Images

Doğru Yönetici Kârı Yüzde 34 Artırabilir

Patron ve yöneticilere “doğru lider, doğru kararlar” konusunda yol gösteren ünlü beyin avcısı Claudio Fernandez Araoz’a göre, şirkete uygun bir yönetici bulmak milyon dolarlık bir yatırımı gerektirebilir. Ancak lider seçiminin şirket başarısına etkisi düşünüldüğünde, bu maliyet doğru adayı bulmanın değerini anlamaya yardımcı oluyor.

Arjantin’de yaşanan bir CEO değişimi, doğru lider seçiminin şirketler için ne anlama geldiğini gösteren çarpıcı bir örnek. Kökü çok eskilere dayanan bir şirketin yönetim kurulu başkanı, ağır hastalığı nedeniyle beyin avcısıyla görüşmek ister. “Kanser oldum, ölüyorum. Büyük oğlumun benden sonra şirketi yönetebileceğinden emin olmak istiyorum” der.

Başkanın büyük oğlu kırklı yaşlarındadır; iyi eğitim almış, şirkette emek vermiş ve sevilen bir yöneticidir. Araoz, CEO adayıyla uzun uzun görüştükten sonra babasına oğlunun şirketi yönetmek için çok güçlü bir aday olduğunu söyler. Ancak baba, bu değerlendirmenin gerçekten tarafsız olup olmadığından emin olmak ister ve beyin avcısını uzun bir sınavdan geçirir.

Sonunda oğlunun ücret paketi üzerinde çalışılır ve oğul CEO olur. Baba kısa süre sonra hayatını kaybeder. Oğlu şirketi 10 yıl boyunca başarıyla yönetir. 50 yaşına geldiğinde ise aynı beyin avcısına başvurarak görevini bırakmak istediğini ve ailesinde gerekli niteliklere sahip birinin bulunmadığını söyler. Şirket için dışarıdan profesyonel bir CEO aranmasını ister.

Bu örnek, şirketlerin doğru lideri bulmak uğruna yüz yıllık geleneklerini bile değiştirebildiğini gösteriyor. Olayı anlatan Claudio Fernandez Araoz, doğru liderlerin nasıl bulunabileceğini paylaşmak üzere Türkiye’ye gelmiş; Tayfun Beyazıt gibi tanınmış yöneticilere doğru lider ve doğru kararların bir şirketin hayatını nasıl değiştirebileceğini anlatmıştır. Egon Zehnder Yönetim Kurulu Üyesi Araoz’a göre yetenek bulmak artık zor ve maliyetli bir iştir.

Yönetici seçiminde geçmiş performans tek başına yeterli değil

Adayın performansına değil, geleceğe bakın. Araoz’a göre adayların geçmişteki performansını incelemek, doğru yönetici seçimi için tek başına yeterli değildir. Şirketin gelecekte nerede olmak istediğini anlamak ve lider adayını bu hedeflere göre değerlendirmek gerekir. Başka bir deyişle, iyi bir geçmiş performans önemli olsa da adayın gelecekteki sorumluluklara ve şirketin yönüne uygunluğu da hesaba katılmalıdır.

Şirkete uygun yönetici nasıl seçilir sorusunun yanıtı, yalnızca özgeçmişteki deneyim ve eğitim bilgilerine bakmakla sınırlı değildir. Araoz, duygusal zekânın da kişinin liderlik koltuğuna uygunluğunda önemli rol oynadığını vurgular. “Deneyimli ve eğitimli insanları işe alıyoruz ama empati yapmaktan yoksunlar” sözleriyle, teknik birikimin yanında insanlarla ilişki kurma becerisinin de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeker.

Doğru lider seçimi şirkete nasıl değer katar?

Araoz’un Doğru Kararlar, Doğru Liderler kitabında, şirkete uygun lideri bulmanın maliyeti ve sağlayabileceği katkı üzerine bir formül yer alıyor. Araoz’un yöneticilerle paylaştığı bu hesaplamada üst düzey bir yöneticinin şirkete maliyeti 3 milyon dolar olarak belirleniyor. En doğru adayı bulmak da milyon dolara ulaşabilen bir bütçe gerektirebiliyor.

Bu rakamlar ilk bakışta yüksek görünse de Araoz, doğru kişinin liderlik koltuğuna getirilmesinin şirketin yıllık kârını yüzde 34 artırabileceğini söylüyor. Bu oranı açıklarken çalışanlar arasındaki verimlilik farklarına dikkat çekiyor: “Bir fabrikada çalışan standart işçiyle çok yetenekli bir işçinin verimlilik farkı yüzde 40’tır. Bu hizmet sektöründe bir pazarlama işiyse iki çalışan arasındaki fark yüzde 240’a çıkar, bir bilgisayar programcısıyla yüzde 1200’e kadar yükselir. İki lider arasındaki verimlilik farkını bir de siz düşünün.”

