Images

Gül Bahçesi Hikâyesi: Sevgi ve İlim

gül bahçesi hikayesi

Gül Bahçesi Hikâyesi

Günün birinde bir gezginin yolu, yalnızca güllerin yetiştiği bir bahçeye düşmüş. Birbirinden narin ve zarif güllerin bulunduğu bu bahçenin kapısında, güller kadar zarif ve latif bir hatun duruyormuş. Gezgin, hayranlık ve saygıyla ona yaklaşmış; kendisini tanıttıktan sonra adını bağışlamasını istemiş.

Hatun: Bana Sevgi derler.

Gezgin: Sevgi Hatun, burada yalnız mı oturuyorsunuz?

Sevgi: Hayır, eşimle beraber oturuyoruz. Ona İlim derler. Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz, yorulmaz bir kişidir; benden bile bıkmadı. :)

Gezgin: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?

Sevgi: Hay hay… Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın da Saygı dediğimiz şu mestleri giyin.

Onlar böyle konuşurken İlim çıkagelmiş. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar. Sevgi önde, İlim ile gezgin arkada yürüyormuş. Bahçedeki her gülün bir adı varmış: Mutluluk, Hoşgörü, Sabır, Kanaat, Adalet, İrade, Şefkat, Merhamet, Akıl, Hikmet, Kudret, Samimiyet, Tevazu, Fazilet ve daha niceleri…

Bu kadar çeşit güzelliği, bakımı, özeni ve düzeni gören gezgin heyecanlanıp hayrete düşmüş. Bahçıvan İlim Efendi’ye sormuş:

Gezgin: Hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyor musunuz?

İlim: Bazen şaşırdığım oluyor; ama Sevgi hemen yardımıma koşup bana doğru ismi hatırlatıyor.

Erdem güllerinin toprağı ve aşısı

Gezgin: Güllerin yetiştiği bu toprağın bir özelliği var mı?

İlim: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize Vefa adında bir dostumuz getirir. Vefa dostumuzun dediğine göre, merhametli bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir; biz de Merhamet gülünün altına serpiveririz. Şefkatli bir insan görünce de onun toprağını Şefkat gülünün altına sereriz. Böylece bu iş devam edip gider.

Gezgin güllere aşı yapılıp yapılmadığını sormuş. İlim, bazı güllerin başka değerlerle birleşince yeni güzellikler verdiğini anlatmış:

  • Hayal gülüne Gerçek aşılanmış; Ümit gülü oluşmuş.
  • İman gülüne Hizmet aşılanmış; Teslimiyet gülü oluşmuş.
  • Hikmet gülüne Akıl aşılanmış; İrade gülü oluşmuş.

İlim, bu aşıları sürekli yapmak gerektiğini söylemiş. O muhteşem Adalet gülüne Kudret aşılanmazsa Adalet sararıp soluyor, aciz kalıyormuş. Kudret gülüne Adalet aşılanmadığında ise onun toprağında Zulüm böcekleri üreyiveriyormuş.

Gezgin: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz?

İlim: Çelikleri ben hazırlıyorum; ama aşıyı koyup kavuşturan eşim Sevgi’dir. İlham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın akıl perdesini yumuşak yumuşak aralar ve böylece o varlığın gönlüne ulaşır. Aşı çeliğini oraya güzelce yerleştirir. Sonra da oluşan bütün kader sicimiyle tatlı tatlı sarar. Bütün bu işleri, bu aşamaları her seferinde aynı zevk ve heyecan içinde seyrederim. Sanki o anda Allah yanımızdaymış gibi…

Bahçenin adı: İnsanlığın olgunluk bahçesi

Gezgin, İlim’e tercih ettikleri güller olup olmadığını da sormuş. İlim, aslında böyle bir tercihleri olmadığını söylemiş. Yine de eşi Sevgi, Hoşgörü için “O benim beş duyumdur,” Samimiyet için “O benim ahlakımdır,” Tevazu için “O benim edebimdir,” dermiş. Ümit’e ise fazlaca düşkünmüş; çünkü Ümit için “O benim kanımdır,” deyip dururmuş.

Birkaç gün sonra gezgin bir kasabaya varmış ve tenha bir kahvehaneye girmiş. Kuytu bir köşede oturup çay içen birinin yanına yaklaşmış, kendisini tanıtmış ve adını bağışlamasını dilemiş.

O zat: Bana Âdem derler.

Gezgin başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı ve aralarında geçen konuşmaları anlatmış. Âdem dinlemiş. Sonunda şöyle demiş:

“O bahçeye İnsanlığın Olgunluk Bahçesi derler; insanlığın kemal bahçesi de derler.”

Gül Bahçesi hikâyesinin anlamı

Bu erdemler hikâyesinde güller, insanın gönlünde yetişen güzel nitelikleri; bahçenin bakımı ise bu niteliklerin emekle ve özenle yaşatılmasını hatırlatır. Merhamet ve şefkatin toprağı Vefa’dan gelir; Hayal, Gerçek’le buluşunca Ümit’e dönüşür. Adalet ile Kudret’in birlikte anılması da değerlerin birbirini tamamlamasının önemini gösterir.

Sevgi ve İlim hikâyesi, bahçenin iki soylu bahçıvanını anlatırken sevgiyle yapılan rehberliğe ve ilmin emeğine birlikte yer verir. Gül bahçesi hikâyesinin anlamı, insanın erdemlerini tek tek saymaktan ibaret değildir: Onları beslemek, doğru değerlerle güçlendirmek ve solmalarına izin vermemek de gerekir. Gezginin öğrendiği üzere bu bahçe, insanlığın olgunluk ve kemal arayışını simgeler.

Bana göre de adı Huzur, ebedî saadet bahçesi…

Images

Sadece olumlu d眉艧眉nmek yeterli de臒ildir

Hepimizin r眉yalar谋 vard谋r, de臒il mi? Hepimiz; ailemizde, arkada艧lar谋m谋zda ya da di臒er ki艧ilerde belirgin bir yolla 艧u ya da bu 艧ekilde fark yaratabilen, 枚zel insanlar oldu臒umuza inanmak isteriz. Ya艧am谋m谋z谋n herhangi bir an谋nda, ger莽ekten neleri istedi臒imiz ve neleri hak etti臒imiz konusunda bir fikrimiz olmu艧tur.

Bununla birlikte 莽o臒umuz ya艧am谋n g眉莽l眉kleriyle kar艧谋la艧谋nca, r眉yalar谋m谋z谋 unuturuz. 脰zlemlerimizin gelece臒imizi 艧ekillendirmedeki g眉c眉n眉 unutarak, onlar谋 bir kenara b谋rak谋r谋z. G眉ven ve 眉midimizi kaybederiz. Ya艧amda her艧eyi de臒i艧tirecek g眉c眉n, i莽imizde uyuyor oldu臒unu hat谋rlamay谋z. Bug眉nden ba艧layarak, bu g眉c眉 uyand谋rabilir ve r眉yalar谋n谋z谋 ya艧ama ge莽irebilirsiniz.

Olumlu d眉艧眉nme, 艧眉phesiz 枚nemli bir ba艧lang谋莽t谋r. Elbette nelerin ne kadar yanl谋艧 oldu臒u yerine, nelerin nas谋l 莽枚z眉mlenece臒i 眉zerinde durmal谋s谋n谋z. Ancak tek ba艧谋na olumlu d眉艧眉nce, ya艧am谋m谋z谋 de臒i艧tirmek i莽in yeterli de臒ildir. Nas谋l d眉艧眉nd眉臒眉n眉z眉, nas谋l hissetti臒inizi ve ya艧ad谋臒谋n谋z her g眉n yapt谋臒谋n谋z谋 de臒i艧tirmek i莽in, baz谋 stratejilere ve ad谋m ad谋m neler yapaca臒谋n谋z谋 g枚steren planlara sahip olman谋z gerekir.

Ya艧am谋n谋zda baz谋 艧eyleri de臒i艧tirmek ya da geli艧tirmek istiyorsunuz de臒il mi? De臒i艧tirmek istedi臒iniz 艧eyleri iki grupta toplayabiliriz; ya hislerimizi (daha fazla g眉ven duymak, korkular谋m谋z谋 yenmek, mutlu olmak, ge莽mi艧te olanlar i莽in kendimizi daha iyi hissetmek gibi) ya da eylemlerimizi (sigaray谋, i莽kiyi, ertelemeyi b谋rakma gibi farkl谋 艧eyleri) de臒i艧tirmek isteriz. As谋l sorun; herkesin bu de臒i艧iklikleri yapmak istemesine ra臒men, 莽ok az ki艧inin bunlar谋n nas谋l yap谋laca臒谋n谋 bilmesi ve sonsuza kadar s眉rd眉rebilmesidir. Bunun i莽in baz谋 temel teknikleri kullanarak, ya艧am谋n谋z谋n kalitesini denetlemeye ve de臒i艧tirmeye ba艧layabilirsiniz.

艦u anda bu s眉recin sizin lehinize 莽al谋艧mas谋 i莽in gerekli olan tek 艧ey, de臒i艧imin m眉mk眉n oldu臒una inanmakla i艧e ba艧lamakt谋r. Ge莽mi艧 枚nemli de臒ildir. Ge莽mi艧te i艧e yaramayan hi莽bir 艧eyin, bug眉n yapacaklar谋n谋zla herhangi bir 艧ekilde ilgisi yoktur. 艦u anda yapacaklar谋n谋z, gelece臒inizi 艧ekillendirecektir. Hemen 艧imdi kendi kendinizin dostu olmal谋s谋n谋z. Olanlar i莽in kendinizi y谋pratmak yerine, derhal sorunlar谋n谋z谋n 莽枚z眉m眉 眉zerinde yo臒unla艧mal谋s谋n谋z.

YILGINLIK H陌SLER陌N陌Z陌 TERS陌NE 脟EV陌REB陌L陌RS陌N陌ZYa艧amda s谋k s谋k, ger莽ekten kontrol edemeyece臒imiz olaylar olur. 脟al谋艧t谋臒谋m谋z 艧irket k眉莽眉l眉r ve i艧ten 莽谋kar谋labiliriz. E艧imiz bizi terk edebilir. Aile fertlerinden biri hasta olabilir ya da 枚l眉me 莽ok yakla艧abilir. Bu gibi durumlarda art谋k yapabilece臒imiz hi莽bir 艧eyin olmad谋臒谋 hissine kap谋labiliriz.

Belki de bir i艧 bulabilmek ya da sadece kendinizi daha mutlu hissedebilmek i莽in, bildi臒iniz her 艧eyi denemi艧 olabilirsiniz. Hi莽bir 艧ey i艧e yaramam谋艧 gibi g枚z眉kebilir. Elimizden gelenin en iyisini yaparak, yeni bir yakla艧谋m谋 denedi臒imizde hala amac谋m谋za ula艧amam谋艧sak, genellikle bunlar谋 tekrar denemeyiz. Ni莽in? 脟眉nk眉 hepimiz ac谋dan ka莽mak isteriz! Hi莽 kimse Ba艧ar谋s谋zl谋臒谋 tekrar ya艧amak istemez. Hi莽 kimse sadece hayal k谋r谋kl谋臒谋na u臒ramak i莽in, b眉t眉n眉yle kendisini vermez. Genellikle bu hayal k谋r谋kl谋臒谋 deneyimlerinden sonra, tekrar denemekten vazge莽eriz! B枚ylece hi莽bir 艧eyin i艧e yaramayaca臒谋na inand谋臒谋m谋z noktaya geliriz.

