affetme sürecini yönetmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Affetme ve Regresyon Çalışması

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayınlanmıştır.

Affetmek, huzurlu bir yaşam için ihtiyaç duyduğumuz önemli adımlardan biridir. Kur’an’da da bağışlamanın değerine işaret edilir:

“Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.” (Şura Suresi, 40)

Öfke, kızgınlık ve kin gibi duygular geçmişte yaşananlara takılı kalmamıza neden olabilir. Bu duyguları fark edip ifade edebilmek, affetme sürecine alan açar. Başkaları bize haksızlık yapmış ya da biz kendimize karşı yanlış davranmış olabiliriz. Yaşananları yok saymadan da bu duyguların yükünü taşımayı bırakabiliriz.

Affetmek, bu nedenle kendimize verebileceğimiz bir hediyedir. Geçmişi silmek ya da yapılanı doğru bulmak değil; kendi kendimizi cezalandırmayı sürdürmemeyi seçmektir.

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi, 263)

Affetmek zaman isteyen bir süreçtir. Birikmiş kırgınlıklar, bugünkü yaşamımızda keyif ve sevgiye yer açmamızı zorlaştırabilir. Birine öfkeli olduğumuzda, güzel bir ortamda bile dikkatimizi o kişiye ve yaşananlara verebilir; intikam düşünceleriyle bulunduğumuz anın tadını kaçırabiliriz. Öfkemizi anlamak ve onunla güvenli biçimde çalışmak, odağımızı yeniden kendi hayatımıza çevirmemize yardımcı olabilir.

Affetmek unutmak ya da sınırları kaldırmak değildir

Affetmek, yapılan zararı unutmak, karşı tarafı yeniden güvenilir bulmak veya davranışını hoş görmek anlamına gelmez. Zarar veren birine sınır koyabilir, mesafeyi koruyabilir ve gerekiyorsa adaletin işlemesini bekleyebilirsiniz. Affetme, başkasının davranışını onaylamak değil; kendi öfkenizin ve geçmişin yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmaktır.

Günlük hayatta öfkelenmek insani bir tepkidir. Önemli olan, öfkenin ardından nasıl davranacağımızdır. Bir danışanım, çocuklarının etkinlikleri nedeniyle aynı ortamda bulunduğu başka bir kadına; çocukları dışladığı, arkalarından konuştuğu ve oyun çevirdiği düşüncesiyle öfkeliydi. Ona karşılık vermek için bir plan yapmıştı. Bu karşılığın yeni bir çekişmeye yol açabileceğini konuştuk ve kendisine bir öfke çalışması yapmasını önerdim.

Danışanım, çocukların kamp yaptığı otelden ayrılıp sakin bir yere gitti. Sorun yaşadığı kişiyi zihninde canlandırarak öfkesini ifade etti ve ardından onu affetmeye çalıştı. Otele döndüğünde, daha önceki günlerden farklı olarak çalışanların kendisine ilgi gösterdiğini, içecek ikram edildiğini ve gruptaki kişilerle, sorun yaşadığı kişi de dâhil olmak üzere, güzel bir gün geçirdiğini anlattı. Yaşadıklarını kendi enerjisindeki değişimle ilişkilendirdi. Bu, danışanımın kişisel deneyimiydi; burada önemli olan, intikam planı yerine kendi duygularıyla ilgilenmeyi seçmesiydi.

Duyguların bedende nasıl hissedildiği kişiden kişiye değişebilir. Çalışmalarımda bazı kişiler öfke ve kırgınlığı belirli bölgelerde hissettiklerini anlatıyor. Bu tür bedensel hisleri kesin bir tanı ya da herkes için geçerli bir açıklama olarak değil, kişinin kendi deneyiminin bir parçası olarak ele almak gerekir.

Kendini affetmek ve regresyon çalışması

Önemli konulardan biri de kendini affetmektir. Suçluluk duyduğumuzda kendimizi cezalandırmamız gerektiğine inanabilir, geçmişteki bir olayı tekrar tekrar hatırlayabiliriz. Ancak önce şu sorulara bakmak yararlı olabilir: Olanlardan gerçekten ne ölçüde sorumluyum? O günkü yaşım, bilgim ve koşullarım neydi? Kendime, sevdiğim birine davranacağım kadar anlayışlı davranıyor muyum?

