Bilinç ve Bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Aklımızı Bilinçli Kullanmak

Yaşamımızda zaman zaman çevremizdeki kişilere ve onların düşüncelerine gereğinden fazla önem verir, onları kendimizden daha büyük ve önemli hâle getiririz. Bunu yaptığımızda yaşamımız üzerindeki kontrolü de onlara bırakırız. Kendi değerlendirmemizi geri plana atmak, bir bakıma kendimizi geçersiz kılmaktır. Aklı bilinçli kullanmak ise duyduğumuz her şeyi hemen kabul etmek ya da reddetmek değil; düşüncenin yaşamımızdaki yerini ve etkisini fark ederek seçim yapmaktır.

Benim bakış açıma göre: “Soyut âlemle ilgili her türlü bilgi insan zihninin ürünü, yaratımı, uydurması, anlamlandırması ve yorumlanmasıdır.” Bu, benim yaklaşımımı anlatan kişisel bir değerlendirmedir. Soyut bir deneyimin nasıl yorumlanacağı, kişinin sahip olduğu bilgi birikimi ve bakış açısıyla şekillenebilir.

Images

Yaşamımızda istek ve arzularımızın kaynağı olarak neleri tanımlıyoruz?


 Dün birisi Anka enerjisi ile istek ve arzularımıza ulaşmayı anlatan bir youtube video linki göndermişti. Video ismini gördüğümde ilginç bir şey hissettim. Kendimde dahil bu alandaki birçok kişi hep bir şeyler elde etmek için bir şeyler olma peşinde koşturuyordu.
Bunu yaparken yaşamla ilgili ana şeyi kaçırdığımı fark ettim; “kendim olmayı” kaçırıyordum. Sürekli istek ve arzularımızı elde edebilmek için birilerinin bize kim olmasını öğretmesinin peşinde geziyor, o enerjiden bir diğer enerjiye koşuyor ve bu şekilde yaşamımızdaki eksikliklerin tamamlanmasını bekliyoruz.



Bunu bende yaptım. Farklı enerjileri öğrenerek yaşamımdaki bir şeyleri değiştirme peşinde dolaştım. Ama hep bir şey eksik kaldı. Ne zaman bu tarz şeylerin temelinin ne olduğunu anlayıp yaratımlarımın kaynağı olarak kendimi tanımladığımda yaşamımı farklı kılmaya başladım.
Images

Kaos’un İçinden Çıkmak

Yaşamınızda “kaos” olarak tanımladığınız alana bir bakın. Hayattaki kaos sizin için hangi düşüncelerle, duygularla ve imgelerle birlikte ortaya çıkıyor? Önce bunları yargılamadan algılayın. Gözünüzün önünde arapsaçı gibi tuhaf şekiller, üzerinize almak istemediğiniz renkler ya da alanınızda yükselen duvarlar belirebilir. Bu görüntüler, yaşadığınız karışıklığı fark etmenize yardımcı olabilir.

Hayattaki kaosun arkasındaki kazancı sorgulayın

Ortaya çıkan her şeyi yıkıp yaratımlarını iptal edelim mi? POC & POD. Ardından kendinize şu soruyu sorun: “Yaşamımda karışıklık ve sıkışıklık yaratmakla ilgili neyi seviyorum?”

Images

Geçmiş Travmaların Anlamını Değiştirmek

Yaşamımızda bir şey olmamızı ya da bir şeye sahip olmamızı engelleyen şey, çoğu zaman yalnızca geçmişte yaşadıklarımız değil, onlara verdiğimiz anlamdır. Olayları nasıl algıladığımız ve kendimizle nasıl ilişkilendirdiğimiz, bugün önümüzde duran seçenekleri de etkileyebilir. Bu nedenle geçmiş travmaların anlamını değiştirmek, yaşananları yok saymak değil; o gün kurduğumuz yorumlara yeniden bakmaktır.

Geçmiş travmalar ve çocuklukta oluşan algılar

Çocuklukta yaşananları her zaman yetişkinlerin bakış açısıyla değerlendiremeyiz. Olaylara anlam verirken anne ve babamızın bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve onların dünyayı algılama biçimini referans alabiliriz. Çocukluk travmaları söz konusu olduğunda, bu bakış açısı yaşananları olduğu hâliyle görmek yerine bazı varsayımlara tutunmamıza yol açabilir.

Images

Bilinçaltı Yüklerini Bırakma: Bağ Kesme Çalışması

Hayatımızdaki bazı insanlar, olaylar ve ilişkiler geçmişte kalmış olsa da içimizde taşımaya devam ettiğimiz duygusal yükler hâline gelebilir. Bağ kesme çalışması, geçmişi silmek ya da bir kişiyi hayatımızdan zorla çıkarmak değil; o kişiyle ilgili içimizde kalan duyguları ve yükleri fark etmeye yönelik bir farkındalık ve imgeleme çalışmasıdır.

