Images

Yolu sakinlikle buluruz. Sakinlik pasiflik değildir


En Cesur sporları yapan, rekor kırmak ya da bir şeyi başarmak için akıl almaz şeyleri yapan insanları televizyonda ya da canlı olarak izlerken biz nefeslerimizi tutarız. Ama onların son derece sakin olduklarını görürüz.
Cesaret içimizde heyecan yaratır ama davranışlarımızda sakin olmayı gerektirir.
Yolu sakinlikle buluruz. Sakinlik pasiflik değildir. Cesaret zaten pasifliğin olduğu yerde bulunamaz. Çoğu zaman cesur adımlar, sakin sabrı gerektiren anları içerir.
Sakinlikte enerji vardır. Gerektiğinde durup bekleme hali hamilelik gibidir. Bu beklemenin (Sabır) içinde yeni bir şeyin gelişip büyüdüğünün sezgisi vardır. Sabırda bir şeylere “ katlanma durumu” yoktur. Mucize beklentisi yoktur. Bir şeylere takılıp kalmak hali yoktur. Sakinlik, elinden gelen herşeyi yaptıktan sonra her şeyin kendi akışı içinde olacağını bilme duygusudur.

 Karmaşanın ortasında sakin olabilmek ile bir şeyde takılıp kalmak arasında ki fark nedir?
Sakinlik ve Pasiflik Arasındaki Farklar :

SAKİNLİK                                     PASİFLİK
Enerji Akar                                  Enerji Tıkanır
Odaklanma Vardır                      Dağılma Vardır
Rahatlama hissi yaratır              Daralma Hissi Yaratır
Olana Katılımcıdır                      Olana Seyircidir
Olanı Kabul Eder                       Olanı Yadsır
Harekete geçmeye hazırdır.      Tutulmuştur
Çözüm Odaklıdır                       Korku Odaklıdır

Hem Cesaretin heyecanını , hem de sakinliği yüreğinde aynı anda taşımak, gündoğumu ile batımı arasında yaşamak gibidir; İkisinin de güzelliğini bilerek.
İkisini uzlaştırmayı ve dengelemeyi bildiğimizde zıtlar birbirini güçlendirir ve huzur içinde birlikte olur.

Nil Gün
Images

Siz Hangisisiniz.........?

Patates , Yumurta ve Kahve

Images

Sevgi Eksikliği

Sevgi eksikliği, insanın içinde hissettiği büyük bir boşlukta kendini gösterir. Sevgisiz kalan kişi zamanla çevresine karşı kayıtsızlaşabilir; yaşamın renklerini ve anlamını daha az hissedebilir. Sevgi, yalnızca güzel duyguların kaynağı değil, insanın dünyayla bağ kurmasını sağlayan bir ışık gibidir.

Sevgisizliğin insanda bıraktığı boşluk

Doğdukları andan itibaren başka bir insanla iletişim kurmamış, en ufak bir sevgi görmemiş çocukları düşünün. Onları yaşamdan ve ışıktan yoksun, boş gözlerle bakarken hayal edebilirsiniz. Bu tasvir, çocuklarda sevgi eksikliğinin ne denli derin bir yoksunluk olarak yaşanabileceğini anlatır.

Yaşamın içinde çökmüş, hastalıklarla boğuşan yetişkinler de bazen yaşam kaynağı olan sevgiden kopmuş gibi görünür. Sevgi eksikliğinin etkileri üzerine düşünürken, burada anlatılan boşluğu yalnızca dışarıdan görünen bir durum olarak değil, kişinin iç dünyasında yaşadığı bir uzaklık olarak da ele almak gerekir. Sevgisizliğin insan üzerindeki etkileri, çevresine ve hayata karşı kurduğu bağın zayıflamasıyla kendini hissettirebilir.

Sevgi, yaşama anlam veren bir ışık

Kişinin mutluluğu, sevginin gizemli ateşine sahip olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu ateş, güzel ya da çirkin görünen her şeye bir anlam verir. Ruh bu bağlantıyı kurduğunda ışık yaymaya başlar; insan, yaşamın içindeki güzellikleri fark etmeye ve onlarla bağ kurmaya yönelir.

Sevgi, bir çiçeğin güneş ışığıyla kurduğu ilişkiye benzetilebilir. Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırdığınızda meydana gelen değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi aldığınızda da benzer bir değişimden söz edilir. Bu benzetme, sevginin insanın yaşamındaki yerini ve yokluğunun oluşturduğu eksikliği sade bir biçimde anlatır.

“Cennet sevgidir. Sevgi müziktir. Tanrısal sevgiye daldığınızda ve titreşimlerini hissettiğinizde, hayatın senfonisini anlayacaksınız.
Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırınca, peşinden meydana gelen büyük değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi alırsanız, yine aynı sonucu elde edersiniz.”

