaşadığı kişiyi zihninde canlandırarak öfkesini ifade etti ve ardından onu affetmeye çalıştı. Otele döndüğünde, daha önceki günlerden farklı olarak çalışanların kendisine ilgi gösterdiğini, içecek ikram edildiğini ve gruptaki kişilerle, sorun yaşadığı kişi de dâhil olmak üzere, güzel bir gün geçirdiğini anlattı. Yaşadıklarını kendi enerjisindeki değişimle ilişkilendirdi. Bu, danışanımın kişisel deneyimiydi; burada önemli olan, intikam planı yerine kendi duygularıyla ilgilenmeyi seçmesiydi.

Duyguların bedende nasıl hissedildiği kişiden kişiye değişebilir. Çalışmalarımda bazı kişiler öfke ve kırgınlığı belirli bölgelerde hissettiklerini anlatıyor. Bu tür bedensel hisleri kesin bir tanı ya da herkes için geçerli bir açıklama olarak değil, kişinin kendi deneyiminin bir parçası olarak ele almak gerekir.

Kendini affetmek ve regresyon çalışması

Önemli konulardan biri de kendini affetmektir. Suçluluk duyduğumuzda kendimizi cezalandırmamız gerektiğine inanabilir, geçmişteki bir olayı tekrar tekrar hatırlayabiliriz. Ancak önce şu sorulara bakmak yararlı olabilir: Olanlardan gerçekten ne ölçüde sorumluyum? O günkü yaşım, bilgim ve koşullarım neydi? Kendime, sevdiğim birine davranacağım kadar anlayışlı davranıyor muyum?

Bir takipçimle, daha önce değersizlik duygusu üzerine yaptığımız çalışmanın ardından ikinci kez görüştüm. Önceki çalışmadan sonra mide ağrıları yaşadığını ve anne babasıyla ilgili bazı öfke duygularının aklına geldiğini belirtti. Daha sonra nişanlısından ayrıldığı için kendisini suçladığını, yeterince iyi ve anlayışlı olmadığına inandığını söyledi. Nişanlısını melek gibi görürken kendisini canavar olarak tanımlıyordu. Bu yoğun öz suçlamayla ilgili regresyon çalışmasına başladık.

Gevşeme telkinlerinin ardından odaklandığımız duyguyu hissetmesini istedim. Danışanım midesinde bir ağrı hissettiğini söyledi. Sonra çocukluk döneminden bir sahne anlattı: Yedi-sekiz yaşlarındayken kardeşiyle sokakta oynarken başka çocuklar kardeşinin başına kum atmış, kendisi ise bunu engelleyememişti. Dayısı gelip kardeşinin başını temizlemiş ve ona neden yardım etmediğini sormuştu. Danışanım bu anıyı suçlulukla hatırlıyor, kardeşinin “Neden beni kurtarmıyorsun?” dediğini duyumsuyordu.

O sırada kendisinin de çocuk olduğunu, yaşananları bugünkü yetişkin bakışıyla değerlendirdiğini konuştuk. Çalışmada anne ve babasının kardeşinin rahatsızlığı nedeniyle tartıştığı başka sahneler de ortaya çıktı. Danışanım, evdeki huzursuzluğu kendi üzerine aldığını ve kardeşini bunun kaynağı olarak gördüğünü anlattı. Ardından annesi, babası ve kardeşiyle ilgili öfkesini ifade etmeye, kendisine yönelttiği suçlamaları gözden geçirmeye odaklandık. Sonraki günlerde kardeşine ve kendisine yönelik öfkesinin azaldığını; kendini kabul etme ve affetme konusunda ilerleme kaydettiğini söyledi.

Bu hikâye, regresyon terapisi yaklaşımıyla yürütülen kişisel bir çalışma deneyimidir; tek başına bir yöntem ya da herkes için aynı sonucu garanti eden bir uygulama olarak değerlendirilmemelidir. Yoğun duygularla baş etmekte zorlanıyorsanız, çalışmayı sürdürmeden önce bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız uygun olabilir.