Araoz’un verdiği örnekler, lider seçiminin şirket başarısına etkisini yalnızca unvan veya kıdem üzerinden değerlendirmemek gerektiğini anlatıyor. Şirketin ihtiyaçlarına uygun adayın belirlenmesi, bu adayın gelecekteki rolü üstlenip üstlenemeyeceğinin ve ekibiyle nasıl çalışacağının incelenmesi, kararın önemli parçalarıdır. Doğru CEO nasıl seçilir sorusuna yaklaşırken, adayın şirketin hedeflerine katkısı ve duygusal zekâsı da değerlendirilmelidir.

“Türkler daha dayanıklı”

Üç gün boyunca Türk yönetici ve iş insanlarıyla bir araya gelen Claudio Fernandez Araoz, Türk liderlerin duygusal zekâsını dikkat çekici bulduğunu belirtir. Şöyle der: “Türkler uluslararası görevlere getirilmeye çok hazır. Çünkü duygusal zekâları çok yüksek. Kriz ortamında çok çabuk değişebiliyor, duruma çok çabuk adapte oluyorlar. Zorluklara karşı daha sabırlı ve dayanıklılar. Bu çok büyük bir avantaj.”

Araoz’un değerlendirmesi, lider adayını seçerken yalnızca bugüne kadar elde ettiği sonuçlara değil, değişen koşullara nasıl uyum sağladığına da bakılması gerektiğini hatırlatıyor. Şirketin gelecekteki ihtiyaçlarıyla adayın deneyimi, duygusal zekâsı ve uyum becerisi birlikte ele alındığında, yönetici seçimi daha sağlam bir zemine oturabilir.

Yazan: Yasemin Salih
Kaynak: www.isteinsan.com.tr

Images

Oprah Winfrey'in hayattan öğrendiği 20 şey .

Amerikalı ünlü talk show sunucusu ve yüzyılın en etkili kadınlarından sayılan Oprah Winfrey, hayattan  öğrendiği ve doğruluğundan emin olduğu 20 şeyi sıralamış.
Bakın bu listede neler var ;

1. Ektiğin kadarını biçersin. Emeğin sana mutlaka aynı oranda geri döner.

2. Kendi hikayeni kendin yaz. Kimse senin senaryonu yazmasın.

3. Geçmişte birinin sana yaptığı bir kötülüğün, bugün hiçbir gücü yoktur. Ancak sen o gücü verirsen olur.

4. İnsanlar sana kendilerini nasıl tanıtıyorlarsa, önce öyle kabul et.

5. Endişelenmek vakit kaybıdır. Öyle yapacağına, endişelendiğin şeyle ilgili bir şey yapmaya harca o zamanını.

6. Neye inandığın, hayallerinden, isteklerinden ve beklentilerinden çok daha güçlüdür. Sonunda her zaman, inandığın şey oluyorsun.

7. Sadece tek bir dua edeceksen, o "çok şükür" olsun.

8. Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır.

9. Hata, seni başka yöne yönlendiren bir yol işaretidir.

10. Herkesin dediğinin aksine davranırsan, dünya yıkılmaz.

11. İçgüdülerine güven, onlar yalan söylemez.

12. Önce kendini sev. Sonra da, o sevgini her fırsatta etrafına yaymayı öğren.

13. İşini tutku yönetsin.

14. Sevdiğin şeyi yaparak para kazanmanın bir yolunu bul. O zaman her maaş, sana bonus olur.

15. Aşk acıtmaz. Çok da iyi hissettirir.

16. Her gün, yeniden başlamak için bir fırsattır.

17. Dünyadaki en zor iş, anneliktir. Ve bütün kadınlar bunu ilan etmelidir.

18. Şüphe, "-ma" ekidir. Kıpırda-ma, cevapla-ma, acele et-me.