Halbuki yan谋l谋yorsunuz. Her 艧eyi yapabilirsiniz! Bug眉n, alg谋lama ve eylemlerinizi de臒i艧tirerek ya艧am谋n谋zdaki herhangi bir 艧eyi de臒i艧tirebilirsiniz.

Ya艧am谋n谋z谋 tersine 莽evirmede ilk ad谋m, bir 艧ey yapamayaca臒谋n谋z ya da 莽aresiz oldu臒unuza ili艧kin inanc谋n谋zdan kurtulmakt谋r. Bunu nas谋l yapabilirsiniz? Genellikle insanlar ge莽mi艧te denediklerini, fakat ba艧aramad谋klar谋n谋 s枚ylemektedirler. Ya艧am谋m boyunca ge莽mi艧 gelece臒iniz de臒ildir ifadesini s谋k s谋k kulland谋臒谋m谋 hat谋rlatmak isterim. D眉n ne yapt谋臒谋n谋z 枚nemli de臒ildir, 艧imdi ne yapt谋臒谋n谋z 枚nemlidir. Bug眉n yapacaklar谋n谋z 眉zerine yo臒unla艧谋rsan谋z, her 艧ey daha iyi olacakt谋r.

Mesaj basittir. Ama莽lar谋n谋z谋n pe艧inde giderken, sab谋rla ve esneklik duygusunu kaybetmeden, yo臒un ve s眉rekli eylemde bulunur ve 莽枚z眉m yoktur duygusunu bir kenara b谋rak谋rsan谋z; eninde sonunda istedi臒inizi elde edersiniz. Derhal, k眉莽眉k bile olsalar, bug眉n yapabilece臒iniz eylemler 眉zerinde yo臒unla艧mal谋s谋n谋z.

KARAR VERMEK Daha 枚nce ya艧am谋n谋z谋n herhangi bir k谋sm谋n谋 de臒i艧tirebilecek g眉ce sahip oldu臒unuzu s枚ylemi艧tim. Peki, o nerededir? Onunla nas谋l anla艧aca臒谋z? Hepimiz yeni sonu莽lara ula艧mak i莽in yeni eylemler yapmak zorunda oldu臒umuzu biliyoruz, fakat hepimiz eylemlerimize bir karar谋n babal谋k yapt谋臒谋n谋 anlamak zorunday谋z; karar谋n g眉c眉, de臒i艧imin g眉c眉d眉r. Tekrar belirtmeliyim ki, ya艧am谋m谋zdaki olaylar谋 her zaman kontrol edemeyiz, fakat bu olaylarla ilgili olarak ne d眉艧眉nece臒imizi, neye inanaca臒谋m谋z谋, ne hissedece臒imizi ve ne yapaca臒谋m谋z谋 kontrol edebiliriz. Ya艧am谋m谋z谋n her an谋nda kendi kendimizi kabul etsek de, etmesek de; yeni se莽imlerimizin, yeni eylemlerimizin ve yeni sonu莽lar谋m谋z谋n nedeninin sadece bir ya da iki karara ba臒l谋 oldu臒unu hat谋rlamal谋y谋z. SONU脟TA GELECE臑陌M陌Z陌; YA艦AM KO艦ULLARIMIZ DE臑陌L, VERD陌臑陌M陌Z KARARLAR BEL陌RLER.

 Anthony Robbins
 Bir Dosttan PUSULALAR
Images

İç Duygularımızı Gözlemlemek

Kendinizi gözlemleyerek zihinsel ve duygusal hâlinizi izlemeyi bir alışkanlık hâline getirin. Gün içinde kendinize sık sık şu soruyu sorun: “Ben şu anda huzurlu muyum?” Ya da, “Şu anda içimde ne oluyor?” diye sorun.

İçinizde olup bitenlerle, dışarıda olup bitenlerle ilgilendiğiniz kadar ilgilenin. İç dünyanızı göz ardı etmeden, dikkatinizi bir süreliğine kendinize yöneltin. Sorularınıza hemen yanıt vermeye çalışmayın; önce içinizde olanı fark edin. Zihniniz ne tür düşünceler üretiyor? Ne hissediyorsunuz? Bedeninizde bir gerilim var mı?

Duyguları gözlemlemek için dikkatinizi içe çevirin

Kendini gözlemleme, yalnızca düşünceleri fark etmek değildir. Düşüncelerin sizde hangi duyguları uyandırdığına ve bu duyguların bedeninizde nasıl hissedildiğine de bakın. Bazen belirgin bir üzüntü ya da öfke yerine, arka planda hafif bir huzursuzluk, sanki bir cızırtı bulunabilir. Bu küçük işaretleri fark etmek, zihinsel ve duygusal durumu izlemeyi zamanla kolaylaştırır.

İçsel dünyayı gözlemlerken kendinizi yargılamak ya da hislerinizi bastırmak zorunda değilsiniz. Önce ne olduğunu olduğu gibi görün. Ardından, bu huzursuzluğun şimdiki ana direnmekle, yaşananı yadsımakla ya da o andan kaçmaya çalışmakla ilişkili olup olmadığını anlamaya çalışın. İnsanlar şimdiki ana bilinçsizce pek çok yolla direnebilir; bu direnci fark etmek, değişimin ilk adımıdır.

İçerleme ve gönülsüzlüğü fark etmek

Yaptığınız bir işi yaptığınız için içerliyor musunuz? Bu işiniz olabilir ya da yapmayı kabul ettiğiniz bir şey. İşe devam ederken içinizde bir yanınız direniyor, gönülsüzlük duyuyor olabilir. Size yakın bir insana karşı açığa vurmadığınız bir içerleme taşıyor musunuz?

İçinize iyice bakın: İçinizde içerlemenin ya da gönülsüzlüğün en ufak bir kırıntısı var mı? Varsa, onu hem düşünce hem duygu düzeyinde gözlemleyin. Bu durum hakkında zihniniz neler söylüyor? Bu düşünceler hangi duyguları doğuruyor ve bedeniniz nasıl tepki veriyor? Duyguyu hissedin. Hoş mu, nahoş mu? Bu enerjinin içinizde kalmasını gerçekten seçer miydiniz? Bu sorular, duygusal durumun farkına varmanıza yardımcı olabilir.

Direnci fark etmek ve seçenekleri görmek

Aldatılmış ya da sömürülmüş olabilirsiniz. Meşgul olduğunuz faaliyet sıkıcı gelebilir veya yakınınızdaki biri size sahtekâr, sinir bozucu ya da bilinçsiz görünebilir. Durumla ilgili düşüncelerinizin geçerli bir nedeni olup olmadığı ya da haklı olup olmadığınız başka bir konudur. Buradaki önemli nokta, yaşananlara direnmenin içinizde nasıl bir çatışma yarattığını görebilmektir. Şimdiki anı bir hasım hâline getirmek, içsel ve dışsal olan arasında mutsuzluğu besleyebilir.

Bu tür bir durumda önünüzde farklı seçenekler olabilir: Yapmakta olduğunuz şeyi bırakmak, ilgili kişiyle konuşup ne hissettiğinizi açıkça ifade etmek ya da zihninizin bu durum etrafında ürettiği olumsuzluğu fark edip bırakmak. Amaç, duyguları yok saymak veya yaşananı önemsiz görmek değildir. Olumsuz düşüncelerin sizi sıkışmış hissettirdiğini ve gerçek değişimi engelleyebildiğini görmektir. Olumsuzluk, bir durumla başa çıkmanın her zaman en iyi yolu değildir; onunla hareket etmek daha fazla acı ve mutsuzluğa yol açabilir.

İçsel alanınızın sorumluluğunu üstlenin

Olumsuz iç hâller yalnızca kişinin kendisini değil, çevresindeki insanları da etkileyebilir. Bu nedenle, içinizde olanları gözlemlemek ve onlara nasıl karşılık verdiğinizin sorumluluğunu üstlenmek önemlidir. İçinizi yoluna koyduğunuzda dışarıyla kurduğunuz ilişkinin de değişebileceğini unutmayın.

Kendinize şu soruyu sorun: “Ben dünyayı kirletiyor muyum, yoksa kirliliği temizliyor muyum?” Tıpkı gezegene karşı sorumluluğumuz olduğu gibi, içsel alanımızdan da biz sorumluyuz; bu sorumluluğu başka biri üstlenemez. Duyguları gözlemlemek, içinizde olup biteni görmenizi ve olumsuzluğa otomatik olarak kapılmak yerine nasıl karşılık vereceğinizi seçmenizi sağlar.

Images

Aklın Kimyası ile Aşkın Kimyası

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir; adımlarını dikkatle atar, olabilecekleri tartar ve insana kendini korumasını hatırlatır. Aşk ise aynı mesafeyi gözetmez. Bazen bütün hesapları bir kenara bırakıp insanı kendini bırakmaya çağırır.

Akıl ve aşk arasındaki fark

Akıl, belirsizlik karşısında güvenli olanı arar. Önce düşünmek, ölçmek ve ihtimalleri değerlendirmek ister. Bu temkin, insanın sınırlarını korumasına yardımcı olabilir. Aşkın çağrısıysa çoğu zaman daha cesurdur: “Bırak kendini, ko gitsin.” Bu iki sesin farklı yönlere çekmesi, akıl ve aşk arasındaki farkı görünür kılar.

Bu fark, birinin doğru, diğerinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Akıl insanı sakınmaya çağırırken aşk, duygularını inkâr etmeden yaşamasını ister. Biri sağlam zemini arar; diğeri o zeminden bilinmeyene doğru adım atabilir. Aklın kimyası ile aşkın kimyası arasındaki gerilim de burada başlar: İnsan hem kendini korumak hem de içinden gelen duygunun peşinden gitmek ister.

Aşkın kimyası: yıpranmak ve dönüşmek

Şems-i Tebriz’e atfedilen sözlerde aşkın kolayca incinebilen, kendini yıpratan tarafı öne çıkar: “Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.” Aşkı yaşamak her zaman rahatlık ve güven duygusu getirmez. Özlem, bekleyiş ve kırılganlık da bu deneyimin içinde yer alabilir.

Ancak bu anlatımda harap düşmek yalnızca kayıp anlamına gelmez. Sözün devamındaki benzetme, yıkıntıların arasında hazineler ve defineler bulunabileceğini söyler. “Ne varsa harap bir kalpte var!” ifadesi, insanın incindiği yerde de derinlik, anlayış ve yeni bir anlam bulabileceğini düşündürür. Bu, acıyı yüceltmek değil; kalbin yaşadıklarının izini taşıdığını hatırlamaktır.

Aşkın kimyası bu nedenle yalnızca kavuşma ya da mutlulukla açıklanamaz. İnsan, sevdiği şey karşısında kendi korkularını ve beklentilerini de fark eder. Bazen duyguların yoğunluğu onu yorsa da, bu süreç kendini ve neye değer verdiğini düşünmesine alan açabilir.

Aşk ve sabır ilişkisi

Bu sözlerde sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek olarak anlatılmaz. Sabretmek, ileriye bakabilmek; bugünün güçlüğü içinde gelecekte belirebilecek ihtimalleri de görebilmektir. Dikene bakarken gülü, geceye bakarken gündüzü tahayyül etmek, umudu bütünüyle kaybetmemeye işaret eder.