Bir takipçimle, daha önce değersizlik duygusu üzerine yaptığımız çalışmanın ardından ikinci kez görüştüm. Önceki çalışmadan sonra mide ağrıları yaşadığını ve anne babasıyla ilgili bazı öfke duygularının aklına geldiğini belirtti. Daha sonra nişanlısından ayrıldığı için kendisini suçladığını, yeterince iyi ve anlayışlı olmadığına inandığını söyledi. Nişanlısını melek gibi görürken kendisini canavar olarak tanımlıyordu. Bu yoğun öz suçlamayla ilgili regresyon çalışmasına başladık.

Gevşeme telkinlerinin ardından odaklandığımız duyguyu hissetmesini istedim. Danışanım midesinde bir ağrı hissettiğini söyledi. Sonra çocukluk döneminden bir sahne anlattı: Yedi-sekiz yaşlarındayken kardeşiyle sokakta oynarken başka çocuklar kardeşinin başına kum atmış, kendisi ise bunu engelleyememişti. Dayısı gelip kardeşinin başını temizlemiş ve ona neden yardım etmediğini sormuştu. Danışanım bu anıyı suçlulukla hatırlıyor, kardeşinin “Neden beni kurtarmıyorsun?” dediğini duyumsuyordu.

O sırada kendisinin de çocuk olduğunu, yaşananları bugünkü yetişkin bakışıyla değerlendirdiğini konuştuk. Çalışmada anne ve babasının kardeşinin rahatsızlığı nedeniyle tartıştığı başka sahneler de ortaya çıktı. Danışanım, evdeki huzursuzluğu kendi üzerine aldığını ve kardeşini bunun kaynağı olarak gördüğünü anlattı. Ardından annesi, babası ve kardeşiyle ilgili öfkesini ifade etmeye, kendisine yönelttiği suçlamaları gözden geçirmeye odaklandık. Sonraki günlerde kardeşine ve kendisine yönelik öfkesinin azaldığını; kendini kabul etme ve affetme konusunda ilerleme kaydettiğini söyledi.

Bu hikâye, regresyon terapisi yaklaşımıyla yürütülen kişisel bir çalışma deneyimidir; tek başına bir yöntem ya da herkes için aynı sonucu garanti eden bir uygulama olarak değerlendirilmemelidir. Yoğun duygularla baş etmekte zorlanıyorsanız, çalışmayı sürdürmeden önce bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız uygun olabilir.

Öfke boşaltma ve affetme çalışması

Aşağıdaki uygulama, daha önce “Bilinçaltı Kayıt Temizliği Rehberi” yazısında paylaştığım öfke boşaltma ve affetme çalışmasının düzenlenmiş hâlidir. Bu bir öz farkındalık egzersizidir; profesyonel desteğin yerine geçmez. Sakin, mahrem ve güvenli bir alan seçin. Kendinize ya da başka birine zarar verebileceğinizi düşünüyorsanız uygulamayı yapmayın. Bağırmak veya yastığa vurmak yerine yazmak ya da sessizce düşünmek gibi daha güvenli bir ifade biçimi de seçebilirsiniz.

  1. İki sandalye hazırlayın. Birine kendiniz oturun; diğerinde öfkeli olduğunuz kişinin bulunduğunu hayal edin. İsterseniz bunu zihninizde, iki sandalyeli bir odada canlandırabilirsiniz.
  2. Duygularınızı adlandırın. Kendinizi zorlamadan, söylemek istediklerinizi sesli ifade edin veya yazın. Örneğin: “Sana şu davranışın için öfkeliyim.” “Şöyle davrandığın için kırıldım.” “Neden bunu yaptığını anlamak istiyorum.”
  3. Durup değerlendirin. Söyleyecekleriniz bittiğinde, karşınızdaki kişinin ne cevap verebileceğini düşünün. Bu, gerçek kişinin savunması değil, sizin zihninizde oluşan bir yanıt olabilir. Bu yanıtın sizi tatmin edip etmediğini ve şu anda affetmeye hazır olup olmadığınızı kendinize sorun. Hazır değilseniz affetmek için kendinizi zorlamayın.
  4. Kendinize yönelik öfkeyi de ele alın. Aynı sandalyeye kendinizi oturtup kendinize yönelttiğiniz suçlamaları fark edin. Bir çalışmada her şey aklınıza gelmeyebilir; ihtiyaç duyduğunuzda başka bir gün yeniden düşünebilirsiniz.