Öfke boşaltma ve affetme çalışması

Aşağıdaki uygulama, daha önce “Bilinçaltı Kayıt Temizliği Rehberi” yazısında paylaştığım öfke boşaltma ve affetme çalışmasının düzenlenmiş hâlidir. Bu bir öz farkındalık egzersizidir; profesyonel desteğin yerine geçmez. Sakin, mahrem ve güvenli bir alan seçin. Kendinize ya da başka birine zarar verebileceğinizi düşünüyorsanız uygulamayı yapmayın. Bağırmak veya yastığa vurmak yerine yazmak ya da sessizce düşünmek gibi daha güvenli bir ifade biçimi de seçebilirsiniz.

  1. İki sandalye hazırlayın. Birine kendiniz oturun; diğerinde öfkeli olduğunuz kişinin bulunduğunu hayal edin. İsterseniz bunu zihninizde, iki sandalyeli bir odada canlandırabilirsiniz.
  2. Duygularınızı adlandırın. Kendinizi zorlamadan, söylemek istediklerinizi sesli ifade edin veya yazın. Örneğin: “Sana şu davranışın için öfkeliyim.” “Şöyle davrandığın için kırıldım.” “Neden bunu yaptığını anlamak istiyorum.”
  3. Durup değerlendirin. Söyleyecekleriniz bittiğinde, karşınızdaki kişinin ne cevap verebileceğini düşünün. Bu, gerçek kişinin savunması değil, sizin zihninizde oluşan bir yanıt olabilir. Bu yanıtın sizi tatmin edip etmediğini ve şu anda affetmeye hazır olup olmadığınızı kendinize sorun. Hazır değilseniz affetmek için kendinizi zorlamayın.
  4. Kendinize yönelik öfkeyi de ele alın. Aynı sandalyeye kendinizi oturtup kendinize yönelttiğiniz suçlamaları fark edin. Bir çalışmada her şey aklınıza gelmeyebilir; ihtiyaç duyduğunuzda başka bir gün yeniden düşünebilirsiniz.

Hazır hissediyorsanız, kendi sözlerinizi kullanarak şöyle diyebilirsiniz:

“Seni affediyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerini sevgiyle kabul ediyorum; sana verdiklerimi de sevgiyle bırakıyorum. Sana yaşamında iyilik, sağlık ve huzur diliyorum. Sen özgürsün, ben de özgürüm. Yolun açık olsun.”

Bu sözleri söylemek zorunda değilsiniz; affetme çalışması bir başkasına mesaj göndermeyi ya da onunla yeniden ilişki kurmayı gerektirmez. Yakınlarımızla ilgili öfke ve kırgınlıkları ele alırken anne, baba, aile üyeleri veya hayatımızda etkili olmuş diğer kişileri düşünebiliriz. En önemlisi, kendimize yönelttiğimiz suçlamaları da şefkatle incelemektir. Birini affedemediğinizi fark ederseniz, bunu kesin bir suçluluk işareti saymak yerine hangi duyguya, sınıra veya karşılanmamış ihtiyaca işaret ettiğini merak edebilirsiniz.

Kontrol Sende: kendi kendinizin yaşam koçu olun

Kontrol Sende kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz? Kendi kendinizin yaşam koçu olun.

affetme

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Huzurlu bir yaşam için geçmişi, hayatımızda yer etmiş kişileri ve en önemlisi kendimizi affetmeye çalışabiliriz. Affetmeyi kendimiz için yaparız; öfke duyduğumuz kişiye bunu söylemek, onu hoş görmek ya da yeniden hayatımıza almak zorunda değiliz. Yıllardır taşıdığımız yükleri fark edip, hazır olduğumuz ölçüde bırakmak geleceğe daha canlı yürümemize yardımcı olabilir.

Sevgiyle

Images

Affetmek ve Özgürleşmek

Affetmek Nedir?

Birçoğumuz affetmek hakkında çelişkili ve değişken düşüncelere sahibiz. Bize acı veren bir davranışla karşılaştığımızda öfke duymak, karşılık vermek ve karşımızdakinin de benzer bir zorluk yaşamasını istemek anlaşılır gelebilir. Ancak bu tepki, yaşananı geride bırakmak yerine bizi aynı düşünce ve duyguların içinde tutabilir. Affetmek ve özgürleşmek, bu nedenle yalnızca karşı tarafla ilgili bir karar değil; kendi içimizde sürdürdüğümüz bu döngüye nasıl yaklaşacağımızla da ilgilidir.