19. Ne yapacağını bilemediğinde, sakinleş. Cevap gelir.

20. Hiçbir dert sonsuza kadar sürmez.
<<<>>> 
Yirmi madde de birbirinden önemli ve değerli.
Sekizinci maddede Winfrey, "Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır." demiş....
Muhteşem bir tespit öyle değil mi ?
Bir çoğumuz ne oranda sevilirsek, o oranda mutlu olacağımızı sanıp, aldanırız. Oysa biz ne kadar sevebilirsek, o kadar mutlu olabiliriz.
Saygılarımla,
çekim yasası
Images

Yaratıcı zekaların Sırrı

Öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun durumu, zeka geriliğine, geçirilmiş beyin travmasına veya herhangi bir hastalığa bağlı değilse yani çocukta yazma, aritmetik, okuma ve heceleme becerileri anlamlı derecede bozulduğu halde bozukluğun nedeni zekada gerilik veya yetersiz eğitimden kaynaklanmıyorsa "Legastenik" bir çocukla karşı karşıya olabilirsiniz.

Images

Yaşlanmak Güzeldir: Yaşlılıkta Mutluluk ve 85 Yaşın Önemi

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre insanlar 50 yaşından itibaren stresten uzaklaşmaya başlıyor; mutluluk düzeyi ise 80’li yaşlarda yükseliyor. Araştırmada, en mutlu yaşın 85 olduğu belirtiliyor. Bu bulgular, yaşlılıkta mutluluk konusuna farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor: İlerleyen yaşlar yalnızca yılların artması değil, hayata yaklaşımın da değişmesi anlamına gelebiliyor.

Yaş ve mutluluk: Yaş ilerledikçe bakış açısı değişiyor

Londra Üniversitesi tarafından yapılan araştırmayı aktaran Prof. Lewis Wolpert’e göre kişiler yaşlandıkça olaylara ve insanlara karşı daha olumlu bir bakış açısı geliştirebiliyor. Wolpert, 50’li yaşlardan itibaren sorumlulukların azalmaya, hayatın stres kaynaklarının hafiflemeye başladığını söylüyor. Bu değişimin 80’li yaşlarda en yüksek düzeye ulaştığı ve kişilerin en mutlu olduğu yaşın 85 olduğu aktarılıyor.

Bu anlatı, “Yaşlandıkça mutluluk artar mı?” sorusuna araştırmada öne çıkan bir yanıt sunuyor; ancak burada söz konusu olan, herkesin hayatında aynı biçimde gerçekleşecek kesin bir kural değil. Araştırmanın aktarılan bulgusu, yaşla birlikte mutluluk ve stres deneyiminin değişebileceğine işaret ediyor. Yaşlılıkta mutluluk üzerine konuşurken bu sonucu kişisel yaşam koşullarından bağımsız bir vaat gibi değil, çalışmada bildirilen genel bir eğilim olarak değerlendirmek daha doğru.

20’li ve 40’lı yaşlarda hayatın farklı dönemeçleri

Wolpert, en zorlu yaşların 20’li yaşlar olabileceğini ifade ediyor. Bu dönemde kariyer ve gelecek planlarının kişiyi mutsuz ve stresli hâle getirebildiğini anlatıyor. Geleceğe dair kararlar ve sorumluluklar, bu yaşların önemli bir parçası olarak araştırmanın değerlendirmesinde yer alıyor.

40’lı yaşlarda ise insanların hayatlarına yeni bir bakış açısı katmaya çalıştığı belirtiliyor. Wolpert’e göre kişiler bu dönemde daha önce sıkı sıkıya bağlı oldukları fikirlerden vazgeçebiliyor ve kişiliklerinde büyük değişimler yaşayabiliyor. Bu değişim, insanın zaman içinde kendisini ve hayatını değerlendirme biçiminin de dönüşebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla insanlar kaç yaşında daha mutlu olur sorusunun yanıtı, yalnızca bir yaş sayısından ibaret değil; farklı dönemlerde yaşanan değişimleri de içeriyor.

85 yaş mutlulukta zirve mi?

Yazıda aktarılan ve Amerikan Bilim Akademisi’nin katkılarıyla 341 bin kişiyle yapıldığı belirtilen araştırmada mutluluk yaşının 85 olduğu sonucu öne çıkıyor. Wolpert, bu yaşı mutlulukta zirve noktası olarak tanımlarken, 85 yaşın dinginlik ve huzurunun daha erken yaşlarda da yakalanabileceğini söylüyor. Bu ifade, mutluluğun yalnızca ileri yaşlara ertelenmesi gereken bir duygu olmadığını da hatırlatıyor.

Wolpert ayrıca insan ömrünün uzadığını ve kişilerin sağlıklarına dikkat ettikleri sürece 85 yaşında da iyi görünebileceklerini belirtiyor. Böylece yaşlılık, yalnızca geçmişe bakılan bir dönem olarak değil; huzurun ve olumlu bir bakışın mümkün olduğu bir hayat evresi olarak ele alınıyor.