Aşk ve sabır ilişkisi, her isteğin mutlaka gerçekleşeceği beklentisine dayanmaz. Daha çok, zamanın ve değişimin hemen yönetilemeyeceğini kabul etmekle ilgilidir. Bekleyiş sırasında insan duygularını tanımayı, aceleyle karar vermemeyi ve belirsizliğe dayanmayı öğrenebilir. Sabır burada edilgenlik değil; yaşanan ana bakarken daha geniş bir zamanı hesaba katabilmektir.

Metindeki “Allah aşıkları” ifadesi de sabrı tatlı tatlı özümsemek benzetmesiyle anlatır. Bu anlatımda sabır, yalnızca katlanılan bir yük değil, zamanla hazmedilen bir iç hâlidir. Gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zamana ihtiyaç duyması gibi, bazı süreçler de hemen tamamlanmaz. Bu benzetme, sonucu zorlamadan zamana yer açmayı hatırlatır.

Kalbin zamanına yer açmak

Akıl ve aşk, insanın içinde karşı karşıya gelen iki ayrı ses gibi duyulabilir: biri temkinli olmayı, diğeri kendini bırakmayı söyler. Bu sözlerin sunduğu düşünce, bu seslerden birini susturmaktan çok, aşkın kırılganlığını ve sabrın gerektirdiği bakışı birlikte görmektir. Duyguların hızına kapılmadan onları anlamak da, her şeyi kontrol etmeye çalışmadan bekleyebilmek de bu yolculuğun parçalarıdır.

Hilalden dolunaya uzanan zaman, sabrın özünü sade bir görüntüyle anlatır. Kalp bazen yıpranır, bazen bekler; yine de yaşadıklarının içinden yeni bir anlam çıkarabilir. Aklın ve aşkın farklı sesleri arasında, insanın kendi hakikatine yaklaşması için zamana ihtiyaç vardır.

Şems-i Tebriz

Images

İç Barışın Belirtileri

İç barış, her an mutlu olmak ya da hiçbir zorluk yaşamamak anlamına gelmez. Daha çok, düşüncelerimize ve çevremizde olup bitenlere yaklaşımımızda beliren değişimlerle fark edilir. Eski deneyimlerden beslenen korkuların etkisi hafifledikçe, yargılama ve çatışma isteği azalabilir; şükran, bağlantı ve sevgi duyguları daha görünür hâle gelebilir.

Aşağıdaki iç barışın belirtileri, kesin bir ölçüt ya da herkes için aynı şekilde işleyen bir kontrol listesi değildir. Kişinin kendinde gözlemleyebileceği eğilimleri anlatır. İç huzurun belirtileri zaman zaman ortaya çıkabilir; önemli olan, bu değişimleri fark edip kendimize karşı açık olabilmektir.

Düşünce ve davranışlarda görülen değişimler

Korkuya dayalı tepkiler yerine kendiliğinden hareket etmek

Eski deneyimlerden kalan korkular, bugün yaşanan bir durumu geçmişin izleriyle değerlendirmemize yol açabilir. İç barışın işaretlerinden biri, düşünce ve davranışların yalnızca bu korkuların yönlendirmesiyle oluşmamasıdır. Kişi, her olasılığı kaygıyla tartmak yerine o anı daha doğrudan karşılayabilir. Buradaki kendiliğindenlik, düşünmeden hareket etmek değil; eski korkuların otomatik tepkilerine daha az bağlı kalmaktır.

Uyanık geçirilen anlarda kuşku ve neşeye yaklaşım

Günün her anının kusursuz ya da neşeli olması gerekmez. Bununla birlikte, uyanık geçirilen zamanın kuşkulara tamamen teslim olmadan yaşanabilmesi önemli bir değişimdir. Kişi, zihninde sürekli şüphe üretmek yerine bulunduğu ana daha fazla dikkat verebilir ve gündelik yaşamın içindeki neşeyi fark etmeye daha açık olabilir. Bu, yaşananları inkâr etmek değil, kuşkunun bütün dikkati ele geçirmesine izin vermemektir.

İlişkilerde ve duygularda iç huzur

Başkalarını yargılama ve davranışlarını yorumlama isteğinin azalması

Başkalarının ne düşündüğünü ya da neden öyle davrandığını sürekli çözmeye çalışmak, dikkati kolayca onların üzerinde tutabilir. İçsel huzurun işaretleri arasında, bu yorumlama ve yargılama ihtiyacının hafiflemesi bulunur. Kişi, her davranışa hemen bir anlam yüklemek zorunda olmadığını fark edebilir. Böylece ilişkilerde daha az varsayım ve daha fazla açıklık için alan oluşur.

Çatışmalara ilginin azalması

Her anlaşmazlığı sürdürmek, karşılık vermek ya da haklı çıkmak için çabalamak zorunda hissetmemek de bir değişim göstergesidir. Çatışmaya ilginin azalması, sorunları görmezden gelmek veya kendi düşüncelerinden vazgeçmek anlamına gelmez. Daha çok, gerilimi büyütmenin her durumda gerekli olmadığını görebilmek ve enerjiyi sürekli çekişmeye yöneltmemektir.

Kaygılanma ve vesvesenin hafiflemesi

Kaygılanma ve vesvese yetisinin azalması, bu belirtiler arasında özellikle dikkat çekici bir yer tutar. Zihnin aynı ihtimaller üzerinde tekrar tekrar dönmesi hafiflediğinde, kişi dikkatini bulunduğu ana ve elindeki işe daha rahat verebilir. Bu değişimi fark etmek değerlidir; ancak kaygının yoğunluğu kişiden kişiye değişebilir. Buradaki ifade, kendini suçlamak ya da bir anda tüm endişelerden kurtulmayı beklemek için değil, gözlemlenebilecek bir eğilimi anlatmak içindir.

Şükran duygusunun sık sık belirginleşmesi

Karşı konulmaz bir şükran duygusuyla sık sık dolmak, iç barışın duygusal işaretlerinden biridir. Bu duygu, her şeyin yolunda olduğunu iddia etmek zorunda değildir. Kişi, yaşamındaki küçük ya da büyük değerleri fark ettiğinde minnettarlık hissi kendiliğinden ortaya çıkabilir. Şükran, dikkati yalnızca eksik olana değil, mevcut olana da çevirmeye yardımcı olur.

Doğayla, yaşamın akışıyla ve sevgiyle bağ kurmak

Doğa ve başkalarıyla bağlantıdan doyum almak

Doğayla ve başkalarıyla bağlantı içinde olmaktan duyulan doyumluluk, kişinin kendini çevresinden bütünüyle ayrı hissetmediğini gösteren bir deneyim olabilir. Burada büyük ya da özel bir olayın yaşanması gerekmez. Birlikte vakit geçirmek, çevreyi fark etmek veya doğanın içinde bulunmak, bağlantı hissini besleyebilir. Bu doyum, kişinin dikkatini ilişkilerinde ve çevresinde zaten bulunan olana yöneltir.

Olayları zorlamak yerine doğal akışa izin vermek

Her şeyi baskı ve zorlamayla gerçekleştirmeye çalışmak yerine, olayların kendi akışı içinde dönüşmesine izin verme eğilimi de iç huzurla ilişkilendirilen işaretlerdendir. Bu yaklaşım, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmez. Kişi çabasını sürdürürken, her sonucu kontrol edemeyeceğini de kabul edebilir. Böylece değişime alan açmak, sürekli zorlamanın önüne geçebilir.

Sevgiyi algılamak ve sevgiyle karşılık vermek

Başkalarından yayılan sevgiyi algılamaya duyarlılığın artması ve bu sevgiye dolaysızca sevgiyle karşılık verebilmek, ilişkilerde açıklığın bir başka ifadesidir. Kişi, yakın çevresinden gelen ilgiyi fark etmeye ve karşılık verirken kendini daha az tutmaya başlayabilir. Bu, her ilişkide aynı yakınlığın kurulacağı anlamına gelmez; sevgiye açık olma ve onu ifade edebilme hazırlığını anlatır.

İç huzurun işaretlerini fark etmek

Bu işaretler birlikte ya da farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Kimi zaman kuşku ve kaygının hafiflemesi, kimi zaman şükran, bağlantı veya sevgiye açıklık daha belirgin olur. İç barışın belirtilerini fark etmek, kendimizden sürekli iyi hissetmemizi beklemek değil; düşüncelerimizde ve ilişkilerimizde oluşan küçük değişimleri dikkatle görebilmektir.

Images

Soruna Değil, Çözüme odaklanın!!!

Doğru soruyu sor ve beyninin hayatını yönlendirecek cevabı bulmasına izin ver.

Images

Kendine Zaman Ayır

Yapman gerekenleri gergin olduğunda yapmak zorlaşabilir. Böyle anlarda kendine zaman ayırma, sorumluluklarından kaçmak değil; yeniden neye ihtiyacın olduğunu fark edebilmek için kısa bir alan açmaktır. Bir süre yalnız kalıp basit, hoşlandığın bir şeyle ilgilenmek, önündeki duruma başka bir bilinç seviyesinden bakmana yardımcı olabilir.

Kendine zaman ayırma: Önce sana iyi gelen şeyi seç

Bu zamanın nasıl geçeceğine başkası değil, sen karar ver. Sana önerilen bir etkinlik elbette güzel olabilir; ancak burada önemli olan, yaptığın şeyin gerçekten kendi seçimin olmasıdır. Çünkü amaç, yapılacaklar listene yeni bir görev eklemek değil, bir anlığına beklentilerin ve yetişmen gerekenler dışında kalabilmektir.

Images

Olumlu Düşünmenin Gücünü Anlatan Anlamlı Bir Hikâye

Umudunu Kaybetmeyen Yaşlı Kadın

Bir çiftçi sabah uyandığında gözlerine inanamaz; tavuk sürülerinin telef olduğunu görmüştür. Geçimini ve emeğini etkileyen bu kayıp karşısında ne yapacağını düşünür. Çözüm bulmak için pazara gidip yeni bir tavuk sürüsü almaya karar verir ve arabasıyla yola koyulur. Pazara ulaşabilmesi için vapurla karşıya geçmesi gerekmektedir.

Ne var ki çiftçi vapuru kıl payı kaçırır. Pazara gitme işini başka bir güne bırakıp geri dönmeye karar verir. O sırada yolunun önünden büyük bir tavuk sürüsü geçer. Sürüyü takip ettiğinde tavukların tellerden geçerek bir kümese girdiğini görür. Belki de aradığı fırsat, tam da planı yolunda gitmediği için karşısına çıkmıştır.

Images

Ufak Şeyleri Dert Etmeyin: Daha Sakin Bir Yaşam İçin

küçük şeyleri dert etmemek

Küçük şeyleri dert etmemek, hayatın her zaman istediğimiz gibi ilerleyeceği anlamına gelmez. Daha çok, enerjimizi değiştiremeyeceğimiz ayrıntılara kaptırmadan günün içindeki güzellikleri fark etmeye çalışmaktır. Aşağıdaki hatırlatmalar; sabır, kabullenme, iyilik ve sevgiyle daha sakin bir yaşam sürmek için küçük adımlar sunuyor.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, her durumu beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak değildir. Gerçeği görüp elimizde olanlara yönelmek, olmayanlar için kendimizi tüketmemek demektir. Hayatı kafaya takmamak ve daha mutlu bir hayat için tavsiyeler aramak da çoğu zaman bu bakış açısıyla başlar:

  • Erkenden kalkmaya alışın.
  • Hayatı olduğu gibi kabul edin.
  • Bırakın ara sıra canınız sıkılsın.
  • Her şeye hâkim olmaya çalışmayın.
  • Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
  • Beterin beteri olduğunu hatırlayın; her hâlinize şükredin.
  • Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
  • Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın.
  • Sahip olmak istediklerinizi değil, elde ettiklerinizi düşünün.
  • Daha fazlasının her zaman daha iyi olduğu düşüncesinden vazgeçin.
  • Gerçeği olduğu gibi kabul edin; çünkü hayat âdil değildir.
  • Ölünce yapılacak işler listenizin dolu olacağını unutmayın.
  • Yüz yıl sonra burada bambaşka insanların olacağını hatırlayın.

