Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
Duygular yalnızca zihnimizde yaşadığımız deneyimler değildir; bedenimizde de çeşitli hislerle kendini gösterebilir. Coşku, korku, üzüntü ya da öfke yaşarken bedenimizde neler fark ederiz? Duyguların beden üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalar, farklı duyguların vücutta hissedildiği bölgeleri haritalandırmaya çalışıyor. Bu haritalar, duygularımızla bedensel deneyimlerimiz arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı oluyor.
Zihin beden ilişkisi, zihinsel ve fiziksel durumların birbirinden bütünüyle ayrı olmadığını anlatan bir çerçevedir. Bilim insanları bu iki alan arasındaki bağlantıları anlamaya ve edinilen bilgiyi tedavi yaklaşımlarında değerlendirmeye çalışıyor. Kaynak yazıda aktarılan araştırmaya göre, ABD’deki yetişkinlerin neredeyse yarısı bedenle zihni buluşturan yöntemlerle ilgileniyor.
Hatıralarımızın kendisi kadar onlara eşlik eden öfke, suçluluk ve yargı duyguları da bizi etkileyebilir. Bir anı yeniden tetiklendiğinde, o zamanki duyguları tekrar yaşıyormuşuz gibi hissedebiliriz. Bu yazıda, çocuklukta yaşananların yetişkinlikteki ilişkilere ve kişinin kendini algılayışına nasıl yansıyabileceğini, bir bireysel danışmanlık çalışmasından hareketle anlatıyorum. Danışanın iznini alarak paylaştığım bu özet, onun deneyiminin aktarımıdır; tek bir örnekten herkes için geçerli sonuçlar çıkarılamaz.
Danışanım 26 yaşlarında, bekâr ve meslek sahibi bir kadındı. Pek çok kişinin elde etmekte zorlanacağı başarılar kazanmıştı; buna rağmen içinde onu rahatsız eden bir duygu vardı. Kendini bulunduğu yere ait hissetmiyor, sanki bir gün her şeyi bırakıp gitmesi gerekiyormuş gibi düşünüyordu. Bu nedenle mevcut hayatından ve yaptıklarından zevk almakta zorlanıyordu.
Üniversitedeyken Erasmus kapsamında yurt dışına çıkmış ve orada kaldığı süre boyunca kendini daha rahat hissetmişti. Sonrasında sık sık yeniden yurt dışına çıkıp gezme isteği duyuyor, ancak bunun sonunda ne aradığını tam olarak bilmiyordu. Gitme duygusu hayatının başka alanlarında da ortaya çıkıyordu. “Nasıl olsa buradan ayrılacağım” diye düşündüğü için insanlarla sıcak ve samimi ilişkiler kurmaktan kaçınıyordu. Konuşurken odağı çoğu zaman kendisinde kalıyor, karşısındakinin anlattıklarını basit bulduğu oluyordu.
Hayatındaki pek çok şey ona yüzeysel geliyordu. Bu durumu, duygularını kapatmış olabileceğinin bir işareti olarak ele aldık. Annesinin sürekli kontrollü ve dikkatli olması yönündeki telkinlerinden, kardeşiyle arasındaki mesafeden söz etti. Ona, “Birisiyle konuşurken odağın nerede: kendinde mi, karşındaki kişide mi?” diye sordum. Kardeşiyle konuşurken çoğunlukla kendisinden ve erkek arkadaşından bahsettiğini fark etti; karşısındaki kişinin de konuşmaya katılmaya ihtiyaç duyabileceğini görmeye başladı.
Anlattıkları bana kendi yaşantımdan da tanıdık geliyordu. Geçmişimi uzun süre olduğu gibi kabullenememem ve kendime bakışım, ilişkilerimi duygudan yoksun, mekanik ve yüzeysel hâle getirmişti. Danışanımın yalnızlık ve duygularını kapatma deneyimi üzerine çalışırken, bu duyguların nereden geldiğini birlikte anlamaya yöneldik.