Bu yazının yaklaşımında, farkındalık düzeyi henüz değişime açılmamış kişi sebep-sonuç ya da karma denilen kozmik oyunu sürdürme eğilimindedir. Benlik arzusu, affedici olmak yerine intikam almaya yöneltebilir. Kişi, kendisine acı ve zorluk yaşatan insanı ya da kurumu cezalandırırsa rahatlayacağını ve tatmin olacağını düşünebilir. Böyle bir anda affetmek için bir neden görememesi de bu bakışın parçasıdır.

Images

Affetmek En Asil İntikamdır

Nefreti aşmanın bir yolu var: affetmek. Başkalarını affettiğimizde, geçmişte yaşananların ve taşıdığımız kırgınlığın üzerimizdeki etkisini azaltmaya başlarız. Affetmek, yaşananları silmek değil; hayatımızı yalnızca o acının belirlemesine izin vermemektir.

Nefret, yaşamdan zevk almamızı ve insanların güzel yanlarını görebilmemizi engelleyebilir. Hiç kimse bütünüyle iyi ya da bütünüyle kötü değildir. Bir insanda yalnızca kötülük aramak, zamanla şüphe ve umutsuzluk içinde kalmamıza yol açabilir. Nefretle dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek ise insanı derinleştirir ve kendi duygularına başka bir gözle bakmasına yardımcı olur.

Images

Affetmekle İlgili Bir Hikâye: Patates Torbası

Bir lise öğretmeni, bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

“Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?”

Öğrenciler, çok sevdikleri öğretmenlerinin bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. Öğretmen, “O zaman, bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin,” der. Öğrenciler bunu da kabul eder.

Öğretmen ertesi gün için ödevlerini açıklar: Her öğrenci bir plastik torba ve beş kilo patates getirecektir. Öğrenciler bu isteğin nedenini pek anlayamasalar da ertesi sabah sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır.

Affedilmeyen her kişi için bir patates

Meraklı gözlerle kendisine bakan öğrencilerine öğretmen şöyle der:

“Bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer patates koyarken bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolar. Öğretmen, öğrencilerinin “Peki şimdi ne olacak?” diye soran bakışlarına karşılık ikinci açıklamasını yapar: Bir hafta boyunca nereye giderlerse gitsinler, torbalarını yanlarında taşıyacaklardır. Yattıkları yatakta, bindikleri otobüste ve okulda sıralarının üzerinde patatesler hep onlarla olacaktır.

Bir hafta boyunca taşınan yük

Aradan bir hafta geçer. Öğretmen sınıfa girer girmez, verdiği görevi yerine getiren öğrenciler şikâyet etmeye başlar:

“Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.”
“Hocam, patatesler kokmaya başladı. İnsanlar artık bana tuhaf tuhaf bakıyor. Hem sıkıldık hem yorulduk.”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine hikâyenin asıl dersini verir:

“Görüyorsunuz ki affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz; hâlbuki affetmek, en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”

Affetmenin önemi: Yükü hafifletmek

Bu affetmekle ilgili hikâye, geçmişte yaşanan kırgınlıkları zihnimizde taşımaya devam etmenin nasıl yorucu olabileceğini patates torbası üzerinden anlatır. Torbadaki her patates, affedilmeyen bir kişiyi ve onunla ilgili taşınan duygusal yükü temsil eder. Torba ağırlaştıkça onu her yere götürmek zorlaşır; zaman geçtikçe patatesler de rahatsız edici hâle gelir.

Hikâyenin işaret ettiği nokta, affetmenin karşı tarafı haklı çıkarmak ya da yaşananları önemsiz saymak olmadığıdır. Affetmek, kişinin kendi içindeki öfke ve kırgınlıkla kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesi ve bu yükü taşımamayı seçebilmesidir. Bu nedenle affetmenin faydaları, yalnızca ilişkilerle değil, insanın kendi huzuruyla da ilgilidir.