Çalışma sırasında ağlama isteği, bedensel rahatlama, öfke, hüzün, kırgınlık ya da suçluluk gibi duygularla karşılaşabilirsiniz. Bunları bastırmaya veya hemen değiştirmeye çalışmak yerine, kendinizi zorlamadan fark edin. Amaç belirli bir sonucu elde etmek değil, duygunun sizde nasıl yer tuttuğunu görüp artık taşımak istemediğiniz yükleri bırakmaya niyet etmektir.

Images

Hastalıkların Psikolojik Nedenleri

Hastalıkların psikolojik nedenleri üzerine bir yaklaşım

Bedenimizde yaşadığımız her rahatsızlığı yalnızca duygularla açıklamak mümkün değildir. Burada yer alan hastalıkların psikolojik nedenleri, Nevşah Fidan Karamehmet’in yazısında aktarılan yorumlar ve sembolik anlamlardır; tıbbi tanı veya kanıtlanmış hastalık nedenleri olarak değerlendirilmemelidir. Belirti ya da sağlık sorunu yaşadığınızda gerekli değerlendirme için sağlık uzmanına başvurmanız önemlidir.

Bu yaklaşımdaysa bazı düşünce ve duyguların bedenle ilişkisi üzerinde durulur. Kişinin geçmişe tutunması, kendini ifade edememesi veya yaşamın akışına güvenmekte zorlanması, hastalıkların duygusal nedenleri üzerine düşünürken ele alınan temalardır. Aşağıdaki açıklamalar bu bakış açısını aktarır; herkes için geçerli, kesin neden-sonuç ilişkileri kurmaz.

Images

Zihnin Çalışması- Freud Temel Fikirler



Freud normal insan davranışları kontrol eden iki süreç olduğunu öne sürmüştür.
Haz ilkesi: Haz ilkesi insanları, arzularının derhal tatmin edilmesine doğru iter. Bu tüm doğal itkilerin ve temel ihtiyaçların ardındaki eğilimdir. Bilinç dışıyla bağlantılıdır ve itkisel ilkel ve düzensizdir. Freud’a göre haz ilkesi her zaman bilinçdışını hareket geçiren ana kuvvettir.
 Gerçeklik ilkesi: Bir kişi olgunlaşıp toplumsal bir çevrede var olmak zorunda kalınca, karşıt kuvvet olan gerçeklik ilkesi oyuna girer. Bu ilke bilinçli ve mantıklı düşünceyi içerir ve günlük hayatı sürdürmek için tatmini ertelememizi sağlar. Söz gelimi, cinsel arzuların inkar edilmez gücüne rağmen insanlar büyüdükçe bunları kabul edebilir ve yerine getirebilir bir şey olmadığını öğrenir.
Freud ilk başta bu iki kuvvetin birbirine karşı ters yönde çalıştığını söylese da daha sonra bu konuda fikrini değiştirip birlikte çalıştıklarını uzun vadede beraberinde gerilimde bir azalma meydana getirdiğine karar verdi. Tüm davranışlar ruhsal gerilimdeki bu azalmayı hedefliyordu.
Genelde Freud, yaşayan organizmaların daima bir istikrar ve denge elde etmek yöneldiğini savunan biyoloji bilimin bakış açısına bağlı kalsa da ruhsal çalışmalarda her zaman hazzın her zaman bir gerilim giderilmesi sonucu olmadığını gördü.
Doruk noktasına giden yolda yaşananların hazzı uzattığı sonucuna vardı.
Örneğin ön sevişmenin sevişmeden alınan hazzı artırdığı gibi. Aslında bu durum hedefe ulaşmaktan ziyade hedefe yaptığımız yolculuğun bize keyif vermesidir. Hedefe ulaştığımızdaki haz belki birkaç saniyelik beki bir kaç dakikalıkken o yolda yapmış olunan yolculuk hedefe ulaştığında alınan haz miktarını artırıyordu.
Aslında tüm bu durum yaşanan her şeyin zihinsel olarak algılamamızdan kaynaklanıyor. Ve bu durumu da duyularımızla yaparız. Beş duyumuzla. Evet yaşam tamamen bunun üzerine kurulu. Örneğin Bir yemek yediğinizde ne yerseniz yiyin sonuçta o yemek midenizde kimyasal işleme tabi tutularak vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ şeker vb. tüm şeylere dönüşüp emilecektir. Sonuçta mideye giren şeyin hepsi aynı işleme tabi tutulup ihtiyacımız olan şeyler alındıktan sonra en sonunda ilk durumdakinden farklı bir şekilde dışarıya çıkacaktır. Ancak yemeği yemeden önce o yemeğin görüntüsü bize ayrı haz verirken, tadı farklı, kokusu bir haz verir. Ve bu kişiden kişiye değişir.
Bir başka konu sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerdir. Aslında biz hiçbir şeye sahip değiliz. Bu dünyadaki her şey yaratıcının olup biz burada bir süreliğine kullanma hakkına sahibiz. Öldüğümüzde her şey burada kalmaktadır.
Images