Kalbinizi sevgiye açın

Sevgi eksikliği kişiyi korku, üzüntü, hastalık ve nefret gibi olumsuzluklarla yüklü güçlere karşı korumasız bırakabilir. Bu sözler, sevginin her sorunu tek başına çözdüğünü ileri sürmekten çok, insanın iç dünyasında ışığa ve umuda açılan bir kapı olduğunu hatırlatır.

Kalbinizi sevgiye açın. Sevginin varlığı, karanlıkta büyüyen korku ve üzüntü gibi duyguların gücünü azaltmaya yardımcı olan bir ışık olarak düşünülebilir. Yaşam kaynağı olan bu bağı fark etmek, insanın kendisiyle ve çevresiyle yeniden ilişki kurmasına alan açar.

Images

An’da Olmak

“Yaşamak nedir?” diye hep sorarız kendimize. Sonra görürüz ki yaşam, bir dizi deneyimden ibarettir. Fakat yaşamak, yalnızca günleri geçirmek ya da yapılacak işleri tamamlamak değildir. Bazen yaşarken gerçekten yaşamak yerine “mış” gibi yaparız: Karın doyurur, dışarıda bir şeylerin peşinden koşar, düşüncelerimizi takip eder, duygularımıza dokunmadan rollerimizi sürdürürüz. Kısacası var olurken yok olmayı deneyimleriz.

Anda olmak ne demektir?

Deneyim, yalnızca yaşanmış olanın içinde değil, şu an olup bitenin farkına varışımızda da saklıdır. “Ol’an, ol’an…” diye tekrarlayan bu ifade, sanki bize kendimizi hatırlatır: Anda ol, anda ol, anda kal. Anda kalmak nedir diye sorduğumuzda, yanıt yalnızca geçmişi düşünmeyi bırakmak ya da geleceği hesaba katmamak değildir. Yaşadığımızı, hissettiğimizi ve o sırada ne yaptığımızı fark ederek bu deneyimin içinde bulunmaktır.

Images

Hayat Bir Şarkı Olsa…

Hayatı bir şarkı gibi yaşamak sanırım harika bir şey olurdu. Ritmiyle, melodisiyle ve aslında anlattığı sizin öykünüzle… O öyküye ruh katan melodi bazen davullarla coşup bazen kemanla ince ince yüreğinizi seslendirse; bazen de duyulması güç bir tınıyla bir şeyler fısıldasa…

Derinlerinizdeki çığlığı, hüznü ya da yalnızlığı anlatsa… Sözcüksüz ama içinizdeki pek çok şeye eşlik eden bir şarkı olsa… Melodinin tamamında kendi öykünüzü bulabilseniz. Çünkü hayatın her anı aynı tonda değil; coşkusu da hüznü de, sessizliği de o öykünün bir parçası.

Images

Kendini Sevmek ve Onaylamak

Kişiler terapiste başvurduklarında sorunları farklı olabilir: hastalık, parasızlık, doyumsuz ilişkiler ya da yaratıcılık konusunda yaşanan tıkanıklıklar… Terapistin üzerinde durması gereken temel konulardan biri, kişinin kendini sevmesi ve onaylamasıdır.

Kendini sevmek ve kabul etmek neden önemlidir?

Kişi kendini olduğu gibi kabul ettiğinde, onayladığında ve sevdiğinde, yaşamındaki pek çok şey zamanla yoluna girebilir. Sağlığın düzelmesi, daha çok kazanmak, ilişkilerin doyumlu hale gelmesi ya da kişinin kendini daha yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlaması bu süreçte görülebilecek küçük mucizelerdir. Bunlar çaba göstermeden kendiliğinden gerçekleşmez; emek ve zaman ister.

Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kendini olduğu gibi kabul etmek kişinin kendi içinde daha sevecen bir düzen kurmasına yardımcı olur. Kendini ve bedenini seven kişi ne kendisini ne de başkalarını kötüye kullanır. Kendini onaylamak ve kabul etmek, hayatın farklı alanlarında olumlu değişimlerin önünü açabilecek temel bir adımdır.

Kendini sevmek, eleştiriyi bırakmakla başlar

Kendini sevmenin yollarından biri, her davranışın ya da özelliğin için kendini yargılamamayı denemektir. Olumsuz ve sert bir öz eleştiri, kişiyi değiştirmek istediği davranış kalıbının içinde tutabilir. Kişinin kendisine göstereceği anlayış ve şefkat ise bu kısır döngüden çıkmasına yardımcı olur. Bu nedenle kendini eleştirmek yerine kendini onaylamayı denemek önemlidir.

