Bilinç ve Bilinçaltı kayıt temizliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Hak Etmek ile Layık Olmak Arasındaki Fark

Günlük yaşamda farkında olmadan birbirinin yerine kullandığımız iki kavram vardır: hak etmek ve layık olmak. Oysa hak etmek ile layık olmak arasındaki fark, düşündüğümüzden daha derin olabilir. Bu iki kavram yakın anlamlı görünse de biri daha çok emek ve karşılıkla, diğeri ise kendimize ve yaşamımıza dair taşıdığımız değer algısıyla ilgilidir.

Sık sık “Neden hak ettiğim hâlde bu yaşantıya sahip olamıyorum?” diye soruyorsanız, yalnızca neyi istediğinize veya hak ettiğinizi düşündüğünüze değil, kendinizi gerçekte neye layık gördüğünüze de bakmanız gerekebilir. Bir şeyi istemek ya da onu hak ettiğimize inanmak başka; o şeyi kendi yaşamımız için mümkün ve uygun görmek başkadır.

Images

Para Enerjisi ve Anne-Baba bağımız



Şimdi para enerjisinin dayanıklılık ve bekasının eril ilke ile bağından söz etmek istiyorum. Eril ilkenin ailedeki en önemli …temsilcisi babadır. Baba ve eril ilke yaşamda sağlamlığı ve kalıcılığı temsil eder. Paranın kalabilmesi için babaya “evet” demeniz gerekir. Gökyüzü eril ilkenin en büyük temsilcisi, hava da yaşamanın olmazsa olmazı değil mi zaten? İster yağmur, ister fırtına, ister dolu, ister kar getirsin, havaya “hayır” diyebilir misiniz?
Babamıza “evet” demek, tıpkı hava gibi ona her koşulda rıza göstermektir. Başka bir deyişle ona tüm yaşamı, deneyimleri, suçları, eksik/fazla yanları, hataları, geçmişi, genetik kodlamasında kaydı bulunan bulunmayan tüm ataları, onların yaptıkları/yapmadıkları, evrensel/bütünsel sisteme verdikleri veremedikleri ile hiç ayırımsız total ve koşulsuz bir kabul anlamına gelir. Biz babamızın bazı yanlarını beğenmez ve reddersek…
İşiniz var. Çalışıyorsunuz, geliriniz birçoğunun özeneceği kadar yüksek. Demek dişi ilke, dünya ana ve tabii kendi annenizle ilişkileriniz gereğince iyi. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Hatta bu kadar gelire rağmen gelirinizi giderinize denkleştiremiyor, ay sonuna borçsuz ulaşamıyorsunuz.
Bir işyeri sahibisiniz. Çalışanlarınız, müşterileriniz memnun, ürününüz kolayca pazarlanıyor, vergilerinizi, SSK, Bağ-Kur ödemelerinizi düzenli gerçekleştirebiliyorsunuz. Para akışınız da iyi, tahsilâtlarda her hangi bir tıkanıklık görmüyorsunuz. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Herkese yardım eden, varlığıyla destek sunan siz kendiniz için belli bir rakamdan sonrasını ayıramıyorsunuz.
Images

Çekim Yasası Serisi – 4: Serbest Bırakmak ve Harekete Geçmek

Adım 3: Serbest Bırakın ve Yaratıcı Adımlar Atın

Mutluluğa giden yolda önemli bir adım, neyi kontrol edebileceğimizi ve neyi akışına bırakmamız gerektiğini ayırt etmektir. Kontrolümüzde olmayan şeyleri yönetmeye çalışarak gereksiz yere endişelenebiliriz. Öte yandan değiştirebileceğimiz konularda hiçbir adım atmayıp her şeyi akışına bırakmak da sonradan pişmanlık yaratabilir.

Çekim yasası yaklaşımımda mesele yalnızca bir şeyi istemek değildir; kendi sorumluluğumuzu almak, kontrolümüzün dışındaki kısmı ise güvenle bırakabilmektir. Çekim yasası nasıl uygulanır diye düşündüğümüzde bu ayrımı görmek, isteğe doğru ilerlerken nerede çaba göstereceğimizi ve nerede sonucu zorlamayacağımızı anlamamıza yardımcı olur.

Images

Çekim Yasası Serisi – 3: İmgeleme ve Kısıtlayıcı İnançlardan Arınma

Adım 2: İstediğiniz Şeye Sahip Olan Kişi Olmayı Seçin

Bir şeyi istediğimizi söylemekle, onun hayatımızın doğal bir parçası olmasına içtenlikle izin vermek her zaman aynı şey değildir. Bilinçli olarak “Bunu istiyorum” diyebiliriz; ama aynı anda içimizde başka bir düşünce “Bu benim için mümkün değil”, “Ben böyle biri değilim”, “Bunu hak etmiyorum” ya da “Buna sahip olursam başıma kötü bir şey gelir” diyebilir.