Gevşeme çalışmasının ardından danışanımdan yalnızlık, yargılanma, eleştirilme, kendini kıyaslama ve kontrol etme gibi duygulara odaklanmasını istedim. Bedenini gözden geçirirken ellerinin şişmiş gibi olduğunu söyledi. Bu duyuma odaklanınca aklına çocukluğundan bir sahne geldi. Danışanın o sırada hatırladığı sahneyi, onun aktarımı olarak ele aldık; bu tür anıların tek başına nesnel kanıt sayılmaması gerektiğini de özellikle belirtmek önemlidir.
Danışan kendisini beş-altı yaşlarında, kendisinden iki yaş büyük kız kuzeniyle aynı odadayken hatırlıyordu. Çocuklar merakla birbirlerinin bedenlerini tanımaya çalışıyordu. Danışan odadan çıkmak istemiş ama çıkmamıştı. Bir yandan merak, diğer yandan kuzenine karşı öfke ve tiksinti hissettiğini anlatıyordu. Yengesi odaya girdiğinde ikisi de hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.
Bu sahne ona, yıllar sonra annesine “Bir şey nasıl unutulur?” diye sorduğu zamanı hatırlattı. O dönemde yaşadığı rahatsızlığı bastırmak için hislerini kapattığını düşündü. Daha sonra benzer duyguları eski erkek arkadaşıyla aynı odadayken de yaşadığını anlattı: Bir yandan ortamdan ayrılmak isterken bir yandan kalmak arasında sıkışmıştı.
Çalışmada danışanım, çocukluk sahnesindeki duygularını kuzenine ifade etti. “Kuzenim, sana öfkeliyim çünkü…” cümlesini tamamlamasını istedim. “Senin yüzünden hayatım zindan oldu” ve “Senden tiksiniyorum” gibi ifadeler kullandı. Ardından kuzeninin gözlerine baktığını hayal etti; onun da ne yaptığını tam olarak bilmeyen, merak eden ve korkmuş bir çocuk olduğunu fark etti.
Burada dikkatini yeniden o yaştaki kendisine çevirdik. Danışan, odadan çıkmak isteyen küçük kızın aynı zamanda orada kalmış olmasını yıllarca kendine karşı bir suçlama nedeni yapmıştı. Kendi payını çok küçük görse bile, bu pay zihninde ağır bir yük hâline gelmişti. Kendini kabul edememesi ve geçmişteki anıyı hatırlatan durumlarda insanlardan uzaklaşması, bu yükle birlikte anlam kazandı.
Bir çocuğun merakı, kararsızlığı ya da ne yapacağını bilememesi, yetişkin gibi sorumluluk taşıdığı anlamına gelmez. Çalışmanın amacı, yaşananları küçümsemek veya duyguları yargılamak değil; danışanın o günkü kendisine şefkatle yaklaşmasına ve o zamanki hislerini tanımasına yardımcı olmaktı. Geçmişi kabullenme ve kendini affetme, olanı onaylamak değil; kişinin kendine yönelttiği suçlamayı fark edip duygularına yer açmasıdır.
Danışanımdan bugünkü hâliyle o küçük kızın yanına gitmesini, ona sarılmasını, onu sevdiğini ve olduğu hâliyle kabul ettiğini söylemesini istedim. Birbirini izleyen telkinlerle küçük kızın da kendisini affetmesini hayal etti. Her çeşit duygumuzla bir bütün olduğumuzu; bazı duygularımızı reddettiğimizde kendimizin bir parçasını da reddedebileceğimizi konuştuk. Duyguları kabul etmek, her davranışı doğru bulmak demek değildir. Kişinin kendi duygusunu fark etmesi ve kendine karşı daha anlayışlı olabilmesidir.