Bu öneriler, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi ve her isteğin gerçekleşmeyeceğini hatırlatır. Hayatı kafaya takmamak için ne yapmalı diye düşündüğünüzde, önce değiştiremeyeceğiniz durumu kabul edip dikkatinizi bugün yapabileceklerinize çevirebilirsiniz.

Sabır ve düşünce alışkanlıkları

Bazen küçük bir söz ya da fikir ayrılığı, üzerinde uzun süre durduğumuzda olduğundan daha büyük bir meseleye dönüşebilir. Tepki vermeden önce durmak, dinlemek ve başka bir bakış açısını değerlendirmek bu nedenle önemlidir. Sabır da bir anda kazanılan değil, gündelik tutumlarla geliştirilen bir alışkanlıktır.

  • Tenkit etme isteğinizi bastırın.
  • Başkalarını suçlamayı artık bırakın.
  • Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın.
  • Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun.
  • Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
  • Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
  • Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
  • Öfkeniz kabarmaya başlayınca ona kadar sayın.
  • Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
  • Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın.
  • İnatla savunduğunuz iddiaları yumuşatmaya çalışın.
  • Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
  • Herkesin farklı olabileceğini anlayın ve saygı gösterin.
  • Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.

Bir konuşmada hemen cevap vermek yerine karşı tarafı sonuna kadar dinlemek, anlaşmazlığı büyütmeden düşünmeye alan açar. Bu, her konuda başkalarının haklı olduğunu varsaymak değil; kendi düşüncemizi de gözden geçirebilmektir.

İyilik, minnettarlık ve sevgi

Daha sakin bir hayat yalnızca sorunları azaltmakla değil, dikkatimizi değer verdiğimiz şeylere çevirmekle de ilgilidir. Gündelik iyilikleri ve sahip olduklarımızı fark etmek, yaşamın olağan anlarına başka bir gözle bakmamıza yardımcı olabilir.

  • Rastgele iyilikler yapmaya çalışın.
  • Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın.
  • Her gün biraz vaktinizi minnettarlık için ayırın.
  • Gördüğünüz her şeyde Yaradan'ın izini unutmayın.
  • Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası hâline getirin.
  • İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin.
  • Sevgi kapasitenizi geliştirip hayatınızı sevgiyle doldurun.
  • Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
  • Unutmayın ki insan, edindiği huylardan meydana gelir.

İyiliği gösteriş için değil, içtenlikle yapmak; minnettarlığa zaman ayırmak ve çevremizdekilere saygıyla yaklaşmak, günün sıradan görünen anlarını anlamlı kılabilir. Küçük şeyleri dert etmemek de çoğu zaman bu anları fark edebilmekle başlar.

Düşüncelerin büyümesine izin vermeyin

Olumlu ya da olumsuz düşünceler, üzerinde durdukça büyüyebilir; kartopu gibi ileride dağ gibi meseleler çıkarabilir. Bu yüzden her düşünceyi hemen gerçek kabul etmek yerine, ona biraz mesafe koymak ve dikkatimizi yeniden bulunduğumuz ana vermek yararlı bir hatırlatmadır.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, kusursuzluk beklentisini bırakmak ve başkalarına karşı daha anlayışlı davranmak bir günde tamamlanacak işler değildir. Bu önerilerden birini seçip günlük yaşamda uygulamayı deneyin. Ufak şeyleri büyütmeden, elimizdekileri fark ederek ve sevgiyi çoğaltarak daha huzurlu bir yaşama doğru ilerleyebiliriz.

Images

Sevgiyim

Buradayız, dünya yaşamında yaşıyoruz ve birbirimize yansımalar yapıyoruz. Sonsuz sevgi işbasında!
Sevgide çaba yoktur, aşama vardır… Derece derece yükselme vardır. Bu bilincin yükselmesidir. Bilinç açıldıkça, daha çok sevgiyi bedenler insan. Sevgi, insanın doğuştan gelen özelliğidir. Sonradan çevre, toplum çeşitli şekillerle kalıplara girer kişi. Sevgi denizinin içine daldıkça, bu denizle bütünlenen insanin bilinci çok daha farklı bir tat alır.  Sevgi insanın doğasında ve bunu konuşmak, göstermek, yaşamak insanın içinden gelir.  Bunca yazı, bunca şiir, bunca serenat ask için, sevgi için! Sevgi her şekilde kendini gösterir. Sevgiyi yasamak ve birbirimize vermek, sevgi enerjisi içinde akmak varken,  ben biliyorum diye nasıl oturabiliriz? Ya bilmeyen varsa bu kadar güzelini! Ya görmeyen, duymayan… Bunca ask, sevgi senaryoları, kitaplar… Peygamberler, üstatlar sevgiyi, en güzelini yasayabilmemiz için, örnekler olup yasamadılar mı yaşamlarını? Sen nasıl bir sevgi senaryosunu yaşıyorsun hiç düşündün mü? Bütüne bakıp, ohh bu da bütünün içindeki benim sevgim, sevgi modelim, ‘Ben Sevgiyim!’ dedin mi? Ya bütünün henüz farkına varamayanlar, göremeyenler, bir uyarı, dürtüyle uyanmayı bekleyenler…

İşte burada, bu yaşamda sevgimizi gösteriyoruz. Bilgimizi paylaşarak, bilmediklerimizi ifade ederek, duyduklarımızı birbirimize aktararak… Yasarken her an gösteriyoruz. Seçimlerimizi yaparak! Severek, kin duyarak, nefret ederek, öfkelenerek, şefkat duyarak, ağlayarak, acı çekerek, birbirimizin elinden tutarak, kaldırarak, her an sevgimizi gösteriyoruz. Tüm görünen çabanın ardında sadece sevgi arayışı var. Çabasızca sadece sevgi olabiliriz! Sadece sevgi…

Hakikat olan sevgidir, bilinçtir. Ve bilinç, aydınlıktır. Sevgi ile yaşayan bir kişi bütünün içinde, bütünle birlikte, bütünün kendisi olduğunu, tek olduğunu fark eder. Ayrılık yoktur, görünen, sadece bir yanılsamadır!

Bütün içinde; (iyi - kötü, güzel - çirkin, doğru - yanlış) barındırır. Hepsinin kaynağı Tek olandır! Hakikat bunu bilmektir!  Hakikati idrak eden kişi, kendisine giden sevgi yolundadır! Adım adım sonsuz, sınırsız sevgi –bilinç yolculuğunda, hem yolun kendisi, hem de yolcudur. Ve haydi gidelim demek ister. Birlikte…
Sevgiyi yasayan bir kalp, öğrenmek ister. Her an daha çok öğrenmek isteğiyle, bilmek isteğiyle yanar tutuşur. Bu çabalamak değildir.  Aşka uyanmaktır. Ask yolunda çabalamak yoktur! Çabasız bir akis vardır, seçimlerimizle, Olan’a…

Neyi seçersek O’nun sevgisini yaşarız. Zihin değil, kalp devrededir! Kalbimizle düşünüp, zihnimizle hissetme yeteneği kazanılır zamanla.

İyi - kötü O’ndandır. Seçim bizimdir ve sonsuzdur. Seçeriz, isteriz ve bize akan yaşamı birlikte yaratırız, Tüm Olan’la!  Bunu bilmek teslimiyet noktasıdır. Teslim imanla, içsel bir bilişle gelir! Zihin disipline edilir! Ehlileşir… Sessiz zihin kıvamını yaşarsın zamanla. Kitabi bilgi değil, içsel biliş-bilinç sevgi mertebesine an an yaklaşırsın… hakikat sendendir artık, bütün ve tek olan biricik olansındır. Sen o Tek’i yansıtırsın!

Hakikate ulaşmak için insan önce kendini bilmeli! Kendini bilinceye kadar sormaya devam!
Savunduğum bir ‘Ben’ yok! Bazen susmak istiyorum, susamıyorum…Sessizliği dinlemek istiyorum tüm seslilikte, seslerde…
Images

'Hayır' Demesini Öğrenmek: Sınırlarınızı Koruyun

hayır demek

En kolay hayır diyenlere bakın; çocuklar olduğunu göreceksiniz. Özellikle iki yaş civarındaki çocuklar, istemedikleri bir şey karşısında bu kelimeyi söylemekten çekinmez. Büyüdükçe ise başkalarını kırmamak, onları memnun etmek ya da olumsuz bir tepkiyle karşılaşmamak için hayır demek zorlaşabilir. Oysa her isteğe evet demek zorunda değilsiniz.

Hayır diyebilmek neden önemlidir?

Hayır diyebilmek bir onur işidir. Herkesin cesaret edemediği, söylemekte zorlandığı bir kelimeyi gerektiğinde dile getirmektir. Hayır demek, karşınızdaki kişiye değer vermediğiniz anlamına gelmez; kendi sınırlarınızı ve kararlarınızı da dikkate aldığınızı gösterir. Bir isteği kabul etmemekle o kişiyi önemsememek aynı şey değildir.

Bir talep karşısında hemen cevap vermeden önce kendinize birkaç soru sorun:

  • Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum, yoksa yalnızca başka birini memnun etmeye mi çalışıyorum?
  • Bu işe ayıracağım zaman ve emeğin karşılığında ne elde edeceğim?
  • Kabul edersem bu benim için ödüllendirici mi olacak, yoksa giderek bunaltıcı bir yüke mi dönüşecek?

Bu sorular, kararınızı yalnızca başkasının beklentilerine göre değil, kendi isteğinizi ve koşullarınızı da hesaba katarak vermenize yardımcı olur. İnsanlara hayır diyebilmek, her talebi geri çevirmek değildir. Asıl mesele, neye evet dediğinizi bilinçli biçimde seçebilmektir.

Kendi sınırlarınızı koruyun

Saygı görmeye, fikrinizi değiştirmeye ve hayır demeye hakkınız var. Bir şeye önce evet demiş olsanız bile, düşünceniz değiştiğinde kararınızı yeniden değerlendirebilirsiniz. Kendi kararlarınız üzerinde söz sahibisiniz; başkasının isteği, sizin sınırlarınızı yok saymanız gerektiği anlamına gelmez.

Sınırlarınızı koruduğunuzda karşınızdakinin vereceği tepkiye de hazırlıklı olun. Bazen kişi düşmanca davranabilir; sizi utangaçlıkla ya da onu yönlendirmeye çalışmakla suçlayabilir. Böyle bir tepkiyle karşılaşmak rahatsız edici olabilir. Ancak karşınızdakinin davranışından veya tepkisinden siz sorumlu değilsiniz. Değer verdiğiniz birine yardım edebilirsiniz; yine de kendinizi onun ihtiyaçlarından ve seçimlerinden bütünüyle sorumlu hissetmek zorunda değilsiniz.

Hayır demeyi öğrenmek, ilişkiyi bitirmek ya da karşı tarafla tartışmak anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca neye zamanınız, enerjiniz veya isteğiniz olduğunu açıkça belirtmektir. Kararınızı sakin bir dille ifade etmek, hem kendi sınırlarınızı görünür kılar hem de karşınızdakine net bir yanıt verir.