Bu aşamada yalnızca istediğimiz şeye değil, o şeye sahip olan kişiyle ilgili zihnimizde oluşturduğumuz tanıma ve kendimizi bu tanımın neresinde gördüğümüze bakacağız. İmgeleme yoluyla istediğimiz yaşamı zihnimizde deneyimleyecek; ortaya çıkan düşünceleri, duyguları ve bedensel tepkileri gözlemleyeceğiz. Çekim yasası çalışmasında bu gözlem, isteğimizle aramıza koyduğumuz düşünsel sınırları fark etmemize yardımcı olabilir.

Images

Çekim Yasası Serisi – 2: Bilinçli Olarak Çekim Yasasını Çalıştırmak

Çekim Yasası Nasıl Kullanılır?

Buraya kadar anlattıklarımızı bir araya getirdiğimizde, çekim yasasını yalnızca “Bir şeyi düşünürsem onu hayatıma çekerim” şeklinde anlamanın yetersiz kaldığını görebiliriz.

Düşüncelerimiz önemlidir; çünkü olaylara verdiğimiz anlamı etkiler. Verdiğimiz anlam duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı, davranışlarımız da seçimlerimizi etkiler. Seçimlerimiz ise hayatımızdaki sonuçların oluşmasında rol oynar. Bu zinciri fark etmek, istediğimiz sonuçlara yaklaşırken kendi payımızı görmemize yardımcı olur.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: İstenmeyen Çocuk Duygusu

Kendimizi değersiz hissetmemizin nedenlerini anlamaya çalışırken geçmişte yaşanan olaylara ve aile ilişkilerine de bakarız. Bu yazıda, istenmeden gerçekleşen bir hamilelik ve annenin içinde bulunduğu koşulların çocukta nasıl algılandığını konu alan bir regresyon çalışmasını paylaşıyorum. Aşağıdaki anlatım, seans sırasında danışanın deneyimlediklerini ve benim yorumlarımı aktarır; ortaya çıkan sahneler tek başına geçmişte yaşananların nesnel kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.

İstenmeyen çocuk duygusu, kişinin kendisini kabul görmemiş, yalnız ya da değersiz hissetmesiyle iç içe geçebilir. Bu duygunun her insanda aynı şekilde yaşanacağını söylemek mümkün değildir. Paylaştığım çalışma, bir danışanın kendi yaşamındaki örüntülere nasıl baktığını anlatan kişisel bir seans öyküsüdür.

Danışanın yaşamında başarı ve ilişkiler

Danışanım 39 yaşlarında, bekâr bir kadındı. Yüz yüze yaptığımız çalışmaya, hedefleri ve ilişkileri konusunda yolunda gitmeyen şeyler olduğunu düşündüğü için katılmıştı. Özel sektörde çalışıyordu; öğretmen olmak istiyor, ancak mezun olduğu bölümden yeterince atama yapılmadığı ve 40 yaşına yaklaştığı için bu hayalin artık gerçekleşmeyeceğinden korkuyordu.

İlişkiler konusunda da sıkıntı yaşıyordu. Bir kez nişanlanıp ayrılmış, sonrasında uzun süreli bir ilişki kuramamıştı. Ailenin en küçük çocuğuydu. Okul yıllarında başarılı, birincilikler kazanan bir öğrenciydi. İlkokul öğretmeni, sınıf arkadaşlarından birinin sorumluluğunu ona vermiş ve öğretmenlik yapmasını istemişti. Başarı, zamanla yaşamında vazgeçilmez bir yere yerleşmişti.

istenmeyen çocuk

Babasıyla kurduğu yakınlık da anlattığı önemli konulardan biriydi. Çocukken sık sık babasının kucağına oturur, hastalandığında babası yanına gelince kendisini daha iyi hissederdi. Bu yakınlığın çocuklukta ve üniversite yıllarında da sürdüğünü, zaman zaman bugün bile tekrarlandığını belirtti.

Geçmişte babasının başka bir kadınla ilişkisi gündeme gelmişti. Danışanım, bu kadının babasına zarar vereceğini söylediğini ve bir süre sonra babasının işlerinin kötüye gittiğini anlatıyordu. Olayların birbirini izlemesi, kadına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duymasına neden olmuştu. Kendi ilişkilerinde de başka bir kadının ortaya çıkıp erkeği ayartacağı ve ilişkinin bozulacağı beklentisini fark ettim. Benim yorumumla, bu yaşantı zihninde güçlü bir çapa oluşturmuştu.