Danışan, kuzeniyle arasında hayal ettiği gümüş kordonu kesip çemberden çıktığını imgeledi. Bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını belirtti. Daha sonra sahneyi hatırlayıp kendine şefkatle yaklaşma çalışmasını sürdürmesini konuştuk. Bu anlatıdaki uygulamalar, danışmanlık seansının parçasıdır; yoğun veya sarsıcı anılarla çalışmak herkes için kolay olmayabilir. Böyle bir konuyla karşılaşan kişinin bunu tek başına zorlaması yerine uygun bir uzmandan destek alması önemlidir.
Bazen kişi, kendini yetersiz hissetmemek için başarıya ve güçlü görünmeye fazlasıyla odaklanabilir. Ancak başarı, geçmişteki bir yaranın ya da kendine yöneltilen suçlamaların yerini tek başına doldurmayabilir. Kendini affetmek ve kendini kabul etmek, insanın zayıf hissettiği yanlarını saklamak yerine onları da kendi hikâyesinin bir parçası olarak görebilmesiyle ilgilidir.
Hayat dengede olmaktır. Fiziksel olarak büyürken içimizdeki özle bağımızı da korumamız, kendimize zaman ayırmamız ve hissettiklerimizi anlamaya çalışmamız gerekir. Böylece hayatla ve insanlarla daha sahici bir ilişki kurabiliriz.
KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?
KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN
Sevgilerle,
Halis Şahin
Hayatımızdaki bazı insanlar, olaylar ve ilişkiler geçmişte kalmış olsa da içimizde taşımaya devam ettiğimiz duygusal yükler hâline gelebilir. Bağ kesme çalışması, geçmişi silmek ya da bir kişiyi hayatımızdan zorla çıkarmak değil; o kişiyle ilgili içimizde kalan duyguları ve yükleri fark etmeye yönelik bir farkındalık ve imgeleme çalışmasıdır.
Çalışma sırasında ağlama isteği, bedensel rahatlama, öfke, hüzün, kırgınlık ya da suçluluk gibi duygularla karşılaşabilirsiniz. Bunları bastırmaya veya hemen değiştirmeye çalışmak yerine, kendinizi zorlamadan fark edin. Amaç belirli bir sonucu elde etmek değil, duygunun sizde nasıl yer tuttuğunu görüp artık taşımak istemediğiniz yükleri bırakmaya niyet etmektir.
Farkındalık seviyemizin daha ileri bir boyuta geçebilmesi için önce kendimizi arındırmamız gerektiğine inanıyoruz. Ne duyarsak duyalım, ne öğrenir ya da okursak okuyalım; öğrendiklerimizi hayatımıza katmadığımız ve uygulamadığımız sürece bunlardan yeterince verim alamayız. Beden arındırma yaklaşımını da yalnızca bir şeyler okumak değil, gündelik yaşama taşınan küçük ve düzenli adımlar olarak görüyoruz.
Hayatımızda istediğimiz değişiklikler gerçekleşmiyorsa, önce kendimize dönüp bakabiliriz. Şu dakika kendinize bir “STOP” deyin. Kaç yaşında olduğunuz önemli değil; bugüne kadar yediklerinizi, içtiklerinizi, düşündüklerinizi ve yaşadıklarınızın sizde bıraktığı izleri fark ederek başlayın. Nasıl kullandığımız araçların bakıma ihtiyacı varsa, bedenimiz de ilgiyi ve özeni hak eder. Arabaların 5.000 ya da 10.000 kilometrede bakımını yaptırıp yolda kalma riskini azaltmaya çalışırız; bedenimizi de kendi aracımız gibi düşünerek ona düzenli zaman ayırabiliriz.
Uzun zamandır çalışmalarımla ilgili bilgi paylaşımına ara vermiştim. Bir danışanımla yaptığım çalışma beni etkiledi. Kendisi de izin verdiği için bu seansların özetini paylaşmak istedim.
Öncelikle şunu belirtmek isterim: Yapılan çalışmaların sonucu danışanın ruhsal ve zihinsel durumuyla, sürece yaklaşımıyla ve önerileri uygulamaya ne kadar istekli olduğuyla ilişkilidir. Şifayı veren Allah’tır; rehber yalnızca bir araçtır. Hiçbir çalışma için iyileşme garantisi verilemez. Şifa dileyen şifa, tereddüt eden ise zihin karışıklığı bulur. Herkesin yaşadığı süreç ve aldığı destek kendine özgüdür.