Kendini olduğu gibi kabul etmek, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğin anlamına gelmez. Buradaki başlangıç noktası, değişmeye çalışırken kendine düşman olmamaktır. Kişi kendine daha anlayışlı yaklaştıkça, kendini suçlamak yerine ihtiyaçlarını ve değiştirmek istediği yönleri daha açık görebilir.

Kişi kendini iyi hissettiğinde hayatı da daha iyi gidiyor gibi hissedebilir. Âşık olunan dönemlerde sorunların daha az hissedilmesine benzer biçimde, kendini sevmek de güzel duygulara ve olaylara yer açan, insanı hafifleten bir süreçtir. Bu yaklaşım, ruhsal ve bedensel sorunlar için sihirli bir çözüm vaat etmekten ziyade, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi iyileştirmeye odaklanır.

Kendimi nasıl sevebilirim?

Bu sorunun yanıtı, kişinin kendisine yönelttiği alışılmış yargıları fark etmesiyle başlayabilir. Örneğin şu düşünceler aklınızdan geçiyor olabilir:

  • “Ama ben hep kendimi eleştiririm.”
  • “Kendimin şu yönünü beğenmem nasıl mümkün ki?”
  • “Ailem, öğretmenlerim, arkadaşlarım ve sevgililerim daima beni eleştirdi.”
  • “Kendimi nasıl motive edebileceğim ki?”
  • “Ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur.”

Bu cümleleri fark etmek ve onları değişmez gerçekler gibi görmemeyi denemek, kendini sevme sürecine atılan ilk adımlardandır. Başkalarından duyulan eleştiriler insanın kendisine bakışını etkileyebilir; ancak kişinin kendisini onaylamayı öğrenmesi de mümkündür. Kendini kabul etmek için önce mükemmel olmayı beklemek gerekmez. Kişi, beğenmediği yönleri olsa da kendine anlayışla yaklaşmayı deneyebilir.

İlk adımı atmak

Goethe, “Neyi yapabiliyorsan ya da yapabileceğini hayal ediyorsan başla; cesarette akıl, güç ve büyü vardır,” der. Bu söz, başlamanın önemini ve ilk adımı atmayı hatırlatır. Kendini sevmenin yolları da bir anda tamamlanması gereken büyük bir değişim değil, kişinin kendisine daha şefkatli davranmayı denediği adımlarla ilerleyen bir süreçtir.

Kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlandığınızda, bu zorluğu fark etmek bile bir başlangıç olabilir. Kendinizi hemen onaylayamıyor olsanız da eleştirel düşüncelerinizi sorgulamayı ve kendinize daha anlayışlı yaklaşmayı deneyebilirsiniz. Herkes her şeye baştan başlayabilir.

Uzm. Psk. Dan. Cem KEÇE

Images

Teslimiyetin Anlamı: Şimdiki Anı Kabul Etmek

Teslimiyet, yaşamın akışına karşı koymak yerine ona izin vermeyi anlatan basit ama derin bir bilgeliktir. Yaşamı deneyimleyebileceğimiz tek yer şimdiki andır. Bu nedenle teslim olmak, şu anda olanı koşulsuz ve çekincesiz biçimde kabul etmek; yaşananlara içsel olarak direnmekten vazgeçmektir. Olanı kabullenmek, zihinsel özdeşleşmeden uzaklaşıp varlıkla yeniden bağ kurmaya yardımcı olur. Direnç, zihnin ta kendisidir.

Teslimiyetin anlamı: İçsel direnci bırakmak

Teslimiyet, her şeyin istediğimiz gibi olmasını sağlamak ya da yaşananları onaylamak zorunda olmak değildir. Burada söz konusu olan, mevcut anla içsel mücadeleyi bırakmaktır. Olanı kabul etmek, koşullara verilecek dışsal bir yanıtı engellemez; yalnızca eylemin korku ve tepkisellik tarafından yönetilmesinden uzaklaşmayı mümkün kılar.

Teslim olmamak, psikolojik formu ve egonun kabuğunu katılaştırarak güçlü bir ayrılık duygusu yaratır. Bu halde çevremizdeki dünyayı, özellikle de diğer insanları, tehdit olarak algılayabiliriz. Başkalarını yargılama, onlarla rekabet etme ya da onlara hükmetme dürtüsü bu algıyla birlikte ortaya çıkabilir. Doğa bile düşman gibi görünür; algılarımızı ve yorumlarımızı korku yönetir. Eckhart Tolle, paranoyayı bu işlevsiz bilinç halinin daha ağır bir biçimi olarak tanımlar.

Direncin beden ve duygular üzerindeki etkisi

İçsel direnç yalnızca psikolojik formu değil, bedeni de katılaştırabilir. Bedenin çeşitli bölgelerinde gerilim oluşur ve beden bir bütün olarak kasılır. Bu bakışa göre, bedenin sağlıklı işleyişi için gerekli yaşam enerjisinin serbestçe akışı da kısıtlanır. Masaj ve fiziksel terapiler rahatlamaya yardımcı olabilir; ancak gündelik yaşamda direncin nedeni sürüyorsa bu rahatlama geçici kalabilir.

