Images

Ego Nedir? Ego Nasıl Kontrol Edilir ve Susturulur?

Ego kelimesi Latince ego sözcüğünden gelir ve “ben” ya da “kendim” anlamına gelir. Peki ego nedir? Bu yazıda ego, geçmiş yaşantılardan kalan düşünce ve duyguları hatırlatan, iç sesimiz gibi konuşan bir mekanizma olarak ele alınıyor. Bu bakış açısını daha iyi anlamak için kendimizi iki kişi gibi düşünebiliriz: ego ve biz.

Önemli bir karar vermek üzereyken içimizden “Bence yapamazsın”, “Bu konuda tecrüben yok, başaramazsın” gibi cümleler geçebilir. Bu olumsuz düşünceler bizi duraksatır. Ardından zihnimizde başka sorular belirir: “Bu kararı almak doğru mu?”, “Zaten bu konuda kendime güvenmiyorum.” Yazının anlatımında ilk ses ego, ardından gelen sorgulama ise bizim sesimizdir.

ego nedir

Ego ne demek? İçimizdeki ses neyi hatırlatıyor?

Bu anlatıma göre ego, içimizdeki bir şeytan ya da ayağımızı kaydırmaya çalışan bir düşman değildir. Geçmişte yaşadığımız olaylardan kalan bilgileri, başarısızlıkları, acıları ve izlenimleri bir bilgisayar gibi işler; zamanı geldiğinde bunları bize tekrar hatırlatır. Bu nedenle ego sesini duymak, her söylediğini doğru kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Yazının ilk bölümünde asıl meselenin egoyu susturabilmek olduğu söyleniyor. Ego sürekli öne çıktığında insanın kendi sesini duymakta zorlanabileceği ve geçmiş deneyimlerin bugünkü kararlarını yönetebileceği anlatılıyor. Buradaki “susturmak” düşünceyi zorla yok etmekten çok, o düşünceyi fark edip onunla nasıl ilişki kurduğumuzu değiştirmek anlamında kullanılıyor.

Ego nasıl yenilir? Egoyla konuşma egzersizi

“Ego konuşuyor ama ben dinlemiyorum” diye düşünmek, yazara göre tek başına yeterli değildir; ego gün boyunca konuşmayı sürdürebilir. Bu yüzden Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var kitabında yer verdiği egoyla konuşma egzersizi öneriliyor. Egonun sesini bastırmak yerine, onun hangi eski deneyimden ve güvensizlikten beslendiğini fark etmek amaçlanıyor.

Aykut Oğut’un kitabında aktarılan egoyla konuşma egzersizi:

“Bak bir tanem, sen uzun yıllar önce olmuş bir olayın etkisi altındasın. Şu an hissettiğim güvensizlik tamamen senin duygularına kendimi kaptırdığım için ortaya çıktı. Ben artık çok farklı bir insanım. Kendime güvenmek için elimde o kadar çok sebep var ki. Seni çok iyi anlıyorum ve sana hak da veriyorum. O zamanlar olanlar bizim suçumuz değildi. Ben artık farklı bir gerçeklik yaşıyorum. Ben kendime güveniyorum. Gel, sen de bana katıl. İnan bana, üzülmene hiç gerek yok; ben çok daha huzurlu bir hayat yaşıyorum. Seni seviyorum ve bu sefer benim geldiğim yoldan geleceksin; ben seni takip etmeyeceğim.”

Yazının önerisi, egonun konuştuğu anı yakalamak ve bu tür bir egoyla konuşma egzersizine zaman ayırmak. Egonun sözlerini fark etmek, onların geçmişten gelen bir korku ya da güvensizlik olup olmadığını sorgulamaya yardımcı olabilir. Ego nasıl kontrol edilir ya da ego nasıl susturulur diye merak edenler için yazıdaki temel yaklaşım, iç sesi yok saymak yerine onu tanıyıp ikna etmeye çalışmaktır.

Yazar, egoya hapsolmanın kişiyi geçmişte yaşamaya, başkalarında sürekli hata aramaya ve öz eleştiri yapamamaya sürükleyebileceğini düşünüyor. Kendi gözlemine dayanarak, başarısızlıklarla dolu bir hayatı gizlemek için küçük başarıları büyütüp anlatan ve yapamadıklarını yapmış gibi gösteren insanlardan söz ediyor. Bu bölüm, yazarın kişisel değerlendirmesidir.