Yurt dışında yaşayan danışanım, eşinin yaklaşık beş-altı ay önce yaşadığı tek gecelik bir ilişkiyi öğrendikten sonra bunalıma girdiğini anlatarak benimle iletişime geçti. Eşi pişman olmuş ve af dilemişti; buna rağmen danışanım yaşananları içinden atamıyordu. Eşinden ayrılmak istemiyor, onu sevdiğini ve eşinin de kendisini sevdiğini söylüyordu. “Eşim beni bu kadar severken başka bir kadına nasıl dokunabilirdi?” sorusuna bir türlü cevap bulamıyordu.
Danışanım despot bir ailede büyümüş, çocukken babasından yoğun şiddet görmüş ve 15 yaşında evlendirilerek yurt dışına gönderilmişti. Eşiyle yabancı bir ülkede 20 yıl geçirmişti. Çalışmıyor, üç çocuğuna bakıyordu. Eşi hayatının merkezindeydi. Ona bu kadar bağlıyken yaşanan ihanet, dünyasını karartmış ve tutunacak dalı kalmadığını hissettirmişti.
İlk seansın başında sesi çok heyecanlıydı. Ön görüşmemizden bir çıkış yolu bulabileceğine dair umutlanmıştı. Önce gevşeme ve rahatlama telkinleriyle sakinleşmesine yardımcı oldum. Ardından regresyon çalışmasına geçerek onu rahatsız eden duyguya odaklanmasını istedim.
Bu duyguyu vücudunun neresinde hissettiğini sorduğumda kalbinin üzerinde yoğun bir ağrı olduğunu söyledi. Ağrıya odaklandığında kırmızı, ateş gibi yakan bir top imgeledi. Onu rahatlatmak için bu alev topunu mavi suyla kaplayıp soğutmasını, ardından göğsünden çıkarıp atmasını istedim. Kendiliğinden gelişen bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını ifade etti.
Sonra kalbindeki ağrıyla bağlantılı olduğunu düşündüğüm sevgi açlığı üzerinde durduk. Bu duyguyu daha önce yaşadığı bir ana gitmesini istediğimde, 15 yaşlarında eşiyle birlikte yürüdükleri bir sahneyi anlattı. Eşi ona bakmıyor ve konuşmuyordu. Danışanım ise eşinin gözlerinin içine bakıyor, bir şey söylemesini ve varlığını fark etmesini bekliyordu.
Geçmişte kendisini kimin sevmediğini sorduğumda annesiyle babasından söz etmeye başladı. Onların yeterince sevgi göstermediğini, babasının zaman zaman kendisini dövdüğünü anlattı. Anne ve babasına karşı öfkeliydi. Annesini karşısındaki sandalyede imgelemesini ve içinde birikenleri ona söylemesini istedim. Ağlayarak kendini ifade etti; söyleyecekleri bittikçe bir miktar rahatladığını hissetti.
Ardından annesinin gözlerine bakmasını istedim. Ne gördüğünü sorduğumda “üzüntü” dedi. Annesini affedebileceğini söyledi ve onu affettiğini söyleyerek annesine sarıldığını imgeledi. Annesinin sıcaklığını hissetmenin çok güzel olduğunu, yıllardır özlemini çektiği sevilme duygusunu yaşadığını anlattı.
Daha sonra babasına yönelik duygularını ifade etti ve babasına sarıldığını imgeledi. “Babamın kollarını vücudumda hissettim” ve “Hiç bu kadar mutlu olmamıştım” dedi. Babasını da affedebileceğini söyledi. Son olarak kendisini karşısına alıp ona sıkıca sarılmasını ve kendisini sevdiğini söylemesini istedim. Dokunsal bir kişiliği olduğu için sarılma imgesi onda güçlü bir sevgi duygusu uyandırıyordu.