Yalnızlık duygusuna doğru regresyon çalışması

Danışanım ailesindeki olaylara sık sık müdahil oluyor ve kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu. Çalışma sırasında ailedeki rollerin karışmış olabileceğini; zaman zaman çocuk rolünden çıkıp aile reisliği ya da annesinin rolünü üstlendiğini düşündük. Nereden başlayacağımızı belirlemek için regresyon terapisi çalışmasında, kendisini seansa getiren duyguyla bağlantı kurmasını istedim.

Danışanım midesinde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir rahatsızlık hissetti. Bu duyguya odaklanmasını ve geçmişteki bağlantılı bir sahneye gitmesini istediğimde, 5-6 yaşlarında olduğu bir anı anlattı. Anne ve babası misafirliğe gitmiş, kardeşleri evde kalmıştı. Üç kardeşi birlikte oynarken o ayrı durup onları seyrediyordu. Yaramazlık yaptıklarında babalarına şikâyet etmekle tehdit etmiş; bunun üzerine ablası ona bıçak atmış ve burnu kanamıştı.

istenmeyen çocuk

O sahnedeki kızın ne hissettiğine baktığımızda, danışanım kendisini kardeşlerinden ayrı, yalnız ve tek başına hissettiğini söyledi. Güvenebileceği kimse olmadığını düşünmesi, başarılı olmayı ve kimseye muhtaç olmamayı yaşam felsefesi hâline getirmişti. Başarıyla kendisini göstermek istiyordu. İlkokul öğretmeninin ona verdiği sorumluluğun da başarı duygusunu beslediğini düşündük.

Yalnızlık duygusuna odaklandığımızda çalışma sırasında anne karnında, yaklaşık altı aylık olduğu bir sahne belirdi. Danışanımın aktardığına göre annesi ve babası tartışıyor, annesi ailedeki yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere bakmak zorunda olduğu için hamileliği sürdürmek istemediğini söylüyordu. Danışanım, o sahnedeki algısının bu gerekçeyi anlamadığını; yalnızca istenmediğini hissettiğini ifade etti. Bu anlatı üzerinden, istenmeyen çocuk duygusunun onda yalnızlık hissiyle bağlantısını ve babasına yönelen yoğun yakınlığı ele aldık.

Sevgi algısını yeniden kurmak

Çalışmada, danışanımın annesinin sevgisini hissettiği bir sahneyi bulmasına yardımcı olmayı amaçladım. Onu imgeleminde doğum anına götürerek annesinin kucağında olduğunu düşünmesini ve annesinin gözlerine bakmasını istedim. Danışanım, annesinin gözlerinde sevgi gördüğünü söyledi. Ardından babasının kucağında olduğunu hayal etti ve onun gözlerinde de sevgi algıladığını belirtti.

istenmeyen çocuk

Sonra imgeleminde anne karnındaki bebeğin yanına dönmesini ve altı aylık hâlini doğum anına getirmesini istedim. Yetişkin danışan, anne karnındaki hâli ve yeni doğan hâli aynı sahnede buluştu. Danışanım, annesinin gözlerindeki sevgiyi görmenin kendisinde rahatlama yarattığını ifade etti. Ardından ilk gittiğimiz oyun sahnesine döndük. Bu kez kardeşleriyle birlikte oynadığını; kendisini onların bir parçası olarak gördüğünü anlattı. Benim yorumumla, yalnızlık ve sevgi açlığına ilişkin algısında farklı bir kapı aralanmıştı.

istenmeyen çocuk

Aile rolleri, sınırlar ve kendi hayatına yönelmek

Seans sırasında, danışanımın babasına duyduğu yakınlığın ilişkilerini etkileyebileceğini düşündük. Babasının yanında güvende hissetmesi, başka bir erkeği hayatına kabul etmeyi sanki babasına ihanet etmekmiş gibi algılamasına yol açıyor olabilirdi. Danışanım, bazı ilişkilerinde karşısındaki kişiyi uzaklaştırdığını ve ardından kendisini cezalandırır gibi sıkıntı yaşadığını fark etti. Bunlar, seans içindeki değerlendirmelerimizdi; tek bir açıklamanın bütün ilişki güçlüklerini açıkladığı anlamına gelmiyordu.