Teslimiyeti, “Artık hiçbir şey canımı sıkamaz” ya da “Hiçbir şey umurumda değil” tavrıyla karıştırmamak gerekir. Bu sözlerin arkasında gizli bir içerleme varsa, söz konusu olan teslimiyet değil, maskelenmiş dirençtir. İçimizde böyle bir içerleme kalıp kalmadığını anlamak için dikkatimizi kendimize çevirebiliriz. Bunu yaparken uyanık olmak önemlidir; direnç, bir düşünce ya da kabul edilmemiş bir duygu olarak fark edilmeyen bir yerde varlığını sürdürebilir.

Olumsuzluk, mutsuzluk ve ıstırap bu anlatımda direncin işaretleri olarak ele alınır; direnç çoğu zaman bilinçsizdir. Teslimiyet nasıl uygulanır diye sorarken, ilk adım yaşanan anı ve içimizdeki tepkiyi fark etmektir. Şimdiki ana dikkatle dönmek, içerlemeyi yok saymak değil, onun varlığını görerek olanla kurduğumuz içsel mücadeleyi incelemektir.

Şimdiki anı kabul etmek ne demek?

Tam bir farkındalıkla, yani şimdiki anda bulunarak yaşandığında olumsuzluğun varlığını sürdürmesi mümkün olmaz. Olumsuzluk mevcudiyetinizde varlığını sürdüremez; ancak siz yokken var olabilir. Acı bedeni de huzur ve farkındalık içinde uzun süre varlığını koruyamaz. Mutsuzluğu besleyen şeylerden biri, ona zaman tanımaktır. Şimdiki ana yoğun bir farkındalıkla dönüldüğünde mutsuzluğun da çözülmeye başladığı ifade edilir. Bu noktada insan kendine şu soruları yöneltebilir: “Bu mutsuzluğun sona ermesini gerçekten istiyor muyum? Onsuz kim olacağım?”

Spiritüel teslimiyet nedir sorusu, bu yaklaşımda, yaşamla çatışmayı bırakıp şimdiki ana uyanık biçimde katılmakla yanıtlanır. Tolle’ye göre spiritüel enerji dünyaya teslimiyet yoluyla girer. Bu enerji kişinin kendisi, diğer insanlar ya da dünyadaki başka yaşam biçimleri için ıstırap yaratmaz; zihin enerjisinden farklı olarak yeryüzünü kirletmez. Ayrıca iyi ve kötünün birbirine zıt olarak var olduğu düşüncesini temel alan zıtlar yasasına tabi değildir.

Ego kurnazdır. Bu nedenle zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi gerçekten bırakıp bırakmadığımızı dikkatle gözlemlemeliyiz. Kendimizi hafif ve derin bir huzur içinde hissetmek, teslimiyetin gerçekleştiğine dair açık bir işaret olarak sunulur. Direnerek karşı tarafın zihinsel pozisyonunu güçlendirmediğimizde, onda ne değiştiğini de gözlemleyebiliriz. Zihinsel pozisyonlarla özdeşleşme ortadan kalktığında gerçek iletişim başlar.

Teslimiyet, eylemsizlik değildir

Direnmeme, ille de hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Yapmayı, tepkisel olmaktan çıkarıp daha bilinçli bir hale getirmektir. Doğunun dövüş sanatlarının altında yatan bilgelik de bu yaklaşımı hatırlatır:

“Rakibinizin gücüne direnmeyin, onun kendini yenmesine izin verin!”

ECKHART TOLLE

Images

Kendini Tanımak

“Kendini tanı” diyen Sokrates, yüzyıllar öncesinden günümüze seslenen evrensel bir öğüt veriyor. Bu çağrı, hayatın anlamına ulaşmanın yolunun insanın kendi içine yönelmesinden geçtiğini hatırlatıyor. Kendini keşfetmeye gayret eden insan, önce kendi varlığını anlamaya; sonra da kendinden hareketle hayata bir anlam bulmaya çalışır. Çünkü neye değer verdiğini, hangi yönlerini geliştirmek istediğini ve seçimlerinin ardında ne olduğunu fark etmek, yaşamına daha bilinçli bir yön vermesini sağlar.

Kendini tanımak ne demek?

Kendini tanımak ne demek? Kendini okumak ve keşfetmek; yeteneklerinin, becerilerinin, hislerinin, duygularının, inançlarının ve düşüncelerinin farkına varmaktır. Güçlü yanlarımız kadar zorlandığımız, geliştirmek istediğimiz yönleri de görebilmeyi içerir. Buradaki amaç kendimizi yargılamak ya da kusursuz olduğumuzu kanıtlamak değil; iç kaynaklarımızı daha iyi tanımaktır.