Düzenlemekte olduğum çekim yasası, bilinçaltı kayıt temizliği ve farkındalık oluşturma seminerinin içeriğini paylaşmak istiyorum. Önce kendi keşif yolculuğumu anlatacağım; böylece seminerde ele alacağımız konuları neden seçtiğim ve bu yolun bende nasıl şekillendiği daha anlaşılır olacak.
Çekim yasasıyla ilgilenmeye başlayalı yaklaşık altı yıl oldu. Bu konuya ilgi duyan birçok kişi gibi benim başlangıcım da The Secret kitabını okumakla gerçekleşti. Kitabı bitirdikten sonra, anlatılanları hayatıma geçirip geçiremeyeceğimi düşünmeye başladım. Birileri başarmışsa ben de başarabilirdim. Üstelik geçmişimi dikkatle incelediğimde, bu yasayı belki onlarca kez işlettiğimi; ancak bunu o zaman bilinçli olarak fark etmediğimi gördüm. Zihnimde bir şimşek çaktı: Bundan sonra neden aynı şeyi bilinçli şekilde hayatıma uygulamayayım?
Zihniniz geçmiş ve gelecek arasında gidip gelirken şu anla gerçekten meşgul olamazsınız. Oturduğunuz ya da yürüdüğünüz yerde bedeniniz bulunsa bile dikkatiniz başka yerdedir; konuştuğunuz kişiyi tam olarak dinleyemezsiniz. O sırada yaptığınız şey, geçmişte olanlarla bağlantılı düşüncelere ya da bir sonraki adımınızı planlamaya dönüşür.
Belki geçmişte yaşadığınız bir deneyimin sonuçlarından kendinizi korumaya, belki eylemlerinizi ya da saygınlığınızı savunmaya çalışıyorsunuz. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşüneceğini düşünüyor; bir hata yapıp geride kalmaktan ya da öne geçmekten çekiniyor olabilirsiniz. Geleceği planlarken zenginlik, sevgi, samimiyet veya ait olma arzusunun peşinden gitmeniz de mümkündür. Duygularınız sizi yeni hikâyelerin içine çekerken zihniniz bulunduğunuz yerde olmayabilir.
İsteklerimizle rezonansa geçebilmek için önümüzde birçok imkân var. Bunların arasından sana en çok mutluluk ve kolaylık veren yolu seçebilirsin. Bu yaklaşımda, istekleri yaşamımıza çekebilmemiz için mutluluk ve kolaylık önemli enerji taşıyıcılarıdır. Bir işe çok ciddi ve gergin başlarsak, kendi içimizde de gergin bir rezonans alanı oluşturabiliriz. Böyle bir durumda, yaşamımıza çekmek istediğimiz şeyin ne olduğunu kendimize sormakta fayda var: Arzumuzun gerçekleşmesini mi istiyoruz, yoksa gerginliği mi besliyoruz?
Deneyeceğin yöntemlerin hepsi bir çırpıda sonuç vermeyebilir; ilk denemede favorin olacakları da garanti değil. Bazı tekniklere karşı içinde direnç, hüzün ya da şüphe hissedebilir; olumlu inanç cümlelerine inanmakta veya isteklerini zihninde canlandırmakta zorlanabilirsin. Bunlar yaşanabilir. Hayal kırıklığına kapılmak yerine kendine zaman tanı. Rezonans kanunu yaklaşımında, zorluğa odaklanmanın onu daha da büyütebileceği düşünülür. Unutma ki:
John Randolph Price’ın Bolluk Kitabı’nda yer alan 40 günlük bereket ve zenginlik planını paylaşmak istedim. Bu çalışma, para ve maddi koşulları tek kaynak olarak görmek yerine, hayatımızdaki ve ilişkilerimizdeki bolluk ve bereketi fark etmeye odaklanan manevi bir uygulamadır. John Randolph Price bolluk ve bereket planı olarak da anılan bu yaklaşımın temelinde, dikkati görünen sonuçlardan onları meydana getiren içsel kaynağa çevirmek vardır.