Öfke sizi şişmanlatabilir - Seda Diker



Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın kilo alıp vermemizde büyük etkisi var. Yalnızlığın, tatlı yeme alışkanlığını artırdığı biliniyor. Kadınlık ve cinsellikle ilgili öfkeler ise basen bölgesindeki fazlalıklardan sorumlu tutuluyor
Çözemediğiniz sorunların öfkeleri, suçluluk duygusu fazla kilo olarak vücudumuzda depolanır. "Durup dururken bunu da nereden çıkarttın Seda? Kilo bir matematik sonucu oluşur. Harcadığından fazla kalori alırsan şişmanlarsın," diyebilirsiniz. Ama vücutta bazı mekanizmalar bu kadar da basit çalışmıyor. Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın çok büyük etkisi var. Bazılarını biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Örneğin yalnızlık, gece saatlerinde tatlı yeme alışkanlığı yapabiliyor. Önemli kayıplar, boşanma, ölüm ya da travmatik ayrılıklar da benzer şekilde duygularımızı altüst ettiği için her fırsatta buzdolabına yönelebiliyoruz. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkün, ama bir de hiç farkında olmadıklarımız var. Bundan beş ay kadar önce, ofisime fazla kilosu olan bir kadın geldi. Bir bütün olarak, yüzü ve fiziği birbirini öylesine güzel tamamlıyordu ki, çok zayıf pek çok kadından daha çekici görünüyordu. Evliydi. Çok stresli bir işi vardı. Bir de minik oğlu vardı. Hayatı dışarıdan çok mutlu gibi görünüyordu. 
Images

Kendimi Keşif Yolculuğum: Kendini Tanımak ve Değişmek

Her yolculuk ilk adımla başlar

Kendini keşfetme yolculuğumu ve bu süreçte öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Yıllar içinde birçok kişiyle tanıştım; farklı yöntem ve teknikler öğrendim, sonra bunları kendi hayatımda uyguladım. Zamanla şunu anladım: Beni değiştiren, bildiklerimden çok eyleme döktüğüm çalışmalardı.

Kitap okumayı severim. Evimde bu konuda onlarca kitap var; yeni çıkanları da takip etmeye çalışıyorum. Bazı kitapları daha iyi özümsemek için iki kez okudum. Başlangıçta her yeni bilgi bende büyük bir heyecan yaratıyor, hemen çalışmaya başlayıp kısa sürede sonuç almayı bekliyordum. Oysa hızlı başarı isteğim, bir süre sonra yorulup vazgeçmeme neden oluyordu.

Images

Bolluk ve Zenginlik Telkin Cümleleri

Bolluk ve zenginlik telkin cümleleri, refahı hak ettiğinizi, kendinize güvendiğinizi ve çevrenizdeki fırsatları fark edebileceğinizi hatırlatan ifadelerdir. “Sen parayı çekiyorsun” ya da “Sen kendi fırsatlarını kendin yaratıyorsun” gibi cümleler, burada kendinize yöneltebileceğiniz olumlu hatırlatmalar olarak yer alıyor.

Bu zenginlik telkinleri, bolluk düşüncesini farklı yönleriyle ele alır: kendine inanmak, parayı ve refahı kabul etmek, başarıya açık olmak ve ihtiyaçlarına ulaşabileceğini hatırlamak. Her cümleyi aynı şekilde benimsemek zorunda değilsiniz. Size yakın gelenleri seçip sakin bir anda okuyabilir, zamanla kendi dilinize uyarlayabilirsiniz.

Images

Geveze Zihninizi Susturun: Zihinde Huzur ve Denge

Hayatımızda yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımızda düşüncelerimizin önemli bir payı vardır. Zihnimiz, bedenimiz gibi sürekli çalışan ve yaşamını sürdürmek için yakıta ihtiyaç duyan canlı bir sistem gibidir. Bedenimizin yakıtı yiyeceklerse zihnimizin yakıtı da düşüncelerimizdir.

Bedenimizi güçlü ve sağlıklı tutmak için yediklerimize dikkat ederiz. Daha huzurlu bir yaşam içinse zihnimizin hangi düşüncelerle meşgul olduğuna bakmamız gerekir. Gelişigüzel ve kontrolsüz düşünceler, zihinsel dengemizi etkileyebilir; öfke, kızgınlık ya da huzursuzluk gibi tepkilerin içinde uzun süre kalmamıza yol açabilir. Bu, her düşüncenin doğrudan bir hastalığa neden olduğu anlamına gelmez. Burada önemli olan, düşüncelerimizin duygularımızı ve olaylara verdiğimiz tepkileri nasıl etkilediğini fark etmektir.