Hazır hissediyorsanız, kendi sözlerinizi kullanarak şöyle diyebilirsiniz:

“Seni affediyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerini sevgiyle kabul ediyorum; sana verdiklerimi de sevgiyle bırakıyorum. Sana yaşamında iyilik, sağlık ve huzur diliyorum. Sen özgürsün, ben de özgürüm. Yolun açık olsun.”

Bu sözleri söylemek zorunda değilsiniz; affetme çalışması bir başkasına mesaj göndermeyi ya da onunla yeniden ilişki kurmayı gerektirmez. Yakınlarımızla ilgili öfke ve kırgınlıkları ele alırken anne, baba, aile üyeleri veya hayatımızda etkili olmuş diğer kişileri düşünebiliriz. En önemlisi, kendimize yönelttiğimiz suçlamaları da şefkatle incelemektir. Birini affedemediğinizi fark ederseniz, bunu kesin bir suçluluk işareti saymak yerine hangi duyguya, sınıra veya karşılanmamış ihtiyaca işaret ettiğini merak edebilirsiniz.

Kontrol Sende: kendi kendinizin yaşam koçu olun

Kontrol Sende kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz? Kendi kendinizin yaşam koçu olun.

affetme

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Huzurlu bir yaşam için geçmişi, hayatımızda yer etmiş kişileri ve en önemlisi kendimizi affetmeye çalışabiliriz. Affetmeyi kendimiz için yaparız; öfke duyduğumuz kişiye bunu söylemek, onu hoş görmek ya da yeniden hayatımıza almak zorunda değiliz. Yıllardır taşıdığımız yükleri fark edip, hazır olduğumuz ölçüde bırakmak geleceğe daha canlı yürümemize yardımcı olabilir.

Sevgiyle

Images

Affetmek En Asil İntikamdır

Nefreti aşmanın bir yolu var: affetmek. Başkalarını affettiğimizde, geçmişte yaşananların ve taşıdığımız kırgınlığın üzerimizdeki etkisini azaltmaya başlarız. Affetmek, yaşananları silmek değil; hayatımızı yalnızca o acının belirlemesine izin vermemektir.

Nefret, yaşamdan zevk almamızı ve insanların güzel yanlarını görebilmemizi engelleyebilir. Hiç kimse bütünüyle iyi ya da bütünüyle kötü değildir. Bir insanda yalnızca kötülük aramak, zamanla şüphe ve umutsuzluk içinde kalmamıza yol açabilir. Nefretle dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek ise insanı derinleştirir ve kendi duygularına başka bir gözle bakmasına yardımcı olur.

Images

Affetmekle İlgili Bir Hikâye: Patates Torbası

Bir lise öğretmeni, bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

“Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?”

Öğrenciler, çok sevdikleri öğretmenlerinin bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. Öğretmen, “O zaman, bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin,” der. Öğrenciler bunu da kabul eder.

Öğretmen ertesi gün için ödevlerini açıklar: Her öğrenci bir plastik torba ve beş kilo patates getirecektir. Öğrenciler bu isteğin nedenini pek anlayamasalar da ertesi sabah sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır.

Affedilmeyen her kişi için bir patates

Meraklı gözlerle kendisine bakan öğrencilerine öğretmen şöyle der:

“Bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer patates koyarken bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolar. Öğretmen, öğrencilerinin “Peki şimdi ne olacak?” diye soran bakışlarına karşılık ikinci açıklamasını yapar: Bir hafta boyunca nereye giderlerse gitsinler, torbalarını yanlarında taşıyacaklardır. Yattıkları yatakta, bindikleri otobüste ve okulda sıralarının üzerinde patatesler hep onlarla olacaktır.

