ego nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Zihnin Çalışması- Freud Temel Fikirler



Freud normal insan davranışları kontrol eden iki süreç olduğunu öne sürmüştür.
Haz ilkesi: Haz ilkesi insanları, arzularının derhal tatmin edilmesine doğru iter. Bu tüm doğal itkilerin ve temel ihtiyaçların ardındaki eğilimdir. Bilinç dışıyla bağlantılıdır ve itkisel ilkel ve düzensizdir. Freud’a göre haz ilkesi her zaman bilinçdışını hareket geçiren ana kuvvettir.
 Gerçeklik ilkesi: Bir kişi olgunlaşıp toplumsal bir çevrede var olmak zorunda kalınca, karşıt kuvvet olan gerçeklik ilkesi oyuna girer. Bu ilke bilinçli ve mantıklı düşünceyi içerir ve günlük hayatı sürdürmek için tatmini ertelememizi sağlar. Söz gelimi, cinsel arzuların inkar edilmez gücüne rağmen insanlar büyüdükçe bunları kabul edebilir ve yerine getirebilir bir şey olmadığını öğrenir.
Freud ilk başta bu iki kuvvetin birbirine karşı ters yönde çalıştığını söylese da daha sonra bu konuda fikrini değiştirip birlikte çalıştıklarını uzun vadede beraberinde gerilimde bir azalma meydana getirdiğine karar verdi. Tüm davranışlar ruhsal gerilimdeki bu azalmayı hedefliyordu.
Genelde Freud, yaşayan organizmaların daima bir istikrar ve denge elde etmek yöneldiğini savunan biyoloji bilimin bakış açısına bağlı kalsa da ruhsal çalışmalarda her zaman hazzın her zaman bir gerilim giderilmesi sonucu olmadığını gördü.
Doruk noktasına giden yolda yaşananların hazzı uzattığı sonucuna vardı.
Örneğin ön sevişmenin sevişmeden alınan hazzı artırdığı gibi. Aslında bu durum hedefe ulaşmaktan ziyade hedefe yaptığımız yolculuğun bize keyif vermesidir. Hedefe ulaştığımızdaki haz belki birkaç saniyelik beki bir kaç dakikalıkken o yolda yapmış olunan yolculuk hedefe ulaştığında alınan haz miktarını artırıyordu.
Aslında tüm bu durum yaşanan her şeyin zihinsel olarak algılamamızdan kaynaklanıyor. Ve bu durumu da duyularımızla yaparız. Beş duyumuzla. Evet yaşam tamamen bunun üzerine kurulu. Örneğin Bir yemek yediğinizde ne yerseniz yiyin sonuçta o yemek midenizde kimyasal işleme tabi tutularak vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ şeker vb. tüm şeylere dönüşüp emilecektir. Sonuçta mideye giren şeyin hepsi aynı işleme tabi tutulup ihtiyacımız olan şeyler alındıktan sonra en sonunda ilk durumdakinden farklı bir şekilde dışarıya çıkacaktır. Ancak yemeği yemeden önce o yemeğin görüntüsü bize ayrı haz verirken, tadı farklı, kokusu bir haz verir. Ve bu kişiden kişiye değişir.
Bir başka konu sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerdir. Aslında biz hiçbir şeye sahip değiliz. Bu dünyadaki her şey yaratıcının olup biz burada bir süreliğine kullanma hakkına sahibiz. Öldüğümüzde her şey burada kalmaktadır.
Images

Kendimi Keşif Yolculuğum: Kendini Tanımak ve Değişmek

Her yolculuk ilk adımla başlar

Kendini keşfetme yolculuğumu ve bu süreçte öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Yıllar içinde birçok kişiyle tanıştım; farklı yöntem ve teknikler öğrendim, sonra bunları kendi hayatımda uyguladım. Zamanla şunu anladım: Beni değiştiren, bildiklerimden çok eyleme döktüğüm çalışmalardı.

Kitap okumayı severim. Evimde bu konuda onlarca kitap var; yeni çıkanları da takip etmeye çalışıyorum. Bazı kitapları daha iyi özümsemek için iki kez okudum. Başlangıçta her yeni bilgi bende büyük bir heyecan yaratıyor, hemen çalışmaya başlayıp kısa sürede sonuç almayı bekliyordum. Oysa hızlı başarı isteğim, bir süre sonra yorulup vazgeçmeme neden oluyordu.

Images

Eckhart Tolle: Kabullenmek ve Teslim Olmak

Eckhart Tolle: Kabullenmek ve teslimiyet

Eckhart Tolle’nin bu yaklaşımında kabullenmek, her koşulu beğenmek ya da değiştirmekten vazgeçmek değildir. Önce, şu anda olanı ve ona karşı içinizde oluşan tepkiyi fark etmektir. Bulunduğunuz yer, birlikte olduğunuz kişi ya da yaptığınız iş ile duygularınız arasında bilinçsizce bir çatışma yaratıyor musunuz? Olana içsel olarak karşı koymanın ne kadar yorucu ve acı verici olduğunu hissedebiliyor musunuz?

Bu çatışmayı fark ettiğinizde, onu sürdürmek zorunda olmadığınızı da görebilirsiniz. Olanı olduğu gibi kabul etmek, yaşananı zihninizde sürekli yargılamayı ve bu anla içinizden savaşmayı bırakmaya alan açar. Tolle’nin vurguladığı teslimiyet, dış koşullara boyun eğmekten çok, bu anın gerçekliğine karşı içsel direnişi fark edip gevşetmektir.

Images

Eckhart Tolle – Şimdi

Yüzeyden bakıldığında şimdiki an, gün boyunca yaşanan binlerce andan yalnızca biri gibi görünür. Oysa daha derin bir dikkatle baktığımızda, hayatın daima tek bir anda yaşandığını fark ederiz. Yaşam ebediyen “bu an” değil midir?