Images

Bilinçaltı Olumlamaları: Joseph Murphy’den Telkin Örnekleri

Bu içerik, Joseph Murphy’nin Bilinçaltının Gücü kitabından dikkatimi çeken düşünceleri paylaştığım yazı serisinin üçüncü bölümüdür.

Serinin ilk yazısında bilinçaltının çalışma prensiplerini, inanç yasasını, zihinsel canlandırmayı ve uyku öncesinde yapılan telkinleri ele almıştım. İkinci yazıda ise hayal gücü ile irade gücü arasındaki ilişki, bolluk düşüncesi, korkular, problem çözme ve zihinsel dönüşüm konuları üzerinde durmuştum.

Images

Bilinçaltının Gücü Kitabı -2- Joseph Murphy

Bu içerik, Joseph Murphy’nin Bilinçaltının Gücü kitabından dikkatimi çeken düşünceleri paylaştığım yazı serisinin devamıdır.

Serinin ilk yazısında bilinç ve bilinçaltı arasındaki farkı, inanç yasasını, zihinsel canlandırmayı, uyku öncesi telkinleri ve Baudoin Tekniği’ni ele almıştım. İlk bölümü henüz okumadıysanız “Bilinçaltının Gücü Kitabından Çıkarılabilecek Önemli Dersler” başlıklı yazıya göz atabilirsiniz.

Images

Bilinçaltının Gücü Kitabı: Joseph Murphy’den Önemli Dersler

Joseph Murphy tarafından kaleme alınan Bilinçaltının Gücü, düşüncelerin, inançların ve zihinsel alışkanlıkların hayatımızdaki etkisini ele alan kişisel gelişim kitaplarından biridir. Joseph Murphy bilinçaltı kitabı olarak da anılan eser, zihinsel kabullerin davranışlarla ve günlük seçimlerle nasıl ilişkilendirilebileceğini anlatır.

Murphy’ye göre insan, bilinçaltına yerleşen düşünce ve inançları fark edip bunları dönüştürerek yaşamında farklı sonuçlara yönelebilir. Elbette olumlu düşünmek tek başına her şeyi değiştiren bir çözüm değildir; kitapta öne çıkan fikirleri günlük hayata taşırken somut adımlar atmak da önemlidir.

Images

Z-Ponopono Yöntem Uygulaması


Z- PONOPONO YÖNTEMİ NEDİR?
Z-ponopono yöntemi Grant Connoly’nin Z point öğretisi ile Dr İheakala’nın ho’oponopo öğretisinin birlikte derlenmesinden oluşmuştur.
Z point yöntemi Grant Connoly tarafında Be set free fast (BSFF) den geliştirilerek oluşturulmuştur
Ho’oponopono yöntemi ise ilk olarak Dr Hew Len İheakala’ya öğreten kişi olan Morrnah Simeneo tarafından eski Hawai bilgeliğinden günümüze taşınmıştır ve Joe Vitale ve Dr Hew Len ihaleakala tarafından dünyaya duyurulmuştur. Bu nedenle Z point & hooponoponoyu birlikte kullandığım bu yönteme Z-ponopono yöntemi ismini verdim. Z-poponopo yöntemi ile sildiğimiz kalıplar yaşadığımız bazı olaylar nedeniyle çok önceden bilinçaltımıza kaydettiğimiz unuttuğumuz ama bize zarar veren duygu, düşünce inanç kalıplarıdır.

Eckart Tolle "Şimdinin Gücü" kitabında acı bedenden bahseder. Acı beden biriktirilmiş deneyim ve duygulardan ibarettir. Acı bedeni oluşturan her şey bilinçaltımızın arşivinde biriktirilmiştir. Gördüğümüz, duyduğumuz düşündüğümüz, hissettiğimiz ve imgelediğimiz, deneyimlediğimiz her şey bireysel ve toplumsal bilinçaltımızda birikir daha sonra bu bilinçaltımızda biriken bu kalıpları tekrar çalmasına neden olan bir olayla karşılaştığımızda bu eski kayıtlar tetiklenir.
Kısaca bizler sürekli geçmişte bilinçaltımızda biriktirdiğimiz kalıplara göre yaşar ve hareket ederiz. Bu nedenle hepimiz hayatımızın her anından, karşılaştığımız her olaydan %100 sorumluyuz.