Karar vermek için zaman isteyin

Ne istediğinizden emin değilseniz aceleyle karar vermek zorunda değilsiniz. Emin olmadığınız bir şeye hemen evet demek yerine düşünmek için zaman isteyin. Şu cümlelerden yararlanabilirsiniz:

  • “Şimdi karar veremiyorum, biraz düşünüp sana dönebilir miyim?”
  • “Bunu değerlendirmek için zamana ihtiyacım var.”

Karşınızdakinden size saygı göstermesini ve karar vermeniz için zaman tanımasını istemek de hakkınızdır. Bu arada isteğin size uygun olup olmadığını, günlük sorumluluklarınızı ve ayırmanız gereken zamanı düşünebilirsiniz. Bir talebi hemen kabul etmemeniz, mutlaka olumsuz yanıt vereceğiniz anlamına gelmez; yalnızca kararınızı dikkatle vermek istediğinizi gösterir.

Nazik ama net bir şekilde hayır deyin

Hayır derken kendinizi sürekli özür dileyerek açıklamak zorunda değilsiniz. “Çok üzgünüm ama…” diye başlayan cümleler, kararınızdan emin olmadığınız izlenimini verebilir ve karşınızdaki kişiye suçluluk duygunuz üzerinden sizi ikna etme fırsatı tanıyabilir. Nazik olmakla kararlı olmak birbiriyle çelişmez.

Örneğin, “Teşekkür ederim, ancak bunu yapamayacağım” ya da “Bu kez katılamayacağım” diyebilirsiniz. Kısa ve anlaşılır bir yanıt çoğu zaman yeterlidir. Kararınızı uzun uzun savunmanız veya her defasında ayrıntılı bir açıklama yapmanız gerekmez. Açıklama yapmak istiyorsanız bunu kendi isteğinizle yapın; yalnızca karşı tarafın ısrarını durdurmak için kendinizi gerekçeler sıralamak zorunda hissetmeyin.

Hayır demeyi öğrenmek zaman alabilir

Hayır demeyi öğrenmek, istemediğiniz bir şeyi kabul edip sonrasında sıkıntı çekmek yerine seçiminizi açıkça ifade etmenizi sağlar. Kararınızı başkalarının beklentilerine göre değil, kendi koşullarınızı da gözeterek vermeniz stresin azalmasına yardımcı olabilir. Başlangıçta zorlanmanız, sınırlarınızı dile getiremeyeceğiniz anlamına gelmez; gerektiğinde kısa ve net bir yanıt vermeyi deneyebilirsiniz.

Hayır demenin önemi, yalnızca o anki isteği geri çevirmekten ibaret değildir. Kendi zamanınıza, enerjinize ve kararlarınıza sahip çıkmanın da bir yoludur. Etrafınızda hayır diyebilen insanlar varsa onları daha yakından tanımaya gayret edin. Çünkü onlar, zor anlarda kararlarının arkasında durabilen cesur insanlardır. Siz de kendi sınırlarınızı koruyarak hayır demeyi öğrenebilir, böylece neye gerçekten evet dediğinizi daha iyi seçebilirsiniz.

Images

Kaliteli Yaşamın 38 Altın Kuralı

Kaliteli yaşam, yalnızca büyük hedeflere ulaşmakla değil, gündelik seçimlerimizle de şekillenir. Kendimize nasıl baktığımız, çevremizle nasıl ilişki kurduğumuz ve değişen koşullara nasıl yaklaştığımız bu yaşamın parçalarıdır. Aşağıdaki 38 kural; bedenimize özen göstermekten geçmişle barışmaya, sevdiklerimizle bağ kurmaktan şükretmeye uzanan bir hatırlatma listesi. Hepsini bir anda uygulamak zorunda değilsiniz; size anlamlı gelen bir adımdan başlayabilirsiniz. Mutlu yaşam için küçük ve düzenli seçimler de önemlidir.

Kaliteli yaşam için bedeninize ve zihninize özen gösterin

1. Çok su için. Gün içinde su içmeyi hatırlamak, kendinize gösterdiğiniz temel özenin bir parçası olsun.

Images

Hayatın Altın Kuralları

Hayatın altın kuralları, büyük kararlar kadar gündelik anlarda nasıl davrandığımızla da ilgilidir. Bazen birini dikkatle dinlemek, bazen özür dilerken gözlerinin içine bakmak, bazen de sahip olduklarının kıymetini bilmek… Küçük görünen seçimler, nasıl bir insan olduğumuzu ve ilişkilerimizde nasıl bir iz bıraktığımızı anlatır. Aşağıdaki kısa öğütler; kendine, başkalarına ve hayatın getirdiklerine daha dikkatli bakmaya davet ediyor.

Hayata ve kendine daha dikkatli bak

—Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez. Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.

—Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

—Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.

Bu sözler, hayatı yalnızca dışarıda aramak yerine kendi bakışını da fark etmeyi hatırlatıyor. Her duyulanı doğru kabul etmemek, elindekini düşünmeden tüketmemek ve kendine ölçü koymak; hayat kuralları içinde sade ama önemli bir yere sahip. Her öğüdü değişmez bir reçete gibi görmek gerekmez. Onları, karar vermeden önce durup düşünmeye çağıran hatırlatmalar olarak okumak daha anlamlıdır.

—Seni seviyorum derken inanarak söyle.

—Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak.

Sevgi, saygı ve ilişkilerde özen

İlişkilerle ilgili öğütlerin ortak noktası, sevgiyi yalnızca bir söz olarak bırakmamaktır. İçten konuşmak, hata yaptığında sorumluluk almak ve anlaşmazlıkta dürüst kalmak, yakınlığı korumanın yolları olarak öne çıkar. Sevgi kadar saygı da önemlidir: karşındakini dinlemek, onun hayallerini küçümsememek ve tartışırken geçmişte yaşananları bugünün kavgasına taşımamak bu yaklaşımın parçalarıdır.

—Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.

—Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme.

—Derinden ve inançla sev.

—Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın.

—Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.

—İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme.

—İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.

—İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.

—Yavaş konuş ama hızlı düşün.

—Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.

—Eğer kaybedersen aklını da kaybetme.

Buradaki mesaj, her ilişkide kırılma ihtimalini ortadan kaldırmak değil; buna rağmen samimiyetten vazgeçmemektir. Sevgi ve yatırımın risk taşıdığı hatırlatılırken, kayıp karşısında kendini bütünüyle yitirmemek de aynı ölçüde vurgulanıyor. İnsanları başkalarının sözleriyle yargılamamak ve anlaşmazlıklarda dürüst olmak, bu öğütlerin günlük hayatta uygulanabilecek karşılıklarıdır.

Sorumluluk, karakter ve mutluluk

Üç S olarak anılan sevgi, saygı ve sorumluluk, bu hayat tavsiyelerinin merkezindeki değerleri bir araya getiriyor. Sevgi herkese yönelirken saygının hem kendimize hem başkalarına gösterilmesi gerektiği söyleniyor. Sorumluluk ise yalnızca büyük kararlarla sınırlı değil; yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin sonuçlarını üstlenmekle ilgili. Hata yaptığını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmak da bu anlayışın doğal bir parçası.

—Üç S’yi unutma:
Sevgi – herkese,
Saygı – kendine, başkalarına,
Sorumluluk – Tüm hareketlerin için.

—Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.

—Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.

—Anneni sev, say, ara.

—Şunu bil ki, bazen sessiz kalmak en iyi cevaptır.

—Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.

—Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş.

—Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.

—Dua et. Büyük güç verir.

—Düşün. Daha da büyük güç verir.

Karakter, bu sözlerde insanın seçimleriyle ve davranışlarıyla birlikte ele alınıyor. Sessiz kalmanın bazen daha iyi bir cevap olabileceğini bilmek, her durumda hemen karşılık vermek zorunda olmadığımızı hatırlatır. Dua etmek ve düşünmek üzerine verilen kısa öğütler de okuyucuyu kendi inancına ve değerlendirmesine alan açmaya çağırır; önemli olan, bunları başkasının adına değil, kendi düşüncenle anlamlandırmaktır.

—Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.

—En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.

—Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir.

—Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol.

—Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.

—İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.

—Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.

—Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin…

Bu son sözler, mutlu bir yaşam için hayat tavsiyeleri arayanlara kusursuz ve sorunsuz bir hayat vadetmiyor. Mutluluğu, sorunların hiç yaşanmaması yerine onlarla baş edebilme ve iyi anları ertelememe düşüncesiyle anlatıyor. Bazen gerçekleşmeyen bir isteğe başka bir ihtimal gözüyle bakmak, bazen de sevgiye açık kalmak… Hayatta uyulması gereken kurallar tek bir listeye sığmayabilir; fakat bu hayata dair öğütler ve tavsiyeler, her gün yeniden seçebileceğimiz bir yönü işaret ediyor: düşünerek hareket etmek, sevgi göstermek ve sorumluluk almak.

Alıntıdır

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Uzun Yaşamanın 19 Sırrı

1- SAĞLIĞA DİKKAT 

YILDA bir kez düzenli olarak check-up yaptırıyor musunuz? Eğer bu soruya "evet" cevabı verebiliyorsanız ömrünüze üç yıl daha ekleyebilirsiniz. Yok eğer "hayır" diyorsanız ömrünüzden üç yıl eksiltmeniz gerekiyor.

2- NİNELER VE DEDELER 

EĞER büyükanneniz ya da büyükbabanız 80 yaşına kadar yaşadıysa 3 yıl daha kazandınız demektir.

3- ÇALIŞMAYI SEVMEK 

HİÇ gönüllü olarak çalıştınız mı? "Evet"se iki yıl daha ekleyin.

4- EĞİTİM DE ÖNEMLİ 

AMERİKA'DA yapılan bir araştırmaya göre üniversite mezunlarının daha uzun yaşadığı ortaya çıktı. Siz de üniversite mezunuysanız ömür hanenize iki yıl daha eklenmiş demektir.

5- BEKARLIK TEHLİKESİ 

BU araştırmayla "bekarlık sultanlıklıktır" anlayışı da tarihe karışacak gibi görünüyor. Çünkü yalnız yaşanlar daha pasif bir yaşam sürdürdükler için ömürlerinden üç yıl eksiliyor.

6- BOL BOL GÜLÜN 

MİZAH anlayışınız varsa bu "+3", yoksa "-3" demek oluyor.

7- İLLA DA DOST 

"DOST" kavramının insan hayatında önemli bir yeri vardır. Sorunlarınızı dinleyecek yakın bir dosta sahip olmanın ömrünüze iki yıl eklediğini, dostunuzun olmamasının ömrünüzden iki yıl götürdüğünü tahmin eder miydiniz?

8- ZEKAYI ÇALIŞTIR 

BEYİN cimnastiği yapmak insan hayatına 4 yıl daha kazandırıyor.

9- SPORU AKSATMAYIN 

BEYİN cimnastiğinin yanı sıra bir de düzenli olarak spor yapıyorsanız bu size üç yıl daha kazandırıyor.

10- BİLİNÇLİ YEMEK 

DENGELİ besleniyorsanız 2 yıl ekleyin, bilinçsizce yiyiyorum diyorsanız 3 yıl eksiltin.

11- KARARLI DİYET 

SÜREKLİ diyete başlayıp bırakıyorsanız 5 yıl eksiltin.