Images

Kendimize Öğütler

Hayatında her ne yapıyorsan, şikâyet etmeden ve söylenmeden yapmaya çalış. Bir şey hoşuna gitmiyorsa yalnızca yakınmakla kalma; kendine, “Bunu neden yaşıyorum ve değiştirmek için ne yapabilirim?” diye sor. Değişimin yolunu aramak, sorumluluğu eline almanın ilk adımıdır. Bu kendimize öğütler, olup biteni sorgulamayı ve kendi seçimlerimize yeniden bakmayı hatırlatır.

Hayat öğütleri: Önce kendine dön

Karşılaştığın her olay ve durum, kendini daha yakından tanımana vesile olabilir. Biri sana hakaret ettiğinde bunu hak ettiğin ya da davranışın kabul edilebilir olduğu anlamına gelecek biçimde yorumlama. Önce yaşadığın şeyin sende ne uyandırdığına bak; kendi payına düşen bir farkındalık var mı, diye sor. Ara ve… bul. Bu soru, başkasının davranışını mazur görmek için değil, kendi iç dünyanı daha iyi anlamak için sorulmalı.

Images

Her Şey Tek Bir Damlayla Başlıyor

Yürekte yaratılan tek bir damlacık: Sevgi, öfke, korku, huzur… Duyguların gücü, bazen küçük ve fark edilmez görünen bu başlangıçların zamanla nasıl büyüyebildiğinde saklıdır. İçimizde doğan bir duygu yalnızca o anı değil, düşüncelerimizi ve çevremizle kurduğumuz ilişkiyi de etkileyebilir.

Bir duygu damlası nasıl büyür?

İçinde elmaya ve elma ağacına ait sırları taşıyan küçücük bir elma çekirdeğini düşünün. Uygun ortamı bulduğunda büyür, yeşerir ve sonunda yeniden elmalar verir. Yürekte yaratılan duygu damlası da bu benzetmedeki çekirdek gibidir: Uygun ortamı bulduğunda büyür ve bir okyanusa dönüşür. Sevgi ise sevgi okyanusu, öfke ise öfke okyanusu…

Images

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur. Bu bakışa göre hayatla kurduğumuz ilişki, önce içimizden geçenlerle ve neye dikkat etmeyi seçtiğimizle başlar. Niyetlerimiz düşüncelerimize, düşüncelerimiz sözlerimize, sözlerimiz de eylemlerimize yön verir. Bu nedenle düşünce gücü üzerine düşünmek, yalnızca ne istediğimizi değil, hayata hangi gözle baktığımızı da fark etmektir.

Güne niyet ederek başlayın

Sabah uyandığınızda hayatı bir gülümsemeyle selamlayın ve yüksek sesle şöyle deyin:

“Bugün insanlarda ve hayatta iyi olan her şeyi görmeye niyet ediyorum. Bugün bolluğu görmeye niyet ediyorum.”

Yürekten inanırsanız olmayacak şey yoktur. Bu anlayışta doğru dua, yalvarma duası değil, şükran duasıdır. İstediğiniz şeye layık olduğunuzu düşünmek de arzunuzu ve kendinize bakışınızı yeniden ele almanıza yardımcı olur.

Deneyimlerinize farklı bir gözle bakın

İnsan kendini bazen ne olmadığını fark ederek tanır. Olmadığınızı bildiğiniz şeyler, kim olduğunuzu anlamanıza yardımcı olabilir; olmak için önce olmadığınızı görmek gerekir. Zor bir deneyimin içindeyken kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

  • “Kendimin hangi parçası bu felaketten deneyim kazanmak istiyor?”
  • “Varlığımın hangi boyutu, bu deneyimi kazanmak için felaketi kendine çekti?”

Bu sorular, yaşananları yargılamak için değil, içe dönüp anlam aramak için bir davet olarak düşünülebilir. Her olayın bir armağan, her deneyimin içinde de keşfedilmeyi bekleyen bir hazine taşıdığı fikri bu yaklaşımın merkezindedir.

Başkalarının seçtiği yolu hemen yargılamayın. Başarıyı kıskanmak ya da başarısızlığa acımak yerine, onların hayatındaki seçimlerin ve sonuçların ne anlama geldiğini bilemeyeceğinizi hatırlayın. Seçimlerini gözlemleyin; suçlamadan, o an kendileri için doğru olanı aradıklarını düşünerek yaklaşın. Arzunun bağımlılığa dönüşmemesine de dikkat edin.