Ailedeki roller üzerine çalışırken danışanım imgeleminde kendisini doğum anına götürdü ve şu cümleleri seslendirdi: “Yaratan beni kadın olarak yarattı. Ben cinsiyetimi kabul ediyorum. Ben kadınlığımı kabul ediyorum. Ben kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.” Sonrasında annesiyle arasındaki bağı temsil eden bir kordonu kesme imgelemesi yaptık. Annesine teşekkür etmesini, kendi sorumluluklarını kabul edip annesine ait olduğunu düşündüğü duyguları ona iade etmesini ve ikisini de özgür bırakmasını istedim. Ardından babasıyla benzer bir çalışma yaptı. Babasıyla arasındaki bağı kesme imgelemesinden sonra büyük bir rahatlama hissettiğini söyledi.

Danışanımın kendi geleceğine doğru yürümesini istediğimde, imgeleminde önce yeşilliklere, sonra deniz kıyısındaki bir yere ulaştı. Bu yer çocukluğunda hayalini kurduğu bir yerdi. Orada, öğretmenlikten çok büyük bir şirkette yönetici olmayı hayal ettiğini fark etti. Belki de öğretmen olma fırsatlarının önünde, fark etmediği başka istekler bulunuyordu. Çalışmada karşılaştığımız diğer yaşlardaki hâllerini de bu sahneye çağırdı; birlikte oyun oynayıp gelecek planları yaptıklarını imgeledi.

Seans sonunda rahatlamış ve enerjisinin değiştiğini hissettiğini belirtti. Bir sonraki çalışmaya kadar, fırsat buldukça küçük hâlini sevgiyle hatırlamasını ve hayal kurduğu özel yere dönmesini önerdim. Ayrıca şu olumlamaları kullanmasını istedim: “Ben dişiyim. Sağlıklı ilişkiyi hayatıma sevgiyle kabul ediyorum. Sağlıklı cinsel yaşamı sevgiyle hayatıma kabul ediyorum.” Bu öneriler seans bağlamında danışanımla paylaştığım çalışmalardı; herkes için uygun ya da tek başına yeterli bir yöntem olarak düşünülmemelidir.

Sonraki telefon görüşmelerimizde danışanım, kendisini daha rahat hissettiğini ve çevresindekilerin de değişimini fark ettiğini söyledi. Bu, değişimin tamamlandığı anlamına gelmiyordu. Babasıyla ilişkisinde baba-kız rollerinin belirginleşmesi, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını tanıması ve başarı odaklılığını dengelemesi üzerinde çalışılması gereken konular olarak duruyordu. Değişim bir süreçti; farkındalığının artmasının bu sürece katkı sağlayacağına inanıyordum.

Sevgiyle,
Halis Şahin

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

istenmeyen çocuk

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Sevgi Açlığı

Uzun zamandır çalışmalarımla ilgili bilgi paylaşımına ara vermiştim. Bir danışanımla yaptığım çalışma beni etkiledi. Kendisi de izin verdiği için bu seansların özetini paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Yapılan çalışmaların sonucu danışanın ruhsal ve zihinsel durumuyla, sürece yaklaşımıyla ve önerileri uygulamaya ne kadar istekli olduğuyla ilişkilidir. Şifayı veren Allah’tır; rehber yalnızca bir araçtır. Hiçbir çalışma için iyileşme garantisi verilemez. Şifa dileyen şifa, tereddüt eden ise zihin karışıklığı bulur. Herkesin yaşadığı süreç ve aldığı destek kendine özgüdür.

İhanet sonrası yaşanan yoğun duygular

Yurt dışında yaşayan danışanım, eşinin yaklaşık beş-altı ay önce yaşadığı tek gecelik bir ilişkiyi öğrendikten sonra bunalıma girdiğini anlatarak benimle iletişime geçti. Eşi pişman olmuş ve af dilemişti; buna rağmen danışanım yaşananları içinden atamıyordu. Eşinden ayrılmak istemiyor, onu sevdiğini ve eşinin de kendisini sevdiğini söylüyordu. “Eşim beni bu kadar severken başka bir kadına nasıl dokunabilirdi?” sorusuna bir türlü cevap bulamıyordu.

Danışanım despot bir ailede büyümüş, çocukken babasından yoğun şiddet görmüş ve 15 yaşında evlendirilerek yurt dışına gönderilmişti. Eşiyle yabancı bir ülkede 20 yıl geçirmişti. Çalışmıyor, üç çocuğuna bakıyordu. Eşi hayatının merkezindeydi. Ona bu kadar bağlıyken yaşanan ihanet, dünyasını karartmış ve tutunacak dalı kalmadığını hissettirmişti.

sevgi açlığı

Sevgi açlığının izini sürmek

İlk seansın başında sesi çok heyecanlıydı. Ön görüşmemizden bir çıkış yolu bulabileceğine dair umutlanmıştı. Önce gevşeme ve rahatlama telkinleriyle sakinleşmesine yardımcı oldum. Ardından regresyon çalışmasına geçerek onu rahatsız eden duyguya odaklanmasını istedim.

