- Yaşam Çiçeği

Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.

Bir an için zaman ve paranın yaşamınızda bir sorun olmadığını hayal edin.
Her sabah çocuğunuzu okula götürdüğünüzü; okul gösterisini ya da futbol maçını kaçırmadan yanında olabildiğinizi düşünün.
Golf oynamaya zaman ayırmak için işinizi planlamak yerine, işinizi golf oyununuzun çevresinde planlayabildiğinizi hayal edin.
Tatile çıktığınızda, patronunuzun belirlediği tarihte değil, istediğiniz zaman geri dönebildiğinizi düşünün.
Araba kredinizi, konut kredinizi veya ay sonundaki kredi kartı faturalarınızı ödeme sıkıntısı yaşamadığınızı hayal edin.
İstediğiniz gibi harcama yapabilecek yüzde 5’lik kesimin içinde olduğunuzu düşünün.
Hiç hesap kitap yapmadan yaşamayı düşündünüz mü? Bütçe planları olmadan, “Nasıl öderim, gelirim yetmez” kaygısı yaşamadan ihtiyaçlarınızı karşılamak… Kendi işinizin patronu olarak para kazanmak ve hayatın tadını çıkarmak pek çok kişinin hayalidir. Ek gelir fırsatları arayışının ardında da çoğu zaman daha fazla zaman ve mali açıdan daha rahat bir yaşam isteği bulunur.
Bu hayal; iş, aile ve kişisel yaşam arasında denge kurmayı, çalışma saatleri üzerinde daha fazla söz sahibi olmayı ve internetten para kazanma seçeneklerini değerlendirmeyi içerir. Elbette her iş modeli farklıdır; bir fırsatı değerlendirirken sunulan koşulları ve gelir iddialarını dikkatle incelemek gerekir.
Xnetwork A Takımı, kendi işinin patronu olarak çalışma ve esnek çalışma saatleriyle para kazanma fikrini bir iş fırsatı olarak sunuyor. Tanıtımda öne çıkarılan koşullar şöyle sıralanıyor:
Bu ifadeler, Xnetwork A Takımı’nın sunduğu fırsatın tanıtımında belirtilen koşullardır. Katılmayı düşünenlerin güncel işleyişi, sorumlulukları ve varsa mali koşulları doğrudan ilgili kurumdan öğrenmesi önemlidir.
Xnetwork A Takımı, kişilere esaretten kurtulma ve özgürlük kazanma hedefiyle bir iş fırsatı sunduğunu belirtiyor. Tanıtım metninde, emeklilikte alınacak paranın en az 2-6 katı olduğu ifade edilen 2.000–6.000 TL aralığında bir kazanç imkânından söz ediliyor. Bu rakamlar tanıtımda yer alan gelir iddialarıdır; belirli bir kazanç veya süreklilik garantisi olarak değerlendirilmemelidir. Sonuçlar ve koşullar hakkında karar vermeden önce ayrıntılı bilgi almak gerekir.
Çalışma düzeni için günde birkaç saat ayırmanın yeterli olabileceği ve internet bağlantısı bulunan her yerden çalışılabileceği anlatılıyor. Örnekler arasında denizin ortasında bir yatta ya da Uludağ’da vakit geçirirken çalışmak da var. Bu yaklaşım; yemek, tatil ve diğer kişisel aktiviteler için zamanı daha esnek kullanma düşüncesini öne çıkarıyor. Ek gelir elde etme fırsatları arasında uzaktan çalışma fikri arayanlar için çalışma düzeninin ayrıntılarını önceden netleştirmek faydalı olacaktır.
Bir iş teklifini incelerken gelir beklentisini, çalışma gerekliliklerini ve katılım koşullarını birlikte değerlendirin. İnternetten para kazanma vaadi tek başına sonuç garantisi anlamına gelmez; kendi hedeflerinize ve imkânlarınıza uygun olup olmadığını araştırın.
Geleceğe yönelik hedefleriniz varsa ve kendinizi özgürleştirmek istiyorsanız, Profesyonel Para Kazanç Grubu Xnetwork A Takımı’nın sunduğu modeli inceleyebilirsiniz. Özgürleşmek için ilk adım, teklifin ayrıntılarını öğrenip size uygun olup olmadığına karar vermektir.