Eckhart Tolle’nin Şimdi üzerine bu düşünceleri, dikkatimizi kaçamayacağımız tek yere, içinde bulunduğumuz ana yöneltir. Yaşamımız ne kadar değişirse değişsin, deneyimlediğimiz her şey daima şimdide gerçekleşir.

Şimdiki anla dost olmak

Şimdi, kaçamayacağımız tek şeydir. Öyleyse neden onu hoş karşılamayalım, onunla dost olmayalım? Şimdiki anla dost olduğunuzda, nerede bulunursanız bulunun kendinizi daha rahat hissedersiniz. Şimdi’de rahat değilseniz, nereye giderseniz gidin huzursuzluğu ve rahatsızlığı da yanınızda taşırsınız.

Şimdiki an olduğu gibidir; daima. Onun böyle olmasına izin verebilir misiniz? Anda kalmak ve huzur, yaşananları zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, önce mevcut olanı olduğu gibi görebilmekten doğar.

Eckhart Tolle Şimdi

Geçmiş ve gelecek zihnin düşünceleridir

Yaşamı geçmiş, şimdi ve gelecek olarak bölmek zihin ürünüdür; bu bölünme, Tolle’nin yaklaşımında, gerçekliğin kendisi değil zihinsel bir soyutlamadır. Geçmiş ancak şimdi hatırlanabilir: Hatırlama eylemi de şu anda gerçekleşir. Gelecek geldiğinde ise yine şimdi olur. Bu nedenle gerçek olan ve daima var olan tek şey şimdiki andır.

Bu bakış, geçmişi yok saymak ya da geleceği hiç düşünmemek anlamına gelmez. Önemli olan, düşünceleri yaşanan anın kendisi sanmamaktır. Geçmişi anımsayabilir, geleceğe yönelik plan yapabilirsiniz; ancak anımsama ve planlama da şu anda gerçekleşir.

Şimdi’ye dikkat vermek

Dikkatinizi Şimdi’ye vermek, yaşamınızda gerekeni yadsımak değildir. Önce neyin birincil, neyin önemli olduğunu fark etmektir. Bulaşıkları yıkamak, bir iş stratejisi hazırlamak ya da bir geziyi planlamak gerekebilir. Fakat kendinize şu soruları sorun: Önemli olan yalnızca yapmak mı, yoksa yaparken bulunduğunuz an mı? Şimdiki an mı daha önemli, yoksa gelecekte ulaşmayı umduğunuz sonuç mu?

Bu anı aşılması gereken bir engel, gelecekteki bir anı da bugünden daha değerli görüyorsanız, yaşamı sürekli erteliyorsunuz demektir. Gelecek, şimdiki zaman olarak geldiği an dışında hiçbir zaman gelmez. Onu bekleyerek yaşamak, alttan alta huzursuzluk, gerilim ve hoşnutsuzluk yaratabilir; çünkü böyle bir tutum, daima şimdi olan yaşamı onurlandırmaz.

Şimdi’yi düşmanınız değil, dostunuz kılın. Onu kabul edin, tasdik edin ve onurlandırın. Bu, hiçbir şey yapmamak ya da sorumluluklardan kaçmak değildir. Şimdi yaşamınızın temeli ve birincil odağı olduğunda, yapılması gerekenlerle daha açık biçimde ilgilenebilirsiniz.

Basit bir farkındalık uygulaması

Bedeninizin içindeki canlılığı hissedin. Dikkatinizi bedene yöneltmek, sizi şimdiki ana demirler. O anda zihninizin geçmişe ya da geleceğe sürüklendiğini fark ederseniz, duyularınıza ve bedeninizdeki canlılığa yeniden dikkat verin.

Bu anın sorumluluğunu üstlenmek, olanı içsel olarak inkâr etmemek ve “olanla” sürekli tartışmamak demektir. Bu, her durumu onaylamak ya da hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak değildir; önce mevcut olanla uyum kurup sonra bu anda yapılabilecekleri görmektir. Tolle’nin anlattığı kabulleniş, içeride ortaya çıkanları ve dış koşulları fark etmeye yönelik basit ama radikal bir uygulamadır.

Şimdi, yaşananların ortaya çıktığı alandır

Çoğu insan Şimdi’yi, o anda olup bitenlerle karıştırır. Oysa Tolle’nin ifadesiyle Şimdi, olayların içeriğinden daha derindir; olup bitenin ortaya çıktığı alandır. Düşünceler, duygular, duyusal algılar ve deneyimler yaşamın içeriğini oluşturur; fakat Şimdi, bu içerikten ibaret değildir.

Şimdi’ye dikkat verdiğinizde, düşünce akışının sizi bütünüyle içine çekmediğini fark edebilirsiniz. Düşünceler arasındaki boşluklar ve dinginlik belirginleşir. Böylece kendinizi yalnızca düşüncelerinizden ibaret görmemeye, onların ötesinde daha geniş ve derin bir farkındalık bulunduğunu idrak etmeye başlarsınız.

Tolle’nin Budistlerin uzun zamandır bildiğini, fizikçilerin de doğruladığını söylediği düşünce, hiçbir şeyin bütünüyle yalıtılmış olmadığıdır. Yüzeyde ayrı görünen şeyler birbirine bağlıdır; her şey, bu anın aldığı biçimi meydana getiren bütünün parçasıdır. Olanı kabul etmek, yaşamla uyum kurmanın ve dünyada olumlu değişimin temsilcisi olmanın başlangıcı olarak sunulur.