Yaşlılıkta mutluluk üzerine araştırmanın mesajı

Bu yaşlılıkta mutluluk araştırmasının dikkat çekici yönü, en stresli dönemin genç yetişkinlik, mutlulukta zirvenin ise 80’li yaşlar olabileceğini öne sürmesi. 20’li yaşlardaki gelecek kaygıları, 40’lı yaşlardaki bakış açısı değişimleri ve 50’li yaşlardan sonra azaldığı ifade edilen stres, hayatın farklı dönemlerinin farklı deneyimler taşıdığını anlatıyor.

Sonuç olarak 85 yaşı, araştırmada mutluluğun zirvesi olarak aktarılıyor; fakat dinginlik ve huzur için tek bir yaşa ulaşmayı beklemek gerekmiyor. Yaş ve mutluluk ilişkisi kişiden kişiye değişebilir. Buradaki bulgular, yaşlanmanın mutlaka mutsuzluk anlamına gelmediğini ve ilerleyen yılların daha olumlu bir bakış açısına eşlik edebileceğini gösteren umut verici bir çerçeve sunuyor.

Kaynak: www.radikal.com.tr

Images

Her Türk Sınanmak İçin Doğar!

Önce okul hayatında, sonra hayat okulunda sınanıyoruz. Okul dersleri, üniversite sınavları, kız isteme seansları… Her an bir sınav. Bir zamanlar Reina, Laila gibi eğlence yerlerinin girişi bile sınav seansı gibiydi!

Bahar aylarında çoğumuzun içini sınanma sıkıntısı kaplıyor. Bazılarımız ÖSS’ye, bazılarımız KPSS’ye hazırlanıyor. Sınavlardaki başarı ise yalnızca ne kadar okuduğumuza değil, öğrendiklerimizi ne kadar iyi kullanabildiğimize de bağlı. Ben de başarılı öğrenmek ve öğrenerek başarmak üzerine birkaç şey anlatmak istedim. En başından başlayalım mı?

Images

Kendinize Güvenerek Gelişin!

Özgüven; fikirlerinizi ifade edebilmek, yeni şeylere istekle yaklaşmak, bağımsız kararlar alabilmek ve eleştirilere açık olmak gibi özelliklerle ilişkilidir. Bunların yanında kendinizi sevmek, başarılarınızla gurur duymak, duygularınızı tanımak ve kapasitenizi gerçekçi biçimde değerlendirmek de kendinize güvenerek gelişmenin parçalarıdır.

Özgüven nedir?

Özgüven, kendiniz ve yetenekleriniz hakkında olumlu olduğu kadar gerçekçi bir anlayışa sahip olmanızdır. Bu, her konuda kusursuz olduğunuzu düşünmek ya da hiç hata yapmamak anlamına gelmez. Güçlü yanlarınızı görebilmek, geliştirebileceğiniz taraflarınızı kabul etmek ve bir aksilik yaşadığınızda bunu kendi değerinize dair kesin bir yargıya dönüştürmemek demektir.

Images

Ego Nedir? Ego Nasıl Kontrol Edilir ve Susturulur?

Ego kelimesi Latince ego sözcüğünden gelir ve “ben” ya da “kendim” anlamına gelir. Peki ego nedir? Bu yazıda ego, geçmiş yaşantılardan kalan düşünce ve duyguları hatırlatan, iç sesimiz gibi konuşan bir mekanizma olarak ele alınıyor. Bu bakış açısını daha iyi anlamak için kendimizi iki kişi gibi düşünebiliriz: ego ve biz.

Önemli bir karar vermek üzereyken içimizden “Bence yapamazsın”, “Bu konuda tecrüben yok, başaramazsın” gibi cümleler geçebilir. Bu olumsuz düşünceler bizi duraksatır. Ardından zihnimizde başka sorular belirir: “Bu kararı almak doğru mu?”, “Zaten bu konuda kendime güvenmiyorum.” Yazının anlatımında ilk ses ego, ardından gelen sorgulama ise bizim sesimizdir.

ego nedir

Ego ne demek? İçimizdeki ses neyi hatırlatıyor?

Bu anlatıma göre ego, içimizdeki bir şeytan ya da ayağımızı kaydırmaya çalışan bir düşman değildir. Geçmişte yaşadığımız olaylardan kalan bilgileri, başarısızlıkları, acıları ve izlenimleri bir bilgisayar gibi işler; zamanı geldiğinde bunları bize tekrar hatırlatır. Bu nedenle ego sesini duymak, her söylediğini doğru kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Yazının ilk bölümünde asıl meselenin egoyu susturabilmek olduğu söyleniyor. Ego sürekli öne çıktığında insanın kendi sesini duymakta zorlanabileceği ve geçmiş deneyimlerin bugünkü kararlarını yönetebileceği anlatılıyor. Buradaki “susturmak” düşünceyi zorla yok etmekten çok, o düşünceyi fark edip onunla nasıl ilişki kurduğumuzu değiştirmek anlamında kullanılıyor.

