Mustafa Kartal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Affetmek ve Özgürleşmek

Affetmek Nedir?

Birçoğumuz affetmek hakkında çelişkili ve değişken düşüncelere sahibiz. Bize acı veren bir davranışla karşılaştığımızda öfke duymak, karşılık vermek ve karşımızdakinin de benzer bir zorluk yaşamasını istemek anlaşılır gelebilir. Ancak bu tepki, yaşananı geride bırakmak yerine bizi aynı düşünce ve duyguların içinde tutabilir. Affetmek ve özgürleşmek, bu nedenle yalnızca karşı tarafla ilgili bir karar değil; kendi içimizde sürdürdüğümüz bu döngüye nasıl yaklaşacağımızla da ilgilidir.

Bu yazının yaklaşımında, farkındalık düzeyi henüz değişime açılmamış kişi sebep-sonuç ya da karma denilen kozmik oyunu sürdürme eğilimindedir. Benlik arzusu, affedici olmak yerine intikam almaya yöneltebilir. Kişi, kendisine acı ve zorluk yaşatan insanı ya da kurumu cezalandırırsa rahatlayacağını ve tatmin olacağını düşünebilir. Böyle bir anda affetmek için bir neden görememesi de bu bakışın parçasıdır.

Images

Nefes Teknikleri İle Öfke Ve Kızgınlık Kontrolü

Kızgınlık çok hafif bir etkiden, şiddete kadar gidebilen bir duygudur. Öfkeyle birlikte beden üzerinde bir takım fizyolojik ve psikolojik değişimler görülür. Vücut biyokimyasında adrenalin ve noradrenalin hormonunun salınımı artar. Nefes alıp verme ve kalp atışı hızlanır. Göz bebekleri büyür ve tansiyon çıkar.