Hayatınızda daha fazla para ve bereket olmasını mı istiyorsunuz? Price’ın yaklaşımına göre bunun için dikkati etkilerin, yani maddi sonuçların bilincinden nedenin, yani manevi kaynağın bilincine çevirmek gerekir. Bir etkiye güç verdiğinizde, ona kendi gücünüzü vermiş olursunuz. Paranın kendi başına gücü olduğuna inanırsanız, onun üzerinizde güç sahibi olmasına izin verir ve rolleri tersine çevirmiş olursunuz.
“Sürekli değişen hayatın ritmi ve akışıyım.”
Bir durumu değiştirmek için önce o durumu besleyen, derinlerde yer etmiş düşünce kalıplarımızı fark etmemiz gerekir. Bazen yaşadığımız durumdan söz eder, yakınır ya da benzerini başka insanlarda görürüz. Dikkatimizi çeken konuya böylece yaklaşmaya başlarız. Bir öğretmen, arkadaş, kurs ya da kitap da çözüm yollarını göstererek bizi uyandırabilir; daha önce göremediğimiz düşüncelerimizi fark etmemize yardımcı olabilir.
İzin Verme Sanatı şu anlayışla özetlenebilir: “Ben ne isem oyum ve bu durumdan mutluyum. Sen kimsen, osun. Belki benden farklısın; ama bu da çok güzel.”
Mustafa Kartal’ın İzin Ver Olsun kitabında aktarılan bu yaklaşım, çekim yasası ve izin verme sanatı arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Metne göre kişi, duygularının ve düşüncelerinin yönünün farkına vardıkça deneyimlerini isteyerek mi, yoksa farkında olmadan mı şekillendirdiğini daha iyi anlayabilir.
Metinde, önce Çekim Yasasını, ardından İstemli Oluşturma Bilimini, son olarak da İzin Verme Sanatını anlamak gerektiği belirtiliyor. İlk iki kavram anlaşılmadan izin verme sürecinin kavranması zorlaşıyor. Bu düşünceye göre Çekim Yasası, kişi onu bilse de bilmese de işler; dikkat ve düşünce nereye yönelirse deneyimin odağı da oraya kayar.
İzin verme anlayışının özünde, kişinin kendi seçimlerinden memnun olması ve başkalarının kendisinden farklı olabileceğini kabul etmesi vardır. Farklılıklar ne kadar belirgin olursa olsun, kişi huzursuzluk veren şeylere odaklanmak yerine istediği şeye yönelmeyi seçebilir. Bu yaklaşım, herkesi kendi doğrularının peşinden sürüklemeye çalışmamak anlamına gelir. Kişi kendisine ya da başkasına izin vermediğinde olumsuz duygular yaşayabileceğini de fark eder.
İzin vermek, rahatsız edici bir durumu görüp hiçbir şey yapmadan kabullenmekle aynı şey değildir. Metnin tarif ettiği izin verme sanatı, olaylara bakış yönünü seçmek ve iyi hissettiren düşüncelere odaklanmaktır. Duygular, düşüncelerin yönünü fark etmek için bir rehber olarak görülür.
Bir olayın nasıl deneyime girdiğini anlamayan kişi, başkalarının düşünce ve davranışlarından endişe duyabilir. Metindeki yaklaşıma göre kişi, düşünceleriyle istemediği deneyimlere yoğun biçimde odaklanmadığında, bu deneyimlerin kendisine ulaşacağı korkusuyla yaşamak zorunda olmadığını kavrar. Fiziksel dünyada hem uyum duyulan hem de duyulmayan pek çok şey vardır; amaç, uyuşulmayan her şeyi yok etmek değil, ne istendiğini belirleyip düşünceyi ona yöneltmektir.