Ego nasıl yenilir? Egoyla konuşma egzersizi

“Ego konuşuyor ama ben dinlemiyorum” diye düşünmek, yazara göre tek başına yeterli değildir; ego gün boyunca konuşmayı sürdürebilir. Bu yüzden Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var kitabında yer verdiği egoyla konuşma egzersizi öneriliyor. Egonun sesini bastırmak yerine, onun hangi eski deneyimden ve güvensizlikten beslendiğini fark etmek amaçlanıyor.

Aykut Oğut’un kitabında aktarılan egoyla konuşma egzersizi:

“Bak bir tanem, sen uzun yıllar önce olmuş bir olayın etkisi altındasın. Şu an hissettiğim güvensizlik tamamen senin duygularına kendimi kaptırdığım için ortaya çıktı. Ben artık çok farklı bir insanım. Kendime güvenmek için elimde o kadar çok sebep var ki. Seni çok iyi anlıyorum ve sana hak da veriyorum. O zamanlar olanlar bizim suçumuz değildi. Ben artık farklı bir gerçeklik yaşıyorum. Ben kendime güveniyorum. Gel, sen de bana katıl. İnan bana, üzülmene hiç gerek yok; ben çok daha huzurlu bir hayat yaşıyorum. Seni seviyorum ve bu sefer benim geldiğim yoldan geleceksin; ben seni takip etmeyeceğim.”

Yazının önerisi, egonun konuştuğu anı yakalamak ve bu tür bir egoyla konuşma egzersizine zaman ayırmak. Egonun sözlerini fark etmek, onların geçmişten gelen bir korku ya da güvensizlik olup olmadığını sorgulamaya yardımcı olabilir. Ego nasıl kontrol edilir ya da ego nasıl susturulur diye merak edenler için yazıdaki temel yaklaşım, iç sesi yok saymak yerine onu tanıyıp ikna etmeye çalışmaktır.

Yazar, egoya hapsolmanın kişiyi geçmişte yaşamaya, başkalarında sürekli hata aramaya ve öz eleştiri yapamamaya sürükleyebileceğini düşünüyor. Kendi gözlemine dayanarak, başarısızlıklarla dolu bir hayatı gizlemek için küçük başarıları büyütüp anlatan ve yapamadıklarını yapmış gibi gösteren insanlardan söz ediyor. Bu bölüm, yazarın kişisel değerlendirmesidir.

Images

Televizyon İzlemek ve Hafıza Kaybı: Araştırma Ne Söylüyor?

BBC’nin internet sitesinde yayımlanan habere göre, Minnesota’daki Mayo Clinic hastanesinden araştırmacılar zihinsel ve el becerilerine dayalı hobilerle bunama başlangıcının gecikmesi arasında ilişki buldu. Haberde ayrıca uzun süre televizyon karşısında vakit geçirmenin hafıza sorunlarıyla bağlantılı olabileceği aktarılıyor.

Hafıza kaybı araştırması nasıl yapıldı?

Araştırmada 70 ila 89 yaşları arasındaki, hatırlama sorunu yaşayan yaklaşık 200 kişi, bu sorunu yaşamayan bir grupla karşılaştırıldı. Araştırmacılar katılımcılara son bir yıl içindeki günlük faaliyetlerini ve 50 ile 65 yaşları arasında zihinsel olarak ne kadar aktif olduklarını sordu.

Bu kapsamda okuma, oyun oynama ve dikiş dikmek ya da örgü örmek gibi el işleri değerlendirildi. Araştırmanın haberinde, bu faaliyetlerle uğraşan kişilerde hafıza kaybı riskine ilişkin oranlar da paylaşıldı.

Televizyon izlemenin hafızaya etkisi

Habere göre, orta yaşta okuyan, oyun oynayan veya dikiş ve örgü gibi el sanatlarıyla uğraşanlarda hafıza kaybı riskinin yüzde 40 daha düşük olduğu belirlendi. İlerleyen yaşlarda aynı faaliyetlerin bu riski yüzde 30 ila yüzde 50 oranında azalttığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırmada televizyon izleme süresiyle ilgili de bir karşılaştırma yer aldı: Günde 7 saatten az televizyon seyredenlerin, ekran karşısında daha uzun süre kalanlara kıyasla yüzde 50 oranında daha az hafıza kaybı yaşadığı bildirildi.