Elbette affetmek her zaman kolay, hızlı ya da tek seferde gerçekleşen bir karar olmayabilir. Herkesin yaşadığı olay ve iyileşme süreci farklıdır. Bu hikâyedeki ders, bir başkasının yaptığını onaylamaktan çok, kırgınlığın hayatımızda ne kadar yer kapladığını fark etmeye davet eder. Affetmek neden önemlidir diye düşündüğümüzde, yanıtı bu benzetmede bulabiliriz: Taşıdığımız yükü fark etmek, onu bırakmanın ilk adımı olabilir.

Belki de kendimize şu soruyu sorabiliriz: Hangi kırgınlığı hâlâ yanımda taşıyorum ve onu bırakmak benim için ne anlama gelir? Öğretmenin patates torbası örneği, affetmenin önce kendimize sunabileceğimiz bir iyilik olduğunu hatırlatır.

Images

Kendiniz İçin Affetmeyi Seçin

Affetmekle ilgili yazmaya karar verdiğimde farklı tanımlarla karşılaştım. Bu tanımların hemen hepsinde ortak bir nokta vardı: Affetmenin temel kazancı, affeden kişiyeydi. Belki sizin de geçmişe baktığınızda hâlâ affedemediğiniz biri ya da düşündükçe öfkenizi canlı tutan bir olay vardır. Bu olayın zihninizde tekrar tekrar yer etmesi sizi nasıl da tutsak edebilir. Peki bu tutsaklıktan kurtulmanın yolu var mıdır?

Affetme psikolojisi: Düşünce kalıplarını fark etmek

İnsan, duygularını fark ettiğinde onlara nasıl yaklaşacağı konusunda seçim yapabilir. Önce ne hissettiğimizi ve hangi düşüncenin bu duyguyu beslediğini görmemiz gerekir. Ardından değişmesi gereken düşünce kalıplarını sorgulayabiliriz. Affetme psikolojisi açısından önemli olan da yaşananı yok saymak değil, olayın zihnimizde nasıl tekrarlandığını fark etmektir.

Images

Başarısızlık Korkusunu Temizleme

başarısızlık korkusu

Başarısızlık korkusu, bilinçaltında bulunan temel korkulardan biridir ve oldukça yaygın görülür. Hayata farklı şekillerde yansıyabilir: başarısız olmaktan korktuğu için hiç işe başlamamak ya da başlayamamak, aşırı mükemmeliyetçilik, işkoliklik, ne kadar çalışsa da sonuç alamadığını düşünmek, sürekli tatminsizlik hissetmek, bir şeyleri eksik bildiğine inanmak veya kendini başkalarıyla kıyaslamak bunlardan bazılarıdır.

Bu durumlar kişide bir ya da birkaç biçimde tekrar edebilir. Başarısızlık korkusu, kişinin gerçek potansiyelini kullanmasını zorlaştırdığı gibi elde ettiği başarılı sonuçlardan yeterince tatmin olmasına da engel olabilir. Peki, başarısızlık duygusu nasıl temizlenir? Aşağıdaki çalışmalar, bu duygu üzerinde çalışmak için önerdiğim yöntemlerdir.

Başarısızlık duygusunu temizlemek için çalışmalar

Başarısızlık duygusunun yaşamın farklı alanlarını etkileyebileceğine inanıyorsanız, bu konu üzerinde düzenli biçimde çalışmanız önemlidir. Başarısızlık korkusundan kurtulma süreci kişiden kişiye değişebilir; bu nedenle kendinize zaman tanıyın ve çalışmalarınızı sabırla sürdürün.

1. Afirmasyon çalışması

Refah İçinde Bir Yaşam Sürdürme Rehberi adlı kitabımda 21 günlük afirmasyonun nasıl yapılacağını ayrıntılı olarak anlatmıştım. Burada uygulama kurallarını tekrar etmiyorum. Kitabı okumadıysanız incelemenizi öneririm:

Refah İçinde Bir Yaşam Sürdürme Rehberi

Kitapta anlattığım şekilde, aşağıdaki afirmasyonla 21 gün çalışmanızı öneririm. 21 gün kuralına uymaya özen gösterin. Başarısızlık duygusu bu sürede tamamen geçmeyebilir. Hâlâ devam ettiğini düşünüyorsanız bir süre ara verip yeniden başlayabilirsiniz. Temizlik süreci kişiden kişiye değiştiğinden, ihtiyaç duyduğunuzda 21 günlük çalışmayı tekrarlamak faydalı olabilir.