Bu duyguyu vücudunun neresinde hissettiğini sorduğumda kalbinin üzerinde yoğun bir ağrı olduğunu söyledi. Ağrıya odaklandığında kırmızı, ateş gibi yakan bir top imgeledi. Onu rahatlatmak için bu alev topunu mavi suyla kaplayıp soğutmasını, ardından göğsünden çıkarıp atmasını istedim. Kendiliğinden gelişen bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını ifade etti.

Sonra kalbindeki ağrıyla bağlantılı olduğunu düşündüğüm sevgi açlığı üzerinde durduk. Bu duyguyu daha önce yaşadığı bir ana gitmesini istediğimde, 15 yaşlarında eşiyle birlikte yürüdükleri bir sahneyi anlattı. Eşi ona bakmıyor ve konuşmuyordu. Danışanım ise eşinin gözlerinin içine bakıyor, bir şey söylemesini ve varlığını fark etmesini bekliyordu.

sevgi açlığı

Geçmişte kendisini kimin sevmediğini sorduğumda annesiyle babasından söz etmeye başladı. Onların yeterince sevgi göstermediğini, babasının zaman zaman kendisini dövdüğünü anlattı. Anne ve babasına karşı öfkeliydi. Annesini karşısındaki sandalyede imgelemesini ve içinde birikenleri ona söylemesini istedim. Ağlayarak kendini ifade etti; söyleyecekleri bittikçe bir miktar rahatladığını hissetti.

Ardından annesinin gözlerine bakmasını istedim. Ne gördüğünü sorduğumda “üzüntü” dedi. Annesini affedebileceğini söyledi ve onu affettiğini söyleyerek annesine sarıldığını imgeledi. Annesinin sıcaklığını hissetmenin çok güzel olduğunu, yıllardır özlemini çektiği sevilme duygusunu yaşadığını anlattı.

Daha sonra babasına yönelik duygularını ifade etti ve babasına sarıldığını imgeledi. “Babamın kollarını vücudumda hissettim” ve “Hiç bu kadar mutlu olmamıştım” dedi. Babasını da affedebileceğini söyledi. Son olarak kendisini karşısına alıp ona sıkıca sarılmasını ve kendisini sevdiğini söylemesini istedim. Dokunsal bir kişiliği olduğu için sarılma imgesi onda güçlü bir sevgi duygusu uyandırıyordu.

Images

Çekim Yasası ve Bilinçaltı Kayıt Temizliği Seminerini Neden Düzenledim?

Düzenlemekte olduğum çekim yasası, bilinçaltı kayıt temizliği ve farkındalık oluşturma seminerinin içeriğini paylaşmak istiyorum. Önce kendi keşif yolculuğumu anlatacağım; böylece seminerde ele alacağımız konuları neden seçtiğim ve bu yolun bende nasıl şekillendiği daha anlaşılır olacak.

Çekim yasasıyla başlayan keşif yolculuğum

Çekim yasasıyla ilgilenmeye başlayalı yaklaşık altı yıl oldu. Bu konuya ilgi duyan birçok kişi gibi benim başlangıcım da The Secret kitabını okumakla gerçekleşti. Kitabı bitirdikten sonra, anlatılanları hayatıma geçirip geçiremeyeceğimi düşünmeye başladım. Birileri başarmışsa ben de başarabilirdim. Üstelik geçmişimi dikkatle incelediğimde, bu yasayı belki onlarca kez işlettiğimi; ancak bunu o zaman bilinçli olarak fark etmediğimi gördüm. Zihnimde bir şimşek çaktı: Bundan sonra neden aynı şeyi bilinçli şekilde hayatıma uygulamayayım?

Images

Kendi Adını Söyle Meditasyonu

Kendi adını söyle meditasyonu nasıl yapılır?

Kendi adını söyle meditasyonu, dikkati nefese getirip nefes verirken kendi adınızı içinizden tekrarladığınız sade bir uygulamadır. Amaç nefesi değiştirmek ya da kusursuz bir odaklanma sağlamak değil; nefes alışverişinizi fark etmek ve dikkatiniz dağıldığında yeniden adınıza dönmektir. Bu isim meditasyonu için özel bir hazırlık gerekmez. Gözleriniz açık veya kapalı olabilir; size daha rahat gelen biçimi seçin.