Kızgınlık birçok  nedene bağlı olarak kolayca gelişebilir. Bunlar kişinin dış dünyası ile ilgili olduğu kadar  içselde olabilir. Belli bir dozda kızgınlık normal ve hayatın devamı için gerekli sayılır. Belli bir düzeyi aşan kızgınlık durumlarında ise kendisine veya çevresine zarar verme görülebilir. Kızgınlık kontrol edilebilir bir duygudur ve önemli olan o sınırı koruyabilmektir.
Kızgınlık ve öfke kontrolünde kullanılan savunma sistemleri genellikle kızgınlığını sergileme,  sakinleştirme ve bastırma şeklindedir.
Kızgınlığını sergileyerek ifade etmek kontrolsüz bir şekilde saldırgan davranmak değil, gerektiği kadar hoşnutsuzluğunu bilinçli olarak gösterebilme durumudur.  Önemli olan duygu ve düşünceleri amacına uygun olarak diğerlerine doğru bir şekilde ifade etmektir. Kızgınlık ifade edilmek istendiğinde kontrolsüzlüğü engellemek için nefes kontrolü gerekir. Hızlanmış, kontrolden çıkmış duygu ve düşünce sistemini yavaşlatarak gerçek ihtiyacı belirlemek ve buna uygun davranış sergilemek için hiç ara vermeden on derin nefesi burundan hızla alıp, ağızdan yavaşça ohhh diyerek ya da hohlayarak vermek enerji blokajını çözer.
Sakinleştirme; dışsal tepkilerimizden çok içsel tepkilerimizi kontrol altına almamız anlamına gelir. Gerçekten kızgın ve kontrolsüz olmanın karşılığı olan bir nefes alma şekli vardır. Bu sakin ve gevşemiş durumda olduğunuzun tam tersi bir durumdur. Sakin ve kontrollü olduğunuzda nefes alışınız hızlı ama verişiniz yavaştır. Kızgın ve kontrolsüz olduğunuzda ise genellikle ağızdan yavaşça alınan nefes burundan hızla verilir. Halk arasında “burnundan soluyor” veya “boğalar gibi burnundan alev saçıyor”  sözleri kızgınlığın iyi birer ifadesidir.
Derin, düzenli ve dikkat odaklı nefes alış verişler vücut sistemini yavaşlatır. Daha uzun zamanda düşünerek hareket etmemizi sağlar. Kalp atışlarımızı ve hormonal sistemimizi dengeye sokar. Gereksiz adrenalin üreterek savaş ya da kaç etkisi yaratmamızı engeller. Kızgınlığın makul ve katlanılabilir bir seviyeye çekilmesine imkan sağlar.
Üçüncü yol ise bastırmadır. Burada öfke o an için bastırılıp daha sonra olumlu duygularla yer değiştirilerek kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu yol sürekli kullanıldığında her zaman olumlu duygulara çevirmek mümkün olmayabilir. Bu durumda öfke içe yönelerek depresyon, somatizasyon gibi çeşitli rahatsızlıklara dönüşebilir. Duyguların gereği gibi zamanında ve ortamında ifade edilememesi birçok değişik rahatsızlıklara yol açar. Kişinin kızgınlık duyguları bastırıldığında daha sonra değişerek kin ve intikam alma gibi yollarla kendini gösterebilir. Kızgınlığın bastırılması çok özel durumlar dışında önerilmez.
Kızgınlığın kontrol altına alınması nefes teknikleri;
Her zaman nefes farkındalığı içinde olarak davranışları kontrol altında tutmak gerekir.
Gereksiz kızgınlığa yol açacak adrenalin salgısı oluşturmamak için sempatik sinir sistemini aktive edecek üst solunumdan kaçınmak, bunun yerine düzenli yumuşak damak ve diyafram eşleşmesi ile bütünsel nefes almaya ve kanın ph değerini düşük tutacak nefes döngüsü oluşturmaya gayret etmek gerekir.
Kızgınlık belirtileri görüldüğünde veya kızgınlığın farkına varıldığında on adet derin nefes arka arkaya alınması kalp ve karın bölgesinde oluşan blokajın dağılmasına ve elektriğin topraklanmasına yarar. 
Kızgınlık yaşama ihtimali yüksek olan bir durum öncesinde burundan hızla alıp yavaşça ağızdan vereceğiniz nefeslerle fizik, duygu ve düşünce bedenler üzerinde yavaşlama, sakinleşme ve gevşeme sağlanarak potansiyel kızgınlıklara karşı önlem alınabilir.
Her türlü önlem alınmasına rağmen giderilemeyen, obsesif bir görüntü alarak takıntı durumuna geçen kızgınlıklar için değiştirici ve dönüştürücü nefes teknikleri ile beyin sapı ve medulla üzerinde yoğunlaşan elektriği tamamen nötr hale getirmek mümkündür.
  
Nefes teknikleri içinde yer alan üç kısa bir uzun nefes çalışmaları Timus bezini ve bağışıklık sistemini aktive ettiği için kızgınlığa karşı dengeleme oluşturmak için kullanılması uygundur.

Mustafa Kartal

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN



Images

60 Nefes Çalışması

Nefes çalışmasına başlayanlara her gün yapmalarını tavsiye ettiğim 60 nefes çalışması, tek başına doğru nefes alıp vermeyi öğretmeye yönelik bir uygulama olarak düşünülmemelidir. Bu çalışmadaki temel yaklaşım, fizik bedene bilinçli bir zorluk hazırlayarak direnç kazanmak ve nefeste güçlenmektir. Uygulamayı değerlendirirken bu amacı ve bedenin verdiği tepkileri birlikte göz önünde bulundurmak gerekir.

60 nefes çalışması nasıl yapılır?

Uygulama, bir dakika içinde 60 nefes alışverişi yapma esasına dayanır. Başka bir ifadeyle, 60 saniyede 60 nefes çalışması boyunca her nefes alışverişi yaklaşık bir saniyelik ritme yerleşir. Bu tempo hızlıdır; bu nedenle sayıyı tamamlamaya çalışırken nefesi tutmak ya da hareketleri birbirinden koparmak yerine, alış ve verişi kesintisiz bir akışta sürdürmek önemlidir.