Bir hafta boyunca taşınan yük

Aradan bir hafta geçer. Öğretmen sınıfa girer girmez, verdiği görevi yerine getiren öğrenciler şikâyet etmeye başlar:

“Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.”
“Hocam, patatesler kokmaya başladı. İnsanlar artık bana tuhaf tuhaf bakıyor. Hem sıkıldık hem yorulduk.”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine hikâyenin asıl dersini verir:

“Görüyorsunuz ki affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz; hâlbuki affetmek, en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”

Affetmenin önemi: Yükü hafifletmek

Bu affetmekle ilgili hikâye, geçmişte yaşanan kırgınlıkları zihnimizde taşımaya devam etmenin nasıl yorucu olabileceğini patates torbası üzerinden anlatır. Torbadaki her patates, affedilmeyen bir kişiyi ve onunla ilgili taşınan duygusal yükü temsil eder. Torba ağırlaştıkça onu her yere götürmek zorlaşır; zaman geçtikçe patatesler de rahatsız edici hâle gelir.

Hikâyenin işaret ettiği nokta, affetmenin karşı tarafı haklı çıkarmak ya da yaşananları önemsiz saymak olmadığıdır. Affetmek, kişinin kendi içindeki öfke ve kırgınlıkla kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesi ve bu yükü taşımamayı seçebilmesidir. Bu nedenle affetmenin faydaları, yalnızca ilişkilerle değil, insanın kendi huzuruyla da ilgilidir.

Elbette affetmek her zaman kolay, hızlı ya da tek seferde gerçekleşen bir karar olmayabilir. Herkesin yaşadığı olay ve iyileşme süreci farklıdır. Bu hikâyedeki ders, bir başkasının yaptığını onaylamaktan çok, kırgınlığın hayatımızda ne kadar yer kapladığını fark etmeye davet eder. Affetmek neden önemlidir diye düşündüğümüzde, yanıtı bu benzetmede bulabiliriz: Taşıdığımız yükü fark etmek, onu bırakmanın ilk adımı olabilir.

Belki de kendimize şu soruyu sorabiliriz: Hangi kırgınlığı hâlâ yanımda taşıyorum ve onu bırakmak benim için ne anlama gelir? Öğretmenin patates torbası örneği, affetmenin önce kendimize sunabileceğimiz bir iyilik olduğunu hatırlatır.

Images

Kendiniz İçin Affetmeyi Seçin

Affetmekle ilgili yazmaya karar verdiğimde farklı tanımlarla karşılaştım. Bu tanımların hemen hepsinde ortak bir nokta vardı: Affetmenin temel kazancı, affeden kişiyeydi. Belki sizin de geçmişe baktığınızda hâlâ affedemediğiniz biri ya da düşündükçe öfkenizi canlı tutan bir olay vardır. Bu olayın zihninizde tekrar tekrar yer etmesi sizi nasıl da tutsak edebilir. Peki bu tutsaklıktan kurtulmanın yolu var mıdır?

Affetme psikolojisi: Düşünce kalıplarını fark etmek

İnsan, duygularını fark ettiğinde onlara nasıl yaklaşacağı konusunda seçim yapabilir. Önce ne hissettiğimizi ve hangi düşüncenin bu duyguyu beslediğini görmemiz gerekir. Ardından değişmesi gereken düşünce kalıplarını sorgulayabiliriz. Affetme psikolojisi açısından önemli olan da yaşananı yok saymak değil, olayın zihnimizde nasıl tekrarlandığını fark etmektir.

Images

Başarısızlık Korkusunu Temizleme

başarısızlık korkusu

Başarısızlık korkusu, bilinçaltında bulunan temel korkulardan biridir ve oldukça yaygın görülür. Hayata farklı şekillerde yansıyabilir: başarısız olmaktan korktuğu için hiç işe başlamamak ya da başlayamamak, aşırı mükemmeliyetçilik, işkoliklik, ne kadar çalışsa da sonuç alamadığını düşünmek, sürekli tatminsizlik hissetmek, bir şeyleri eksik bildiğine inanmak veya kendini başkalarıyla kıyaslamak bunlardan bazılarıdır.

Bu durumlar kişide bir ya da birkaç biçimde tekrar edebilir. Başarısızlık korkusu, kişinin gerçek potansiyelini kullanmasını zorlaştırdığı gibi elde ettiği başarılı sonuçlardan yeterince tatmin olmasına da engel olabilir. Peki, başarısızlık duygusu nasıl temizlenir? Aşağıdaki çalışmalar, bu duygu üzerinde çalışmak için önerdiğim yöntemlerdir.