“Ben özgürlüğümü istiyorum” diyorsanız, sizi Profesyonel Kazanç Grubu Xnetwork A Takımına katılmaya davet ediyoruz.
2012 burç yorumları, yıl boyunca öne çıkan değişim, ilişkiler, iş ve maddi konuları burçların doğum tarihlerine göre ele alıyor. Her burç için dekanlara ayrılan yorumlar, aynı burcun farklı dönemlerinde doğanlara yönelik etkileri ve önerileri içeriyor. Aşk, kariyer ve para başlıklarının yanı sıra yılın dikkat çeken dönemlerini de burcunuza göre inceleyebilirsiniz. Yorumlar astrolojik değerlendirmelerdir; özellikle sağlık ve para konularında önemli kararlar alırken kişisel koşullarınızı ayrıca değerlendirin.
Yaşlı adam, kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ileride boğuşan iki köpeği izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı. On iki yaşındaki çocuk, kendini bildi bileli dedesinin kulübesi önünde bu iki köpeğin boğuştuğunu görüyordu.
Dedesinin yanından ayırmadığı iri köpekleri merak ediyordu. Kulübeyi korumak için biri yeterli görünürken neden iki köpek vardı? Üstelik renklerinin neden siyah ve beyaz olduğunu da anlamak istiyordu. Sonunda merakını dedesine sordu.
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. “Onlar benim iki simgemdir evlat,” dedi.
“Neyin simgesi?” diye sordu çocuk.
“İyilik ve kötülüğün simgesi. Şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”
Çocuk, mücadele varsa kazananın da olması gerektiğini düşündü. Her çocuğa özgü bitmeyen sorularına bir yenisini ekledi: “Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Bilge reis derin bir gülümsemeyle torununa baktı: “Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!”
Bu kısa iyilik ve kötülük hikayesi, insanın içinde karşı karşıya gelen iki yönü sade bir benzetmeyle anlatır. Hikâyedeki köpekler yalnızca iyiliği ve kötülüğü temsil etmez; aynı zamanda dikkatimizi, zamanımızı ve emeğimizi hangi düşünce ve davranışlara verdiğimizi de hatırlatır. Bir yönü beslemek, ona günlük yaşamımızda daha fazla yer açmak anlamına gelir.
Bu, insanın her zaman kolayca seçim yapabileceği ya da tüm koşulları kontrol edebileceği anlamına gelmez. Hayatın önümüze çıkardığı engeller vardır. Yine de kendi tutumlarımızı ve tekrar eden tepkilerimizi fark etmek, nasıl ilerleyeceğimizi değerlendirmemize yardımcı olabilir. Bazen dünyaya herkesin baktığı yerden değil, kendi davranışlarımızın sonuçlarına bakarak yaklaşmak gerekir.
Kişisel farkındalık, içimizde neler olup bittiğine ve davranışlarımızın hangi alışkanlıklarla şekillendiğine dikkat etmeyi içerir. Bir durum karşısında nasıl tepki verdiğimizi, hangi düşüncelerin bizi desteklediğini ve hangilerinin yolumuzu zorlaştırdığını gözlemlemek, kendimizi daha iyi tanımamıza imkân verir.
Kişisel farkındalık ve davranış kalıpları arasındaki ilişki bu noktada önem kazanır. Tekrarladığımız davranışları tanıdıkça, yaşamımıza neyin yardımcı olduğunu ve neyin engel çıkardığını daha açık görebiliriz. Bu fark ediş, kendimizi yargılamak için değil; önümüzdeki seçenekleri daha bilinçli değerlendirmek için bir başlangıç olabilir.
Alışkanlıkların yaşamımıza etkisi de çoğu zaman küçük, tekrar eden seçimlerde görünür. Bir düşünceye ya da davranışa sık sık yönelmek, onu gündelik hayatımızın daha belirgin bir parçası hâline getirir. Bu nedenle kendimize şu soruları sorabiliriz: Hangi davranışlarımı besliyorum? Hangileri hedeflerime ve değer verdiğim şeylere yaklaşmama yardım ediyor? Hangi alışkanlıklarımı yeniden gözden geçirmem gerekiyor?