Images

Holotropik Nefes Teknikleri

Holotropik nefes nedir?

Holotropik nefes, nefes ritminin bilinçli biçimde değiştirildiği; müzik, beden farkındalığı ve içsel gözlem gibi unsurların da eşlik edebildiği deneyimsel bir çalışmadır. Kişisel farkındalık, duyguları gözlemleme ve gündelik bilinç durumundan farklı öznel deneyimleri araştırma amacıyla uygulanır.

Bu çalışmalarda nefes, olağan ritminden daha hızlı ve derin bir hâle getirilebilir. Uygulamanın biçimine göre ritmik müzik ve kişinin dikkatini iç dünyasına yöneltmesine yardımcı olan bir ortam da sürece katılır. Dolayısıyla holotropik nefes çalışması yalnızca belirli bir nefes ritminden ibaret değildir; kişinin bedensel ve duygusal deneyimini nasıl gözlemlediği de önem taşır.

Images

Kontrolleri Bırakmak

Kontrolü bırakmak ve hayatı akışına bırakmakGelişen dünyada sorun yaşamaya devam ettiğimiz konulardan biri, kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmeye çalışır, çoğu zaman bu kontrollerin farkına bile varmayız. Önce üzerimizdeki kontrolleri fark edip gevşetebilirsek, başkaları üzerindeki kontrolümüzü de bırakmayı deneyebiliriz.

Düşüncelerimizi ve görünüşümüzü kontrol etmek

Düşüncelerimizi denetlemeye çalışırız. Olumsuz bir düşünceye sahip olmanın bizi kötü biri yapacağından korkar; “Sadece iyi şeyler düşünmeliyim” deriz. Negatif sözlerin çoğalıp pozitifi ele geçireceğine inanır, karanlık kelimesini bile kullanmaktan kaçınabiliriz. Böylece kendimizi sınırlarken içimizden geçenleri olduğu gibi görmemizi de zorlaştırırız.

Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl göründüğümüzü kontrol etmeye çalışırız. Beğenmediğimiz taraflarımızı saklayıp eleştiriden korunmak için dışarıya farklı bir görüntü veririz. Bir an durup aynadaki yüzümüzün ötesine, kendi benliğimize samimiyetle bakmayı deneyelim. “İyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmalıyım” ya da “Hiç güzel değilim” diyen iç sesimiz, çoğu zaman önce yargılayıp ardından kendi yargımıza tutunduğumuzu gösterir. Görünüşümüzü kontrol ederken yeni kontroller yaratır, hatta kontrolleri bile kontrol ederiz.

Bir sabah, başkalarının yargılarını düşünmeden, nasıl giyineceğimizi uzun uzadıya denetlemeden istediğimiz gibi giyinmeyi deneyebiliriz. Belki de kendimize buna izin vermediğimizi fark ederiz. Çünkü bazen özgürleşmeye çalışırken bile sınırlarımızı korumaya devam ederiz.

İnançlar, duygular ve ilişkiler üzerindeki sınırlar

Ruhsallığımızı ve inançlarımızı da kontrol etmeye çalışırız. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair yeni kurallar koyarız. İnançlarımız yalnızca belirli şeyleri yapabileceğimizi söylüyor ve bizi daraltıyorsa, bu sınırları sorgulamak gerekir. Yazının önerdiği gibi, karşıt kutbu düşünmek ezberleri görmemize yardımcı olabilir; bunu başkalarına zarar vermek olarak değil, katı yargılarımızın nereden geldiğini fark etmek olarak ele alabiliriz.

Kendimize kızmaya bile izin vermediğimiz olur. Erdemli olmanın hiç öfkelenmemek anlamına geldiğini düşünürüz. Oysa öfkeyi fark etmek, onu başkasına zarar verecek biçimde dışa vurmakla aynı şey değildir. Benzer biçimde, nazik konuşmayı sevgi adına yaptığımızı söylerken bazen kendimizi ve çevremizdekileri boğarız. Dürüst ve açık olmak yerine, yanlış bir şey söyleme korkusuyla kontrol etmeyi seçeriz.