Bu bulgular, televizyon izlemek hafıza kaybına neden olur mu sorusunu gündeme getiriyor. Ancak haberde aktarılan çalışma, katılımcıların faaliyetlerini ve hatırlama durumlarını karşılaştırıyor. Bu nedenle sonuçları, televizyon izlemenin tek başına hafıza kaybına kesin olarak neden olduğunu kanıtlayan bir ifade gibi değerlendirmemek gerekir. Haberin öne çıkardığı nokta, ekran karşısında geçirilen zaman ile aktif uğraşlar arasındaki farklılıktır.

Bunamayı geciktiren hobiler neler olabilir?

Haberde aktarılan sonuçlar, okuma ve oyun gibi zihinsel uğraşların yanı sıra örgü ve dikiş gibi el becerisi gerektiren faaliyetlere de dikkat çekiyor. Bunlar, araştırmada değerlendirilen örnekler arasında yer alıyor; kişinin günlük yaşamına dahil edebileceği uğraşlar konusunda düşünmesi için bir başlangıç sunuyor.

Alzheimer Derneği yetkilisi Sarah Day, haberde gelecek 10 yılda bir milyon insanın bunama yaşayacağı yönündeki dönemin değerlendirmesini paylaşarak, bunamayı önlemenin yollarını bulmanın önemini vurguladı. Day, “Beyninize egzersiz yaptırmak için yap-boz yapmak, bulmaca çözmek, hatta yeni bir dil öğrenmek eğlenceli olabilir” diye konuştu.

Özetle, bu haberde televizyon karşısında geçirilen sürenin daha kısa olması ve zihinsel ya da el becerisi gerektiren etkinliklerle uğraşılması hafıza sağlığı bağlamında ele alınıyor. Okuma, oyun, bulmaca ve yeni bir dil öğrenme gibi örnekler de beyninizi aktif tutmaya yönelik seçenekler olarak anılıyor.

Kaynak: Gazeteport (BBC’nin internet sitesindeki habere dayanarak).

Images

Para Tutma Yolları

"Hiç para harcamıyorum ama param nereye gidiyor anlamıyorum!" diyenlerdenseniz, önerilerimiz tam size göre!

Images

İşinizin Geleceği Ellerinizde

İşletme yönetimi, birbirinden ayrı görünen kararları aynı hedef doğrultusunda ele almayı gerektirir. Fiyatı belirlemek, doğru zamanda harekete geçmek, büyümeyi planlamak ve müşteriye verilen hizmeti sürdürmek bu bütünün parçalarıdır. Aşağıdaki noktaları dikkate alırsanız işletmenizin sonraki yıllardaki performansını daha sağlam bir zeminde değerlendirebilirsiniz. İş kurma sürecinde de bu başlıkları birlikte düşünmek, kararların birbirini nasıl etkilediğini görmenize yardımcı olur.

İşletmeler için doğru fiyatlandırma stratejisi

Fiyatlandırma yaparken önce hedef pazarınızı, ürününüzü ve pazardaki genel fiyatları göz önünde bulundurun. Amaç her koşulda en ucuz ya da en pahalı olmak değil, ürününüzün niteliğiyle ve müşterilerin karşılaştığı seçeneklerle uyumlu bir politika belirlemektir. İşletmeler için doğru fiyatlandırma stratejisi, bu unsurları birlikte değerlendirmekle başlar.

Images

İngilizce Öğrenme Kılavuzu: Nereden Başlamalı?

“Ya, nasıl halledeceğiz şu İngilizce olayını? Başlayamadım bir türlü.”

“Hocam, bildiğin iyi bir kurs var mı? İngilizceye başlamam lazım hemen.”

“Liseden aslında iyi bir temelim var ama çoğunu unuttum. Özel ders mi alsam acaba?”

“Keşke evlenmeden önce dil öğrenme işini halletseydik. Şimdi vakit bulamıyorum.”

Ülkemizde bu cümleleri kuran insan sayısı çok, gerçekten dil öğrenebilenlerin sayısıysa görece az. Bu tablo, bir yerlerde sorun olduğunun işaretini veriyor. İngilizceyle ilgili genetik bir problemimiz olmadığına göre, ya motivasyonumuz yetersiz ya da yöntemlerimiz yanlış. Peki İngilizce nasıl öğrenilir ve bu sürece nereden başlanır? İşte bazı öneriler.