12- NİKOTİNİ UNUTUN 

SİGARA içiyorsanız 8 yılınızı silip atın.

13- YA PASİFLER... 

PASİF içici durumundaysınız bu kez 2 yılınızı silip atmanız gerekiyor.

14- KİLO YOK MU KİLO 

EĞER olmanız gereken kilodan her yıl sadece birkaç kilo oynuyorsa, ama olmanız gereken kiloyla aldığınız kilolar arasında uçurumlar varsa, bu sizin hayatınızdan üç yıl daha eksiltmeniz anlamına geliyor.

15- HAYVANLARI SEVİN 

KÖPEK ya da kedi gibi aktif hayvanlarınız varsa 2, balık gibi pasif hayvanlarınız varsa bir yıl ekleyin.

16- KIZIN VARSA İYİ 

İKİ ya da daha fazla kız çocuğunuz varsa üç yıl ekleyin.

17- DÜZENLİ YÜRÜYÜN

HER GÜN düzenli yürüyorsanız +2, sürekli araçlarla gidip geliyorsanız üç yıl eksiltin.

18- AŞK 

EĞER aşık değilseniz vakit kaybetmeyin çünkü aşk insan hayatının 7 yıl daha uzamasına neden oluyor.

19-OLUMLU BAKIŞ 

EĞER hayata olumlu bakıyorsanız ve uzun yıllar yaşamak istiyorsanız 5 yıl daha kazandınız demektir.
Images

Sonsuz Enerjinin Parçasısın

    Sen Sonsuz bir enerjinin parçasısın, sonsuz bir okyanusta bir dalgasın. Bunu hatırlayabilirsen asla enerji kaybına uğramazsın,  çünkü sonsuz bir kaynak daima elinin altındadır. Sen sadece  bir dalgasın  ve derinlerde  bir yerdede okyanus gizli.
     Doğuyorsun; kim seni doğuran?  Kim sana bedeninin  içine girecek enerjiyi veriyor?      Bedene otomatik, hassas bir mekanizma, bir organizmaya dönüşme enerjisini kim sağlıyor?
     Beden  yetmiş seksen, hatta yüz yıl boyunca hayatta kalmaya devam ediyor.
    Demek ki hatırlanılması gereken ilk şey sonsuz bir enerjinin bir parçası olduğundur. Bunu sürekli hatırla ve hisset. Yürürken, yerken, uyurken- sonsuz olduğunu hisset.
   Upanishadlar’ın  söylediğide budur:  Daima kendini  brahman gibi ebedi hisset. Bunu gitgide daha fazla hissedebilirsen hiç enerji kaybetmediğinin farkına varacaksın. Kaynak senin için ulaşılabilir olacak. Bir araç olacaksın. O  zaman ne istersen yap.
    İnsan  aklının yanılsamalarından biri de bu bir şey yapmakla enerji kaybedeceğin fikridir. Hayır sana enerji kaybettiren şey yaptığın eylem değil, bir şey yaparak enerji kaybedeceğin fikrinin ta kendisidir. Yoksa  bir şey yaparak da enerji kazanabilirsinde,  tabi ki bu fikre sahipsen. Hiçbir fikrin yoksa da yine enerji kaybetmemiş olursun.
    Bedenin  bir dinamo gibidir.  Onu ne kadar kullanırsan, sonsuz enerji kaynağından da o kadar enerji sağlanmış olur sana. Onu kullanmazsan yeni enerji stoğuna da gerek kalmaz.  Sonra gitgide stok tükenir. Ne kadar aktif olursan o kadar enerjin olur. Hareketsizleştiğinde  fazlasıyla enerji kaybedersin. Enerji aktiviteyle kaybedilmez , tam tersine tazelenir. Sen enerjiyi kullandıkça , kaynaktanda sana daha çok enerji gelir. Aktiviteden  dolayı enerji kaybettiğimize dair yanlış  bir kanı var insan zihninde.  Hayır, ne kadar aktif olursak, o kadar enerjimiz olur,  ne  kadar az aktivite  o kadar az enerji. Ve bu hayatın  tüm boyutlarındaki aktiviteler için geçerlidir.  Ne kadar çok seversen, verecek o kadar çok sevgin olur.  Cimrilik edip   ‘’ Çok seversem   sevgimi dağıtmış olacağım ve er ya da geç sevgim tükenecek, en iyisi onu kendime saklıyım’’ dersen sevgin ölür  ve artık sevemez olursun.
    Ne kadar çok seversen o kadar çok sevgi elinin  altında olur;  ne kadar çok kullanırsan o kadar çok sahip olursun. Hayatın kanunu  budur.  Merhamet, sevgi, aktivite,boyut ne söz konusu olursa olsun aynı kanun geçerlidir. Neyin daha çok olmasını istiyorsan, sevgini elinden geldiği kadar çok paylaşmaya devam et. Cimri olma, ancak cimriler enerji kaybeder.  Ve hepimiz cimriyiz, bu yüzden  kendimizi hep bitip tükenmiş gibi hissediyoruz.
Osho
Images

Bırak Sevgi Seni Bulsun

Bir kelebeğin özgürlüğünü ve sevginin anlamını anlatan hikâye

Sevgi hikayeleri bazen uzun cümlelerden çok küçük bir karşılaşmayla anlatılır. Bu, bir adamla kelebeğin yollarının kesiştiği; sevmenin, sahip olmak değil, gerektiğinde özgür bırakmak olduğunu hatırlatan bir hikâye.

Bırak Sevgi Seni Bulsun hikayesi

İyi kalpli, yalnız bir adam bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçücük bir tırtıl vardır. Adam bu tırtılı çok sever; onunla yalnızlığını ve bütün sevgisini paylaşır.

Gel zaman git zaman, tırtıl büyür ve güzel bir kelebeğe dönüşür. Adam kelebeğine hayrandır; onu bir türlü bırakamaz. Oysa kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır. Yine de adama ve sevgisine kıyamaz, onu yalnız bırakmak istemez. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır.

Ama adam bilir: “Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir.” Kelebeğine son kez bakar ve onu özgürlüğüne, kırlara, çiçeklere doğru salıverir.

Kelebek mutlu olmasına mutludur; yine de hiçbir meltem, hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce…

Sevdiğini özgür bırakmak üzerine hikaye

Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramaktadır. Böylece kelebek şunu anlar: “Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur, biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir.”

Adam da kendi gerçeğini görür: “Hiçbir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız.” Sevgi, karşısındakinin ihtiyacını ve özgürlüğünü görmeden tek başına yeterli olmayabilir. Kelebeği yanında tutmak isteyen adam, onu sevdiği için bırakmayı seçmiştir.

O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömebileceği bir dağ aramaya başlar. Gücü tükenene dek arar ama bulamayınca şunu anlar: “Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir.” Adam ise sevdasını artık kelebeğinin yerine avuçlarına koyar.

Sevmenin vazgeçmek olduğunu anlatan hikaye

Bu bırak sevgi seni bulsun hikayesi, aşk hikayeleri içinde sevgiyle özgürlük arasındaki ince çizgiyi anlatır. Bazen sevdiğimiz birinin yanında kalmasını isteriz; fakat onun başka hayalleri, özlemleri ve gitmek istediği yolları olabilir. Sevdiğini özgür bırakmak, duyguların yok olduğu anlamına gelmez. Adamın kelebeğini salıvermesi de sevgisinden vazgeçmesi değil, sevgisini onun özgürlüğünün önüne koymamasıdır.

Hikâyedeki adam ve kelebek, ayrılığın özlemi bir anda bitirmediğini gösterir. Kelebek sıcak bir avucu, adam ise artık yanında olmayan kelebeğini hatırlar. İkisi de yaşadıklarından bir anlam çıkarır; sevginin her zaman birlikte kalmakla ölçülemeyeceğini öğrenir.

Herkes iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış şeyler yaşar. Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yön verir; aynı zamanda düşüncelerini de şekillendirir. Belki de bu hikâyenin sessizce bıraktığı düşünce şudur: Bazen sevgi, tutmak yerine yol vermeyi bilmektir. Bırak sevgi seni bulsun.

Images

Yürekli Olmalı İnsan

yürekli olmak

Hayata kendin olarak katıl

İnsan, hayata her zaman soyunuk olmalı; istediğini istediği biçimde giyinebilmek için… Her şekil güzel durmaz insanda. Bilmeli insan hayatın neresinde durduğunu; görebilmeli rengini, almalı kokusunu hayatın. İnsanın hası gibi, adam gibi yaşamalı.

Dolu olsa bile bardak, hep bir damla bırakabilmeli; taşırmadan bardağı. Eritmeli alttan, çünkü her yeni gelene yer açmak için… Hayatı dolu yaşamak, her şeyi tüketmek değil; yenisine, değişene ve gelene de yer bırakabilmektir.

İnsan biraz basit olmalı. Dediği anlaşılmalı, yaptığı konuşulmalı. Basit dediysem; sade, yalın, kendi gibi… Düşündüğü tanıdık, yaşadığı tanıdık olmalı. Yani biraz sen, biraz ben olabilmeli. Kendinin bile anlayamadığı metropollüklere girmeden, fikrini zikrinde görebilmeli.

Hayatın hakkını vermek

İnsan kafa tutabilmeli. Kullanım süresini dolduran hayat değil de bizlersek, hakkını sapına kadar vermeli bu sürecin. Ezilmeden, büzülmeden… Zaman kapkaççılığı yapmadan, hüzün korsanlığına soyunmadan… Ne eksik ne fazla; tastamam.

Ya kadın gibi kadın, ya adam gibi adam… Ama önce insan. Yaşadığı hayatın kendisi, okuduğu her öykünün bir parçası olmalı. Öyle dolu yaşamalı ki her öyküden biraz nasibini almalı. İnsan darlığı da bilmeli, bolluğu da. Darlıkta daralmadan, bollukta şımarmadan…

Yalın, çıplak… Öyle bir hüküm sürmeli ki aleni, üstü açık, milletin gözüne soka soka; meydanlarda… Hayatın arka mahallelerinde kurmamalı egemenliğini. Ya da burjuva caddelerinde, kendinden geçmiş krallıklara kölelik yapmamalı. İnsan olmak, kendi yerini ve duruşunu bilmeyi de gerektirir.

Yalnızlıkta da kalabalık olabilmek

İnsan her zaman biraz yalnız olmalı. Ama bilmeli yalnızlığında bile kalabalık olabilmeyi. Ya da onca kalabalığın arasında yalnız kalabilmeyi de sindirmeli; o sindirmelerde artırabilmeli hayatını. Her duruma hazırlamalı kendini, her konumun insanı olmalı.

Yakışmalı giydiği her elbise, takındığı her tavır. Hayat denilen sanatı iyi uygulamalı: Yazdığı okunur, çizdiği bakılır, oynadığı seyredilir olmalı. Her rolün adamı olmaktansa, önce oynadığı role sahip çıkmalı.

Yürekli olmak, sevdalı olmak

İnsan her vakit, her an yürekli olmalı. Öyle yürekli olmalı ki sevdalar yakışmalı ona; sevda o olmalı. Çiçeğe bakınca balı, sevgiliye bakınca aşkı görebilmeli. Öyle bir sevdalanmalı ki dibine vurmalı: Ağlamaksa ağlamak, gülmekse gülmek, özlemekse özlemek… Yanlışsa yermeyi, güzelse övmeyi bilerek.