Afirmasyon: “Başarılı olduğuma inanıyorum ve başarılarım için kendimi kutluyorum.”

Images

Affetme Çalışması

Birini affetmeye ihtiyaç duyuyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, aşağıdaki affetme çalışmasını deneyebilirsiniz. Bu metni yaklaşık beş yıl önce yazmışım; dün yazılarımı incelerken tesadüfen karşıma çıktı ve hemen bloga koymak istedim. Çünkü kalbinizde kin, öfke ya da kızgınlık taşıdığınızda, bu duyguların sizi ne kadar yorduğunu fark etmek zorlaşabilir. Benzer enerjilerin birbirini çektiğine inanıyorum; bu nedenle içimizde daha fazla sevgiye yer açmanın ve affetmeyi kendi iyiliğimiz için seçmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Affetmek, yaşananları önemsiz saymak ya da yapılanı haklı bulmak demek değildir. Birini affetmek, onunla yeniden görüşmek veya ilişkinizi sürdürmek zorunda olduğunuz anlamına da gelmez. Bu çalışmadaki niyet, sizi yıpratan duyguları fark etmek ve zamanla onları taşımamayı seçmektir. Hazır hissetmediğiniz bir konuda kendinizi zorlamayın; affetme bir anda gerçekleşmesi gereken bir karar değil, kişiye göre değişebilen bir süreçtir.

Images

30 Günlük Mucize Üstatlığı Programı (Quantum Olumlama) – 11-20. Günler

30 günlük mucize programının bu bölümünde, 11. günden 20. güne kadar her gün mucizeler listenizi gözden geçirerek inançlarınız, niyetleriniz ve kendinize güveniniz üzerine düşünün. Bu mucize üstatlığı programı, istediğiniz şeylere odaklanırken sizi sınırlayan fikirleri fark etmeniz için bir çalışma sunuyor.

11-15. Günler: Fikirleri ve iç sesi fark etmek

11. Gün: Fikirler

Fikirlerimiz; kendimizle ilgili inançlarımızı ve başkalarından alıp benimsediğimiz düşünceleri kapsar. Başkalarının olumlu sözleri olsa bile, aklımızda yeteneksizliğimizi, değersizliğimizi ya da hatalarımızı onaylayan olumsuz fikirler kalabilir. Bir zamanlar duyduğumuz ve başarılı olamayacağımızı düşündüren basit bir ifade, istediğimiz şeyi yaratamayacağımıza dair bir inanca dönüşebilir ve yaşamımızın farklı alanlarını etkileyebilir.

mucize üstatlığı programı

Bugün mucizeler listenizi incelerken, başka birinin fikri yüzünden gerçekleşmeyeceğini düşündüğünüz bir dileğiniz olup olmadığını sorun kendinize. Geçmişte birinin söyledikleri, mucizeler yaratamayacağınıza dair bir inanç oluşturmuş olabilir mi? Değerinizi ve yaşamınızda mucizeler yaratma yeteneğinizi onaylayan yeni bir fikir geliştirin; olumsuz fikirleri olumluya dönüştürmeye bugün başlayın.

Images

30 Günlük Mucize Üstatlığı Programı (Quantum Olumlama) – 16–30. Günler

30 günde mucizeler programı: 16–30. günler

Programın bu bölümünde inançlarınızı, şükran duygunuzu ve günlük seçimlerinizi mucize listenizle birlikte gözden geçiriyorsunuz. Amaç yalnızca bir sonuç beklemek değil; düşüncelerinizi, niyetinizi ve eylemlerinizi istediğiniz yaşamla uyumlu hâle getirmek. Her gün listenize dönün, kendinize sorular sorun ve ilerlemenin bazen küçük adımlarla ortaya çıkabileceğini hatırlayın.