Başarısızlık duygusunu temizlemek için çalışmalar

Başarısızlık duygusunun yaşamın farklı alanlarını etkileyebileceğine inanıyorsanız, bu konu üzerinde düzenli biçimde çalışmanız önemlidir. Başarısızlık korkusundan kurtulma süreci kişiden kişiye değişebilir; bu nedenle kendinize zaman tanıyın ve çalışmalarınızı sabırla sürdürün.

1. Afirmasyon çalışması

Refah İçinde Bir Yaşam Sürdürme Rehberi adlı kitabımda 21 günlük afirmasyonun nasıl yapılacağını ayrıntılı olarak anlatmıştım. Burada uygulama kurallarını tekrar etmiyorum. Kitabı okumadıysanız incelemenizi öneririm:

Refah İçinde Bir Yaşam Sürdürme Rehberi

Kitapta anlattığım şekilde, aşağıdaki afirmasyonla 21 gün çalışmanızı öneririm. 21 gün kuralına uymaya özen gösterin. Başarısızlık duygusu bu sürede tamamen geçmeyebilir. Hâlâ devam ettiğini düşünüyorsanız bir süre ara verip yeniden başlayabilirsiniz. Temizlik süreci kişiden kişiye değiştiğinden, ihtiyaç duyduğunuzda 21 günlük çalışmayı tekrarlamak faydalı olabilir.

Afirmasyon: “Başarılı olduğuma inanıyorum ve başarılarım için kendimi kutluyorum.”

Images

Kontrolleri Bırakmak

Kontrolü bırakmak ve hayatı akışına bırakmakGelişen dünyada sorun yaşamaya devam ettiğimiz konulardan biri, kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmeye çalışır, çoğu zaman bu kontrollerin farkına bile varmayız. Önce üzerimizdeki kontrolleri fark edip gevşetebilirsek, başkaları üzerindeki kontrolümüzü de bırakmayı deneyebiliriz.

Düşüncelerimizi ve görünüşümüzü kontrol etmek

Düşüncelerimizi denetlemeye çalışırız. Olumsuz bir düşünceye sahip olmanın bizi kötü biri yapacağından korkar; “Sadece iyi şeyler düşünmeliyim” deriz. Negatif sözlerin çoğalıp pozitifi ele geçireceğine inanır, karanlık kelimesini bile kullanmaktan kaçınabiliriz. Böylece kendimizi sınırlarken içimizden geçenleri olduğu gibi görmemizi de zorlaştırırız.

Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl göründüğümüzü kontrol etmeye çalışırız. Beğenmediğimiz taraflarımızı saklayıp eleştiriden korunmak için dışarıya farklı bir görüntü veririz. Bir an durup aynadaki yüzümüzün ötesine, kendi benliğimize samimiyetle bakmayı deneyelim. “İyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmalıyım” ya da “Hiç güzel değilim” diyen iç sesimiz, çoğu zaman önce yargılayıp ardından kendi yargımıza tutunduğumuzu gösterir. Görünüşümüzü kontrol ederken yeni kontroller yaratır, hatta kontrolleri bile kontrol ederiz.

Bir sabah, başkalarının yargılarını düşünmeden, nasıl giyineceğimizi uzun uzadıya denetlemeden istediğimiz gibi giyinmeyi deneyebiliriz. Belki de kendimize buna izin vermediğimizi fark ederiz. Çünkü bazen özgürleşmeye çalışırken bile sınırlarımızı korumaya devam ederiz.

İnançlar, duygular ve ilişkiler üzerindeki sınırlar

Ruhsallığımızı ve inançlarımızı da kontrol etmeye çalışırız. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair yeni kurallar koyarız. İnançlarımız yalnızca belirli şeyleri yapabileceğimizi söylüyor ve bizi daraltıyorsa, bu sınırları sorgulamak gerekir. Yazının önerdiği gibi, karşıt kutbu düşünmek ezberleri görmemize yardımcı olabilir; bunu başkalarına zarar vermek olarak değil, katı yargılarımızın nereden geldiğini fark etmek olarak ele alabiliriz.