Images

Z-point ve Ho'oponopono Yöntemi


Z-Point Grant Connolly tarafından “Be Set Free Fast “ (BSFF) den geliştirilmiş bir yöntemdir.
Grant Connoly der ki “gördüğümüz, duyduğumuz, düşündüğümüz, hissettiğimiz ve imgelediğimiz her şey bireysel ve toplumsal olarak bilinçaltımızda birikir ve bu kayıtlar benzer deneyimlerle karşılaşınca tetiklenir, tekrar çalmaya başlar. Sonuç olarak ta hayatımızda istenmeyen durumlar yaratır.
“Z Point” ile sildiğimiz kalıplar yaşadığımız bazı olaylarda çok önceden kaydettiğimiz unuttuğumuz ama artık bize zarar veren kalıplardır.
Sigara içmek, çok yemek yemek, tembellik, fobiler, parasal sıkıntılar, ilişki problemleri bunların hepsi önceden bilinçaltımıza stokladığımız kalıplar ve anılardır.

Bazı içsel ve dışsal olaylar bu kalıpları dürtükleyince aynı playback gibi bu kalıplar tekrar çalmaya başlar.
Birçoğumuz anda spontane tavırlar sergilemek yerine bilinçaltımızda depolanmış bu eski kayıtlara ve anılara göre hareket etmekte ve tepki göstermektedir ve gerçek özümüz devre dışı kalmıştır.

Images

Çekim Yasası Uygulaması: Özgürlüğe Yolculuğum 4

Çekim yasası uygulaması için yaptığım çalışmanın ardından olayları yeniden gözden geçirdim. Kendimi sorumlu hissetmemde tek bir neden olmadığını; özellikle ailemle ilgili yaşadıklarımın bu duyguda önemli bir payı bulunduğunu fark ettim. Olaylara verdiğim anlamları daha rahat görmeye ve onlarla yüzleşmeye başladım.

Aile beklentileri ve üzerimdeki sorumluluklar

Beni etkileyen konuların başında, anne ve babamın benden beklentileri geliyordu. Onların gözünde oluştuğunu düşündüğüm imajı yıkmaktan, bana duydukları güvene zarar vermekten korkuyordum. Bu korku, kendi seçimlerimi yaparken bile başkalarının ne düşüneceğini hesaba katmama neden oluyordu. Aile beklentileriyle başa çıkma konusunda zorlandığım nokta da buydu: Onların güvenine layık olmaya çalışırken kendi isteklerimi geri plana atıyordum.

Images

Çekim Yasası Uygulaması: Özgürlüğe Yolculuğum 2 – Aile Dizimi Çalışmalarım

Parasal bir hedefi kendime çekmek için yaptığım imgeleme çalışmalarının ardından, bir anda yüzleşmem gereken bir konuyla karşı karşıya kaldım. Aslında bu konuyla daha önce yüzleştiğimi sanıyordum; fakat çalışmalar beni çözmem gereken asıl noktaya yeniden döndürmüştü.

Ailemle ilgili suçluluk ve utanç duygularıyla yüzleşmek

Ortaya çıkan mesele ailemdi ve bu, benim için oldukça hassas bir konuydu. İnanç sistemim ve bugüne kadar bana empoze edilen düşünceler yüzünden kendimi büyük bir kıskacın içinde hissediyordum. Ailemle ilgili iki konu özellikle zihnimi meşgul ediyordu: Onlara yeterince maddi yardım yapmadığımı düşünmem ve ailemden utanmam.

Böyle hissetmemin kabul edilemez olduğunu söyleyen inançlarım vardı. Bu yüzden yoğun bir suçluluk duyuyor, vicdanımın rahatsızlığından kurtulamıyordum. Yapmam gereken şey bu vicdan kıskacından çıkmaktı ama nasıl?

Annemle babam vefat etmişti; geçmişte olanları şimdi değiştiremezdim. Ya yaşananları olduğu gibi kabul edip yeni yaşamıma devam edecektim ya da suçluluk duygularının zihnimi kemirmesine izin verecektim. Tam da bu günlerde Facebook’ta bir hanımefendi benimle iletişime geçti. Sohbetimiz sırasında aile diziminden söz etti. Konuyu internette araştırmaya başladım. Anladığım kadarıyla aile bireyleriyle ilgili meseleleri ele almaya yönelik bir çalışmaydı ve bu, o sırada ihtiyacım olan şey gibi görünüyordu.

Aile dizimi nasıl yapılır diye araştırırken

Bu hanımefendi bana aile dizimi çalışması yapan bir kişiyi de önermişti. Onu araştırırken, aile dizimiyle ilgili yayımladığı bir çalışmaya rastladım. Çalışmada ailenin genel profilini çıkarıp 21 gün boyunca okunması gereken bir metin vardı; ben de uygulamaya başladım. Ancak anlatılanları daha iyi anlamak istiyordum. Çalışmanın Bert Hellinger’e ait olduğu belirtiliyordu ama elimde yeterli bilgi yoktu. Bunun üzerine beni bu konuyla tanıştıran kişiye dönüp aile diziminin nasıl yapılabileceğini sordum.