Bize yol gösterecek dinamik araçlardan yararlanmak her zaman mümkündür. Davranışlarımızı gözlemlemek, alışkanlıklarımızı tanımak ve kaynaklarımızı daha bilinçli kullanmak bu araçların başında gelir. Bunlar, karşımıza çıkan engelleri yok etmese de onları değerlendirip nasıl ilerleyeceğimizi görmemize yardımcı olabilir.
Kişisel farkındalığımız arttıkça, hangi yönümüzü güçlendirdiğimizi daha iyi anlayabiliriz. Her seçim büyük bir değişim yaratmak zorunda değildir; önemli olan, bizi destekleyen davranışlara düzenli biçimde yer açabilmektir. Böylece güçlükler karşısında yalnızca durumu seyretmek yerine, kendi payımıza düşen adımları seçebiliriz.
İçimizdeki iyilik ve kötülük mücadelesini düşünürken, bilge reisin cevabını hatırlamak yeterli: Hangi yönümüzü daha çok beslersek, yaşamımızda onun etkisi belirginleşir. Kişisel farkındalık ve doğru kullanılan kaynaklar, önümüze çıkan engellere rağmen bir nehir gibi yolumuza devam etmemize yardımcı olur.
Işığınız bir elekten geçer gibi parlar; siz de bu ışığın geçebildiği kadarsınız. Ortak bir merkez tarafından, soğanın katmanları gibi çevrelendiğinizi düşünün. En yakın katmanlar fiziksel bilgileri; dışa doğru ilerleyen katmanlar duygularınızı, düşünce kalıplarınızı ve en uzaktakiler ruhunuzla hayattaki amacınıza dair bilgileri taşır. Bunlar, farkındalığınızın farklı oktavları gibidir.
Bu yaklaşımda ruh seviyesinde korku ya da blokaj yoktur; meditasyon yapanların saf farkındalığı anlatmak için kullandığı ifadeyle, berrak ve şefkat dolu bir mücevher ışığı vardır. Buna karşılık fiziksel, duygusal ve zihinsel katmanlarda eski deneyimlerden kaynaklanan korkular, sabit fikirler ve donmuş duygular birikebilir. Kendi doğrunuzu ve sevginizi yaşayamadığınız bu hareketsiz yerler gölgelere; kendinizden uzaklaştığınız ya da bir şeyden kaçtığınız noktalar ise deliklere ve gediklere benzer.
Kavramaya ve fark etmeye başlıyor, sorguluyoruz. Eskiden bize saçma gelen, “olmaz, olamaz” dediklerimiz artık mümkün görünüyor; en doğru sandıklarımızsa tartışılabilir geliyor. Bildiğimiz alanın dışına çıkmış, yeni olasılıklarla karşılaşmıştık. Eski hayat bilgisi derslerinden öğrendiklerimiz bu yeni zamanda çok da işimize yaramıyordu. Şimdi, tıpkı gurbete gidenlerin ev saydıkları kültüre dışarıdan bakabilmeleri gibi, eski kendimize de sorgulayarak bakıyoruz.
Bu, eleştiriden çok bir fark ediş. Masallardaki gibi, aslında yalnızca bir arpa boyu yol kat ettiğimizi görmek… Şok olmuyor, geçmişe ya da kendimize kızmıyoruz; fakat artık başka açılarımız ve perspektiflerimiz oluşuyor. Sorgulama, “Gerçekten böyle mi düşünüyordum, böyle mi hissediyordum, yoksa yanlış mı hatırlıyorum?” sorusuna kadar uzanabiliyor.
Özeleştirinin dozu düşük; çünkü artık daha geniş açılardan, daha derin perspektiflerden bakıyoruz. Bu açılar ve perspektifler bize yabancı. Gözlerimiz henüz buğulu görüyor, ama yine de kavramaya başlıyoruz. Kişisel dönüşüm de bazen, bildiklerimizi yeniden gözden geçirirken ortaya çıkan bu yavaş fark edişle ilerliyor.
Aslında kendimizi o kadar aşmamışız. Her şeyi bilmiyor, sandığımız kadar güçlü ya da sakin olmayabiliyoruz. Bilinçaltımızda dolaşan aysbergler var; bazı şeyler bildiğimiz gibi değil. Öte yandan, önemli sandığımız pek çok şeyin, insanın ya da alışkanlığın o kadar da değerli olmadığını; onlardan vazgeçilebileceğini ve aşılabileceklerini de görüyoruz.