İngilizce öğrenmeye nasıl başlanır?

Öğrenmeye karar verin ve hemen başlayın. Kaç yıl süreceğini, hangi aşamalardan geçeceğinizi, masrafları ve diğer bütün ayrıntıları düşünerek beklemeyin. Başlamak için bir kelime öğrenmek bile yeterlidir. Karar vermek, öğrenme sürecine girmek demektir; asıl engeli de böylece aşarsınız. Yöntem, maliyet ve zaman gibi konular süreç içinde sırayla çözülebilir.

Kendinize güçlü bir öğrenme nedeni bulun

Yabancı dil öğrenmeye karar verdikten sonra, öncelikli hedefiniz kendinize güçlü bir “öğrenme nedeni” sağlamak olsun. Bir grup öğrenci arasında öğrenme nedenleri üzerine yapılan soruşturmada şu tür yanıtlar ortaya çıkmıştı:

  • Yabancı dil bilmediği için iş bulamayan bir yakından etkilenmek
  • Turistlerle iletişim kurma isteği
  • Türkiye’de iş kaynaklarının tükenmesi
  • İnternette hâkim dilin İngilizce olması (%84)
  • Satın alınan cihazların kullanma kılavuzlarını okuyabilmek
  • Kültürümüzü yabancı platformlarda anlatabilmek
  • Gelişen dünyayı takip etmek ve değişime ayak uydurmak için yazılı ve sözlü kaynaklardan yararlanabilmek

Bu nedenler içinde öne çıkanlar iletişim kurmak ve daha iyi bir iş bulabilmek. Güçlü bir öğrenme nedeni ve gerekli motivasyonu bulmak için sarı sayfalardaki iş ilanlarına göz atmak bile yeterli olabilir. Yabancı dil çoğu zaman başlı başına bir amaç değil, sizi hedefinize taşıyan önemli bir araçtır. Geleceğe ilişkin net bir perspektife sahip olmak, öğrenme sürecinde önemli rol oynar.

İnternetten İngilizce öğrenme kaynaklarını değerlendirin

Dil öğrenme kaynaklarını birkaç yayınevinin hazırladığı kitap ve kasetlerle sınırlı sanmayın. İnternet, İngilizce eğitimi için kapsamlı kaynaklar sunuyor. Pek çok kişi çevrim içi kaynaklardan yararlanıyor; eğitim sürecinde olanlar da interneti destek amacıyla kullanıyor. “Okulsuz eğitim” kavramının yaygınlaşmasıyla çevrim içi eğitim hizmeti veren sitelerin sayısı ve ciddiyeti de arttı.

Bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen; insanların parmak kaldırmak yerine fareye tıklayarak dil öğrendiği, zil sesinin yerini modem sesinin aldığı ve diplomaların e-postaya geldiği bir gelecek artık o kadar şaşırtıcı değil. Bilgisayar başında pijamayla alışveriş yapan ve eşine “Sevgilim, patlıcan da lazım mı?” diye seslenen insan karikatürüne gülenler bile bugün bir şeye gülmeden önce iki kez düşünüyor. Yine de interneti yalnızca sohbet etmek için kullananlar var. Siz bu kaynakları İngilizce öğrenmek için de değerlendirin.

Dili kültürüyle birlikte öğrenin

Yabancı dil öğrenmek tarih ya da fizik gibi bir dersi öğrenmekten farklıdır. Dil, ait olduğu toplumun düşünce biçimini yansıtır ve toplumla birlikte gelişir. Bu nedenle yabancı bir dile hâkim olmanın yollarından biri, o dili konuşan toplumun düşünce ve kültürünü anlamaya çalışmaktır.

Örneğin, bir dilde kadın ve erkek için kullanılan sözcükler o toplumdaki sosyal statülere dair ipuçları verebilir. Türkçedeki “Dereyi görmeden paçaları sıvama” atasözünün İngilizcedeki karşılığı “Şişman kadın söylemeden operayı bitti sanma” biçiminde aktarılır. İkisi de aynı düşünceyi anlatır, ancak kültürel farklılıklarla farklı biçimlere bürünür. Filmler ve şarkı sözleri de toplumun aynasıdır; İngilizce düşünme sürecine katkı sağlayabilir.

İngilizce öğrenme yollarını keyifli hâle getirin

Dil öğrenme sürecini zevkli bir hobiye dönüştürün. Newsweek veya Time gibi yabancı bir dergiye abone olabilir, sinemaya gittiğinizde filmi İngilizcenizi geliştirme fırsatı olarak izleyebilirsiniz. Elinizde gerekli donanım varsa DVD filmleri hem İngilizce seslendirme hem de İngilizce altyazıyla seyretmeyi deneyin.