Tüm dikkatinizle Şimdi’ye girdiğinizde, algıladığınız her şeyin ve yaşamın kendisinin değerini daha derinden hissedersiniz. Varoluşun sade sevincini fark etmek için olağanüstü bir ana gerek yoktur: Bu an, olduğu gibi vardır.

Benlik duygusunun ötesinde

“Yaşamım” dediğiniz şey, düşünceler, duygular, duyusal algılar ve deneyimler gibi içeriklerden oluşur. Fakat bunların hiçbiri, Tolle’nin işaret ettiği en derin “Ben’im” duygusunun tamamı değildir. Bu temel farkındalık, yaşamın içeriğinden bağımsız olarak değişmeden kalır; çocuklukta ya da yaşlılıkta, sağlıkta ya da hastalıkta, başarıda ya da başarısızlıkta aynı kalır.

İnsan bu değişmeyen varoluş hissini çoğu zaman yaşamının içeriğiyle karıştırır. Koşullar ve düşünce akışı, dikkati kaplayınca kişi Şimdi’yi ve Var’lık duygusunu gözden kaçırabilir; kendini dünyadaki olayların içinde kaybedebilir. Tolle, bu unutkanlığın karmaşa, öfke, depresyon, şiddet ve çatışmayla ilişkili olduğunu dile getirir.

Gerçeği hatırlamak ve “yuvaya” dönmek, yaşanan içeriği kendiniz sanmamaktan geçer. Düşünceleriniz, duygularınız, duyusal algılarınız ve deneyimleriniz sizde belirip geçer; siz yalnızca bunlardan ibaret değilsiniz. Siz, her şeyin olup bittiği alan, bilinç ve Şimdi’siniz.

Ben düşüncelerim, duygularım, duyusal algılarım ve deneyimlerim değilim. Ben yaşamımın içeriği değilim. Ben Yaşam’ım; içinde her şeyin olup bittiği alanım. Ben bilincim. Ben Şimdi’yim.

Ben’im.

Images

Eckhart Tolle: Egosal Benlik

Eckhart Tolle’un yaklaşımına göre zihin, yalnızca düşünce değil, kimlik ve benlik duygusu için de sürekli besin arar. Egosal benlik bu arayışla var olur ve kendisini yeniden yaratır. Peki, egosal ne demek? Tolle’ın düşüncesinde bu kavram, geçmişin hikâyeleriyle ve geleceğe dönük beklentilerle kurulan, zihnin “ben” diye sahiplendiği kimlik duygusunu anlatır.

Egosal Benlik: Ego ve Benlik İlişkisi

Kendiniz hakkında düşündüğünüzde ya da konuştuğunuzda, “Ben” dediğinizde, genellikle sözünü ettiğiniz şey “ben ve benim öyküm”dür. Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyler, korkularınız ve arzularınız bu öykünün parçalarıdır. Buradaki “ben”, ne kadar elde ederse etsin uzun süre tatmin olmayan benlik duygusudur.

Images

Eckhart Tolle: Farkındalık ve Şimdinin Gücü

Siz düşünceleriniz değilsiniz; düşüncelerinizin gerisindeki Mutlak Bilinçsiniz. Eckhart Tolle’nin Şimdinin Gücü kitabında öne çıkan farkındalık anlayışının temelinde bu düşünce yer alır: Zihinden geçenleri gerçek kimliğimiz sanmak yerine onları gözlemlemek ve dikkati şimdiki ana getirmek.

Düşüncelerimiz çoğu zaman geçmişe dair pişmanlıklar, geleceğe ilişkin beklentiler ve korkular ya da şu ana yönelik şikâyetlerle doludur. Tolle’nin yaklaşımında ego, bu düşüncelerle kendimize bir kimlik kurmamıza yol açar; oysa gerçek benliğimiz egonun ürettiği düşüncelerden ibaret değildir. Düşünceleri bastırmaya çalışmadan, onları dışarıdan bakar gibi fark etmek ve girdaplarına kapılmamak, bu yaklaşımda içsel özgürlüğe atılan ilk adımlardandır.

Images

Karma Çemberi

Karma çemberi ve geçmiş yaşamlar

Karma çemberi, bu yaklaşıma göre geçmiş yaşam deneyimleriyle şekillenen ve kişinin farklı hayatlarda benzer derslerle karşılaşabildiği bir döngüdür. Ruhların tekâmül yolunda defalarca dünyaya geldiğine, her gelişte deneyimlenecek bir programı bulunduğuna inanılır. Bu deneyimler sırasında korkular ediniriz. Yaşadığımız hayatta bu korkuları fark edip dönüştüremezsek, onları aşmayı öğrenmek üzere benzer durumlarla yeniden karşılaşabileceğimiz düşünülür. Karma döngüsü ve geçmiş yaşamlar arasındaki bağ da bu anlayışta, tamamlanmamış deneyimlerin sonraki yaşamlara taşınmasıyla açıklanır.

Örneğin bugün güvensizlik ya da başarısızlık korkusu taşıyor olabilirsiniz. Bu korkular geçmiş yaşam deneyimlerinden gelmiş olabileceği gibi, bu hayatta doğumdan sonra yaşadığınız deneyimlerle de oluşmuş olabilir. Burada önemli olan, korkunun nereden geldiğine dair kesin bir hüküm vermekten çok, onu fark edebilmek ve bugünkü hayatınızda nasıl etkide bulunduğunu görebilmektir. Korkuyu tanıdığınızda, ona yalnızca tepki vermek yerine onu sevgiye dönüştürmek için bir alan açabilirsiniz.