Önce nefesinize odaklanın. Nefes alın ve verin; nefesin doğal akışını, başlangıcını ve bitişini fark edin. Birkaç nefes boyunca yalnızca bu akışı izleyin. Ardından nefes verirken adınızı yüksek sesle değil, kendinize söyleyin. Adınız, soyadınız ya da kendinizden söz ederken kullandığınız takma adınız olabilir. Size en tanıdık gelen adı seçin.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Aileyi Koruma Görevi

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayımlanmıştır.

Bir hanım takipçim bireysel çalışma yapmak istediğini belirtti. Görüşmelerimizde, yaşadığı bazı olayların ardından hayatında hep olumsuzluklarla karşılaştığını ve çok bunaldığını anlattı. Düşüncelerin yaşamımızı etkilediğinin farkındaydı; ancak olaylar üst üste geldiği için ne yapacağını bilemiyordu.

Danışan annesini 13 yaşında kaybetmişti. Otuzlu yaşlarında, yalnız yaşayan, dışa dönük ve seyahat gerektiren işlerde çalışan bir kadındı. Ablası evlenmiş, ayrılmış ve daha sonra başka biriyle yaşamaya başlamıştı. Babası ise yalnız yaşıyordu. Annenin ölümünden sonra aile dağılmış; babasının kumar ve başka bağımlılıkları ile psikolojik sorunları ailenin yaşamını zorlaştırmıştı.

Danışan kendi ayakları üzerinde durmak için çalışmış ve iyi para kazanmıştı; ancak kazandığı parayı elinde tutamıyor, maddi sorunlar yaşıyordu. O sırada çalıştığı firmayla da ödeme konusunda sıkıntıları vardı.

Suçluluk duygusu ve kendini cezalandırma

Ben, danışanın geçmişte yaşadığı bir olay nedeniyle kendisini suçladığını ve bu suçluluk duygusunun hayatında kendisini cezalandırdığı bir döngüye dönüştüğünü düşünüyordum. Birçok insan gibi o da suç ve ceza düşüncesine sıkışmıştı. İnanç kalıplarımız nedeniyle her suçun mutlaka cezalandırılması gerektiğine inanabiliriz. Böyle olunca kendi yargıcımız, jürimiz ve celladımız olur; kendimizi kendi yarattığımız hapishaneye mahkûm ederiz. Bizi savunmaya gelecek kimse yokmuş gibi davranıp kendimizi cezalandırırız.

Kendi hayatımızın hâkimi ve yargıcıyız. Mükemmel insan olma çabası, yaptıklarımızı değerlendirirken kendimize karşı fazlasıyla katı olmamıza yol açabilir. Kendimize gösterdiğimiz acımasızlığı başkalarından görmeyebiliriz. İnancım gereği, Allah’ın kalben tövbe edildiğinde büyük günahların dışındaki şeyleri affedeceğini kutsal kitabımız Kur’an’da açıkladığını düşünüyorum. Buna rağmen kendimizi affetmekte zorlanabiliyoruz.

Kendini affetmenin ilk adımlarından biri, yaşanan şeyin gerçekten suç mu, yoksa bir hata ya da istemeden sebep olunan bir durum mu olduğunu sorgulamaktır. Bir başka zorluk da suçlu hissettiğimizde cezanın sınırını belirleyememektir. Hukukta kişi, kendisine verilen cezayı tamamladığında serbest bırakılır. Oysa insan, çok daha küçük bir hata nedeniyle bile kendisini yıllarca, hatta ömür boyu cezalandırabilir. Geçmişteki hatalar nedeniyle kendini suçlamak, kişinin kendisini küçümsemesine ve aynı acıyı zihninde tekrar tekrar yaşamasına dönüşebilir.

Yaşanan bir şiddet ya da aşağılanma olayı bitmiş olsa bile zihin o olayla ilgili yüzlerce senaryo kurabilir. Böylece kişi, olmuş bitmiş olayı tekrar tekrar yaşar. Bu anlatımım, olayın sorumluluğunu maruz kalana yüklemek için değil; zihnimizde devam eden tekrarların bizi nasıl yıpratabileceğini anlatmak içindir.