“Sana ihtiyacım var,” diyebilmeli insan. İhtiyaç duyulduğunda aranılanlar listesine girebilmeli. Mükemmel değil, kendi gibi gelebilmeli. Konuşurken korkmadan, dokunurken ürkmeden; hatta yanında mahcubiyet bilmeden saçmalayabilmeli. Biraz senden olmalı, biraz ondan…

Sevdalı olmalı işte, ötesi ne… Biraz yanık, biraz tutuk, biraz uçuk… Alışkanlık yapacak kadar sen; her an gidecekmiş gibi yabancı… Ama yine de öyle sevdalanmalı ki insan, sevdası kimliğine yapışmalı. Ve haykırabilmeli tüm dünyaya: “Seviyorum ulan!”

Yürekli Olmalı İnsan yazısı, insanın kendini saklamadan yaşayabilmesine ve sevdasını korkusuzca taşımasına sesleniyor. Çünkü yürekli olmak, yalnızca güçlü görünmek değil; duygularını da olduğu gibi yaşayabilmek.

Kısaca biraz insan

Bütün olumsuz taraflarıma rağmen genelde budur ben… Öfkelerini, sevinçlerini, sevdalarını, acılarını nasıl yaşanması gerekiyorsa yaşayan… Biraz deli, biraz çılgın ama sevgili, eş, anne ve evlat yanı ağır basan… Ve dost… Olmazsa olmazlardan… Kısaca biraz insan…

Images

24 Altın Para: Zamanın Değerini Bilmek

24 altın para ve zamanın değerini anlatan görsel

Yeni tanıştığım bir arkadaşımın yaşamak için altı aylık ömrü kalmıştı. Buna rağmen hayata bakış açısı henüz yeni şekillenmeye başlamış gibiydi. İnanılmaz pozitif düşünen, hayata olumlu bakan biriydi. Hayatında bu kadar kısa bir zaman kaldığı hâlde nasıl bu kadar pozitif olabildiğini sordum. Düşüncelerini bana şöyle anlattı:

“Her gün uyandığımda 24 tane altın param olduğuna inanırım. Günün her saati için bir altın param vardır. Bu paraların bir kısmını yemek yemek, uyumak, ailemle vakit geçirmek ve günlük sorumluluklarımı yerine getirmek için kullanmalıyım.

Ben bu paraların bir kısmını kendi eğlencem ve başkalarına yardım etmek için kullanmayı seçtim. Eğer hayatımda bir şeyleri ertelediysem bir miktar param kalıyor; ancak bunları büyük bir titizlikle harcamalıyım. Her güne sadece 24 altınla başlayabiliyorum, fazla değil. Bu yüzden onları dikkatlice harcamalıyım.”

24 altın para hikâyesinin verdiği ders

Ne kadar değerli bir hayat dersidir bu! Çok telaşlı, koşturmacalı hayatlar yaşıyoruz. Gün içinde yapmamız gerekenler bitmiyor; bazen kendimize, sevdiklerimize ya da uzun zamandır aklımızda olan işlere ayıracağımız zamanı sürekli erteliyoruz. Oysa bir günün süresi sınırlı ve harcanan zaman geri gelmiyor. 24 altın para hikâyesi, zamanın değerini bilmek ve onu bilinçli kullanmak için akılda kalıcı bir hatırlatma sunuyor.

Zaman yönetimi, her saati işlerle doldurmak ya da kendimize hiç mola vermemek demek değildir. Önemli olan, gün içinde hangi şeylere öncelik verdiğimizi fark etmek ve zamanı değer verdiğimiz insanlara, sorumluluklarımıza ve amaçlarımıza göre kullanmaktır. Yemek, uyku, aileyle geçirilen vakit ve günlük işler de bu 24 saatin doğal parçalarıdır. Bunların yanında dinlenmeye, keyif aldığımız şeylere ve başkalarına destek olmaya da yer açabiliriz.

Dünyada doğru şeyleri yapmak için her zaman kendiliğinden “doğru bir zaman” çıkmayabilir. Bu yüzden yalnızca uygun koşulları bekleyerek ertelemek yerine, bugün elimizde olan zamanı nasıl değerlendirebileceğimizi düşünmeliyiz. Hem kendimiz hem de gelecek nesil çocuklarımız için gün içinde sahip olduğumuz altınları bilgece ve dikkatle harcamayı öğrenmek önemlidir.

Zamanı verimli kullanmak için küçük öneriler

Günlük zamanı doğru kullanma konusunda büyük değişiklikler yapmak zorunda değilsiniz. Küçük ama anlamlı seçimlerle başlayabilirsiniz:

  • Yardıma ihtiyacı olan birine, isteğini dile getirmesini beklemeden destek olun.
  • Yeni bir kitaba ya da aklınızdaki projeye bugün başlayın. İlk adımın küçük olması da yeterlidir.
  • Kendinize veya ödevlerinize ayırdığınız zamana fazladan otuz dakika ekleyin.
  • Ailenizle ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanı, başka işlerin arasına sıkıştırmadan değerlendirin.

Bu öneriler, günün her anını kusursuz planlamak için değil; neye zaman ayırdığınızı daha bilinçli seçmek için. Zamanı verimli kullanma, bazen bir işi hemen başlatmak, bazen de önemli bulduğunuz insanlara dikkatinizi vermektir.

Günün sonunda kendinize sorun

Bir an durup şu sorular üzerinde düşünün:

  • Dün sahip olduğunuz 24 altın parayı, yani zamanınızı, nasıl harcadınız? Peki bugün nasıl değerlendirdiniz?
  • Ailenizle ya da arkadaşlarınızla, yalnızca bir gün için sahip olduğunuz 24 saati en iyi şekilde kullanma üzerine fikir alışverişinde bulundunuz mu?
  • Ertelediğiniz hangi küçük adımı bugün atabilirsiniz?

Gününüzü değerlendirmek, kendinizi yargılamak için değil, yarın neyi farklı yapabileceğinizi görmek içindir. Her sabah yeni 24 altınla başlıyoruz; onları neye ayıracağımıza karar verme fırsatımız var.

Şunu hiçbir zaman unutmayın: Doğru şeyleri yapmak için doğru zamandasınız.

Kaynak: selfgrowth

Images

Endişe Sizi Yavaşlatır ve Enerjinizi Düşürür

endişe

Endişe, insanı yavaşlatır ve enerjisini düşürür. Zihnimiz kuşkularla meşgul olduğunda, dikkatimizi isteklerimizden ve önümüzdeki adımlardan uzaklaştırabilir. Bu yazının temel düşüncesi, yürekte sevgiye, umuda, neşeye ve güvene yer açmanın enerji bedenini besleyen bir yaklaşım olduğudur.

Endişenin enerjiye etkisi

“Endişe enerjiyi düşürür mü?” sorusuna bu yaklaşımın yanıtı evettir: Kuşku ve kaygıyla dolu bir iç hâlin insanı yavaşlattığı, ilerleyişini zorlaştırdığı düşünülür. Endişeyi bütünüyle yok saymak yerine, onun yüreğinizde kapladığı yeri fark edin. Ardından dikkatinizi sevgiye, umuda ve neşeye çevirmeyi deneyin.

Enerji bedeni, burada kişinin içsel hâlini ve taşıdığı enerjiyi anlatan bir kavram olarak ele alınıyor. Sevgiyle beslenen, güvenini koruyan ve neşeye alan açan bir enerji bedeninin zaman içinde gelişip genişlediğine inanılıyor. Bu, kuşkuya ve endişeye kapılmadan kendi duruşunuzu korumanız için bir hatırlatmadır.

Enerji bedenini güçlendirme yolları

Enerji bedenini güçlendirme yolları bu anlatımda karmaşık uygulamalardan çok, günlük hayatta besleyebileceğiniz duygularla ilişkilidir. Yüreğinizdeki sevgiyi beslemek, onu çevrenize yaymak; umutlu, neşeli ve güvenli bir duruşu korumak bu yolların başında gelir. Bunları bir anda başarılması gereken bir görev gibi değil, tekrar tekrar dönülebilecek niyetler olarak düşünebilirsiniz.

  • İçinizdeki sevgiyi fark edin ve onu paylaşmaya açık olun.
  • Umut ve neşeye yer vererek güven duygunuzu koruyun.
  • Bir isteğinizi düşünürken kuşku ve endişenin dikkatinizi dağıtmasına izin vermemeye çalışın.
  • Niyetinizi saf ve temiz tutun; dilediğiniz şeyi sevgiyle isteyin ve gelişmeleri izleyin.

Bu maddeler, yazının özündeki düşünceyi gündelik dile taşır: İç dünyanızda hangi duyguları büyüttüğünüz, kendinizi nasıl hissettiğinizi ve hedeflerinize nasıl yöneldiğinizi etkileyebilir. Endişenin ağırlığını azaltmak, yerini hemen kusursuz bir güvene bırakmak zorunda değildir. Önemli olan, sevgi ve neşe gibi besleyici duygulara yeniden dönmeyi seçebilmektir.

İsteklerinize kuşku duymadan yönelin

İsteklerinizi gerçekleştirmek ve başarmak için saf, temiz niyetlerle dilemek ve ardından süreci izlemek gerektiği vurgulanıyor. Buradaki çağrı, her dileğin mutlaka gerçekleşeceğine dair bir garanti değil; niyetinizi kuşku ve endişeyle zayıflatmadan, sevgiyle sahiplenmenizdir. Dikkatinizi sürekli korkulara vermek yerine ne istediğinizi hatırlayın ve ona uygun biçimde ilerleyin.

Bu yaklaşımda sevgi, yalnızca hissedilen bir duygu değil, enerji bedenini genişletmenin ve içsel duruşu güçlendirmenin yolu olarak görülür. Neşe içinde kalmak ve güveni korumak, geçeceğiniz kapılardan daha kolaylıkla, zarafetle ve incelikle akıp gidebilmenize yardımcı olabilir.

Sevgi ve neşeye dönün

Endişe ve kuşkuya yer açmadan, yüreğinizdeki sevgiyi beslemeyi ve yaymayı hatırlayın. Enerji bedeninizi büyütmenin yolu bu anlatımda daima sevgide ve neşede kalmaktan geçiyor. İçinizde umut ve güveni korudukça, kendinizi daha açık ve dengeli bir duruşa davet edebilirsiniz.

Images

Kozadan Kelebeğe

zorluklarla mücadele

Bir çocuk, sekropia denilen bir tür güvenin kozalarını topluyordu. Bahar geldiğinde güvelerin kozalardan çıkışını hayret ve ilgiyle seyrediyordu. Ancak bu çıkış sırasında verdikleri mücadele, çırpınışları ve harcadıkları çaba onda bir acıma duygusu uyandırıyordu. Onların işini kolaylaştırmak, bu zahmetten kurtarmak istiyordu.

Bir gün babası, kozadan çıkmakta zorlanan güvelerden birinin ipeğini makasla kesti. Böylece böceğin dışarı çıkmasını kolaylaştırdığını düşündü. Fakat sonuç beklediği gibi olmadı: Güve, çok geçmeden öldü. Çocuğun gördüğü bu olay, ona zorluğun ve çabanın anlamı üzerine unutamayacağı bir hayat dersi verdi.

Kozadan çıkışın ardındaki hayat dersi

Baba, oğluna güvenin kozasından çıkarken sarf ettiği gayretin önemli olduğunu anlattı. Hikâyedeki açıklamaya göre böcek, bu çırpınışlar sayesinde vücudundaki zehri dışarı atıyor; aynı zamanda ileride ihtiyaç duyacağı kaslarını güçlendiriyordu. Kozayı keserek yolu kısaltmak, görünüşte yardım gibi dursa da böceğin bu süreçten geçmesini engellemişti.