“Kontrolü bırakırsam buzdolabındaki her şeyi yerim”, “Toplumda kabul görmek için belli bir biçimde görünmeliyim” ya da “Sesimi çıkarmamalıyım” gibi düşünceler, kendimizi nasıl kısıtladığımızı gösterir. Buradaki mesele sorumluluğu yok saymak değil; her şeyi kontrol etme isteğinin hayatımızı ne kadar daralttığını fark etmektir.

Bolluk, para ve kontrol etme isteği

Bolluğumuzu da kendi yargılarımızla sınırlandırabiliriz: “Ancak bu kadar kazanabilirim”, “Bundan fazlasına hakkım yok” ya da “Bu kadarına değerim.” Bir yandan daha fazlasını ister, diğer yandan mümkün olanı kendi düşüncelerimizle kısıtlarız. Kişisel gelişim, din veya felsefe alanında eğitim verenlerin gelirleri üzerine yargılar kurarken, bu yargıların kendi imkânlarımıza bakışımızı da etkileyebileceğini gözden kaçırırız.

Parayı her şeyin ölçüsü gibi görüp her kuruşu hesap etmek, gelirimizdeki her değişikliği felaket saymak yorucu olabilir. Yazı, paylaşmanın ve akışa güvenmenin önemini hatırlatırken, parayla ilgili korkularımızın da kontrol alışkanlığımızın bir parçası olabileceğini söylüyor. Hayatı akışına bırakmak, tüm kararları düşünmeden vermek değil; kaybetme korkusunun bizi bütünüyle yönetip yönetmediğini fark etmektir.

Kontrolleri fark etmek ve akışa güvenmek

Bu kontroller nedir biliyor musunuz? Yazının yanıtı, enerjinin kısıtlanması ve gelişimin yavaşlamasıdır. Eski anlayışlarımızın yerine yenilerini koyamadığımızda benliğimiz kendini korumaya çalışır. Kontrolü bırakmaya karar verdiğimizi söylesek bile “Bir iki kontrolü bırakayım ama hepsini değil; sonra başkaları ne der?” diyerek yeni sınırlar oluşturabiliriz. Başkalarının söyleyeceklerinden korksak da onların yargıları hayatımızın tek ölçüsü olmak zorunda değildir.

Kontrolü bırakmak ve akışa güvenmek, her koşulda dikkatsiz davranmak anlamına gelmez. Örneğin araba kullanırken gereken dikkat ile kaygı içinde her şeyi aşırı denetlemeyi birbirinden ayırabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Daha sağlıklı karar vermemizi sağlayan şey sakin ve uyanık olmak mı, yoksa korkuyla her ihtimali kontrol etmeye çalışmak mı?

İnanç sistemleri, gelenekler ve toplumun beklentileri bizi etkileyebilir. Bunları fark etmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve artık bize hizmet etmeyenleri salıvermek mümkün. Duyularımızı ve düşüncelerimizi sürekli denetlerken akışa bırakmaktan söz etmek kolaydır; asıl mesele, uygun olmayan anlarda yeniden kontrol kurduğumuzu fark etmektir. Yalnızca iyi düşünmemiz gerektiği inancı da düşüncelerimizi yargılamamıza yol açabilir.

Geçmişte, dünyada var olabilmek ve yaşamımızı sürdürebilmek için bazı kontroller oluşturmuş olabiliriz. Şimdi ise bunların hangilerinin hâlâ gerekli olduğunu, hangilerinin bizi sınırladığını sorgulayabiliriz. Her şeyi denetlemediğimiz ve kontrol etmek için sürekli enerji harcamadığımız bir yaşam nasıl olurdu? Kendimize güvenmek, olduğumuzdan fazlasını göstermeyi bırakmak ve başka olasılıklara izin vermek bu soruya yaklaşmanın yollarıdır. Kontrolleri fark edip gevşetmeye başladığımızda, kendi potansiyellerimize ve hayatın akışına daha açık olabiliriz.

Kaynak: Mustafa Kartal