  1. Gün
    Neye İnanıyorsunuz?

İnançlarınız; kendiniz, yetenekleriniz, çevrenizdeki dünya, potansiyeliniz ve hatta Evren’in (Tanrı’nın) sizi ne kadar sevdiği hakkındaki düşüncelerinizi kapsar. Bu yaklaşımda, sözcükleriniz ve eylemleriniz inançlarınızdan doğar; inandıklarınız da yaşamınızı nasıl yorumladığınızı ve hangi adımları attığınızı etkiler. Bir inanç her zaman farkında olduğunuz bir düşünce olmayabilir, ancak davranışlarınıza yön verebilir.

Images

Ego Nedir? Ego Nasıl Kontrol Edilir ve Susturulur?

Ego kelimesi Latince ego sözcüğünden gelir ve “ben” ya da “kendim” anlamına gelir. Peki ego nedir? Bu yazıda ego, geçmiş yaşantılardan kalan düşünce ve duyguları hatırlatan, iç sesimiz gibi konuşan bir mekanizma olarak ele alınıyor. Bu bakış açısını daha iyi anlamak için kendimizi iki kişi gibi düşünebiliriz: ego ve biz.

Önemli bir karar vermek üzereyken içimizden “Bence yapamazsın”, “Bu konuda tecrüben yok, başaramazsın” gibi cümleler geçebilir. Bu olumsuz düşünceler bizi duraksatır. Ardından zihnimizde başka sorular belirir: “Bu kararı almak doğru mu?”, “Zaten bu konuda kendime güvenmiyorum.” Yazının anlatımında ilk ses ego, ardından gelen sorgulama ise bizim sesimizdir.

ego nedir

Ego ne demek? İçimizdeki ses neyi hatırlatıyor?

Bu anlatıma göre ego, içimizdeki bir şeytan ya da ayağımızı kaydırmaya çalışan bir düşman değildir. Geçmişte yaşadığımız olaylardan kalan bilgileri, başarısızlıkları, acıları ve izlenimleri bir bilgisayar gibi işler; zamanı geldiğinde bunları bize tekrar hatırlatır. Bu nedenle ego sesini duymak, her söylediğini doğru kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Yazının ilk bölümünde asıl meselenin egoyu susturabilmek olduğu söyleniyor. Ego sürekli öne çıktığında insanın kendi sesini duymakta zorlanabileceği ve geçmiş deneyimlerin bugünkü kararlarını yönetebileceği anlatılıyor. Buradaki “susturmak” düşünceyi zorla yok etmekten çok, o düşünceyi fark edip onunla nasıl ilişki kurduğumuzu değiştirmek anlamında kullanılıyor.

Ego nasıl yenilir? Egoyla konuşma egzersizi

“Ego konuşuyor ama ben dinlemiyorum” diye düşünmek, yazara göre tek başına yeterli değildir; ego gün boyunca konuşmayı sürdürebilir. Bu yüzden Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var kitabında yer verdiği egoyla konuşma egzersizi öneriliyor. Egonun sesini bastırmak yerine, onun hangi eski deneyimden ve güvensizlikten beslendiğini fark etmek amaçlanıyor.

Aykut Oğut’un kitabında aktarılan egoyla konuşma egzersizi:

“Bak bir tanem, sen uzun yıllar önce olmuş bir olayın etkisi altındasın. Şu an hissettiğim güvensizlik tamamen senin duygularına kendimi kaptırdığım için ortaya çıktı. Ben artık çok farklı bir insanım. Kendime güvenmek için elimde o kadar çok sebep var ki. Seni çok iyi anlıyorum ve sana hak da veriyorum. O zamanlar olanlar bizim suçumuz değildi. Ben artık farklı bir gerçeklik yaşıyorum. Ben kendime güveniyorum. Gel, sen de bana katıl. İnan bana, üzülmene hiç gerek yok; ben çok daha huzurlu bir hayat yaşıyorum. Seni seviyorum ve bu sefer benim geldiğim yoldan geleceksin; ben seni takip etmeyeceğim.”