Images

Kuantum Diyarı’nda Olumlamalar…

Evrende iki temel yüksek frekanslı enerji bulunmakta, aynı ying-yang sembolünde olduğu gibi, gece- gündüz, iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik gibi. Bu temel iki enerji Sevgi-Korku enerjisi.Tüm olumlu  ve olumsuz frekanslı diğer duygusal enerjiler bu iki temel enerjiden doğuyor. Birinin olduğu yerde diğeri çok fazla barınamıyor. Temel olarak dünyaya Sevgi enerjisiyle geliyoruz ancak yaklaşık üç yaş civarlarında zihnimiz dünya formatına giriyor ve korkularla tanışmaya başlıyoruz. Egomuz bizleri korumak adına korku enerjisini daha çok kullanıyor ve yavaş yavaş ilk saf halimiz olan sevgi enerjisinden uzaklaşmaya başlıyoruz. Amacımız sevgi enerjisinin frekansını korku enerjisinin üzerine çıkarmak. Sevgi enerjisi, kendimize güvenmemizi, yaşamın akışına güvenmemizi, kendimizi değerli bulmamızı (ki hepimiz insan olma onurundan dolayı çok değerliyiz) , sağlık, bolluk ve bereket içerisinde yaşamımızı sağlar. Korku enerjisi ise, yaşamın akışından, geleceğimizden korkmamızı, kaybetmekten, parasız kalmaktan endişelenmemizi sağlar.  Korku titreşimi çok yüksek ve hücrelerimize zarar veren bir enerji frekansıdır. Olumlamalar yaparken kendimizde bulduğumuz korkular üzerine çalışmalıyız. Burada en önemli nokta bu çalışmayı zihnimiz alfa (7-14 hz.) aralığındayken yapmamız gerekiyor. Bilinç düzeyinde yapılan olumlamalar genellikle egomuzun tesiriyle ters tepebiliyor. Olumlama yapayım derken daha çok korkuyu hatırlatan geveze zihin ortaya çıkıyor. Bu nedenle bu çalışmayı zihnimizin doğal süreçte alfaya girdiği zamanda yani sabah uyanır uyanmaz ve gece uyumadan hemen önce yapmamız gerekiyor. Ya da kendinizi nasıl bu alana yani hipnoz alanına çekebileceğinizi öğrenmeniz gerekiyor.

Aşağıdaki olumlama örneklerinde sıklıkla “ben” kelimesi kullanılmakta.Bunun anlamı başkaları değil sadece “ben” demek değildir. Kişinin zayıf olduğu alanını güçlendirmek için kullanılmaktadır yoksa egosal bir yaklaşım değildir.

Korkular İçin Olumlamalar;

Güvensizlik Korkusu için;

Yaşamın akışına güveniyorum.
Her ne oluyorsa benim için en güzel şekilde gerçekleşiyor.
Ben kendime güveniyorum.
Ben tüm insanlara güveniyorum.
Ben her halimle güvendeyim ve bunun için şükrediyorum.
Images

Bilinçaltı ve 11 Temel Özelliği

Bilinçaltı nasıl çalışır? 11 özelliği

Bilinçaltı, bu yazıda ele alınan yaklaşıma göre, geçmiş yaşantıları, duyguları ve bugünkü tepkileri birbirine bağlayan bir kayıt ve anlamlandırma alanıdır. Bilinçaltı nasıl çalışır sorusuna verilen yanıt da bu özelliklerde saklıdır: Anıları depolar ve düzenler; yaşananlar arasında bağlantılar kurar, bedeni korumaya çalışır ve davranışların arkasındaki duygusal anlamları etkiler. Aşağıdaki on bir madde, bu bakış açısını ve onu açıklamak için kullanılan örnekleri bir araya getiriyor.

Anılar, zaman ve duygusal bağlantılar

1. Anıları depolar. Bu yaklaşıma göre bilinçaltı, ana rahminden yaşamın sonuna kadar geçici ya da kalıcı sayılan pek çok yaşantıyı kaydeder; hiçbir şeyi silmez. Özellikle 0–7 yaş döneminde eleştirel aklın henüz etkin olmadığı ve yaşananların doğru-yanlış, güzel-çirkin ya da ahlaklı-ahlaksız ayrımı yapılmadan kaydedildiği düşünülür. O sırada anlamsız görünen bir kayıt bile sonraki deneyimlerle anlam kazanabilir. Bu nedenle bilinçaltı anıları nasıl işler sorusu, yalnızca neyin hatırlandığıyla değil, anıya sonradan hangi anlamın yüklendiğiyle de ilgilidir.

Images

Sağlıklı Yaşamak ya da Sağlıksız Yaşamak" Sizin Seçimiz Hangisi?

Bu soruya birçoğunuzun “Tabiî ki Sağlıklı Yaşamak böyle bir soru mu olur” diye yanıtladığınızı duyar gibiyim. Ama siz hiç kendinize neden yeterli derece sağlıklı değilim diye sordunuz mu? Ya da birçok kronik rahatsızlıkta “neden bu hastalık benim başıma geldi” diye? Yanıtınız, başkalarını ya da yaşadığınız koşulları mı suçlamak oldu.
Falanca kişi veya olay beni üzdü, çalıştığım iş şartları çok ağırdı, doktorun yanlış teşhisi ve bunun gibi birçok ileri sürülen sebep. Bu bir kaçıştır. Dış etkenlere sorumluluk yüklemek çok daha kolay gelir bizlere. Ama aslında birçok rahatsızlıkların kökeninde sorumluluk sadece ve sadece bize aittir. Sebep bizim bilinçaltımızda.
Birçok rahatsızlığın sebebi; öfkelerimiz, kırgınlıklarımız, endişelerimiz, affetmediğimiz kişi ve olaylar, vicdan azapları, hazmedemediğimiz olaylardır. Bu duyguların altında yatansa yaşantımızı olumsuz olarak etkileyen kayıtlarımız ve korkularımızdır. Zihnimiz yaşanılan olaylar karşında yargılar üretir ve yaşama bu yargılar üzerinden bakarlar. Bu yargıların altında yatansa korkularımızdır. Korkular yargıları dolayısıyla bilinçaltı kayıtlarını, kayıtlar da korkuları doğurur. Kısır döngü bu şekilde devam eder.
Hastalıklar ve rahatsız ruh halleri aslında bizim kendimizle yüzleşmemiz için göstergelerdir. Bu açıdan bakarsanız çok da değerli ipuçlarıdır kendi bilmecelerimizi çözmek için. Önemli olan hastalık veya rahatsız ruh hallerimizin bize vermek istediği mesajlarını almaktır. Çünkü bütün bunlar bizim kendimizi tanımamız ve evrensel plana göre hareket etmemiz için karşımıza dikilmişlerdir.
Images