Kendini tanıma yolculuğunda artık daha derine bakıyoruz. Gördüklerimiz ilginç, ama korkunç değil. Bu yüzden değişimden —daha doğrusu dönüşümden— korkmamak lazım.
Bu sorgulama ve fark etme çabasındayken, insanların ve toplumun etki ya da tepkileri birer birer anlamsızlaşmaya başlıyor. Ait olduğumuz grupların ve çevrelerin, iç ve dış çemberlerdeki insanların hakkımızda ne düşünecekleri, ne söyleyecekleri ya da ne yapabilecekleri eskisi kadar elimizi kolumuzu bağlamıyor. Artık çok da umurumuzda değil.
Bizi izlemeleri, takip etmeleri, açığımızı kollamaları, hatta tuzak kurmaları bile eskisi gibi bağlamıyor. Yeni bizi biz henüz tanımıyoruz ki onlar anlayabilsin. Bu yüzden onlar, toplamada sıfır, çarpmada bir olan etkisiz elemanlar gibiler. Yine de bir yararları var: Kimyadaki katalizörler gibi dönüşüm sürecini güçlendirip hızlandırıyorlar.
Bu derin sorgulama bizi sosyal iletişime itiyor. Kendimize odaklanmaya pek alışık değiliz; üstelik bu oldukça yorucu. Bu yüzden iletişim kurmaya, paylaşmaya ve insanlarda dinlenmeye çalışıyoruz. Başkalarına anlatasımız var. Dinlemek istemiyoruz, ama konuşasımız var.
Bir de gecikmeler oluyor. Beklenen şarkı, bitmeyen şarkı gibi… Beklediklerimiz sürekli gecikiyor. Bir şeyler oluyor, oluveriyor ve havuç yine uzaklaşıyor. Bu da biraz canımızı sıkıyor.
Değişim daha önce başlamış olmasına rağmen, 11.11.11’de ben de çalışma yaptım; ama esas dönüşüm tarihi daha sonraydı. 20.11.2011 de önemliydi, ama o da değildi. Bu ayın sonlarından itibaren süreçte bir netleşme olacaktı. Beklediklerimiz müspet ya da menfi bir sonuca ulaşacaktı. Ne yazık ki birçok şeyi ancak ondan sonra anlayabilecektik. Ancak o zaman yeni alanda özgürleşecek, yeni açılara alışacak, yeni perspektifleri sevmeye başlayacak ve net görmeye başlayacaktık. Geçen senelerde de olmuştu; düğün gecesi, Şeb-i Aruz’da, 17 Aralık’ta…
Acele etmeyelim. Sık söylüyorum: Sabırsız adam iki kere bekler. Bu süreci kendimizi, yeni bakış ve görüşlerimizi, yeni analiz ve sentezlerimizi tanımaya ayıralım. Ama bu süreçte istediklerimize çok dikkat edelim. Daha önceki yazıda da bahsettim: Artık düşüncelerimizin gerçekleşme katsayılarında bir artış var ve kutsal metinlerdeki “düşüncelerinizden de sorumlusunuz” ifadeleri artık daha da geçerli.
Öfke, endişe ve üzüntü normal; ama bunlara esir olmak, değişim için uygun bir iklimdeyken hayatımızdaki engelleri aşmamızı zorlaştırabilir. Kendimizi izliyoruz ya; bu program interaktif. Kolay olmasa da kendimiz, sevdiklerimiz, bütün insanlar ve insanlık için “iyi” şeyler istemeye devam edelim…
Neşeniz, bilir…
Sevgi ve bilgi, paylaşılarak çoğalır…
Maksat Bir, rivayet muhtelif…
Sevgi ve ışık…
Korkut Keskiner
TarafındanHalis ŞahinerGüncellenme Tarihi1 Ekim 2026
Doğal görmeyi geliştirme düşüncesi, burada gözlerle ilgili olumlu ve destekleyici bir iç konuşma kurma niyetiyle ele alınıyor. Aşağıdaki görme olumlamaları; netlik, rahatlık ve kendini güven içinde hissetme temalarını bir araya getiriyor. Her ifadeyi kendi deneyiminize uygun bir hızda okuyabilir, size anlamlı gelen cümlelerin üzerinde durabilirsiniz.