Bana anlatıldığına göre grup çalışmasında, gruptaki kişiler aile bireylerinin rollerini üstleniyor; aile hakkında çalışma yapan kişiyle bu rolleri alanlar arasında doğal ve doğaçlama diyaloglar gelişiyordu. Amaç, aile bireyleri arasındaki ilişkileri ele alıp sevgi bağının yeniden hissedilmesine alan açmaktı. Bulunduğum yerde böyle bir grup oluşturmak ya da bir gruba katılmak benim için mümkün değildi.

Bu çalışmanın bireysel olarak, imgeleme ve diyalog yoluyla ele alınabileceği söylendi. Bana, aile büyüklerimin karşımdaki sandalyelerde oturduğunu hayal etmem; sırayla onların karşısına geçip onlarla konuşmam anlatıldı. Bu yaklaşımda amaç, aradaki sevgi bağını hissetmeye çalışmaktı. Benim deneyimim ve uygulamam bu şekilde ilerledi; bunu herkes için geçerli, tek bir yöntem olarak anlatmıyorum.

Örneğin babamı karşımda otururken hayal ediyor, ellerimi onun avuçlarına koyduğumu imgeliyordum. Ona, “Babacığım, sen büyüksün, ben küçüğüm; sen verirsin, ben alırım. Sen benim yaşam kaynağımsın. Annemle aranızda ne geçerse geçsin, sen benim için doğru babasın. Lütfen bana sevgiyle bak,” diyordum. Sonra onun bana sevgiyle baktığını hissetmeye çalışıyordum. Aynı çalışmayı diğer aile bireylerim için de yapacaktım. Benim için aile dizimi çalışmasının o sıradaki temel yaklaşımı buydu.

Dolayısıyla, “aile dizimi nasıl yapılır?” sorusuna burada anlattığım cevap, bana aktarılan yöntemin ve kendi deneyimimin sınırları içinde. Grup çalışmasına katılamadığım için benim yaptığım, aile bireylerini zihnimde canlandırdığım bireysel aile dizimi çalışmasıydı.

Çalışmalar ilerledikçe aile ilişkileri ve kendime güven

Her sabah daha önce sözünü ettiğim metni okuyup ardından çalışmaya başladım. Aile bireylerimi karşımda hayal ediyor, onlarla konuşuyordum. İlk günlerde bir şey hissetmedim. Annemin, babamın ve ağabeylerimin bana sevgiyle baktığını göremiyor, bunu içimde de hissedemiyordum. Aileme karşı suçluluğum ve onlardan duyduğum utanç hâlâ sürüyordu. Yine de devam ettim. Bu duygunun nasıl oluştuğunu bulmam gerekiyordu ki onunla yüzleşebileyim.

Birkaç gün sonra diyaloglarım ilerlemeye başladı. Babamla ve annemle konuşurken, düşüncelerim ve yaptığımı ya da yapmam gerektiği hâlde yapmadığımı düşündüğüm davranışlarım için özür diledim. Onları suçladığım konular için de özür istedim. Birkaç gün böyle geçti. Kendimi hâlâ suçluyordum ama suçluluk duygusunun şiddeti azalmaya başlamıştı.

Bu sırada okuduğum bazı kitaplar bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Laurent Gounelle’in Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer ve Mutlu Olmak İsteyen Adam kitaplarını, ayrıca Dr. Robert Anthony’nin %100 Kendine Güven kitabını okumuştum. Üçü de kendine güven konusunu işliyordu. Benim sorunumun da bununla bağlantılı olduğunu fark ettim.

Kendime güvenmememin nedeni yine ailemle ilgiliydi. Çocukluğumda ne yaşadıysam, ailemden utanıyordum. Bu utanç yüzünden dış dünyadaki insanlarla iletişim kurmaktan, onlarla samimi ilişkiler geliştirmekten çekiniyordum. İnsanlar beni yakından tanır ve ailemi görürse, oluşturduğum imajın zedeleneceğini, olduğum kişinin değersizleşeceğini sanıyordum. Bu düşünce beni kıskaca almıştı.

Ailemin fiziksel koşulları çok iyi değildi. Evde iş yapacak tek kadın annemdi; beş erkek, yatalak durumdaki yaşlı bir nine, bakılacak hayvanlar, ilgilenilecek bahçe ve ev işleri vardı. Annemin bütün bunların altından tek başına kalkması mümkün değildi. Sonuçta herkes ne bulursa yiyor, ne bulursa giyiyordu; ortalık da her zaman düzenli değildi. Bugün, o gün göremediğim koşulları daha iyi anlayabiliyorum.

Kendi kendime kurduğum imajı, ailemden utanarak ve yaşadığım ortamı dışlamaya çalışarak koruyordum; en azından koruduğumu sanıyordum. Bize daha iyi bir ortam sağlamadıkları için ailemi yargılıyor ve suçluyordum. Bu gerçeği fark ettikçe çalışmalardaki diyaloglarımı değiştirmeye başladım.