Bilinçaltı Telkinleri

Hepimizin filmlerden aşina olduğu hipnoz nedir? Benim de bu konuda uzman olduğum söylenemez. Hipnoz, kabaca, kişinin özel bir dikkat ve telkin hâline girdiği; bazı uygulamalarda anıların veya düşüncelerin ele alındığı bir yöntem olarak anlatılır. Bildiğim kadarıyla psikoloji ve terapi alanlarında da belirli amaçlarla kullanılıyor. Elbette burada söz konusu olan, kişinin rızasıyla yapılan bir uygulamadır. Peki hipnoza benzer bir etkiye, gündelik yaşamda farkında olmadan maruz kalıyor olabilir miyiz?

Subliminal mesaj nedir?

İster ticari ister ideolojik bir amaç taşısın, bir fikri insanlara ulaştırmak için kullanılan film, afiş, logo ve benzeri araçlar mesajlar içerir. Normal bir reklamda ürün tanıtılır; izleyicinin de sonraki alışverişinde o ürünü seçenekleri arasında hatırlaması beklenir. Reklamın abartılı özelliklerini ve gösterişini gördükten sonra ürünü diğerleriyle karşılaştırıp kendi seçiminizi yapabilirsiniz.

Images

Kuantum Diyarı’nda Olasılıklar Sahası

Kuantum mekaniğinde ışığın enerji paketleri, yani kuantalar hâlinde taşındığı anlatılır; ışık kuantası foton olarak adlandırılır. Bu fizik bilgisinden hareketle geliştirilen kuantum felsefesi yorumlarında ise düşünceler, kişinin yaşamındaki olasılıklarla ilişkilendirilir. Burada fiziksel kuantalarla düşünce ve frekans arasında kurulan bağın bilimsel bir kanıt olarak değil, kişisel gelişim alanındaki bir yorum ve benzetme olarak ele alınması önemlidir.

Bu yaklaşımda zihin, sürekli düşünce üreten bir dinamo gibi düşünülür. Korku, endişe, coşku, aşk, keder ve sevgi birbirinden farklı düşünce hâlleridir. Kuantum düşünce gücü denildiğinde de çoğunlukla, düşünce biçiminin kişinin dikkatini, seçimlerini ve yaşantılarını etkileyebileceği fikri kastedilir.

Düşünce ve frekans ilişkisi: TV kumandası örneği

Bu düşünceyi açıklamak için bir televizyon kumandasını hayal edelim. A kanalının tuşuna bastığınızda A kanalını, B kanalına bastığınızda ise B kanalını izlersiniz. Kumanda, seçtiğiniz kanala ulaşmanızı sağlayan bir işaret gönderir. Kuantum felsefesinde düşünce ve frekans ilişkisi de benzer bir örnekle anlatılır: Zihnin belirli düşüncelere yönelmesi, kişinin hangi olasılıkları fark edip nasıl davranacağını etkiler.

Bu benzetmeye göre korku ve endişeyle sürekli meşgul olmak, kişinin yaşananları o duyguların içinden değerlendirmesine yol açabilir. Başka bir deyişle, “frekans” anlatımını burada düşünce ve duygu hâllerini tarif eden bir mecaz olarak okumak mümkündür.

Korku, beklenti ve günlük yaşamdaki örnekler

İş yerinde patronuyla sorun yaşayacağından korkan birini düşünelim. Bu kişi, olası bir çatışmayı zihninde tekrar tekrar canlandırdıkça kaygısı artabilir; patronunun sözlerini ve davranışlarını da bu beklenti üzerinden yorumlayabilir. “Korktuğum başıma geldi” sözü, bu tür deneyimleri anlatmak için sıkça kullanılır.

Benzer bir durum sınava hazırlanan öğrencide görülebilir. Öğrenci, “Ya heyecanlanır ve bildiklerimi unutursam?” düşüncesini sürekli tekrarlarsa sınav kaygısı yoğunlaşabilir. İlişkilerde aldatılmaktan ya da terk edilmekten endişe duyan biri de bu kaygıyla seçimlerini ve davranışlarını şekillendirebilir. Metindeki kuantum felsefesi yaklaşımı, bu örnekleri kişinin düşüncelerinin yaşam deneyimleriyle eşleşmesi üzerinden açıklar.

Bu örnekleri, yaşanan her olumsuzluğun kişinin düşüncesinden kaynaklandığı ya da herkesin başına gelenlerden sorumlu olduğu şeklinde değerlendirmemek gerekir. Buradaki vurgu, kişinin kendi düşünce kalıplarını fark etmesinin seçimleri üzerinde etkili olabileceği fikridir.

Olasılıklar sahası ve düşünceyi değiştirmek

Kuantum Diyarı’nda Olasılıklar Sahası anlatımına göre, aynı durumun çevresinde farklı ihtimaller bulunur: Patronla daha olumlu bir ilişki kurmak, sınavda sakin kalıp bilgileri hatırlamak ya da güvene dayalı bir ilişki yaşamak bunlara örnek verilebilir. Olumsuz beklentilerin yerine daha yapıcı düşünceler koymak, bu bakış açısında farklı olasılıklara yönelmenin bir yolu olarak görülür.