Kelebeğin kozadan çıkış hikâyesi, yalnızca bir böceğin yaşadıklarını anlatmaz. Aynı zamanda, bazı süreçlerin dışarıdan bakıldığında gereksiz yere zor görünebileceğini ve her güçlüğün hemen ortadan kaldırılmasının iyi bir sonuç vermeyebileceğini düşündürür. Çocuk, güveyi korumak isterken onun kendi başına tamamlaması gereken süreci kesintiye uğratmıştı.

Zorluklarla mücadele ederek olgunlaşmak

Hikâyenin babanın oğluna verdiği asıl mesajı insan yaşamına uzanır: İnsanlar daha güçlü, dayanıklı ve iradeli olabilmek için karşılarına çıkan zorluklarla mücadele eder; bu mücadele sırasında olgunlaşır ve gelişir. İstenen sonuca ulaşmak için gösterilen çaba, kişiye yalnızca hedefini değil, o hedefe yürürken kendi gücünü de tanıma imkânı verir.

Bu nedenle zorluklarla mücadele, her şeyi tek başına yapmak ya da yardım istemekten kaçınmak anlamına gelmez. Hikâyedeki düşünce, insanın gelişmesine katkıda bulunabilecek çabayı onun elinden almamaya ilişkindir. Bazen destek olmak, bütün engelleri ortadan kaldırmak yerine kişinin kendi yolunu bulmasına ve adımlarını atmasına alan açmaktır. Güvenin kozasından çıkışı gibi, bazı aşamaların tamamlanması için kişinin kendi gayretine ihtiyaç vardır.

Zorluklar insanı güçlendirir düşüncesi de bu hikâyede, verilen emek ve gösterilen direnç üzerinden anlatılır. Bir hedefe kolayca ulaşamamak, ilk bakışta yalnızca gecikme ya da sıkıntı gibi görünebilir. Oysa mücadele süreci, insanın sabrını ve kararlılığını ortaya koymasına; neyi gerçekten istediğini anlamasına yardımcı olabilir. Böylece kişi, yalnızca sonuca değil, o sonuca ulaşırken edindiği olgunluğa da sahip olur.

Her şeyi kolaylaştırmak her zaman iyilik midir?

Babanın müdahalesi iyi niyetliydi; böceğin çektiği sıkıntıyı sona erdirmek istiyordu. Fakat bu hikâyede iyi niyet, sonucu tek başına belirlemeye yetmedi. Güvenin çırpınışını izlemek acı verici görünse de bu çaba, onun yaşam döngüsünün bir parçası olarak anlatılır. Çocuğun ve okurun karşısına çıkan soru şudur: Birinin yaşadığı güçlüğü hemen kaldırmak mı gerekir, yoksa kendi gelişimini tamamlayabilmesi için ona zaman ve alan tanımak mı?

İnsan ilişkilerinde de bu soru zaman zaman karşımıza çıkar. Sevdiklerimizi korumak, onların yolundaki her engeli bizim kaldırmamız demek değildir. Bazen yanında durmak ve ihtiyaç duyduğunda destek vermek yeterlidir; bazen de kendi kararlarını almasına, çaba göstermesine ve sonuçlarla karşılaşmasına izin vermek gerekir. Hikâye, yardım etmenin ölçüsünü yeniden düşünmeye davet eder.

Çabanın içindeki güç

Baba, oğluna insanların arzularına kolayca ulaştıkları zaman karakterlerinin zayıflayabileceğini, hatta içlerinde bir şeyin ölmüş gibi hissedilebileceğini söyler. Bu ifade, hikâyenin uyarısını güçlü biçimde özetler: Emek vermeden elde edilen her şey, insanın kendini tanımasına ve güçlenmesine aynı katkıyı sağlamayabilir. Ulaşmak istediğimiz şey kadar, ona hangi yoldan ve hangi gayretle ulaştığımız da önemlidir.

Elbette bu anlatı, yaşanan her zorluğun kendiliğinden iyi bir sonuç doğuracağını söylemez. Ancak insanın önüne çıkan güçlükler karşısında gösterdiği çabanın, dayanıklılığını ve iradesini geliştirebileceğini hatırlatır. Mücadele ederek olgunlaşmak, vazgeçmeden ilerlemek kadar, yaşanan süreçten ne öğrenildiğini fark etmeyi de içerir.

Kozadan kelebeğe uzanan bu hikâyenin akılda kalan mesajı basittir: Bazen büyümek için çaba göstermemiz, beklememiz ve kendi yolumuzdan geçmemiz gerekir. Her güçlüğü hemen ortadan kaldırmak yerine, onun içinden geçerken kazandığımız gücü de görebilmek önemlidir. Çünkü kimi hayat dersleri, ancak kendi mücadelemizle olgunlaşır.

Images

Yalnızlık da, sağlık da, zenginlik de, mutluluk da bulaşıcı: Duygular bulaşıcı

duygusal bulaşma

Yalnızlık da, sağlık da, zenginlik de, mutluluk da bulaşıcı. Duygular bulaşıcı.

Duygusal bulaşma: Duygular sosyal çevrede nasıl yayılır?

Bu araştırmayı okurken duyguları kokuya benzettim. Bana inanması güç gelen bu uzak etkileşimleri anlayabilmek için gözümde bir resim canlandırdım: Bütün tanıdıklarım ve onların tanıdıklarıyla aynı odadayım. Duygular da kokular gibi etrafa yayılıyor; görünmüyorlar belki ama odadaki herkes onları hissediyor.

Birinin mutsuzluğu, sanki herkesin mutsuzluğu oluveriyor. Tıpkı bir sürüdeki hayvanlar gibi, biri yön değiştirince diğerleri de o tarafa gidiyor. Aramızda delice bir bağ var. Bu bağa kadeh kaldırıyor, saygı duruşuna geçiyorum.

Duygusal bulaşma düşüncesi, mutluluk ya da mutsuzluğun yalnızca kişinin içinde yaşanıp bitmediğini hatırlatıyor. Duygularımızın başkalarıyla kurduğumuz bağlarda bir karşılığı olabilir. Peki, mutluluk bulaşıcı mı? Bu fikri düşünürken aklıma gelen ilk görüntü, aynı odada birbirine karışan duygular ve tanıdıklarımın uzayıp giden ağı.

Ayna etkisi ve gülümsemenin yolu

İki insan konuşurken birbirlerinin yüz ifadelerini taklit etmeye başlıyormuş. Karşımızdaki gülüyorsa gayri ihtiyari gülüyoruz; ağlıyorsa üzülüyoruz. Buna “ayna etkisi” diyorlar. Gülen birine karşılık verip gülümsüyorsun. Sonra kaslardan beyne, “Güldü” mesajı gidiyor; beyin de hemen onun hormonunu, mutluluğu salgılıyor!

Hep tersini sanırdık, değil mi? Duygunun önce geldiğini, gülümsemenin ardından onu gösterdiğini düşünürdük. Oysa burada kaslardan beyne doğru giden tek yönlü bir otoyol da varmış. Kalbin kırıksa, gülmeyi bir denemekte fayda var.

Bu anlatım, yüzümüzdeki küçük bir ifadenin bile başkalarıyla kurduğumuz etkileşimin parçası olabileceğini düşündürüyor. Karşımızdakinin gülüşü bize geçiyor; bizim gülüşümüz de ona geri dönüyor. Duygular sosyal çevrede nasıl yayılır sorusuna, bu ayna etkisi basit ve akılda kalıcı bir cevap sunuyor: Bazen bir yüz ifadesiyle, bazen de ona verdiğimiz karşılıkla.

Arkadaş çevresinin mutluluğa etkisi

Tanıdığın her mutlu insanın mutluluğunu artırdığı, her mutsuz insanın ise yüzde 7 azalttığı söyleniyor. Bu yüzdelerle, bu kadar çok başkasıyla ne yapılır, bilmiyorum. Yine de insan ister istemez kendi çevresini düşünüyor: Yakınlarımızın duyguları bizi ne kadar etkiliyor? Bizim ruh hâlimiz, tanıdıklarımızın dünyasında nasıl bir iz bırakıyor?

Sosyal ağlarda mutluluk ve mutsuzluğun yayılması fikri, çevremizi yalnızca isimlerden oluşan bir liste gibi görmemeyi sağlıyor. Her tanıdığımızın kendi tanıdıkları var; bu bağlar da bizi doğrudan tanımadığımız insanlara kadar uzatıyor. Arkadaş çevresinin mutluluğa etkisi üzerine düşünürken, bu ilişkinin tek bir kişiden ibaret olmadığını fark ediyorum. Bir arkadaşın arkadaşı, onun da arkadaşı… Ağın sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Arkadaş ağımda mutluluk ve mutsuzluk

Ben ilk iş arkadaşlarımın ağını çizip, isimlerinin yanına basitçe bir :) ya da :( koyacağım. Bakalım durum ne? Bakalım mahremiyetine yastığa sarılır gibi sarılan ben, sosyalin ağına kendimi ne kadar bırakmışım?

Belki bu küçük çizim, çevremdeki insanlara dair kesin bir ölçüm olmayacak. Yalnızca kiminle nasıl bir bağım olduğunu ve duyguların bu bağlar içinde nasıl dolaşabileceğini düşünmem için bir başlangıç olacak. Mutlu ya da mutsuz olduğumuz anlarda, yanımızdaki insanların da bu duygudan pay alabileceği fikri hem şaşırtıcı hem de düşündürücü.

Arkadaşımın arkadaşının arkadaşı kimdir benim, sahiden?

Images

Acının İlacı

Acının ilacı her zaman onu bir anda ortadan kaldıran bir söz ya da sihir değildir. Bazen insan, yaşadığı kaybın yalnızca kendisine ait olmadığını fark ettiğinde ve başka birinin acısına içtenlikle eşlik ettiğinde kendi yüküne de farklı bir yerden bakmaya başlar. Tek oğlunu kaybeden bir annenin öyküsü, acıyla başa çıkma yolunun beklenmedik bir biçimde nasıl açılabileceğini anlatıyor.

Acının ilacı: Acıyı bilmeyen evi aramak

Çin’de tek oğlunu yitiren bir anne, yüreğindeki büyük üzüntüyle bir din adamına gitti ve derdine çare bulmasını istedi:

Images

İçe bakmak

İnsanlar çoğu zaman meşgul kalmak ister. Yapacak hiçbir işleri yoksa bile kendilerine bir uğraş bulurlar. Aynı gazeteyi yeniden okumaya başlayabilirler. İlk okuduklarında saçma buldukları bir şeyi ikinci kez okumak neden? Osho’nun bu sorusu, yalnızca boş zamanı nasıl geçirdiğimizle değil, sessizlikte kendimizle baş başa kalmaya ne kadar hazır olduğumuzla da ilgilidir.

İçe bakmak ne demek?

İçe bakmak, dikkati sürekli dışarıdaki uğraşlara yöneltmek yerine kendi içinde olup bitenlere çevirmektir. Duygularını, düşüncelerini ve huzursuzluğunu fark etmeye alan açmaktır. Bu, kendini hemen yargılamak ya da her şeyi bir anda çözmek anlamına gelmez. Osho’nun sözlerinde iç gözlem, insanın kendi içinde bastırdığı şeylerle karşılaşma ihtimali nedeniyle ürkütücü bir deneyim olarak anlatılır.