Evvel zaman içinde, çok sıcak bir yaz gününde, uzun bir yolculuğa çıkmış iki yorgun adam dinlenmek için nehir kıyısında durur. Genç olanı kısa süre içinde uykuya dalar. Onu seyreden arkadaşı, uyuyan adamın aralanmış dudaklarının arasından küçük bir yaratığın çıktığını görür: Gözlerin şimdiye kadar gördüğü en güzel kelebeklerden biridir bu.
Kelebek, nehrin üzerindeki küçük bir kara parçasına süzülür ve bulduğu çiçeğin nektarını içmeye başlar. Ona devasa büyüklükte görünen bu adacığın çevresinde, güneşin ve hafif rüzgârın tadını çıkarırcasına dolaşır. Bir süre sonra kendi cinsinden başka bir kelebekle karşılaşır; birlikte, kur yaparcasına uçarak dans ederler.
Bir dalın üzerine konan kelebek, az sonra parlak çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın çevresinde uçuşan böceklere katılır. Bir süre böyle geçer. Bu sırada uyanık olan avare seyyah, nehirdeki adacığa doğru bir taş fırlatır. Suyun dalgalanmasıyla sıçrayan bir damla kelebeğe isabet eder. Kelebek düşecek gibi olur; güçlükle de olsa üzerindeki damlayı silkeleyip kanatlarını yeniden çırpar.
Son süratle uyuyan seyyahın ağzına doğru uçar. Ancak adam yerden aldığı bir yaprağı arkadaşının yüzüne tutar ve kelebeğin ne yapacağını merakla izler. Kelebek dehşet içinde engelin üzerine defalarca atılır; uyuyan seyyah homurdanır. Sonunda yaprağı tutan el gevşeyince minik yaratık açık dudakların arasından içeri girer. Kelebeğin içeri dalmasıyla uyuyan adam uyanır ve silkelenerek oturur.
Adam, arkadaşına biraz önce korkunç bir kabus gördüğünü anlatır. Rüyasında sakin ve huzurlu bir kalede yaşamaktadır; fakat sıkılıp çevresini keşfetmek için dışarı çıkar. Sihirli bir şekilde uzak diyarlardaki keyifli bir memlekete gider, Tanrıların içeceğinden kana kana içer ve inanılmaz güzellikte bir kadınla tanışır. Birlikte dans eder, kendini sonsuz sıcaklığın kollarına bırakır.
Farklı diyarlardan, yaşlardan ve özelliklerden birçok arkadaş edinir. Birlikte güzel zaman geçirirler. Keder de vardır; ama rüyadaki adama göre bu, yalnızca var olmanın ne kadar güzel olduğunu daha güçlü biçimde hissettirir. Hayat yıllarca böyle sürüp gider.
Derken beklenmedik bir felaket olur. Devasa dalgalar karaya vurur ve adam neredeyse boğulur. Kendini kaleye dönüş yolunda, sanki uçarcasına kaçarken bulur. Fakat kalenin kapısına vardığında içeri giremez: Dev bir yaratık, büyük yeşil kapının önünü kapatmıştır. Adam kapıyı defalarca omuzlar, ama açamaz.
Tam öleceğini düşündüğü anda büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırlar. Kelimeyi söyler söylemez büyük yeşil kapı, rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi düşer. Adam, hayatının geri kalanını güven içinde geçirebileceği evine döner. Ancak yaşadığı korku o kadar büyüktür ki sonunda uyanır.
İdris Şah’a atfedilen açıklamada kelebek, insanın kendisidir; nehirdeki küçük kara parçası ise dünyadır. Hikâyede kelebek, kendi ölçeğinde geniş ve zengin görünen bir çevrede dolaşır. Uyuyan adamın rüyası da benzer biçimde, başlı başına gerçek ve kapsamlı bir hayat gibi yaşanır. Fakat anlatı, bu deneyimlerin gerçekliğin tamamı olup olmadığını sorgulamaya açılır.
Şah’ın sözleri, hoşumuza giden ya da gitmeyen şeylere ve onları nasıl algıladığımıza dikkat çeker. Gitme vaktinin geldiğini düşündüğümüzde gördüklerimizin çarpıtılmış olabileceğini söyler; bu yüzden soruya verilecek yanıtın da kolayca bulunamayacağını belirtir. Hikâye, rüyayı basitçe önemsiz saymak yerine, insanın kendi deneyiminin sınırlarını fark etmesine dönük bir düşünce sunar.