Evinizde kablolu televizyon veya benzeri bir sistem varsa günün belirli bir saatinde BBC ya da CNN izleyin. “Hiçbir şey anlamıyorum” diye vazgeçmeyin. Bazen çevremizde duyduklarımızı farkında olmadan işitir, sonra aynı şarkıyı mırıldandığımızı anlarız. Alışveriş merkezindeki müziğin kulağımıza takılması gibi, televizyon ve filmlerde duyduğunuz dil de zamanla aşinalık kazanabilir. Her şeyi hemen anlamayı beklemeyin.

Seviyenize uygun kitaplar okuyun

Düzenli olarak seviyenize uygun kitaplar seçin. Seviyenizden emin değilseniz şu ölçüyü kullanabilirsiniz: Bir sayfada on kez sözlüğe bakıyorsanız kitap ağır gelebilir ve bıkkınlık yaratabilir. Hiç sözlüğe ihtiyaç duymuyorsanız da kitap seviyenizin altında kalabilir. Her sayfada iki üç kez sözlüğe bakacağınız kitapları seçin ve zamanla seviyeyi artırın.

Kaynakta önerilen yerlerden biri, Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndaki British Council İngilizce Kütüphanesi. Her seviyeye uygun hikâye kitapları, dergiler, kasetli kitaplar ve filmler gibi kaynaklara ulaşmak ve ödünç almak için kütüphane üyeliğini değerlendirebilirsiniz. Yazıda Ankara, İstanbul ve İzmir’de yaşayanların da British Council hizmetlerinden yararlanabileceği belirtiliyor. Ayrıntılar için www.britishcouncil.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Fırsatınız varsa yurt dışı deneyimi planlayın

Büyük bir engeliniz yoksa hedefleriniz arasına kısa süreli de olsa bir yurt dışı gezisi ekleyin. Bu düşünce ekonomik kaygılar yüzünden uzak görünebilir; ancak Amerika veya İngiltere’de yaz boyunca süren yarı gönüllü kamp programlarını araştırıp size uygun olanları değerlendirebilirsiniz. Genellikle dört ay süren bu kamplar, İngilizce konuşma pratiği yapmanıza ve dile yeni bir bakış açısı kazanmanıza yardımcı olabilir.

Beklemek yerine ilk adımı atın

Son olarak dili önemseyin ama öğrenme işini gözünüzde büyütmeyin. Sürekli “Nasıl öğreneceğim?” diye araştırıp kaygıyla beklemek yerine cesaretle ilk adımı atın. Bisiklet binmeyi öğrenmek isteyen biri, nasıl öğreneceğini ve bisiklet kullanmanın bütün avantajlarını uzun uzun araştırarak vakit kaybedebilir. Yapması gereken ilk şey seleye oturmaktır.

Önce düzlükte başlayan çalışmalar zamanla yokuşta olgunlaşır. Rüzgâr saçlarınızı okşadığında korku ve tedirginlik duyabilirsiniz; ama bu duygu güvene dönüşür. Siz de düzlükte ilk adımınızı atın. Çok geçmeden katettiğiniz yola gururla bakarken, hâlâ “Abi, nasıl öğreniriz bu İngilizceyi ya?” diye soranları göreceksiniz.

Alıntıdır

Images

Güçlü Hafızanın İlacı Nedir?

Hafıza güçlendirme: İyi uyku ve müzik

ABD’de yayımlanan New Scientist dergisinin aktardığı tavsiyelere göre, yaşınız kaç olursa olsun hafızayı desteklemek ve unutkanlığın önüne geçmeye yardımcı alışkanlıklar edinmek mümkün. Uzmanlara dayandırılan yazıda, 40’lı yaşlardan itibaren anahtarın yerini unutmak ya da bir toplantıyı kaçırmak gibi küçük aksaklıkların görülebildiği belirtiliyor. Bu tür unutkanlıklar günlük yaşamı zorlaştırsa da hafızayı geliştirmek için üzerinde durulabilecek alışkanlıklar var.

Peki hafızayı güçlendirmek için ne yapılmalı? New Scientist’in İngiltere ve ABD’deki doktorlara danışarak derlediği öneriler; uyku, müzik, yürüyüş, beslenme tercihleri ve dikkati toplama üzerinde duruyor. Bunları tek başına kesin sonuç vaat eden çözümler olarak değil, hafızayı destekleyen günlük alışkanlıklar olarak düşünmek daha doğru olur.