Kendimi suçladığım noktalar yerine, ailemin beni desteklediği ve benden memnun olduğu anlara odaklandım. Onlara yaptığım yardımları, bana teşekkür ettikleri zamanları hatırlamaya çalıştım. Bu yaklaşım çalışırken rahatlamama yardımcı oluyordu. Aile dizimi ve aile ilişkileri üzerine düşünürken, yalnızca kırgınlıklarımı değil, aramızdaki olumlu anları da görmeye başladım.

Ailemle ilgili daha önce fark etmediğim bazı şeyleri daha rahat görebiliyordum. Ailem hakkındaki imajımın ve onlardan duyduğum utancın, insanlardan uzaklaşmama nasıl eşlik ettiğini anlamaya başladım. Kızların beni beğenmeyeceğini düşünüyordum. “O rezil yaşantıyı yaşamaya hangi aklı başındaki kız gönüllü olurdu?” diye kendi kendime soruyordum. Bu nedenle güzel ve iyi kızlardan uzak durmam gerektiğine inanıyor, sonra da beni onlardan mahrum bıraktığı için aileme daha çok kızıyordum. Kısır bir döngüydü.

Aileme yeterince yardım etmediğim düşüncesi de bu döngünün başka bir yansımasıydı. Ailemin yaşamını beğenmiyor, onlar için zihnimde başka bir dünya kuruyor ve o dünyada yaşamalarını istiyordum. Oysa onlar kendi düşüncelerine ve özgür iradelerine göre yaşıyorlardı. Kendilerini rahat ettiren kıyafetleri giyiyor, benim önemli bulduğum pek çok şeyi önemsemiyorlardı. Benim çizdiğim dünyaya göre değişmeye niyetleri yoktu; üstelik bu, onların ilgi alanında da değildi. Tersine, başarılı olmamı ve kendi geleceğime yatırım yapmamı istiyorlardı.

Bir şey almak istediğimde annem, “Paranı neden ıvır zıvıra harcıyorsun?” diyordu. İkilemde kalıyordum. Bir yandan ailemin değişmesini istiyor, diğer yandan onların benden beklediğini sandığım şeyleri yapmadığım için suçluluk duyuyordum. Kendi hayatımı yaşamak yerine ailemin hayatını, zihnimde kurduğum hâle getirmeye çalışıyordum. Onların yaşamı hayalimdeki dünyaya dönüşmeyince de “yeterince yardım etmiyorum” düşüncesinin içinde kıvranıyordum.

Beni kıskaca alan kritik kelimenin “yeterince” olduğunu fark ettim. Bu kelime her tarafa çekilebiliyor, ne zaman yeterli sayılacağımı net biçimde anlatmıyordu. Ne yaparsam yapayım, yaptıklarımın yeterli olup olmadığını bilmiyordum. Sınırı belli olmayan bu beklenti beni umutsuzluğa sürüklüyordu. Annemle babam görünüşte benden bir şey istemiyordu; ben ise vermem gereken şeyler olduğuna inanıyordum. Bunları hayata geçiremediğim için aynı döngüde kalıyordum. Bugün, o dönemdeki diyalog eksikliğinin de bu karışıklıkta payı olduğunu görebiliyorum. Herkes kendi dünyasında yaşıyor, hayallerini ve hedeflerini paylaşmıyordu.

Düşüncelerimi ve geçmişe verdiğim anlamı fark etmek

Çalışmalarım ilerledikçe ailemle kurduğum diyaloglar da zenginleşti. Hatırladığım ve pişmanlık duyduğum konularda onlardan özür diliyor, beni affetmelerini istiyordum. Bir yandan da nefes çalışması yapıyor; beni rahatsız eden olayları hatırlarken nefes verip gülümsemeye çalışıyordum. Zamanla annemle babamın bana güler yüzle baktığını hayal edebilir oldum. Onların beni onayladığı anları da zihnimde canlandırarak bakış açımı yalnızca olumsuz hatıralara bağlı kalmaktan çıkarmaya çalıştım.

Tam bu sırada önemli bir şey fark ettim: Olaylara verdiğim anlamların büyük bölümü zihnimde şekilleniyordu. Kendi düşüncelerimle kendimi kıskaca alabiliyordum. Başkalarının yerine düşünüyor, zihinlerini okumaya çalışıyor, sonra da onların ağzından kendime görevler veriyordum. Gerçek hayatta o görevleri yapmak istemediğimde ya davranışta bulunmuyor ya da görevleri yerine getirmiyordum. Ardından karşımdaki kişinin beni yargılayıp suçlayacağını varsayıyor, bazen de kendimi ben yargılıyordum.