Anlatının sonunda “kelebeğin” ötesinde “uyuyan adam”, ikisinin ötesinde ise “Gerçek” bulunduğu ifade edilir. Doğru fırsatlar tanındığında kelebeğin, nereden geldiğine ve uyuyan adamın doğasına bakmayı öğrenebileceği söylenir. Bu nedenle Adam ve Kelebek hikayesi ne anlatıyor sorusuna verilebilecek yanıt, yalnızca bir rüya öyküsünden ibaret değildir: Hikâye, algıladığımız dünyanın ve deneyimlerimizin ötesinde ne olabileceği üzerine düşünmeye çağırır. Bu, anlatının sunduğu bir sorgulamadır; hikâye okura hazır bir cevap vermekten çok, bakışını genişletmesi için bir alan bırakır.
İdris Şah der ki: “Tahmin edeceğiniz gibi kelebeğin siz olduğu söylenir. Kara parçası dünyanın kendisidir. Hoşunuza giden ve gitmeyenler, nadiren düşündüğünüzü sandığınız şeylerdir. Artık gitme vaktiniz gelmiş olsa da (ya da gideceğinizi düşündüğünüzde) gördüğünüz sadece çarpıtılmış gerçeklerdir ve bundan dolayı da sorunuz cevaplanamaz. Fakat ‘kelebeğin’ ötesinde ‘uyuyan adam’ var. İkisinin ötesindeyse Gerçek var. Doğru fırsatlar tanındığında ‘kelebek’ bunların ötesine bakmayı öğrenebilir: Nereden geldiğine, ‘uyuyan adamın’ doğasına ve tabii ki bu ikisinin ötesinde ne olduğuna.”
“Hayır” ego tatmini, “evet” ise kendini keşfetme yöntemidir. Hayır egoyu güçlendirirken evet onu yok eder. — Osho

“Hayır” çoğu zaman ilk tavrımızdır. Peki neden? Çünkü hayır dediğimizde kendimizi güçlü, söz sahibi ve bir şeyleri belirleyen biri gibi hissedebiliriz. Osho’nun bu düşüncesinde, annenin çocuğuna verdiği olumsuz yanıt buna örnek olur: Çocuk reddedilmiş hissederken annenin egosu tatmin olabilir. Bu nedenle “hayır”, egonun beslendiği bir yanıt hâline gelir ve insan zamanla hayır demeye alışır.
Osho’ya göre hayır demek, kişiye otorite sahibi olduğu duygusunu verebilir. “Hayır” diyebildiğini görmek, insanın kendisini güçlü hissetmesine yol açar. Buna karşılık “evet efendim” demek, bazen kişiye değersiz ya da başkasının emrinde olduğu hissini verebilir. Bu yüzden hayır, ilk akla gelen yanıt olur; evet ise ancak başka seçenek kalmadığında söylenir.
Metnin önerdiği şey, her koşulda düşünmeden kabul etmek değil; önce kendi ilk tepkini fark etmektir. Evet demek mümkünken alışkanlıkla hayır mı diyorsun? Yoksa eveti ancak kendini çaresiz hissettiğinde mi seçiyorsun? Osho’nun yaklaşımında önemli olan, yanıtı otomatik olarak hayırla başlatmak yerine önce durup bakabilmektir. Evet ve hayır demenin ego üzerindeki etkisini anlamak için de bu ilk tepkiye dikkat etmek gerekir.
Bir gün boyunca, sıradan durumlarda önce evet demeyi dene. Osho, bu denemenin insana derin bir rahatlama sağlayabileceğini söylüyor. Örneğin çocuk sinemaya gitmek istiyor. Çocuğun isteği gerçekleşebilecek durumdaysa, verilen hayır yanıtı her zaman meseleyi çözmez; aksine çocuk, bu yanıtı değiştirmek için ısrar edebilir. Böylece hayır, bir sınır koymaktan çok karşılıklı bir inatlaşmanın başlangıcına dönüşebilir.