Seçim ve değişim arasındaki bağ

Bir şeyin ya da birilerinin size bir şey yaptığı fikrine sıkı sıkıya tutunmak, kendi hareket alanınızı görmenizi zorlaştırabilir. “Ben yaptım” diyebilmek ise değiştirme gücünü yeniden kendinizde aramanızı sağlar. Bu düşünce, yaşanan her şey için kendinizi suçlamanız gerektiği anlamına gelmek zorunda değildir; burada vurgu, değişim için kendi seçimlerinize ve bugün atabileceğiniz adımlara bakmaktır.

Bir şeyi değiştirmek için ilk adım, onun olmasını sizin seçtiğinizi kabul etmektir. Bu yaklaşımda herhangi bir şeyi yapmanın temel nedenlerinden biri, evrene kim olduğunuzu göstermektir. Kim ve ne olduğunuza, ayrıca kim olmak istediğinize karar veren sizsiniz.

Etki-tepki, neden-sonuç. Aradığınız şeyi iç görü getirecektir; mümkün olduğunca çok içinize dönün. İçe dönmezseniz boşluğunuz artar. Olamayacağınız hiçbir şey, yapamayacağınız hiçbir şey ve sahip olamayacağınız hiçbir şey olmadığı fikri de kendi imkânlarınızı düşünmeye çağırır.

Düşünce, söz ve eylem

Çekim yasası çerçevesindeki bu anlatım iki ilkeyi öne çıkarır: “Ne hayal ediyorsan o olabilir, yapabilir ve sahip olabilirsin” ve “Korktuğunu kendine çekersin.” Korkularla yüzleşmek, değer ve inançları tek tek inceleyip gözden geçirmek bu nedenle önemlidir. Metnin ifadesiyle, “Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Tesadüf yoktur.” Hayat, sizin olacağını düşündüğünüzden başka bir şeyi size göstermez; düşünceleriniz oluşumu yaratır.

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur. Sonra söz gelir. Söz yaratıcıdır ve yaratıcı enerjiyi evrene gönderir; söz düşünceden daha dinamiktir. Ardından eylem gelir. Sözcükler de tıpkı düşünceler gibi enerjiye sahiptir; hiçbir konuşma boş değildir. Düşünceler hayatı nasıl şekillendirir sorusuna verilen bu yanıt, düşünce ve sözlerin yaratıcı gücünü birlikte ele alır: Niyetinizi fark edin, kullandığınız kelimeleri gözden geçirin ve düşünce gücüyle hayatı değiştirmek için eyleminizi de bu niyetle uyumlu hâle getirin.

Images

Otomatik Olumsuz Düşünce

Her düşünceye mutlaka bir ’’DUYGU’’ eşlik eder.

Düşünceyle ilgili oluşan duygu pozitifse kişi mutlu olur, haz alır. Hissedilen duygu negatifse kişi acı çeker, mutsuz olur.

İnsanı mutsuz eden her duygu olumsuzdur.

Bunaltı, sıkıntı, içdaralması, korku, acı, keder, hüzün, mutsuzluk, çaresizlik, yetersizliktir.

Değersizlik, önemsizlik, öfke, şiddet, kıskançlık, haset ve yenilmişlik gibi olumsuzluk içeren duygularından birini veya bir kaçını hissetmek kişinin duygu öncesindeki düşünceleriyle yakından ilgilidir.

İnsan zihni aynı andaiki  işlem yapamaz ve iki şeyi aynı anda düşünemez. İradeyle neyi düşüneceğini belirler. Trenin makasta ne tarafa gideceğini belirlemek gibidir. A-yolu pozitif B-yolu negatiftir.

Otomatik Olumsuz Düşünce geliştirdiyseniz, her şey  hep negatif gidecektir. Kötü düşünce negatif duygu, negatif duygu negatif davranış yaratır ve bu şekilde depresyon başlar.

Olumsuz Otomatik düşüncelerin etkisi altında bulunanlar, kendilerini bunaltıya sokacak en kötü ihtimalleri sıralarlar. Ellerinde bu düşünceleri için hiçbir delil yoktur. Denenmemiş, sonucu gözlenmemiş ve doğrulanmamış bilgi kaynaklarıyla kişi kendine cehennem hayatı yaşatır. Problem çözücü olarak bakmazlar. Birçoğu O.O.D.S nin ( Olumsuz otomatik düşünce sistemi) yarattığı problemlerin varlığını dahi anlayamaz, algıladıkları şeyinde çözümü için uğraşmazlar. Rahatsızlığın devamında bazıları, ilgi ve alaka odaklı çıkarları olduğunu sandıklarından ve yaşadıkları bunaltının(O.O.D.S.nin) çözüme ulaşması halinde sorunun oluşmasında kendi sorumlulukları olduğunun ortaya çıkacağı korkusundan ötürü çözüm de aramaz.