Vicdanım devreye giriyordu. Suçlu olduğumu düşündüğüm için cezalandırılmadıkça rahatlayamayacağıma inanıyordum. Kendi kendime senaryolar yazıyor, kendimi mahkûm ediyordum. Oysa karşımdaki kişinin bu düşüncelerden haberi olmayabiliyordu. Zihnimde yarattığım canavarı dışarıdan birinin yok etmesini bekliyordum. Benim zihnimde verdiğim izni benden başka kimin iptal edebileceğini düşünmemiştim. Bunu fark etmem benim için bir dönüm noktası oldu.

Düşüncelerime ve yaşadıklarıma verdiğim anlamı değiştirdiğimde duygularımın da farklılaşabileceğini düşündüm. Bu noktada nefes çalışması ve Ho’oponopono’da kullandığım silme, temizleme yaklaşımı aklıma geldi. İkisini bir araya getirerek zihnimde verdiğimi fark ettiğim izinleri iptal etmeye çalıştım. Daha önce yayımladığım Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların Değişsin yazısında anlattığım şekilde ilerledim.

Sonra ailemle ilgili çalışmaları bir adım daha ileri götürdüm. Utandığım için mahalledeki insanların beni yargılayıp suçlamasına izin verdiğimi düşündüğüm yerlerde, bu izni zihnimde iptal etmeye çalıştım. Ardından babamla mahallede yürüdüğümü imgeledim. Sokaklarda geziyorduk; ben rahattım. Karşıdan kızlar geliyor, ben de babam yanımdayken onlarla sohbet ediyordum. Aynısını annemle de yaptım. Onun benimle mutlu olduğu anlardaki yüz ifadesini hayal ederek mahallede ve çarşıda gezdim.

Bu imgelerde sokaktaki insanların benim için eskisi kadar belirleyici olmadığını hissediyordum. Onlara, “Beni yargılayın,” der gibi bir anlam yüklemediğimde daha rahat olduğumu fark ettim. Benim için değişim böyle başladı: Ailemle ilgili hatırladığım olaylara ve kendimi suçladığım anlara başka türlü bakmaya çalıştıkça, aile dizimi çalışmalarındaki diyaloglarım da zenginleşiyor, yavaş yavaş rahatlıyordum. Kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım.

Parasal bir hedefle başladığım çalışma bambaşka bir boyuta ulaşmıştı. Sonraki günlerde kendimle ilgili yaptığım keşfin, başlangıçtaki hedefimle bağlantısını görmek beni çok heyecanlandırdı. Bu farkındalığın parasal blokajlarımın nedenini anlamama yardımcı olduğunu düşündüm.

Tünelin ucundaki ışık görünmüştü.

Bir sonraki yazımda bunu anlatacağım.
Sevgiyle.

Halis Şahiner.

Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

Bireysel danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Gevşeme Egzersizi

Gün içerisinde enerjinizi yenilemek ve bir süreliğine yavaşlamak için yapabileceğiniz basit bir çalışma paylaşmak istedim. Bu gevşeme egzersizi; nefese dikkat etmeyi, kasları sırayla sıkıp bırakmayı ve zihinde sakin bir manzara canlandırmayı bir araya getiriyor. Kendinize acele etmeden, rahatça uygulayabileceğiniz bir zaman ayırın.

Hazırlık: nefesinizi yavaşlatın

Dik ama rahat bir şekilde oturun. Önce nefesinizi tamamen verin; ardından burnunuzdan yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi birkaç saniye tutun ve bu kez ağzınızdan mümkün olduğunca yavaşça, sonuna kadar verin. Bu nefes egzersiziyle gevşeme çalışmasını 20 kez tekrarlayın. Nefesinizi tutarken ya da verirken kendinizi zorlamayın; rahatsızlık hissederseniz kendi doğal nefes ritminize dönün.

Images

Bilinçaltı Nedir?

Bilinç ve bilinçaltı arasındaki fark

Bilinçaltı nedir? Bu yazıdaki yaklaşımda bilinçaltı; farkında olmadan işleyen, alışkanlıklarımızı ve tepkilerimizi etkileyen, deneyimlerimizden izler taşıyan zihinsel süreçleri anlatan bir kavramdır. Bilinç ise o anda farkında olduğumuz düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi ve seçimlerimizi ifade eder. Bu ayrım, konuyu anlatmak için kullanılan bir çerçevedir; bilinçaltını beynin tek başına belirli bir bölümüne indirgememek gerekir.

Bilinç ve bilinçaltı arasındaki farkı daha kolay anlatmak için bilgisayar örneğini düşünelim. Bilgisayarın donanımı ve hafızası bilinçaltına; işletim sistemi ve programları ise bilince benzetilebilir. Hafızada pek çok bilgi bulunabilir ama bu bilgilerin nasıl kullanılacağı, bilgisayara verilen komutlarla ve yüklü programlarla ilişkilidir. Bu benzetme konuyu açıklamaya yardımcı olur; elbette insan zihni bir bilgisayar gibi birebir çalışmaz.