Yazının önerisi, egonun konuştuğu anı yakalamak ve bu tür bir egoyla konuşma egzersizine zaman ayırmak. Egonun sözlerini fark etmek, onların geçmişten gelen bir korku ya da güvensizlik olup olmadığını sorgulamaya yardımcı olabilir. Ego nasıl kontrol edilir ya da ego nasıl susturulur diye merak edenler için yazıdaki temel yaklaşım, iç sesi yok saymak yerine onu tanıyıp ikna etmeye çalışmaktır.

Yazar, egoya hapsolmanın kişiyi geçmişte yaşamaya, başkalarında sürekli hata aramaya ve öz eleştiri yapamamaya sürükleyebileceğini düşünüyor. Kendi gözlemine dayanarak, başarısızlıklarla dolu bir hayatı gizlemek için küçük başarıları büyütüp anlatan ve yapamadıklarını yapmış gibi gösteren insanlardan söz ediyor. Bu bölüm, yazarın kişisel değerlendirmesidir.

Images

Affetmek ne demektir?

Images

Sözlerimize Dikkat Edelim


Sözlerimiz çok güçlü.

Sözlerimizle hayatımızı şekillendiriyoruz.

Geçen gün markette kasada beklerken, iki kişinin sohbetine kulak misafiri oldum.

Gördükleri harikulade bir araba hakkında konuşuyorlardı.

Birden birisinin diğerine, “Yaa, 40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.” dediğini başımdan aşağı kaynar sular dökülerek duydum.

Dönüp, bu kişiye “Söyleme şu sözleri yaa!!!” dememek için kendimi zor tuttum.

İşte çekim yasası öğretmeni olmanın bazı zararları.

Sevgili öğrencilerim, arkadaşlarım, benim onları bu şekilde uyarmamı kabul edebilirler ama sokaktaki, marketteki insanlara bu şekilde yaklaşmam mümkün olamıyor maalesef.

Sözlerinin, kararlarının, inançlarının hayatlarını şekillendirdiğini pek çok insan maalesef bilmeden, bu şekilde cahil cahil konuşuyorlar ve cahil cahil yaşıyorlar.

Aynı bizim bir zamanlar yaşadığımız gibi.

“Yaa, 40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.”

Bu şekilde konuşmak bizim gibi çekim yasasını bilen, anlayan kişilere artık yasak.
Dileklerimize TEZ zamanda kavuşmak istiyorsak, sözlerimize dikkat etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Nasıl mı dikkat edeceğiz?

1.  “Asla” “Hep” “Hiç” “Her zaman” türünden sözlerimize dikkat edip, bunların dileklerimizle uyumlu olup olmadığına, onlarla çelişip çelişmediğine bakalım.

Bunları hep, dileklerimizle uyumlu olacak ve onlarla çelişmeyecek şekillerde kullanalım.

Örnek:

“40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.” değil de, “Ne güzel arabaydı. Allah’ın izni ve yardımıyla bizim de olur inşallah.” (veya olabilir, olsun, olmasını dilerim,vb.) şeklinde konuşalım ve buna yürekten inanalım. 

2 “Hastayım” “İyi değilim” “Kötüyüm.” ve benzeri söz ve inançlarla hastalıkları daha da fazla çekmeyelim.

Hayatta belki de üzerimizde en etkili olan sözlerimiz, “………..yım.” şeklinde söylediğimiz sözler oluyor.

Allah’ın bize verdiği bu gücü, bu son derece etkili aracı doğru kullanalım.

3. “Nefret” kelimesini sözlüğümüzden çıkartalım.

Sevgi, şükür, affetme, af dileme sözlüğümüzdeki en temel kelimeler olsun.

4. Bol bol “harika” “harikulade” “fevkalade” “mükemmel” “çok güzel” “çok sevindim.” “çok mutlu oldum” şeklinde beğeni, mutluluk, şükür ifade eden sözler söyleyelim.

5. Ağzımızı açıp gözümüzü yummayalım. Sözlerimizi bilerek sarfedelim. Kalbimizden konuşalım.

Ve kalbimizde hep sevgi, anlayış, şükür, af dileme, affetme olmasına dikkat edelim.