Düşünce frekansını değiştirerek yaşamı değiştirmek ifadesi, bu yazıda bir kişisel gelişim yaklaşımını anlatıyor. Buradaki temel soru şudur: Zihnimde tekrar ettiğim düşünceler neler ve bunlar davranışlarımı nasıl etkiliyor? Bu soruya verilen yanıt, kişinin otomatikleşmiş inançlarını fark etmesine yardımcı olabilir.

İnanç sistemleri yaşamı nasıl etkiler?

Yazıda bilinçaltı, geçmiş deneyimlerin ve öğrenilmiş düşünce kalıplarının kaydedildiği bir alan olarak betimlenir. “Yaşam zor”, “para zor kazanılır” veya “ilişkiler zordur” gibi kabuller, inanç sistemi örnekleri olarak sunulur. Bu tür düşünceler zamanla alışkanlık hâline gelebilir ve kişi farkında olmadan kararlarını bu kabullere göre verebilir. İnanç sistemleri yaşamı nasıl etkiler sorusuna bu yaklaşımın yanıtı, tekrar eden kabullerin davranışları ve kişinin deneyimlerini yorumlama biçimini etkileyebileceğidir.

Yeni bir inanç ya da davranış biçimi geliştirmek, zihinde yeni bir yol açmaya benzetilir. Başlangıçta yeni yolun daha az tanıdık olması doğaldır; bilinçli tekrar ve seçimlerle güçlenmesi beklenir. Evinizde bir eşyanın yerini değiştirdiğinizde önce eski yerine yönelip sonra yeni yerini hatırlamanız bu duruma örnek verilebilir. Kullanım arttıkça yeni yer alışkanlık hâline gelir.

Metinde bu değişim için 21’er günlük çalışmalar öneriliyor. Bu süreyi kesin sonuç garantisi olarak değil, düzenli çalışmayı hatırlatan bir uygulama önerisi olarak değerlendirmek gerekir. Nilda Ferhan Efeçınar, Kuantum Yaşam Koçluğu, Kuantum Öğrenci Koçluğu ve Kuantum Kariyer Koçluğu çalışmalarında Kuantum İmajinasyon Tekniği, Kuantum Olumlama Tekniği ve Kuantum Nefes Tekniği’ni kullandığını belirtiyor. Bu konularla ilgili bilgilerin Kuantum Koçluk kitabında bulunabileceğini de ifade ediyor.

Nilda Ferhan Efeçınar

Images

Bilinçaltının Gücü

Tüm çağların büyük insanlarının ortak sırlarından biri, bilinçaltlarıyla iletişim kurabilmeleri ve bu güçten yararlanabilmeleridir. Bu yaklaşıma göre, bilinçaltınızda pek çok problemin cevabı bulunur. Örneğin, yatmadan önce “Sabah saat altıda uyanmak istiyorum” diye düşünmeniz, zihninizi bu niyete yöneltebilir.

Bilinçaltınız, tercihlerinizin ve kararlarınızın uygulayıcısı olarak anlatılır. Her akşam sağlıklı ve iyi hissettiğinizi düşünerek yatmanızın, bedeninize ve ruh hâlinize olumlu yansıyacağına inanılır. Bu nedenle “Olanaklarım yok” ya da “Yapamam” gibi sözler yerine, hedefinize dönük ve yapıcı bir iç konuşma seçmeniz önerilir.

Düşüncelerinizi değiştiriniz; kaderiniz de değişecektir.

bilinçaltı

Bilinçaltı düşünceleri nasıl etkiler?

Bu yazının temel düşüncesine göre, zihninizde sıkça yer verdiğiniz düşünceler davranışlarınıza ve seçimlerinize yön verebilir. İyi düşünürseniz iyiye, kötü düşünürseniz kötüye yöneleceğiniz ifade edilir. Bir düşünce bilinçaltınız tarafından kabul gördüğünde, onu hayata geçirmek için harekete geçeceğiniz anlatılır.

Bu gücün olumsuz yönde kullanılması başarısızlık, yetersizlik ve mutsuzluk duygularını besleyebilir. Uyumlu ve yapıcı bir düşünce tarzı ise hedeflere odaklanmanıza, çaba göstermenize ve başarıya yönelik adımlar atmanıza yardımcı olabilir. Bilinçaltının nasıl çalıştığını açıklayan bu yaklaşımda önemli olan, düşüncelerinizi fark etmek ve onları ulaşmak istediğiniz amaçlarla uyumlu hâle getirmektir.

Images

Ruhsallığın Egosu


 Bilmek OLMAK DEĞİLDİR
Ego kelimesini derinden incelemeye aldığımda iletişimde bulunduğum çevreye de ego ile ilgi­li araştırmaları çeker hale gelmiştim. İnsanların yaptığı her harekette altındaki egoyu görmeye çalışıyordum. Hatta ileri giderek onların egoları olduğunu söylüyordum. Çünkü öğrenmiştim. Onları egolarından vurmaya çalışmak fikri her ne kadar ego olsa da bilgimin arkasına sığınıp bunu silah olarak kullandığım durumlar oldu.

Tersini de yaşadım. İnsanlar benim egolarım olduğunu, bir şeyleri yenemediğimi söylediler. Bu canımı acıtan bir şey oldu zaman zaman. Yaptığımın karşılığını alıyordum. Ama bunu göremiyordum. Ego hakkındaki bilgilerim bile kendi egosunu oluşturmuş insanları egolarından vurmaya çalışıyordum. Ve biri beni vurmak istediğinde tepki veriyordum. Egolarımın olduğunun söylenmesi bana küfür gibi geliyordum. Yani aynı olayın iki zıt kutbuda beni tetikliyordu... Ne mutlu ki böyle şeylerim yok artık...
Images

Çekim Yasasının Sırrı: İstemek Yeterli mi?