Buradaki “önce evet demek” önerisi, otomatik bir kabul alışkanlığından diğerine geçmekten ziyade, hayırı varsayılan cevap olmaktan çıkarmaya yönelik bir gözlem denemesidir. Bir gün boyunca kendi yanıtlarını izle: İlk olarak evet demek mümkün mü, yoksa hayır sözcüğü düşünmeden mi ağzından çıkıyor? Bu küçük farkındalık, hangi durumlarda gerçekten hayır demek istediğini, hangilerinde alışkanlıkla reddettiğini görmene yardımcı olur.
Yirmi dört saat boyunca her durumda önce evetle başlamayı dene. Bunun zor gelmesi şaşırtıcı değildir; çünkü bu deneme, hayırın ne kadar sık ve hızlı biçimde ilk yanıt hâline geldiğini görünür kılar. Osho, hayırı hemen kullanmak yerine evete başvurmayı ve bunun kişide yarattığı rahatlamayı gözlemlemeyi önerir.
Gün boyunca kendini takip et: Kaç kez hayır dedin? Kaç kez evet demek daha kolay olabilecekken reddettin ya da sessiz kaldın? Bu sayıları bir kota gibi görüp hayırları azaltmaya, evetleri artırmaya çalış. Amaç, sözcükleri mekanik biçimde değiştirmek değil; yanıt vermeden önce kendi tavrını fark etmektir.
Osho’ya göre doğru düşünmek, önce evetle yola çıkmaktır. Bu, hayırı hiç kullanmamak anlamına gelmez; önce dünyaya evet diyen bir zihinle bakmak, ancak evet demek mümkün olmadığında hayıra başvurmak demektir. Evetle başladığında reddedecek daha az şey bulabileceğini; hayırla başladığında ise kabul edebilecek daha az şey görebileceğini söyler.
Başlangıçtaki tavrın, bir durumun nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde etkileyebilir. Zihin olumsuzlamaya ve hayır demeye alışmışsa, evet demek başta zor gelebilir. Bu nedenle kendini yargılamadan izle. Hayırın hangi anlarda otomatikleştiğini fark et ve evet demenin mümkün olduğu durumları görmeye çalış.
Tren istasyonundaki gişe örneği, metinde bu alışkanlığı anlatmak için kullanılır: Gişe memuru, önünde bekleyen kişi olsa bile başka işlerle ilgilenir, kayıtlara bakar ve onu bekletir. Osho, bu davranışı kişinin kendisini güçlü ve önemli hissetmesiyle ilişkilendirir. Bu örnekte akla önce hayır gelir; evet demek ise zorlaşır. Kendi davranışlarında da benzer bir gecikme, ret ya da direnç olup olmadığını gözlemlemek, hayır demenin ego tatmini midir sorusunu düşünmeye açar.
Hayır demeyi hemen seçmek yerine, önce evet demenin mümkün olup olmadığını fark et. Her evet, bu yaklaşımda egonun alışılmış tepkisine karşı bir adım olarak görülür. “Hayır, hayır, hayır” diye başlayan bir tavrın içimizde nasıl bir güç duygusu oluşturduğunu izlemek, kendi alışkanlıklarımızı anlamanın bir yoludur.
“Yaşamın tamamen anlamsız olduğunu hissetmek bir yol ayrımına ulaşmak demektir; ya intiharı seçersin ya da bir arayışçı olmayı; ya deliliği seçersin ya da meditasyonu. Bu büyük bir dönüm noktasıdır.” — Osho
İç dünyanızın farklı katmanlarında olup bitenleri fark etmenin yollarından biri, Rose Rosetree’nin “Eve Dönüş” çalışmasıdır. Bu uygulama, dikkati nefese, bedene, zihne ve duygulara sırayla yönelterek kendinize daha yakından bakmanızı amaçlayan bir farkındalık meditasyonu olarak düşünülebilir.
Çalışmanın temelinde bir şeyi düzeltmeye ya da değiştirmeye uğraşmak değil, o anda mevcut olanı fark etmek vardır. Nefesinizin nasıl aktığını, bedeninizde neler hissettiğinizi veya aklınızdan nelerin geçtiğini yargılamadan gözlemleyin. Bu yaklaşım, öz farkındalık geliştirmenin ve kendinize olduğunuz hâlinizle yaklaşmanın bir yolu olarak sunulur.
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?