Kendimize kızmaya bile izin vermediğimiz olur. Erdemli olmanın hiç öfkelenmemek anlamına geldiğini düşünürüz. Oysa öfkeyi fark etmek, onu başkasına zarar verecek biçimde dışa vurmakla aynı şey değildir. Benzer biçimde, nazik konuşmayı sevgi adına yaptığımızı söylerken bazen kendimizi ve çevremizdekileri boğarız. Dürüst ve açık olmak yerine, yanlış bir şey söyleme korkusuyla kontrol etmeyi seçeriz.

“Kontrolü bırakırsam buzdolabındaki her şeyi yerim”, “Toplumda kabul görmek için belli bir biçimde görünmeliyim” ya da “Sesimi çıkarmamalıyım” gibi düşünceler, kendimizi nasıl kısıtladığımızı gösterir. Buradaki mesele sorumluluğu yok saymak değil; her şeyi kontrol etme isteğinin hayatımızı ne kadar daralttığını fark etmektir.

Bolluk, para ve kontrol etme isteği

Bolluğumuzu da kendi yargılarımızla sınırlandırabiliriz: “Ancak bu kadar kazanabilirim”, “Bundan fazlasına hakkım yok” ya da “Bu kadarına değerim.” Bir yandan daha fazlasını ister, diğer yandan mümkün olanı kendi düşüncelerimizle kısıtlarız. Kişisel gelişim, din veya felsefe alanında eğitim verenlerin gelirleri üzerine yargılar kurarken, bu yargıların kendi imkânlarımıza bakışımızı da etkileyebileceğini gözden kaçırırız.

Parayı her şeyin ölçüsü gibi görüp her kuruşu hesap etmek, gelirimizdeki her değişikliği felaket saymak yorucu olabilir. Yazı, paylaşmanın ve akışa güvenmenin önemini hatırlatırken, parayla ilgili korkularımızın da kontrol alışkanlığımızın bir parçası olabileceğini söylüyor. Hayatı akışına bırakmak, tüm kararları düşünmeden vermek değil; kaybetme korkusunun bizi bütünüyle yönetip yönetmediğini fark etmektir.

Kontrolleri fark etmek ve akışa güvenmek

Bu kontroller nedir biliyor musunuz? Yazının yanıtı, enerjinin kısıtlanması ve gelişimin yavaşlamasıdır. Eski anlayışlarımızın yerine yenilerini koyamadığımızda benliğimiz kendini korumaya çalışır. Kontrolü bırakmaya karar verdiğimizi söylesek bile “Bir iki kontrolü bırakayım ama hepsini değil; sonra başkaları ne der?” diyerek yeni sınırlar oluşturabiliriz. Başkalarının söyleyeceklerinden korksak da onların yargıları hayatımızın tek ölçüsü olmak zorunda değildir.

Kontrolü bırakmak ve akışa güvenmek, her koşulda dikkatsiz davranmak anlamına gelmez. Örneğin araba kullanırken gereken dikkat ile kaygı içinde her şeyi aşırı denetlemeyi birbirinden ayırabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Daha sağlıklı karar vermemizi sağlayan şey sakin ve uyanık olmak mı, yoksa korkuyla her ihtimali kontrol etmeye çalışmak mı?

İnanç sistemleri, gelenekler ve toplumun beklentileri bizi etkileyebilir. Bunları fark etmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve artık bize hizmet etmeyenleri salıvermek mümkün. Duyularımızı ve düşüncelerimizi sürekli denetlerken akışa bırakmaktan söz etmek kolaydır; asıl mesele, uygun olmayan anlarda yeniden kontrol kurduğumuzu fark etmektir. Yalnızca iyi düşünmemiz gerektiği inancı da düşüncelerimizi yargılamamıza yol açabilir.

Geçmişte, dünyada var olabilmek ve yaşamımızı sürdürebilmek için bazı kontroller oluşturmuş olabiliriz. Şimdi ise bunların hangilerinin hâlâ gerekli olduğunu, hangilerinin bizi sınırladığını sorgulayabiliriz. Her şeyi denetlemediğimiz ve kontrol etmek için sürekli enerji harcamadığımız bir yaşam nasıl olurdu? Kendimize güvenmek, olduğumuzdan fazlasını göstermeyi bırakmak ve başka olasılıklara izin vermek bu soruya yaklaşmanın yollarıdır. Kontrolleri fark edip gevşetmeye başladığımızda, kendi potansiyellerimize ve hayatın akışına daha açık olabiliriz.

Kaynak: Mustafa Kartal