“Hayattan alabileceklerin, bilincinin hak ettiğini düşündüğü ve inandığı kadardır.”
Benzerlik Yasası

Bir önceki yazımda, çekim yasasının işleyişindeki önemli adımlardan birinin ne istediğini bilmek ve istediğine sahip olmayı hissetmek olduğunu anlatmıştım. Burada sözünü ettiğim, istediğin henüz hayatında yokken bile ona sahip olan kişi gibi düşünebilmek ve hissedebilmektir. Peki bunu yapmak neden her zaman kolay değildir? Çekim yasasının sırrı nedir; yalnızca istemek yeterli midir?

Images

EGO nedir?

Ego, düşündüğünüzün doğru olduğuna inanmanıza; düşünme biçiminizin açık, net ve sorunsuz olduğunu varsaymanıza sebep olabilir. Bu yazıda ego, yalnızca bir duygu ya da tek bir düşünce olarak değil, insanın kendisi ve yaptıkları hakkında kurduğu “ben” algısını besleyen düşünceler ve inançlar bütünü olarak ele alınıyor.

Ego nedir ve düşüncelerimizi nasıl etkiler?

Ego, konuya basitçe ve tam olarak yaklaştığınızı düşünmenizi sağlayabilir. Düşüncelerinizin az, önemsiz ya da sizi rahatsız etmeyecek türden olduğuna inanmanıza da yol açabilir. Oysa bu anlatımda, kişinin kendi düşüncelerine duyduğu güven ve bu düşünceleri sorgulamadan doğru kabul etmesi de egonun işleyişinin bir parçasıdır.

Bir konuya hâkim olduğunuzu ve dikkatinizi yeterince yoğunlaştırdığınızı düşünürsünüz. Ancak bu kesinlik, fark edilmesi zor bir ego biçimi olabilir. Ego, yaptığınıza inanmanızı ve bu inançların birbirine eklenerek bir zincir oluşturmasını sağlar. İki fikirden yeni bir çıkarım doğduğunda, hatta birkaç fikir birleşip yeni bir düşünce ortaya çıkardığında, ego bu düşünceyi kendi “ben” anlatısına katabilir.

Bu bakışta ego, düşüncelerin dışında duran ayrı bir şey değildir: “Tüm bu düşündükleriniz egodur. Ego, tüm düşündüklerinizdir.” Bu ifade, kişinin her düşüncesini doğru ya da yanlış diye sınıflandırmaktan ziyade, düşünceleriyle kurduğu özdeşliği sorgulamaya çağırır.

Ego nasıl çalışır: inançlar, tepkiler ve bahaneler

Ego kolaylıkla bahane üretebilir. Yaptıklarınızı açıklayan gerekçeler sunar; hatta doğru olduğunuza ilişkin bir “siz” benliği kurmanıza yardımcı olur. Bu nedenle ego, yalnızca bir davranışı değil, davranışın arkasındaki açıklamayı ve kişinin kendisi hakkında oluşturduğu hikâyeyi de etkiler. Rahatlamanızı ya da rahat hissetmenin uygun olduğuna inanmanızı sağlayabilir.

Bir şey yapmanız istendiğinde verdiğiniz tepki de ego tarafından şekillendirilebilir. Ego, güvende olmadığınızı düşündürebilir; aynı zamanda güvenlik söz konusu olduğunda kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Metnin ifadesiyle, egonun gölgesinde gerçek bir güvenlik yoktur; buna rağmen ego, güvenli olduğunuz hissini verebilir.

Ego, iyileşmeniz gerektiğine inanmanıza ve her türlü yardıma açık olduğunuzu düşünmenize yol açabilir. Fakat aynı anda, fark ettirmeden yardımı reddetmenize de sebep olabilir. Bir yandan yardım istediğinizi söylerken öte yandan gelen desteği kabul etmemek, burada anlatılan çelişkiye örnektir.

Yazı, bu mekanizmanın ne kadar güçlü olabileceğini göstermek için sarsıcı bir örnek verir: Ego, camı açıp atlamanızı sağlayabilir ve bunu yapana kadar davranışın anlamlı olduğuna inanmanız için bahaneler üretebilir. Bu, yapılması gereken bir davranışa dair öneri değil; egonun tehlikeli bir kararı bile kişiye makul gösterebileceğini anlatan uç bir örnektir.

“Ben” dediğimiz şey ve gizlenen ego

Ego, “ben” dediğiniz her şeyle ilişkilendirilir: “Ben” sıfatının arkasına eklediğiniz, kendinize ait saydığınız özellikler ve yaptıklarınız kadar yapmadıklarınız da bu anlatının içindedir. Bu açıdan ego, düşüncelerinizde kurduğunuz bir “siz”dir; metnin ifadesiyle, “düşünceniz olan sahte siz”.

Birisi “ben” diye tanımladığınız bu hâli anlattığında, sanki başka birinden söz ediliyormuş gibi hissedebilirsiniz. “Ben” dediğiniz kişinin sahte olduğu söylendiğinde ise dikkatiniz başka yöne kayabilir. Yazının vurgusu, egonun yalnızca “ben” algısını kurmakla kalmadığı; o algı sorgulandığında konuyu değiştirme veya kendini savunma eğilimini de besleyebildiğidir.