Çocukken aile sorumluluğunu üstlenmek

Danışanla konuştuğumuzda, annesinin vefatından önce ona ailesini ayakta tutma, babasını ve ablasını koruma görevi verdiğini öğrendim. Hastalığı nedeniyle hayata veda etmeye hazırlanan annesi, 13 yaşındaki kızına çok ağır bir sorumluluk yüklemişti. O yaştaki bir çocuğun bu görevin ne anlama geldiğini bütünüyle kavraması mümkün değildi. Danışan da annesini kırmamak için bu isteği kabul etmişti.

suçluluk duygusu

Bir çocuğun, kendisinden büyük ablası ve bağımlılık sorunları yaşayan babasıyla birlikte aileyi tek başına ayakta tutması mümkün değildi. Buna rağmen danışan, aile üyelerini kontrol etmeye çalışarak onları koruyabileceğini düşünüyordu. Kimse onun istediği gibi davranmıyordu. Ablası sorunlu bir evlilik yaşamış, babası bağımlılık sorunlarıyla uğraşmıştı. Danışan yaklaşık 17 yaşında evden ayrılmış, çalışmaya ve kendi hayatını kurmaya başlamıştı.

Evden ayrıldıktan sonra da ablasının evlilik sorunlarıyla ilgilenmiş, babasının hastane ve tedavi masrafları konusunda zorluklar yaşamıştı. Ablasının çalışma ve hayatını sürdürme biçimini onaylamıyordu. Ablasının kendisine bağımlı olmamasını istiyor, aynı zamanda mutlaka bir işte çalışarak hayatını kazanması gerektiğini düşünüyordu. Oysa ablası kendi seçtiği biçimde yaşamını sürdürüyor ve danışana bağımlı değildi. Danışan, ablasının hayatını kendi ölçülerine göre şekillendirmesini beklediği için öfkeleniyor ve onunla sık sık tartışıyordu.

Görüşmemizde, ablasının nasıl yaşayacağını seçmenin ablasına ait olduğunu konuştuk. Annesinin verdiği ağır görev nedeniyle danışanın dikkati babasının ve ablasının hayatını zihnindeki hikâyeye uygun biçimde kontrol etmeye yönelmişti. Onları kontrol edemediği için suçluluk duyuyor, kendi hayatı ise arka planda kalıyordu.

Evden ayrılmasına rağmen, babasını ve ablasını koruyamadığı için kendisini suçluyordu. Annesine verdiği sözü tutamamış, ona ihanet etmiş gibi hissediyordu. Ailesinde sorunlar sürerken kendi hayatının daha iyi olmasını kabullenemiyor; işlerinde maddi kayıplar yaşadığında da bunu farkında olmadan kendini cezalandırmanın bir yolu gibi yorumluyordu.

Geçmişteki duygularla çalışmak

Önce, annesinin verdiği aileyi koruma görevini annesine iade etmesi üzerine kısa bir çalışma yaptık. Danışan, geçmişte annesinin bu görevi verdiği ana giderek, onu yerine getiremeyeceğini söyledi. Bu çalışma onu bir süre rahatlattı; ancak ablasıyla ve işle ilgili sorunları devam ediyordu. Annesine, babasına ve ablasına yönelik öfke çalışmaları yapmasına rağmen öfkesi dinmiyordu. Kendini suçladığı ve kabullenmekte zorlandığı başka konular olduğunu düşündüm.

Bu nedenle regresyon çalışması yapmayı uygun buldum ve telefonla randevulaştık. Danışan, ablasının yanına taşınmak zorunda kalmasından ve ablasının bunu ileride başına kakarak onu bencillikle suçlamasından korkuyordu. Bu duygudan yola çıkarak, suçlanma korkusunu yaşadığı anıları ele aldık. Babasını annesine şiddet uygulamakla ve annesinin hastalığıyla ilgili olarak suçladığı anılara; annesini mezarında suçladığı ana; ayrıca babasının hastane masrafları konusunda ablasıyla tartıştığı zamana gitti.

Önce, babasının hastane masraflarının yarısını kendisinin karşıladığını, diğer yarısını ablasından istediğini ve ablasının bu nedenle öfkelenerek onu bencillikle suçladığını anlattığı sahne üzerinde durduk. Orada ablasına söylemek istediklerini ifade etmesini ve onu olduğu gibi kabul etmesini istedim.

suçluluk duygusu

Ardından annesiyle ilgili anılara geçtik. Danışan kendisini yedi-sekiz yaşlarında, sokakta oynarken gördü. Kardeşi bisikletten düşmüş; annesi dışarı çıkarak neden kardeşine bakmadığını sormuş ve onu kovalamıştı. Danışan kaçarken birileri onu yakalayıp annesine teslim etmişti. Annesi onu eve götürmüş, mutfakta birkaç kez vurduktan sonra boğazına bıçak dayamıştı. Danışan çok korktuğunu ve ağladığını söyledi.