Aykut Oğut’un ego ve kişisel gelişim yaklaşımı

Yazıda, aktör, seslendirme sanatçısı ve yaşam koçu Aykut Oğut’un kitabı ve yaklaşımı üzerine bir söyleşiye de yer veriliyor. Oğut’un Evrenden Torpilim Var adlı ilk kitabından sonra yayımlanan kitabının kapağında ayna kullanılması ve kitaba bir isim verilmemesi, okura kendi kararını verme fikriyle açıklanıyor. Oğut, insanların başkalarının doğrularını sorgulamadan benimsemesini eleştiriyor; kitabı alan kişinin ona kendi istediği adı verebileceğini söylüyor. Kendisi okur olsaydı kitabına muhtemelen “Ben” adını vereceğini belirtiyor.

Oğut’a göre insanların “ben” diyebilmesi önemlidir. Söyleşide bu yaklaşımı bencillik kavramıyla birlikte tartışıyor ve kişinin kendi isteklerini dile getirmesinin önüne toplumsal kabullerin geçebildiğini anlatıyor. Bir kadın danışanıyla yaptığı çalışmadan da örnek veriyor: Hayata karşı sürekli üzgün görünen danışanına, “Bu hâlinden ne keyif alıyorsun?” diye sorduğunu, uzun bir seansın ardından danışanının sonraki hafta farklı bir hâlle geldiğini aktarıyor.

İstekler, odak ve başarı üzerine

Söyleşide Oğut, hayata daha olumlu ve “ben” odaklı bakmanın kişinin isteklerini netleştirmesine yardımcı olacağını savunuyor. Bu görüşünü, evrenin insanın hâlini çoğaltan bir fotokopi makinesine benzetmesiyle anlatıyor. Bunlar Oğut’un kişisel gelişim ve çekim yasası çerçevesindeki düşünceleridir; yazı bunları bilimsel bir gerçek olarak sunmuyor.

İş hayatı örneğinde, X şirketinde tek bir şeflik pozisyonu olsa bile kişinin başka olasılıkları da düşünmesini öneriyor. Dünya Karate Şampiyonu olan 18 yaşındaki öğrencisinin “Bir tane dünya şampiyonu var, onu nasıl yapacağım?” sorusunu anlatırken de maç esnasında rakibin daha iyi olduğunu düşünmenin odağı dağıtabileceğini söylüyor. Ona göre kişi, “Neden olmayacağını” açıklamaya odaklanmak yerine hedefini düşünmeli.

Danışanlarının en sık para, ilişki, kariyer ve özgüven konularıyla geldiğini belirten Oğut, gelir hedefi örneğinde insanların mevcut koşulları gerekçe gösterip daha fazlasının mümkün olmadığını söylemesine dikkat çekiyor. Kendi ifadesiyle, kişi başkalarının kurduğu sistemi kendi sınırı gibi benimsememeli. Söyleşide aktarılan bu yaklaşım, Oğut’un kişisel görüşüdür.

Hayat bir sınav değildir

Oğut, evrenin bütün sırlarını çözdüğünü söyleyenlere kuşkuyla yaklaşılması gerektiğini esprili bir dille anlatıyor. Hayatın ve evrenin sürekli değiştiğini, bu nedenle her şeyi bildiğini iddia etmenin mümkün olmadığını söylüyor. Yaşam koçunun danışana akıl veren kişi olmadığını; önemli olanın anlattıklarını uygulamış olmak olduğunu da ekliyor. Kendi geçmişine dönerek, yaşadığı zorlukların zorunlu olduğunu sandığını ama daha sonra bu düşüncesini sorguladığını belirtiyor.

Ego, geçmiş deneyimler ve inanç kalıpları

Oğut’un ego tanımında ego, hayatla ilgili alınan kararları kişiye hatırlatan bir mekanizmadır. “Egomu yok ediyorum” demeyi, geçmişte alınan kararları tümüyle unutmaya çalışmak olarak değerlendiriyor. Söyleşide, egosuz olduğunu düşündüğümüz kişilerin de farklı koşullarda kendi tepkileriyle karşılaşabileceğine dair Sirkeci ve Tophane örneğini veriyor. Bu nedenle ego, onun yaklaşımında tamamen ortadan kaldırılacak bir şey değil; anlaşılması gereken bir parça.

Yazının devamındaki değerlendirmede, çocukluktan ve yakın çevreden gelen “İş bulmak zordur”, “Ben beceremem”, “Beni kimse sevmiyor”, “Ben bunu hak etmiyorum” gibi düşüncelerin kişinin seçimlerini etkileyebileceği anlatılıyor. Okur, geçmişte gerçekleşmeyen bir isteğini yeniden düşünürken kendi tereddütlerini ve şüphelerini de fark edebilir. Metin, bu sorgulamayı okura bırakıyor; her olumsuzluğun kişinin düşüncelerinden kaynaklandığı sonucunu kesin bir gerçek olarak ileri sürmüyor.