Başkalarının yaptıklarına karşı sürekli savunma geliştirmek, kişiyi çaresiz ve korunmasız hissettirebilir. Metin, istenmeyen olaylara direnmenin onları zihinde daha fazla büyütebileceğini ifade eder. Dünyadaki bütün çelişkileri ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, çeşitliliğin içinde kişisel özgürlüğü bulmak ve evrensel yasaları anlamaya çalışmak öne çıkarılır.
Başkalarının söz ve davranışlarının kişiyi etkilemek zorunda olmadığını kavramak, başkalarına izin vermenin ön koşullarından biri olarak sunulur. Bu yasalar, onları kabul edip etmemekten bağımsız ve sürekli olarak var olan ilkeler şeklinde anlatılır.
Başkalarına izin vermek, herkesin sizin istediğiniz gibi davranmasını sağlamaya çalışmamak ve onların kendi seçimlerini yapma hakkını kabul etmektir. Bu, yalnızca hoşgörü göstererek rahatsızlığın içinde kalmakla aynı değildir. Metinde hoşgörü, kişi dışarıdan müdahale etmese bile olumsuz duygular yaşamaya devam ediyorsa izin vermekten farklı tutulur. İzin verme ise kişinin kendi duygusal odağını fark etmesi ve başkasının seçimini kendi huzurunun önüne koymamasıdır.
Bu nedenle “Ben neysem oyum ve başkalarının da oldukları gibi olmalarına izin veriyorum” düşüncesi, kişinin yaşamını başkalarını kontrol etmeye çalışmadan sürdürmesine yardımcı olan bir bakış açısı olarak anlatılır. Başkalarına izin vermek ne demek sorusunun metindeki karşılığı, onların seçimlerini yönetmeye çalışmak yerine kendi düşünce ve duygularının yönünü seçmektir.
Sorun yaşayan birine yardımcı olmak isteniyorsa, yalnızca soruna bakmak yerine yardım ve çözüm ihtimaline odaklanmak önerilir. Metne göre çözüm aramak olumlu duyguları desteklerken, sorunun kendisine takılı kalmak olumsuz duyguları güçlendirebilir. Başkasının ne istediğini görmek ve onu arzusuna doğru desteklemek, yardım etmenin bir yolu olarak ifade edilir.
Hastalıkla mücadele eden bir arkadaş için de metin, onun hastalığına değil iyilik hâline ve iyileşme olasılığına odaklanmayı önerir. Bu bölümdeki düşünceler kitabın yaklaşımını aktarır: kişinin odağını değiştirmesi kendi duygularını etkileyebilir; ancak başkasının deneyimi ve seçimi yine kendisine aittir.
İstemli Oluşturma sürecinin bir yanı ne istendiğine karar vermek, diğer yanı ise istenene direnmemek ve ona izin vermek olarak anlatılır. “İstiyorum ve izin veriyorum, dolayısıyla oluşuyor” ifadesi, düşünceyi arzuyla uyumlu tutma fikrini özetler. Kişinin olumsuz duygulara kapılmadan, kendisine daha iyi hissettiren düşünceleri bulması önemsenir.
Sağlıkla ilgili bölümde, gelecekte sağlıklı olmayı hayal etmek ya da geçmişteki sağlıklı zamanları hatırlamak, arzuyla uyumlu bir düşünceye yönelmenin örneği olarak verilir. Bu, metnin kişisel gelişim yaklaşımını yansıtan bir düşüncedir; sağlık sorunlarında profesyonel değerlendirme ve tedavinin yerine geçen bir öneri olarak sunulmaz.
İzin Verme Sanatını öğrenmek, metne göre son noktası olmayan bir süreçtir. Kişi, geçmişteki düşünceleriyle bugünkü istekleri arasındaki uyumsuzluğu fark ettikçe huzursuzluk yaşayabilir; ne istediği konusunda daha kararlı oldukça ise daha huzurlu hissedebilir. Olumlu duyguya yönelmek hem kendine hem de başkalarına izin verme anlayışının parçasıdır.
İzin veren olmak, herkesin sizin istediğiniz biçimde yaşamasını beklemek değil; dikkatinizi verdiğiniz şeyleri fark edip sizinle uyumlu olana yönelmektir. Metnin temel mesajı, “Ben ne isem oyum; sen de kimsen osun ve bu da güzel” diyerek farklılıklara alan açmak ve kendi odağını bilinçli seçmektir.
Mustafa Kartal
İzin Ver Olsun (Ray Yayıncılık)
Alıntıdır.
Kaynak: https://holyharmony.wordpress.com/2013/11/05/izin-ver-olsun-mustafa-kartal/
Evrensel çekim yasası yaklaşımında, zihninizi istediğiniz şeye yöneltmek ve bu isteği olumlamalarla ifade etmek önemlidir. Belki de uzun zamandır rüyalarınızı süsleyen bir şeyi ya da daha pratik bir hedefi hayatınıza çekmenin yollarını arıyorsunuz. Aşağıdaki çekim yasası olumlamalarını kendi isteğinize göre değiştirebilirsiniz. Günde iki kez, sabah uyandıktan sonra ve akşam yatmadan önce tekrarlamayı deneyin. Bu ifadeler bir sonucu garanti etmez; bu yaklaşım içinde, hedefinizi hatırlamanıza ve ona odaklanmanıza yardımcı olacak araçlar olarak düşünülebilir.
Çekim yasası nasıl kullanılır sorusuna bu yazının verdiği yanıt, isteğinizi netleştirmek, onu size anlamlı gelen sözcüklerle ifade etmek ve olumlamayı düzenli biçimde hatırlamaktır. Olumlamalar, yeni bir şey yaratmanızı engellediğini düşündüğünüz sınırlayıcı fikirleri fark etmenize ve dikkatinizi arzunuza çevirmeye yardımcı olabilir. Önemli olan, bir cümleyi mekanik biçimde tekrarlamak değil; ne istediğinizi gerçekten anlayıp kendi dilinizle ifade etmektir.
Kendi adını söyle meditasyonu, dikkati nefese getirip nefes verirken kendi adınızı içinizden tekrarladığınız sade bir uygulamadır. Amaç nefesi değiştirmek ya da kusursuz bir odaklanma sağlamak değil; nefes alışverişinizi fark etmek ve dikkatiniz dağıldığında yeniden adınıza dönmektir. Bu isim meditasyonu için özel bir hazırlık gerekmez. Gözleriniz açık veya kapalı olabilir; size daha rahat gelen biçimi seçin.
Önce nefesinize odaklanın. Nefes alın ve verin; nefesin doğal akışını, başlangıcını ve bitişini fark edin. Birkaç nefes boyunca yalnızca bu akışı izleyin. Ardından nefes verirken adınızı yüksek sesle değil, kendinize söyleyin. Adınız, soyadınız ya da kendinizden söz ederken kullandığınız takma adınız olabilir. Size en tanıdık gelen adı seçin.
Bedenimizde yaşadığımız her rahatsızlığı yalnızca duygularla açıklamak mümkün değildir. Burada yer alan hastalıkların psikolojik nedenleri, Nevşah Fidan Karamehmet’in yazısında aktarılan yorumlar ve sembolik anlamlardır; tıbbi tanı veya kanıtlanmış hastalık nedenleri olarak değerlendirilmemelidir. Belirti ya da sağlık sorunu yaşadığınızda gerekli değerlendirme için sağlık uzmanına başvurmanız önemlidir.
Bu yaklaşımdaysa bazı düşünce ve duyguların bedenle ilişkisi üzerinde durulur. Kişinin geçmişe tutunması, kendini ifade edememesi veya yaşamın akışına güvenmekte zorlanması, hastalıkların duygusal nedenleri üzerine düşünürken ele alınan temalardır. Aşağıdaki açıklamalar bu bakış açısını aktarır; herkes için geçerli, kesin neden-sonuç ilişkileri kurmaz.
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?