Önce suçlanma korkusu üzerine çalıştık. Çalışmada kullandığımız ifadeler şunlardı:

  • Benim suçlanma korkum var.
  • Ben suçlanma korkumu kabul ediyorum.
  • Ben suçlanma korkumu sevgiye dönüştürüyorum.
  • Ben suçlanma korkumu seviyorum.

Sonra ölüm korkusu için aynı ifadeleri kullandık: Benim ölüm korkum var. Ben ölüm korkumu kabul ediyorum. Ben ölüm korkumu sevgiye dönüştürüyorum. Ben ölüm korkumu seviyorum. Danışan daha sonra çaresizlik hissettiğini söyledi. Bu kez çaresizlik korkusu üzerine çalıştık: Benim çaresizlik korkum var. Ben çaresizlik korkumu kabul ediyorum. Ben çaresizlik korkumu sevgiye dönüştürüyorum. Ben çaresizlik korkumu seviyorum.

Biraz rahatladıktan sonra, imgelemede küçük kızın güçlü olduğunu düşünmesini ve annesinin elindeki bıçağı almasını istedim. Danışan bu sahnede annesine öfkesini ifade ettiğinde rahatladığını söyledi. Ardından babasıyla ilgili anıya geçtik.

Ailenin yükünü bırakmak ve kendi hayatına dönmek

Danışan, babasının annesiyle kavga ettiği bir sahneye gitti. Babası, kumar oynamak için annesinden para istiyordu; annesi evde sakladığı parayı vermek istemediği için şiddete maruz kalıyordu. Bu sahne, danışanın para kazanıp biriktirmekte neden zorlandığına dair kendi yorumunu da içeriyordu: Çocukluk anısında evde para tutmak tehlikeyle ve kavgayla yan yana gelmişti.

Sahnede önce annesine yardım ederek babasına karşı koymasını, sonra babasının ve annesinin ne hissettiğine bakmasını istedim. Annesi üzgündü; babasının parayı harcamasından korkuyordu. Danışan babasına yönelik öfkesini ifade etti. Ardından anne ve babasının yaşadıklarının sorumluluğunu onlara bırakmasını ve onların sorunlarını kendisinin çözmek zorunda olmadığını söylemesini istedim. Anne ve babasının birbirine sarıldığını, sonra kendisinin de onlara sarılarak ihtiyaç duyduğu sevgi akışını hissettiğini imgelemesini söyledim.

suçluluk duygusu

Sonra danışan anne ve babasına veda ederek onları yaşadıklarıyla baş başa bırakıp o sahneden ayrıldı. Beyaz bir koridordan geçtiğini, bulutların üzerinde olduğunu ve sonunda kendi evine ulaştığını söyledi. Üzerindeki ağırlığın kalktığını ve rahatladığını ifade etti.

Annesinin çocuk yaşta verdiği görevi başaramamanın huzursuzluğunu taşıyordu. Ablasını ya da babasını kontrol edememişti; onları kurtarma rolü ise onu bunaltmıştı. Evden ayrılmak bu yükü ortadan kaldırmamış, yalnızca fiziksel olarak uzaklaşmasını sağlamıştı. Ailesinin hayatını kontrol edemediği için kendini suçluyor; maddi sorunlarını da kendisini cezalandırmasının bir parçası gibi görüyordu.

Oysa babası da ablası da kendi hayatlarını bir şekilde sürdürüyordu. Ablası danışana bağımlı değildi ve kendi yaşamını kurmuştu. Babası da kendi hayatını yaşıyordu. Kendi hayatını yaşamayan, onların hayatlarını kontrol etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını arka plana atan danışandı.

suçluluk duygusu

İhtiyacı olan en önemli şey kendi hayatına dönmek, kendini affetmek ve kendini sevmekti.

Byron Katie’nin sözlerini bir kez daha hatırladım: Hayatta üç türlü iş vardır; “kendimizinki, başkalarınınki ve Allah’ın işi.” Bizim kontrol edebileceğimiz kendi işimizdir; başkalarınınkini ya da Allah’ın işini kontrol etmeye çalıştığımızda canımız yanar. Yağmur yağacaksa yağar; bizim yapabileceğimiz, ıslanmamak için tedbir almaktır. Karşımızdaki kişi istemediği sürece ona bir şeyi yaptıramayız. Geriye kendi düşüncelerimiz ve kendi hayatımız kalır. Düşüncelerimizi değiştirmek, hayatımızı kolaylaştırmanın yollarından biridir.

Sevgiyle,
Halis Şhnr