Ego, özünüze yönelik çabaları etkisiz hâle getirebilecek mekanizmaları sürekli geliştirebilir. Bazen yüzeysel düşünmeye, bazen de karmaşık problemleri çözebilecek gücü kullanmaya yönelir. Bu iki farklı işleyişi bir arada tutmak, egosal varlığın karmaşık tarafıdır.

Ego fark edildiğinde

Yukarıda anlatılan süreçler bir arada, hızlı ve ustalıkla çalışabilir; art arda ya da iç içe geçmiş mekanizmalar oluşturabilir. Ego, kişinin çevresinde olmasını ve ona inanmasını sağlar. Bu yüzden onu fark etmek kolay olmayabilir: Ego patlatılıp yok edilemez; ancak tesirsiz hâle getirilebilir. Ne var ki ego, buna izin vermemek için de devreye girebilir.

Ego ne demek sorusuna bu yazının verdiği yanıt, kişinin kendisi hakkında düşündüğü ve “ben” diye sahiplendiği şeylere bakar. Ego insanı nasıl etkiler sorusu ise düşüncelerin kesin görünmesi, inançların birbirine eklenmesi, bahanelerin ortaya çıkması ve tepkilerin yön değiştirmesi üzerinden ele alınır. Bu anlatıda önemli olan, egoyu dışarıda aramak değil; düşüncelerin, kabullerin ve kişinin kendini tanımlama biçiminin nasıl işlediğini fark etmektir.

Geliştirici: Erdinç Gürsözer

Images

Ego Nedir? Ego Nasıl Kontrol Edilir ve Susturulur?

Ego kelimesi Latince ego sözcüğünden gelir ve “ben” ya da “kendim” anlamına gelir. Peki ego nedir? Bu yazıda ego, geçmiş yaşantılardan kalan düşünce ve duyguları hatırlatan, iç sesimiz gibi konuşan bir mekanizma olarak ele alınıyor. Bu bakış açısını daha iyi anlamak için kendimizi iki kişi gibi düşünebiliriz: ego ve biz.

Önemli bir karar vermek üzereyken içimizden “Bence yapamazsın”, “Bu konuda tecrüben yok, başaramazsın” gibi cümleler geçebilir. Bu olumsuz düşünceler bizi duraksatır. Ardından zihnimizde başka sorular belirir: “Bu kararı almak doğru mu?”, “Zaten bu konuda kendime güvenmiyorum.” Yazının anlatımında ilk ses ego, ardından gelen sorgulama ise bizim sesimizdir.

ego nedir

Ego ne demek? İçimizdeki ses neyi hatırlatıyor?

Bu anlatıma göre ego, içimizdeki bir şeytan ya da ayağımızı kaydırmaya çalışan bir düşman değildir. Geçmişte yaşadığımız olaylardan kalan bilgileri, başarısızlıkları, acıları ve izlenimleri bir bilgisayar gibi işler; zamanı geldiğinde bunları bize tekrar hatırlatır. Bu nedenle ego sesini duymak, her söylediğini doğru kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Yazının ilk bölümünde asıl meselenin egoyu susturabilmek olduğu söyleniyor. Ego sürekli öne çıktığında insanın kendi sesini duymakta zorlanabileceği ve geçmiş deneyimlerin bugünkü kararlarını yönetebileceği anlatılıyor. Buradaki “susturmak” düşünceyi zorla yok etmekten çok, o düşünceyi fark edip onunla nasıl ilişki kurduğumuzu değiştirmek anlamında kullanılıyor.

Ego nasıl yenilir? Egoyla konuşma egzersizi

“Ego konuşuyor ama ben dinlemiyorum” diye düşünmek, yazara göre tek başına yeterli değildir; ego gün boyunca konuşmayı sürdürebilir. Bu yüzden Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var kitabında yer verdiği egoyla konuşma egzersizi öneriliyor. Egonun sesini bastırmak yerine, onun hangi eski deneyimden ve güvensizlikten beslendiğini fark etmek amaçlanıyor.

Aykut Oğut’un kitabında aktarılan egoyla konuşma egzersizi:

“Bak bir tanem, sen uzun yıllar önce olmuş bir olayın etkisi altındasın. Şu an hissettiğim güvensizlik tamamen senin duygularına kendimi kaptırdığım için ortaya çıktı. Ben artık çok farklı bir insanım. Kendime güvenmek için elimde o kadar çok sebep var ki. Seni çok iyi anlıyorum ve sana hak da veriyorum. O zamanlar olanlar bizim suçumuz değildi. Ben artık farklı bir gerçeklik yaşıyorum. Ben kendime güveniyorum. Gel, sen de bana katıl. İnan bana, üzülmene hiç gerek yok; ben çok daha huzurlu bir hayat yaşıyorum. Seni seviyorum ve bu sefer benim geldiğim yoldan geleceksin; ben seni takip etmeyeceğim.”

Yazının önerisi, egonun konuştuğu anı yakalamak ve bu tür bir egoyla konuşma egzersizine zaman ayırmak. Egonun sözlerini fark etmek, onların geçmişten gelen bir korku ya da güvensizlik olup olmadığını sorgulamaya yardımcı olabilir. Ego nasıl kontrol edilir ya da ego nasıl susturulur diye merak edenler için yazıdaki temel yaklaşım, iç sesi yok saymak yerine onu tanıyıp ikna etmeye çalışmaktır.

Yazar, egoya hapsolmanın kişiyi geçmişte yaşamaya, başkalarında sürekli hata aramaya ve öz eleştiri yapamamaya sürükleyebileceğini düşünüyor. Kendi gözlemine dayanarak, başarısızlıklarla dolu bir hayatı gizlemek için küçük başarıları büyütüp anlatan ve yapamadıklarını yapmış gibi gösteren insanlardan söz ediyor. Bu bölüm, yazarın kişisel değerlendirmesidir.