Yaşam muhteşem güzellikte manzarası olan sahil boyundaki yolda seyretmek gibidir.

Yolun sonundaki gideceğiniz yere varmak zorunda olduğunuz için, lanetler okuyarak ve zorunuza giderek yola çıkarsanız!

Yola çıktığınız aracınız daha önce hiç kullanmadığınız için, durduğu yerde başkaları tarafından taş atılarak, çizilerek, tekmelenerek, kirletilerek, çarpılarak deforme edilmişse!

Yakınlarınızın, çevrenizin kullandıklarını sandığınız araçlarında nasıl davrandıklarını gözlemleyerek araç kullandığınızı sanmışsanız!

Telaşla, acemilikle, taklitçilikle, korkuyla, öfkeyle kat ettiğiniz yoldaki güzellikleri görmeniz bir tarafa, ızdırap içerisinde-kazalar belalar sizin başınıza yağdığından,seyahatinizin bir an önce bitmesini istersiniz. Bir yerlerde ters giden bir şeyler olup ta mola verdiğinizde, derin nefes alın ve  olumsuz otomatik düşüncelerinizin yeteneklerinizi nasılda kısıtladığını farkına varın.

Kendilerine acıyan, kendilerini hayatın haksızlıklarına uğramış iyi insanlar olarak görenler, başlarına gelenleri hak etmediklerini düşünenler,  hiçbir zaman yürekten savaş verip hayata katılamayacaklardır. Kendilerine karşı acımasız davranıp dünyanın adaletsizliğinden kendilerini sorumlu tutanlar ve yaptıkları işlerde yalnızca kötülük görenler yaşamış sayılmayacaklardır.

En kutsal emanetiniz yaşamınız! Yaşamınızı ayaklar altına almayınız.

İyi düşünürken kötü hissetmeniz imkânsızdır. Duygularınıza dikkat edin ve olumsuz hislere sahipseniz hemen fark edip olumlu düşünce ile değiştirin. Kendinize başkalarının SİZE davranmasını istediğiniz gibi davranın. Kendinizi sevip sayın, kendi kendinizi MUTLU etmeye zaman ayırın. İnsan düşündüğü şey olur.
Psk. Özdemir Nayman

Images

Stresle İyi Geçinmek

Hayatımız büyük bir koşturmaca içerisinde geçiyor. Bir çoğumuz gün içinde bir çok şeyle meşgul olup, hep bir şeyleri yetiştirme, bir şeylere yetişme telaşı içerinde yaşıyoruz. Yapılması gereken işler, uyulması gereken kurallar, yetiştirilmesi gereken ödevler… tüm bunlar günlük yaşam içerisinde bizi strese sokan şeyler.......
Stres.... Bu “korkunç” kavram son yıllarda en çok kullandığımız, en çok duyduğumuz şeylerden biri. Google arama motorunda stres yazıp arama yaptığınızda 5.030.000 sonuç ile karşılaşıyorsunuz. Dile kolay, beş milyon.

Images

Hayatın Altın Kuralları

Hayatın altın kuralları, büyük kararlar kadar gündelik anlarda nasıl davrandığımızla da ilgilidir. Bazen birini dikkatle dinlemek, bazen özür dilerken gözlerinin içine bakmak, bazen de sahip olduklarının kıymetini bilmek… Küçük görünen seçimler, nasıl bir insan olduğumuzu ve ilişkilerimizde nasıl bir iz bıraktığımızı anlatır. Aşağıdaki kısa öğütler; kendine, başkalarına ve hayatın getirdiklerine daha dikkatli bakmaya davet ediyor.

Hayata ve kendine daha dikkatli bak

—Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez. Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.

—Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

—Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.

Bu sözler, hayatı yalnızca dışarıda aramak yerine kendi bakışını da fark etmeyi hatırlatıyor. Her duyulanı doğru kabul etmemek, elindekini düşünmeden tüketmemek ve kendine ölçü koymak; hayat kuralları içinde sade ama önemli bir yere sahip. Her öğüdü değişmez bir reçete gibi görmek gerekmez. Onları, karar vermeden önce durup düşünmeye çağıran hatırlatmalar olarak okumak daha anlamlıdır.

—Seni seviyorum derken inanarak söyle.

—Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak.

Sevgi, saygı ve ilişkilerde özen

İlişkilerle ilgili öğütlerin ortak noktası, sevgiyi yalnızca bir söz olarak bırakmamaktır. İçten konuşmak, hata yaptığında sorumluluk almak ve anlaşmazlıkta dürüst kalmak, yakınlığı korumanın yolları olarak öne çıkar. Sevgi kadar saygı da önemlidir: karşındakini dinlemek, onun hayallerini küçümsememek ve tartışırken geçmişte yaşananları bugünün kavgasına taşımamak bu yaklaşımın parçalarıdır.

—Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.

—Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme.

—Derinden ve inançla sev.

—Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın.

—Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.

—İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme.

—İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.

—İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.

—Yavaş konuş ama hızlı düşün.

—Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.

—Eğer kaybedersen aklını da kaybetme.

Buradaki mesaj, her ilişkide kırılma ihtimalini ortadan kaldırmak değil; buna rağmen samimiyetten vazgeçmemektir. Sevgi ve yatırımın risk taşıdığı hatırlatılırken, kayıp karşısında kendini bütünüyle yitirmemek de aynı ölçüde vurgulanıyor. İnsanları başkalarının sözleriyle yargılamamak ve anlaşmazlıklarda dürüst olmak, bu öğütlerin günlük hayatta uygulanabilecek karşılıklarıdır.

Sorumluluk, karakter ve mutluluk

Üç S olarak anılan sevgi, saygı ve sorumluluk, bu hayat tavsiyelerinin merkezindeki değerleri bir araya getiriyor. Sevgi herkese yönelirken saygının hem kendimize hem başkalarına gösterilmesi gerektiği söyleniyor. Sorumluluk ise yalnızca büyük kararlarla sınırlı değil; yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin sonuçlarını üstlenmekle ilgili. Hata yaptığını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmak da bu anlayışın doğal bir parçası.

—Üç S’yi unutma:
Sevgi – herkese,
Saygı – kendine, başkalarına,
Sorumluluk – Tüm hareketlerin için.

—Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.

—Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.

—Anneni sev, say, ara.

—Şunu bil ki, bazen sessiz kalmak en iyi cevaptır.

—Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.

—Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş.

—Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.

—Dua et. Büyük güç verir.

—Düşün. Daha da büyük güç verir.

Karakter, bu sözlerde insanın seçimleriyle ve davranışlarıyla birlikte ele alınıyor. Sessiz kalmanın bazen daha iyi bir cevap olabileceğini bilmek, her durumda hemen karşılık vermek zorunda olmadığımızı hatırlatır. Dua etmek ve düşünmek üzerine verilen kısa öğütler de okuyucuyu kendi inancına ve değerlendirmesine alan açmaya çağırır; önemli olan, bunları başkasının adına değil, kendi düşüncenle anlamlandırmaktır.

—Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.

—En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.

—Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir.

—Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol.

—Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.

—İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.

—Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.

—Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin…

Bu son sözler, mutlu bir yaşam için hayat tavsiyeleri arayanlara kusursuz ve sorunsuz bir hayat vadetmiyor. Mutluluğu, sorunların hiç yaşanmaması yerine onlarla baş edebilme ve iyi anları ertelememe düşüncesiyle anlatıyor. Bazen gerçekleşmeyen bir isteğe başka bir ihtimal gözüyle bakmak, bazen de sevgiye açık kalmak… Hayatta uyulması gereken kurallar tek bir listeye sığmayabilir; fakat bu hayata dair öğütler ve tavsiyeler, her gün yeniden seçebileceğimiz bir yönü işaret ediyor: düşünerek hareket etmek, sevgi göstermek ve sorumluluk almak.

Alıntıdır

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Bilinç ve Bilinçaltı

Birçoğumuzun düşündüğünün aksine, bu yaklaşıma göre dileklerimize kavuşmamızı sağlayan yalnızca bir şeye inanmak değildir. Bilinçaltımız zihnimizdeki düşünceye karşılık verdiğinde, dileklerimizin gerçekleşmesine giden yolu da açar. Peki bilinç ve bilinçaltı birlikte nasıl işler; düşüncelerimiz ve alışkanlıklarımız bu süreçte nasıl bir rol oynar?

Hayatımızın ilk günlerinden itibaren bize aşılanan düşünce, inanç ve eğilimler hâlâ bizimle birliktedir; seçimlerimizi ve hayata bakışımızı etkilemeye devam eder. Bu nedenle zihnimizde tekrar ettiğimiz düşünceleri fark etmek, kendimizle ilgili kalıpları anlamanın önemli bir başlangıcıdır.

Images

Her Şey İlk Adımla Başlar

Doğru telkin, doğru titreşimleri beraberinde getirir. Yapmanız gereken, değişimi istemektir.

Her şey ilk adımı atmakla başlar… Hayatını şifalandırma isteği de önce değişime açık olmakla doğar. Düşünce gücü, bu yaklaşımda, neye odaklandığımızı ve kendimize hangi mesajları verdiğimizi fark etmek için bir başlangıç noktasıdır. Düşüncelerin doğası gereği titreşimler yaydığı ve çekim gücü olduğu fikri, insanı kendi düşünce biçimine dönüp bakmaya çağırır: Ne düşünüyorsun, kendine ne söylüyorsun?