Söyleşide pozitif bir ruh hâlinin alışkanlığa dönüşmesinin zaman ve pratik gerektirdiği, uzun yıllara yayılan alışkanlıkların birkaç günde değişmeyebileceği de vurgulanıyor. Oğut, tek bir dokunuşla her şeyi iyileştirdiğini iddia edenlere karşı temkinli olunması gerektiğini söylüyor.

Zorluklar, şükür ve hastalıkla ilgili görüşler

Oğut, kendi yaşamında anne ve babasını kaybettiğini, bir gözünü yitirdiğini ve parasız kaldığı dönemlerde sokaklarda yaşadığını anlatarak, zorluk yaşayan kişilere şükretmeyi tavsiye ediyor. “Kurban gibi yaşamayı seçmeyin” sözüyle, kişinin kendisini yalnızca başına gelenlerle tanımlamamasını öneriyor. Bu, söyleşide aktarılan kişisel gelişim yaklaşımıdır.

Hastalık üzerine konuşurken Oğut, yaşananların kişinin odağıyla ilişkili olduğu yönünde kendi yorumunu paylaşıyor. Ancak hastalıkların kişinin düşünceleriyle ya da isteğiyle oluştuğu anlamına gelecek biçimde okunmamalıdır. Kimse hastalanmaktan sorumlu tutulamaz; sağlık sorunlarında uygun tıbbi destek ve profesyonel sağlık hizmetleri önemlidir. Söyleşideki görüşler tıbbi tavsiye yerine geçmez.

İlişki, ihtiyaç ve beklentiler

“Bütün iyi erkekler kapılmış” diyen kadınlara ilişkin soruya Oğut, bu düşüncenin kişinin beklentilerini sınırlayabileceğini söyleyerek yanıt veriyor. İlişkiyi, iki kişinin birlikte geliştiği bir yol arkadaşlığı olarak tarif ediyor; beyaz atlı prens beklentisinin gerçekçi olmayabileceğini savunuyor. Ona göre önemli olan, kişinin birlikte huzurlu ve mutlu olabileceği birine odaklanması.

Oğut, bir şeye muhtaç olma hâlinin elde edememe korkusunu da beraberinde getirebileceğini düşünüyor. Para örneğinde, en kötü senaryoyu kabul edebilmenin korkuyu azaltabileceğini anlatıyor: Özel okul taksiti ödenemiyorsa devlet okulu, kira karşılanamıyorsa daha uygun bir ev seçenek olabilir. Buradaki mesaj, kötü bir olayın hayatın sonu olmadığını hatırlamak; gerçek ihtiyaçları ve koşulları görmezden gelmek değil.

Aykut Oğut’un yaşam öyküsü ve kitaplarının bakış açısı

Yazıda aktarıldığı üzere Aykut Oğut, 1971’de İstanbul’da doğdu. Babasını henüz üç aylıkken kaybetti. Mimar ya da elektronik mühendisi olma hayalini gerçekleştiremedi; tiyatro bölümüne girmek için katıldığı sınavda kilosu nedeniyle başarılı olamayınca kilo verip yeniden denedi ve Ankara Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’ne girdi. Öğrenciliği boyunca seslendirme yaptı ve dizilerde rol aldı; okulu yedi yılda bitirdi.

Annesinin ölümünden sonra Amerika’ya giden Oğut, parasız ve İngilizce bilmeden başladığı dönemde bir benzin istasyonunda çalıştığını anlatıyor. Bavulunu kaybetmesi, sokakta yaşaması, dayak sonrası bir gözünü kaybetmesi ve hapse düşmesi gibi zorlu deneyimlerden söz ediyor. Daha sonra İngilizce öğrendiğini, seslendirme yönetmenliği ve oyunculuk yaptığını, kilo verdiğini ve yeni bir hayat kurduğunu aktarıyor. Özel yaşamında da güvensizlik ve başarısız ilişkilerden sonra sevdiği ve güvendiği biriyle evlendiğini söylüyor. Oğut, hayatındaki değişimi olumsuz düşünce biçiminden olumluya geçişle ilişkilendiriyor.

Yazının sonunda yer alan değerlendirmeye göre, Evrenden Torpilim Var okuru kendi inançlarını ve geçmiş deneyimlerini gözden geçirmeye davet ediyor. “Hayatın tek amacı deneyimlemek ve keyif almaktır” sözü, kitabın bakış açısını özetleyen ifadelerden biri olarak aktarılıyor. Bu düşünceye katılabilir ya da katılmayabilirsiniz; ego nedir ve geçmişten gelen iç ses bugünkü kararlarımızı nasıl etkiler soruları üzerine düşünmek içinse iyi bir başlangıç noktası sunuyor.

0 yorum: