Images

Osho- Farkındalık / Geçmişi Yakan Ateş


OSHO
Herkes kendi varlığından ve davranışlarından sorumludur

Kesinlikle özgür olmayan bir dünyada, tamamen özgür yaşayabilirsin

Sadece tek bir şeyi hatırlaman gerekiyor; Gören Görülen Değildir.

İnsanoğlu sanki şimdiki zamanda yaşıyormuş gibi görünür, ama bu sadece bir görüntüdür. İnsanoğlu geçmişte yaşar. Şimdiki zamandan geçer, ama kökleri geçmişte kalır.  Şimdiki zaman sıradan bilinç için gerçek zaman değildir. Sıradan bilinç için, geçmiş gerçek zaman olup, şimdiki zaman sadece geçmişten geleceğe bir geçiştir, sadece anlık bir geçiş. Geçmiş gerçektir ve gelecek de gerçektir, ama şimdiki zaman sıradan bilinç için gerçek değildir. Gelecek, eski geçmişten başka bir şey değildir. Gelecek sürekli olarak planlanan geçmişten başka bir şey değildir.

Şimdiki zaman sanki yokmuş gibi görünür. Şimdiki zamanı düşündüğünde, onu bulamazsın, çünkü bulduğun an geçmiş olacaktır. Bulamadığın andan bir an önce gelecekteydi. Bir Buda bilinci, uyanmış varlık için sadece şimdiki zaman vardır. Farkında olmayan, bir uyurgezer gibi uyuyan sıradan bilinçler için geçmiş ve gelecek gerçektir, şimdiki zaman gerçek değildir. Sadece uyandığın zaman şimdiki zaman gerçek olacaktır. Geçmiş de gelecek de gerçek olmayacaktır.

Bu neden böyledir? Neden geçişte yaşarsın? -Çünkü zihin, geçmişin birikiminden başka bir şey değildir. Zihin hafızadır: Geçmişte yaptığın herşey, düşlerinde gördüğün her şey, istediğin ve yapamadığın her şey, hayal ettiğin her şey senin zihnindir. Zihin, ölü bir kurumdur. Zihin aracılığıyla baktığında, şimdiki zamanı asla bulamayacaksın, çünkü şimdiki zaman hayattır ve hayata ölü bir aracı üzerinden yaklaşamazsın. Hayata ölü araçlarla asla yaklaşamazsın. Hayata, ölüm aracılığıyla dokunamazsın.

Zihin ölüdür. Zihin sadece aynada toplanan toz gibidir. Ne kadar çok toz toplanırsa, ayna o denli az aynaya benzer. Ve toz tabakası çok kalınsa, tıpkı sende olduğu gibi, ayna artık hiçbir şeyi yansıtmaz.

Herkes toz toplar. Hatta sadece toplamakla kalmaz, ona sıkıca tutunursun ve bir hazine olduğunu düşünürsün. Geçmiş geçmiştir; neden hala tutunuyorsun? Onun hakkında artık hiçbir şey yapamazsın. Geri gidemezsin, yaptıklarını geri alamazsın. Neden hala tutunuyorsun? Geçmiş bir hazine değildir. Ama geçmişe tutunup, onun bir hazine olduğunu düşünürsen, zihnin onu gelecekte tabii ki tekrar tekrar yaşamak ister. Geleceğin, değiştirilmiş geçmişinden başka bir şey olamaz- biraz rafine edilmiş, biraz daha süslenmiş. Ama tıpkı geçmiş gibi olacaktır, çünkü zihnin bilinmeyen hakkında düşünemez. Zihnin sadece bilineni yansıtabilir, senin bildiklerini.

Geçmiş nedir? Geçmişte neler yaptın? Her ne yaptıysan iyi, kötü, şunu, bunu – her ne yapıyorsan, kendi tekrarını yaratır. Karma kuramı budur. İki gün önce öfkelendiysen, öfkelenmek için belirli bir potansiyel yaratmış oldun: Dün tekrar öfkelenmek için. Sonra onu tekrarladın ve öfkene, öfkeli ruh haline, daha büyük bir enerji verdin, onu daha da köklendirdin, suladın. Şimdi bugün onu daha da büyük bir güçle, daha çok enerjiyle tekrarlayacaksın. Ve yarın yine bugünün bir kurbanı olacaksın.

Yaşam Çiçeği
Yaptığın, hatta düşündüğün her hareketin, sürekli olarak sürüp gitmek için kendi yolları vardır, çünkü varlığına bir kanal açmaktadır. Böylece enerjini emmeye başlar. Öfkelenirsin, sonra o ruh halin geçer ve sen artık öfkeli olmadığını düşünürsün; o zaman sorunu kavrayamamışsın. Ruh halin geçtikten sonra, hiçbir şey olmadı. Sadece tekerlek hareket etmiştir ve yukarıda olan tekerlek parmağı aşağı inmiştir. Öfke birkaç dakika önce yüzeydeydi, ama artık bilinçaltına, varlığının en derilerine inmiştir. Zamanın gelmesini bekleyecektir. Bu şekilde hareket ettiysen, onu güçlendirdin ve yeniden hayata başlamasını sağladın. Ona gene güç, gene enerji verdin. Bir tohum gibi toprağın altında sürekli olarak çalışarak, uygun bir fırsat ve uygun bir mevsimi bekleyecektir ki, filizlenebilsin.
  
Her hareket kendi kendini devam ettirir; her düşünce kendi kendini devam ettiririr. Onlarla işbirliği yaptığın takdirde, onlara enerji vermiş oluyorsun. Er veya geç bu bir alışkanlık haline gelecektir. Yapacaksın ama yapan sen olmayacaksın. Sadece alışkanlıktan dolayı yapacaksın. İnsanlar alışkanlığın ikincil bir mizaca sahip olduğunu olduğunu söylerler. Bu abartı değildir. Aksine az bile. Gerçekte alışkanlıklar sonunda birinci mizaç haline gelirler ve asıl mizaç ikincil hale düşer. Mizaç, tıpkı bir kitabın eki veya dipnotu haline gelir ve alışkanlık ana parça, kitabın ana gövdesi haline gelir.  
Alışkanlıkların aracılığıyla yaşıyorsun, yani alışkanlıklar temelde senin aracılığınla yaşıyorlar. Alışkanlığın kendisi sürer; kendi enerjisi vardır. Tabii ki enerjiyi senden alır, ama geçmişte işbirliği yaptığın gibi, şimdiki zamanda da işbirliği yaparsın. Zamanla alışkanlık efendi haline gelir ve sen de sadece bir hizmetçi, bir gölge. Emirleri alışkanlık verir ve sen sadece bunlara itaat eden bir hizmetçi olursun. Bu emirlere uymak zorunda kalırsın.  
Alışkanlıklar, seni bir dizi iş yapmaya zorlar, sen kurbansın. Tekrarladığın her hareket veya her düşünce -çünkü düşünce de zihinde fark edilmeyen bir harekettir- gittikçe daha güçlü hale gelir ve onların kontrolü altına girersin. Alışkanlıklarda hapsedilirsin. Daha sonra da hapsedilen bir insanın, bir kölenin hayatını yaşarsın. Ve bu hapis çok zor fark edilir: Alışkanlıklarının ve koşullanmalarının ve yaptığın hareketlerin hapsidir. Bedenin her yerini sarmıştır ve sen içinde dolaşırsın, ama yapanın sen olduğunu düşünmeye ve kendini kandırmaya devam edersin. Öfkelendiğinde sen yaptın sanırsın. Mantıklı hale getirerek, durumun bunu gerektirdiğini söylersin: “Kızmak zorundaydım, aksi takdirde çocuk kötü yola sapardı; kızmasaydım, işler sarpa sarardı, ofis kaos içinde olurdu, hizmetçiler dinlemezdi; işleri idare etmek, çocuğu disipline sokmak için kızmak zorundaydım. Eşimi yola getirmek için kızmak zorundaydım.” Bunlar mantıklı bahaneler. Egon bu şekilde hala senin patron olduğunu düşünmeye devam eder, ama değilsin. Öfke eski kalıplardan, geçmişten gelir. Geldiğinde ise ona bir mazaret bulmaya çalışırsın.  
Bazı zamanlar, hiçbir neden yokken üzüntü ortaya çıkar ve bazen kendini mutlu hissedersin, bazen de coşkulu, kendinden geçmiş olursun. Bütün toplumsal ilişkilerden yoksun, tam bir konfor içinde izole edilmiş, her ihtiyacı karşılanan insan da senin ilişkilerinde yaşadığın tüm bu ruh hallerinden geçer. Bu demektir ki, bazı şeyler senin içinden geliyor ve sen bunları bir başkasına mal ediyorsun. Bu mantıklı bir açıklamadır. Kendini iyi hissedersin, kendini kötü hissedersin ve tüm bu duygular kendi bilinçsizliğinden, kendi geçmişinden gelir. Senin dışında hiç kimse bunlardan sorumlu değildir. Hiç kimse seni öfkeli yapmaz ve hiç kimse seni mutlu yapamaz. Kendin mutlu olursun, kendin kızarsın ve kendin üzülürsün. Bunu anlamadığın sürece hep bir köle olarak kalacaksın.  
   
“Bana ne olursa, kayıtsız şartsız ne olursa, bundan ben kendim sorumluyum. Ben sorumluyum, kesinlikle” diyebildiğin anda, kendi özünün hakimiyetini eline geçirirsin. Başlangıçta bu seni çok, ama çok üzecek ve canını sıkacaktır, çünkü sorumluluğu başkalarına atabildiğin sürece, yanlış yapmadığın için kendini daha iyi hissedersin.  Sorumlu olduğun için ise çok sıkıntılı bir ruh haline gireceksin, çünkü daima mutlu olmak istediğini düşünmüşsündür -öyleyse mutsuzluğundan nasıl sorumlu olabilirsin ki? Daima büyük bir mutluluk istedin, öyleyse kendi kendine nasıl kızabilirsin? Bu nedenle de sorumluluğu başkalarına atıyordun. Sorumluluğu başkalarına atmaya devam edersen, daima bir köle olarak kalacağını unutma, çünkü hiç kimse karşısındakini değiştiremez. Karşındakini nasıl değiştirebilirsin ki? Hiç kimse karşısındakini değiştirmiş mi? Dünya da yerine gelmeyen en büyük dileklerden biri, karşındakini değiştirmektir. Bunu bugüne kadar hiç kimse başaramamıştır. Bu imkansızdır, çünkü diğeri de kendi doğrularıyla yaşar onu değiştiremezsin. Sorumluluğu karşındakinin üstüne atmaya devam ediyorsun, ama onu değiştiremezsin. Sorumluluğu başkalarına attığın için de asla asıl sorumluluğun sende olduğunu göremeyeceksin. Temel değişiklik senin içinde başlamalıdır.  
İşte şöyle tuzağa düşersin: Bütün hareketlerinden, bütün ruh hallerinden sorumlu olduğunu düşünmeye başladığın anda, başlangıçta depresyon geçirirsin. Ama bu depresyonu aşabilirsen, kısa bir süre sonra güneşi görürsün, çünkü diğerlerinden kurtuldun; artık tek başına çalışabilirsin. Özgür olabilirsin, mutlu olabilirsin. Tüm dünya mutsuz ve bağımlı olsa da fark etmez. Aksi takdirde bir Buda nasıl mümkün olabilir? Ve bir Patanjali nasıl mümkün olabilir? Ben nasıl mümkün olabilirim? Tüm dünya aynıdır. Krişna’nın dünyası da tıpkı senin dünyan gibidir, ama bir Krişna dans etmeye ve şarkı söylemeye devam eder, çünkü özgür kalmıştır. Ve ilk özgürlüğü, sorumluluğu başkalarına atmaktan vazgeçmektir; ilk özgürlük, sorumlu olanın sen olduğunu bilmektir. O zaman birçok şey mümkün olabiliyor.  
Karma felsefesi, sorumlu olanın sen olduğu üzerine kuruludur. Geçmişte ne ektiysen, onu biçersin. Neden ve sonuç arasındaki bağlantıyı takip edemeyebilirsin, ama sonuç buradaysa, nedeni de senin içinde bir yerlerde olmalıdır.  
Sana ne olursa olsun -diyelim ki üzüntülüsün- sadece gözlerini kapat ve üzüntünü seyret. Seni götürdüğü yere git, daha derinlere in. Kısa bir süre sonra nedenine ulaşacaksın. Belki uzun bir yolculuk yapmak zorunda kalacaksın, çünkü bütün hayatın söz konusudur; ve sadece senin hayatın değil, birçok başka hayat söz konusudur. Kendi içinde canını acıtan birçok yara bulacaksın ve bu yaralar yüzünden kendini üzüntülü hissedersin. Onlar üzüntülüdür. Bu yaralar henüz kurumamıştır. Canlıdırlar. Kaynağına geri gitme, etkiden nedenine gitme yöntemi, onları iyileştirecektir. Nasıl mı iyileştirecektir? Neden mi iyileştirecektir?  
Ne zaman geriye gitsen, vazgeçtiğin ilk şey sorumluluğu başkalarına atmaktır, çünkü sorumluluğu başkalarına attığında dışarı çıkarsın. O zaman işlemin tamamı yanlıştır. Nedeni bir başkasında bulmaya çalışırsın: “Eşim neden bu kadar edepsi” diye örneğin. O zaman “neden” eşinin davranışlarına nüfuz etmeye devam eder. İlk adımı atlamışsındır ve işlemin tamamı yanlış olur.  
Neden mutsuzum? Neden öfkeliyim? -Gözlerini kapat ve derin bir meditasyona dal.   
Yere yat, gözlerini kapat, bedenini gevşet ve neden öfkeli olduğunu hisset.   
Eşini unut gitsin; bu sadece bir bahanedir- A, B, C, D ne olursa olsun, unut gitsin.   
Sadece kendi içinde daha derinlere in; öfkeye nüfuz et.   
Öfkeyi bir nehir gibi kullan; öfkenin içinde akacaksın ve öfken seni içeriye doğru götürecek.   
İçinde çok zor fark edilir yaralar bulacaksın.  
Eşin edepsiz görünüyordu, çünkü içinde zor fark edilen bir yaraya, canını acıtan bir şeye dokundun. Hep güzel olmadığını, yüzünün çirkin olduğunu düşünüyordun ve bu içinde bir yaraya neden oldu. Eşin edepsizse, sana hep yüzünü fark ettirecektir. “Git aynaya bak” diyecektir. İşte o zaman birşeyler acımaya başlar. Eşini aldatmışsındır, o da sana sürekli hesap soracaktır, “Neden o kadınla o kadar çok güldün? Neden şu kadınla o kadar mutlu oturuyordun?” diye. Yine bir yaraya dokunulmuştur. Aldattın, suçlu hissediyorsun. Yara canlı.  Gözlerini kapat, öfkeni hisset, bütünüyle meydana gelmesine izin ver ki, ne olduğunu tamamen görebilesin. Sonra enerjinin yardımıyla geçmişe doğru git, çünkü öfken geçmişten gelir. Tabii ki gelecekten gelemez. Gelecek henüz gelmemiştir. Ayrıca şimdiki zamandan da gelmez.  
Karma’nın olaylara bakış açısı budur:  Gelecekten gelemez, çünkü gelecek henüz gerçekleşmemiştir. Şimdiki zamandan gelemez, çünkü henüz ne olduğunu bilemiyorsun. Şimdiki zamanı sadece uyanmış olanlar bilir. Sen sadece geçmişte yaşıyorsun, öyleyse geçmişinden bir yerlerden gelmek zorundadır. Yara hafızanda bir yerlerde olmalıdır. Geri git. Orada sadece bir tek yara değil, birkaç yara olabilir. Küçük, büyük yaralar. Daha derine git ve ilk yarayı bul; öfkenin asıl kaynağını. Denersen, bulabilirsin, çünkü oradadır. Bütün geçmişin oradadır. Tıpkı bir film rulosu gibidir, yuvarlanmış içeride bekliyordur. Ruloyu aç ve filmi seyretmeye başla. Prati-prasay işlemi budur. Kökteki nedene geri gitmek anlamına gelir. Ve bu işlemin güzelliği şudur: Bilinçli olarak geri gidebilirsen, bilinçli olarak bir yarayı hissedebilirsen, yara anında iyileşir.  
Neden mi iyileşir? Çünkü yara bilinçsizlik, bilinmezlik tarafından yaratılmıştır. Yara, inkarın, uykunun bir parçasıdır. Bilinçli olarak geri gider ve yaraya bakarsan, bilinç iyileştirici bir güç haline gelir. Geri gitmek, bilinçsiz olarak yaptığın şeylerin üzerine bilinçli olarak gitmek anlamına gelir -Sadece bilincin ışığı iyileştirir. O iyileştirici bir güçtür. Bilinçli yapabildiğin herşey iyileştirilebilir ve artık acımayacaktır. Geriye giden insan, geçmişi serbest bırakır. O zaman geçmiş artık çalışmıyordur; geçmiş artık onu sıkıca tutamıyordur ve geçmiş bitmiştir. Geçmişin artık varlığında bir yeri yoktur. Ve geçmişin varlığında bir yeri kalmadıktan sonra, şimdiki zamanda yaşabilirsin, daha önce hiç olmadığı gibi. Yere ihtiyacın vardır; geçmiş içini o kadar çok doldurmuştur ki -tıpkı ölü şeylerden oluşan bir hurdalık gibi. Şimdiki zaman gidecek yer bulamamaktadır. Hurdalık, gelecek hakkında hayal kurmaya devam eder. Böylece hurdalığın yarısı artık olmayan şeylerle, yarısı da daha henüz olmamış şeylerle doludur. Ya şimdiki zaman? -Sadece kapının önünde bekler. Bu nedenle şimdiki zaman geçmişten geleceğe bir geçişten başka bir şey değildir, sadece anlık bir geçiştir.  
Geçmişi bir kenara bırakmadığın sürece bir hayalet gibi yaşarsın. Yaşamın gerçek değildir, var değildir. Geçmiş senin aracılığınla yaşar, ölüler seni avlamaya devam eder.  
Geri git -Ne zaman bir fırsatını bulursan, sana ne zaman bir şeyler olursa: Mutluluk, mutsuzluk, üzüntü, öfke, kıskançlık,   
gözlerini kapat ve geri git. Kısa bir süre içinde geriye yolculuk etme konusunda etkin olacaksın.   
Kısa bir süre sonra zamanda geriye yolculuk yapabileceksin ve birçok yara açılacaktır.   
Bu yaralar içinde açıldığında, bir şey yapmaya kalkma. Bunu yapmana gerek yoktur.   
Sadece seyret, bak izle. Yara oradadır.   
Sadece seyret, seyredici enerjini yaraya ver, ona bak.   
Yargılamadan ona bak, çünkü yargılarsan “bu kötü, bu böyle olmamalı” dersen,   
yara tekrar kapanacaktır. O zaman tekrar gizlenmek zorunda kalacaktır.  
Kınama, takdir etme. Sadece bir tanıksın, ilgisi olmayan bir seyirci. Reddetme. “Bu iyi değil” deme, çünkü bu da bir reddetmektir ve bastırmaya çalışırsın. İlgisiz kal. Sadece seyret ve bak. Merhametle bak ki, iyileştirme gerçekleşsin. İlgisiz, merhametli bir bilinç, yaranın üzerine geldiğinde, yara yok olur, buharlaşır. Neden diye sormaz. Sadece doğaldır, nasılsa öyledir, nasıl oluyorsa öyledir. Bunu söylüyorsam deneyimlerime dayanarak söylüyorum. Dene ve bu deneyimi sen de kazan. Yolu budur.  
Geçmişe geri git. Geçmişe geri git dediğimde, geçmişi hatırla demek istemiyorum.   
Hatırlamak işe yaramayacaktır; hatırlamak güçsüz bir işlemdir.   
Unutulmaması gereken ayrım şudur: Hatırlamak hiçbir işe yaramaz -hatta zararlı bile olabilir.   
O yüzden tekrar yaşa. Bunlar birbirinden tamamen farklı şeylerdir.   
Farkı çok bari değildir ve anlaşılması gerekir.   
Bir şeyi hatırla: Çocukluğunu hatırla.   
Çocukluğunu hatırlarken burada ve şimdide kalırsın.   
O çocuğa dönüşmezsin.   
Hatırlayabilirsin, gözlerini kapatıp, hatırlayabilirsin ve yedi yaşındaki bir çocukken bahçede   
koştuğunu hatırlayabilirsin, görebilirsin.   
Sen buradasın ve geçmiş bir film şeridi gibi gözlerinin   
önünden geçer: Koşuyorsun, o çocuk koşuyor ve kelebeği yakalamaya çalışıyor.   
Sen görensin ve çocuk nesnedir.   
Hayır, bu doğru değil; bu hatırlamadır.   
Güçsüzdür, yardım edemez.  
Yaralar daha derindir. Hatırlamakla iyileşmezler ve hatırlamak, bilinçli zihnin bir parçası olarak kalır. Çok ama çok önemli olan her şey bilinçsizlikte saklıdır.Bu yüzden sadece yararsız şeyleri hatırlarsın ya da sadece zihninin kabul ettiği şeyleri hatırlarsın. Kötü olan, çirkin olan ne varsa, hepsi bilinçsizliğe itilmiştir, çünkü egon onlara bakmak istemez. Bütün kötülükler unutulmuştur ve bütün mutluluklar hatırlanır. Mutluluğu bağrına basmaya ve kötülükleri unutmaya devam edersin. Bu bir seçimdir. Bu nedenden dolayıdır ki, herkes daha sonra çocukluğun bir cennet olduğunu söyler, çünkü yanlış olan her şeyi unutmaya çalışmışsındır. Çocukluğun, senin onu hatırladığın şekilde gerçek değildir, kurgudur. Egon tarafından yaratılmış bir kurgudur. Böylece hatırladığın zaman mutlu olayları hatırlayacaksın, mutsuz olanları değil. Tekrar yaşadığında ise tamamını tekrar yaşıyorsun: Mutlusunu, mutsuzunu hepsini.  
Tekrar yaşamak nedir? Tekrar yaşamak, tekrar o çocuk haline gelmektir. Çocuğun bahçede nasıl koştuğuna bakmak değil, o bahçede koşan çocuk haline gelmektir. Seyirci olma, kendin ol. Bu mümkündür, çünkü o çocuk hala senin içinde var, hala senin bir parçandır. Tabaka tabaka yaşadığın her şey senin içinde vardır. Çocuktun, o orada; sonra genç oldun, o da orada; ve yaşlandın, o da orada. Herşey burada, katman katman.  
Gözlerini kapat, yere yat ve geriye git.  
Bunu kolayca deneyebilirsin. Bu hüneri geliştirebilirsin.   
Her gece yatağına yatıp, sabaha doğru geri gidebilirsin. Yatağa yatmak en son şeydir   
-Onu ilk haline getir ve şimdi geriye doğru git. Yatmadan önce ne yaptın?-   
Bir bardak süt içtin; tekrar al, tekrar yaşa. Eşinle kavga ettin; tekrar yaşa.   
Yargılama, çünkü şu anda yargılaman gerekmez. Olmuştur.   
İyi veya kötü deme, değerlendirme yapma. Sadece tekrar yaşa, o olmuştur.   
Geriye gidiyorsun: Sabahın erken saatinde seni uyandıran   
saatin alarm sesi; onu tekrar dinle.   
Sadece git ve saati geri çevirerek , günün her anını tekrar yaşamaya çalış.   
Kendini çok ama çok canlanmış hissedeceksin ve çok güzel bir uykuya dalacaksın,   
çünkü günle işin bitmiştir. Artık o gün sana asılmıyor.  
Onu bilinçli bir şekilde tekrar yaşadın.   
Gün boyunca bilinçli olmak zordu; o kadar çok şeyle boğuşmak zorunda kaldı ki. Ve artık pazara götürebileceğin bilincin kalmadı. Ama bilinçsizliğin markete, dükkana, olaylar dünyasına götürecek kadar bilincin yok. Tekrar eski uyurgezer alışkanlığına geri dönersin. İnsan farkındaysa, anı yaşar, geçmişi değil. Aradaki fark budur: Geçmişte yaşarsan, gelecek yaratılır ve Karma’nın çarkı döner. Şimdiki zamanda yaşıyorsan, Karma’nın çarkı yoktur. Üstesinden gelmişsindir, içinden çıkmışsındır. Hiçbir gelecek yaratılmaz. Şimdi ki zaman, asla gelecek yaratmaz, sadece geçmiş geleceği yaratır. O zaman yaşam, geçmişin  devamı olmadan anlık bir fenomen haline gelir. Bu anı yaşarsın. Bu an geçti mi, başka bir an gelir. Bir diğer anı yaşarsın, ama geçen o an sayesinde değil, farkındalığın, tetikte oluşun, duyguların, varlığın sayesinde. O zaman endişe yoktur, rüyalar yoktur, gelecekle ilgili hayaller, geçmişten gelen içki sersemliği yoktur. İnsan sadece ağırlıksızdır; uçabilir. Yerçekimi anlamını kaybeder. Geri dönmeye ihtiyaç duymaz. Geri gelinecek yer yoktur. Geri dönüşü olmayan noktaya ulaşılmıştır.  
İnsan, tam farkındalıkla şimdiki zamanda yaşıyorsa -ki tam farkındalıkla başka bir yerde yaşayamazsın, çünkü farkında olduğunda sadece şimdiki zaman kalır; artık geçmiş, gelecek yoktur; tüm hayatın şimdi olan bir fenomene dönüşür -İşte o zaman hiçbir Karma, Karma’nın tohumu bile birikmez. Bağlarından, kendi yarattığın bağlarından kopmuşsundur. Gerçekten de özgür olabilirsin. Bu içsel bir fenomendir: Bağlarından kurtulmak. Kesinlikle özgür olmayan bir dünyada, tamamen özgür yaşayabilirsin. Bir hapishanede olsan bile fark etmez, çünkü bu tamamen içsel bir tutumdur. İçsel tohumların kırılmışsa, özgürsündür. Buda’yı bir mahkum haline getiremezsin. Onu hapse atsan bile bir mahkum haline getiremezsin. Orada yaşayacaktır, ama tamamen farkında olarak yaşayacaktır. Tamamen farkındaysan, daima özgürsündür. Farkındalık özgürlüktür; farkında olmayış bir bağdır.  
OSHO  
Yoga-Bireyin Doğuşu
OSHO
Images

Ek Gelir Fırsatları: İyi Bir Gelir Tüm Hayallerinizi Değiştirebilir

Bir an için zaman ve paranın yaşamınızda bir sorun olmadığını hayal edin.

Her sabah çocuğunuzu okula götürdüğünüzü; okul gösterisini ya da futbol maçını kaçırmadan yanında olabildiğinizi düşünün.

Golf oynamaya zaman ayırmak için işinizi planlamak yerine, işinizi golf oyununuzun çevresinde planlayabildiğinizi hayal edin.

Tatile çıktığınızda, patronunuzun belirlediği tarihte değil, istediğiniz zaman geri dönebildiğinizi düşünün.

Araba kredinizi, konut kredinizi veya ay sonundaki kredi kartı faturalarınızı ödeme sıkıntısı yaşamadığınızı hayal edin.

İstediğiniz gibi harcama yapabilecek yüzde 5’lik kesimin içinde olduğunuzu düşünün.

Keyifli ve rahat bir yaşam mümkün mü?

Hiç hesap kitap yapmadan yaşamayı düşündünüz mü? Bütçe planları olmadan, “Nasıl öderim, gelirim yetmez” kaygısı yaşamadan ihtiyaçlarınızı karşılamak… Kendi işinizin patronu olarak para kazanmak ve hayatın tadını çıkarmak pek çok kişinin hayalidir. Ek gelir fırsatları arayışının ardında da çoğu zaman daha fazla zaman ve mali açıdan daha rahat bir yaşam isteği bulunur.

Bu hayal; iş, aile ve kişisel yaşam arasında denge kurmayı, çalışma saatleri üzerinde daha fazla söz sahibi olmayı ve internetten para kazanma seçeneklerini değerlendirmeyi içerir. Elbette her iş modeli farklıdır; bir fırsatı değerlendirirken sunulan koşulları ve gelir iddialarını dikkatle incelemek gerekir.

Zincirlerinizi kırın ve özgürlüğe adım atın

Xnetwork A Takımı, kendi işinin patronu olarak çalışma ve esnek çalışma saatleriyle para kazanma fikrini bir iş fırsatı olarak sunuyor. Tanıtımda öne çıkarılan koşullar şöyle sıralanıyor:

  • Kariyer basamağı yok.
  • Aylık iş kotası doldurma yok.
  • Ürün satın alma yok.
  • Birine ürün satma zorunluluğu yok.

Bu ifadeler, Xnetwork A Takımı’nın sunduğu fırsatın tanıtımında belirtilen koşullardır. Katılmayı düşünenlerin güncel işleyişi, sorumlulukları ve varsa mali koşulları doğrudan ilgili kurumdan öğrenmesi önemlidir.

Xnetwork A Takımı’nın gelir ve çalışma modeli

Xnetwork A Takımı, kişilere esaretten kurtulma ve özgürlük kazanma hedefiyle bir iş fırsatı sunduğunu belirtiyor. Tanıtım metninde, emeklilikte alınacak paranın en az 2-6 katı olduğu ifade edilen 2.000–6.000 TL aralığında bir kazanç imkânından söz ediliyor. Bu rakamlar tanıtımda yer alan gelir iddialarıdır; belirli bir kazanç veya süreklilik garantisi olarak değerlendirilmemelidir. Sonuçlar ve koşullar hakkında karar vermeden önce ayrıntılı bilgi almak gerekir.

Çalışma düzeni için günde birkaç saat ayırmanın yeterli olabileceği ve internet bağlantısı bulunan her yerden çalışılabileceği anlatılıyor. Örnekler arasında denizin ortasında bir yatta ya da Uludağ’da vakit geçirirken çalışmak da var. Bu yaklaşım; yemek, tatil ve diğer kişisel aktiviteler için zamanı daha esnek kullanma düşüncesini öne çıkarıyor. Ek gelir elde etme fırsatları arasında uzaktan çalışma fikri arayanlar için çalışma düzeninin ayrıntılarını önceden netleştirmek faydalı olacaktır.

Fırsatı değerlendirirken

Bir iş teklifini incelerken gelir beklentisini, çalışma gerekliliklerini ve katılım koşullarını birlikte değerlendirin. İnternetten para kazanma vaadi tek başına sonuç garantisi anlamına gelmez; kendi hedeflerinize ve imkânlarınıza uygun olup olmadığını araştırın.

Geleceğe yönelik hedefleriniz varsa ve kendinizi özgürleştirmek istiyorsanız, Profesyonel Para Kazanç Grubu Xnetwork A Takımı’nın sunduğu modeli inceleyebilirsiniz. Özgürleşmek için ilk adım, teklifin ayrıntılarını öğrenip size uygun olup olmadığına karar vermektir.

Images

2012 Burç Yorumları: Tüm Burçlar İçin Aşk, İş ve Para

2012 burç yorumları, yıl boyunca öne çıkan değişim, ilişkiler, iş ve maddi konuları burçların doğum tarihlerine göre ele alıyor. Her burç için dekanlara ayrılan yorumlar, aynı burcun farklı dönemlerinde doğanlara yönelik etkileri ve önerileri içeriyor. Aşk, kariyer ve para başlıklarının yanı sıra yılın dikkat çeken dönemlerini de burcunuza göre inceleyebilirsiniz. Yorumlar astrolojik değerlendirmelerdir; özellikle sağlık ve para konularında önemli kararlar alırken kişisel koşullarınızı ayrıca değerlendirin.

Images

Herkesin Bakmadığı Yönden Bak Dünyaya

İki köpeğin anlattığı iyilik ve kötülük hikayesi

Yaşlı adam, kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ileride boğuşan iki köpeği izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı. On iki yaşındaki çocuk, kendini bildi bileli dedesinin kulübesi önünde bu iki köpeğin boğuştuğunu görüyordu.

Dedesinin yanından ayırmadığı iri köpekleri merak ediyordu. Kulübeyi korumak için biri yeterli görünürken neden iki köpek vardı? Üstelik renklerinin neden siyah ve beyaz olduğunu da anlamak istiyordu. Sonunda merakını dedesine sordu.

Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. “Onlar benim iki simgemdir evlat,” dedi.

“Neyin simgesi?” diye sordu çocuk.

“İyilik ve kötülüğün simgesi. Şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”

Çocuk, mücadele varsa kazananın da olması gerektiğini düşündü. Her çocuğa özgü bitmeyen sorularına bir yenisini ekledi: “Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

Bilge reis derin bir gülümsemeyle torununa baktı: “Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!”

İyilik ve kötülük mücadelesinde seçimlerimizin payı

Bu kısa iyilik ve kötülük hikayesi, insanın içinde karşı karşıya gelen iki yönü sade bir benzetmeyle anlatır. Hikâyedeki köpekler yalnızca iyiliği ve kötülüğü temsil etmez; aynı zamanda dikkatimizi, zamanımızı ve emeğimizi hangi düşünce ve davranışlara verdiğimizi de hatırlatır. Bir yönü beslemek, ona günlük yaşamımızda daha fazla yer açmak anlamına gelir.

Bu, insanın her zaman kolayca seçim yapabileceği ya da tüm koşulları kontrol edebileceği anlamına gelmez. Hayatın önümüze çıkardığı engeller vardır. Yine de kendi tutumlarımızı ve tekrar eden tepkilerimizi fark etmek, nasıl ilerleyeceğimizi değerlendirmemize yardımcı olabilir. Bazen dünyaya herkesin baktığı yerden değil, kendi davranışlarımızın sonuçlarına bakarak yaklaşmak gerekir.

Kişisel farkındalık ve davranış kalıplarını tanımak

Kişisel farkındalık, içimizde neler olup bittiğine ve davranışlarımızın hangi alışkanlıklarla şekillendiğine dikkat etmeyi içerir. Bir durum karşısında nasıl tepki verdiğimizi, hangi düşüncelerin bizi desteklediğini ve hangilerinin yolumuzu zorlaştırdığını gözlemlemek, kendimizi daha iyi tanımamıza imkân verir.

Kişisel farkındalık ve davranış kalıpları arasındaki ilişki bu noktada önem kazanır. Tekrarladığımız davranışları tanıdıkça, yaşamımıza neyin yardımcı olduğunu ve neyin engel çıkardığını daha açık görebiliriz. Bu fark ediş, kendimizi yargılamak için değil; önümüzdeki seçenekleri daha bilinçli değerlendirmek için bir başlangıç olabilir.

Alışkanlıkların yaşamımıza etkisi de çoğu zaman küçük, tekrar eden seçimlerde görünür. Bir düşünceye ya da davranışa sık sık yönelmek, onu gündelik hayatımızın daha belirgin bir parçası hâline getirir. Bu nedenle kendimize şu soruları sorabiliriz: Hangi davranışlarımı besliyorum? Hangileri hedeflerime ve değer verdiğim şeylere yaklaşmama yardım ediyor? Hangi alışkanlıklarımı yeniden gözden geçirmem gerekiyor?

İçimizde beslediğimiz yönü seçmek

Bize yol gösterecek dinamik araçlardan yararlanmak her zaman mümkündür. Davranışlarımızı gözlemlemek, alışkanlıklarımızı tanımak ve kaynaklarımızı daha bilinçli kullanmak bu araçların başında gelir. Bunlar, karşımıza çıkan engelleri yok etmese de onları değerlendirip nasıl ilerleyeceğimizi görmemize yardımcı olabilir.

Kişisel farkındalığımız arttıkça, hangi yönümüzü güçlendirdiğimizi daha iyi anlayabiliriz. Her seçim büyük bir değişim yaratmak zorunda değildir; önemli olan, bizi destekleyen davranışlara düzenli biçimde yer açabilmektir. Böylece güçlükler karşısında yalnızca durumu seyretmek yerine, kendi payımıza düşen adımları seçebiliriz.

İçimizdeki iyilik ve kötülük mücadelesini düşünürken, bilge reisin cevabını hatırlamak yeterli: Hangi yönümüzü daha çok beslersek, yaşamımızda onun etkisi belirginleşir. Kişisel farkındalık ve doğru kullanılan kaynaklar, önümüze çıkan engellere rağmen bir nehir gibi yolumuza devam etmemize yardımcı olur.

Images

Enerji Alanınızı Temizlemek Frekansınızı Yükseltir

Işığınız bir elekten geçer gibi parlar; siz de bu ışığın geçebildiği kadarsınız. Ortak bir merkez tarafından, soğanın katmanları gibi çevrelendiğinizi düşünün. En yakın katmanlar fiziksel bilgileri; dışa doğru ilerleyen katmanlar duygularınızı, düşünce kalıplarınızı ve en uzaktakiler ruhunuzla hayattaki amacınıza dair bilgileri taşır. Bunlar, farkındalığınızın farklı oktavları gibidir.

Enerji alanı temizliği ne anlama gelir?

Bu yaklaşımda ruh seviyesinde korku ya da blokaj yoktur; meditasyon yapanların saf farkındalığı anlatmak için kullandığı ifadeyle, berrak ve şefkat dolu bir mücevher ışığı vardır. Buna karşılık fiziksel, duygusal ve zihinsel katmanlarda eski deneyimlerden kaynaklanan korkular, sabit fikirler ve donmuş duygular birikebilir. Kendi doğrunuzu ve sevginizi yaşayamadığınız bu hareketsiz yerler gölgelere; kendinizden uzaklaştığınız ya da bir şeyden kaçtığınız noktalar ise deliklere ve gediklere benzer.

Images

Özgür Olmak

Daima bak; ilk şey varlığındır ve başkalarının senin etkilemesine ve kontrol etmesine izin verme. Bunu yapmak isteyecek çok kişi vardır; Herkes seni kontrol etmeye hazırdır, herkes seni değiştirmeye hazırdır, herkes sana istemediğin bir yön vermeye hazırdır. Herkes sana bir hayat rehberi verir. Ama bu rehber senin içinde vardır; sen onun mavi kopyasını taşıyorsun.


Asla Başkalarının senin ne olduğun hakkında söylediklerine kulak asma, daima nasıl olmak istediğin hakkında kendi iç sesini dinle. Aksi takdirde bütün hayatını boşa harcarsın. Unutma iç sesine karşı doğru ol. Seni tehlikeye atabilir, git tehlikeye atıl, ama iç sesine karşı doğru kal. İşte o zaman içsel doyumla dans edebileceğin gün gelebilir.
Özgür olmak, kendine karşı doğru olmaktır. Özgür olmak çok çok tehlikeli bir fenomendir. Çok az insan bunu yapabilir. Ama insanlar bunu ne zaman yapsalar, başarırlar. Öyle büyük bir güzelliğe, öyle bir lutüf, öyle bir tatmine ulaşırlar ki, hayal bile edemezler.
Daima iç sesini dinle; başka hiç kimseyi dinleme. Etrafında seni baştan çıkartacak binlerce şey vardır, çünkü elindekileri satmak için kapı kapı dolaşan insanlar vardır. Dünya bir süpermarkettir ve herkes sana elindekileri satmak ister. Herkes bir satıcıdır. Çok fazla satıcı dinlersen, çıldırırsın. Hiç kimseye kulak asma, sadece gözlerini kapat ve iç sesini dinle. Meditasyonun özü budur; iç sesini dinlemek. Özgür olmak için ilk yapılması gereken budur.
Sonra ikincisi gelir- ama ikincisi ancak birincisini yaptıysan mümkün olabilir. Asla maske taşımamak. Kızgınsan kızgın ol. Çok risklidir, ama gülümseme, çünkü bu doğru değildir. Sana kızgınken gülümsemeyi öğrettiler; ama o zaman gülümsemen sahte olur, bir maske olur. Hımmm…? sadece bir dudak alıştırması, hepsi bu. Kalbin öfkeyle, zehirle doluyken gülümsemek- sahte bir fenomendir.
İşte o zaman tam tersi de olur; Gülümsemek istediğinde, gülümseyemezsin. Bütün mekanizman alt üst olmuştur, çünkü öfkelenmek istediğinde, öfkelenmedin, nefret etmek istediğinde, nefret etmedin. Şimdi sevmek istiyorsun, ama aniden mekanizmanın çalışmadığını fark ediyorsun. Şimdi gülümsemek istiyorsun ve bunu zorlayarak yapmak zorunda kalıyorsun. Kalbinin içi gerçekten de gülümseme ile dolu ve kahkaha atmak istiyorsun, ama gülemiyorsun; kalbine birşeyler tıkanıyor; boğazına birşeyler tıkanıyor. Gülümsemen ortaya çıkmıyor ya da çıkıyorsa bile, çok sönük ve ölü bir gülümseme olarak geliyor. Seni mutlu etmiyor. Onunla için kaynamaya başlamıyor. Etrafında bir parlaklık yaratmıyor.
Özgürlük hakkında hatırlanması gereken üçüncü şey; Daima şimdiki zamanda kal- Çünkü bütün sahtelikler ya geçmişten ya da gelecekten gelir. Geçmiş geçmiştir- buna kafanı yorma. Ve onu bir yük gibi sırtında taşıma, aksi takdirde şimdiki zamanda özgür olamana izin vermeyecektir. Ve henüz gelmemiş olan gelecek gelmemiştir- gelecek hakkında da gereksiz yere kafanı yorma, aksi takdirde gelecek şimdiki zamana akacak ve şimdiki zamanı yok edecektir. Şimdi zamana karşı doğru ol ki, özgün olasın. Şimdi ve burada olmaktır özgünlük. Geçmiş yok, gelecek yok. Sadece şimdiki an, sonsuzluğundur.
Bu üç şeye dikkat edersen, Patanjali Usta’nın “doğruluk” dediği şeye ulaşırsın. O zaman ne dersen de doğru olacaktır. Genelde doğruyu söylemek için tetikte olman gerektiğini düşünürsün. Ben bunu söylemiyorum. Ben diyorum ki; Özgünlük yaratıyorsun- ne dersen de doğru olacaktır. Özgün bir insan yalan söylemez. Söylediği ne olursa olsun, doğru olacaktır. Doğruluk, özgünlük, doğru olmak, yanlış olmamak- maske kullanmamak anlamına gelir. Gerçek yüzün neyse onu göster…Ne pahasına olursa olsun.

OSHO

Images

Yola Işık Düşünce

Kavramaya ve fark etmeye başlıyor, sorguluyoruz. Eskiden bize saçma gelen, “olmaz, olamaz” dediklerimiz artık mümkün görünüyor; en doğru sandıklarımızsa tartışılabilir geliyor. Bildiğimiz alanın dışına çıkmış, yeni olasılıklarla karşılaşmıştık. Eski hayat bilgisi derslerinden öğrendiklerimiz bu yeni zamanda çok da işimize yaramıyordu. Şimdi, tıpkı gurbete gidenlerin ev saydıkları kültüre dışarıdan bakabilmeleri gibi, eski kendimize de sorgulayarak bakıyoruz.

Kendini tanıma ve farkındalık: yeni açılardan bakmak

Bu, eleştiriden çok bir fark ediş. Masallardaki gibi, aslında yalnızca bir arpa boyu yol kat ettiğimizi görmek… Şok olmuyor, geçmişe ya da kendimize kızmıyoruz; fakat artık başka açılarımız ve perspektiflerimiz oluşuyor. Sorgulama, “Gerçekten böyle mi düşünüyordum, böyle mi hissediyordum, yoksa yanlış mı hatırlıyorum?” sorusuna kadar uzanabiliyor.

Özeleştirinin dozu düşük; çünkü artık daha geniş açılardan, daha derin perspektiflerden bakıyoruz. Bu açılar ve perspektifler bize yabancı. Gözlerimiz henüz buğulu görüyor, ama yine de kavramaya başlıyoruz. Kişisel dönüşüm de bazen, bildiklerimizi yeniden gözden geçirirken ortaya çıkan bu yavaş fark edişle ilerliyor.

Kendini tanıma yolculuğunda dönüşüm

Aslında kendimizi o kadar aşmamışız. Her şeyi bilmiyor, sandığımız kadar güçlü ya da sakin olmayabiliyoruz. Bilinçaltımızda dolaşan aysbergler var; bazı şeyler bildiğimiz gibi değil. Öte yandan, önemli sandığımız pek çok şeyin, insanın ya da alışkanlığın o kadar da değerli olmadığını; onlardan vazgeçilebileceğini ve aşılabileceklerini de görüyoruz.

Kendini tanıma yolculuğunda artık daha derine bakıyoruz. Gördüklerimiz ilginç, ama korkunç değil. Bu yüzden değişimden —daha doğrusu dönüşümden— korkmamak lazım.

Başkalarının tepkileri ve değişen bakışımız

Bu sorgulama ve fark etme çabasındayken, insanların ve toplumun etki ya da tepkileri birer birer anlamsızlaşmaya başlıyor. Ait olduğumuz grupların ve çevrelerin, iç ve dış çemberlerdeki insanların hakkımızda ne düşünecekleri, ne söyleyecekleri ya da ne yapabilecekleri eskisi kadar elimizi kolumuzu bağlamıyor. Artık çok da umurumuzda değil.

Bizi izlemeleri, takip etmeleri, açığımızı kollamaları, hatta tuzak kurmaları bile eskisi gibi bağlamıyor. Yeni bizi biz henüz tanımıyoruz ki onlar anlayabilsin. Bu yüzden onlar, toplamada sıfır, çarpmada bir olan etkisiz elemanlar gibiler. Yine de bir yararları var: Kimyadaki katalizörler gibi dönüşüm sürecini güçlendirip hızlandırıyorlar.

Paylaşma ihtiyacı ve bekleyiş

Bu derin sorgulama bizi sosyal iletişime itiyor. Kendimize odaklanmaya pek alışık değiliz; üstelik bu oldukça yorucu. Bu yüzden iletişim kurmaya, paylaşmaya ve insanlarda dinlenmeye çalışıyoruz. Başkalarına anlatasımız var. Dinlemek istemiyoruz, ama konuşasımız var.

Bir de gecikmeler oluyor. Beklenen şarkı, bitmeyen şarkı gibi… Beklediklerimiz sürekli gecikiyor. Bir şeyler oluyor, oluveriyor ve havuç yine uzaklaşıyor. Bu da biraz canımızı sıkıyor.

Düşüncelerin gerçekleşmesi ve sabır

Değişim daha önce başlamış olmasına rağmen, 11.11.11’de ben de çalışma yaptım; ama esas dönüşüm tarihi daha sonraydı. 20.11.2011 de önemliydi, ama o da değildi. Bu ayın sonlarından itibaren süreçte bir netleşme olacaktı. Beklediklerimiz müspet ya da menfi bir sonuca ulaşacaktı. Ne yazık ki birçok şeyi ancak ondan sonra anlayabilecektik. Ancak o zaman yeni alanda özgürleşecek, yeni açılara alışacak, yeni perspektifleri sevmeye başlayacak ve net görmeye başlayacaktık. Geçen senelerde de olmuştu; düğün gecesi, Şeb-i Aruz’da, 17 Aralık’ta…

Acele etmeyelim. Sık söylüyorum: Sabırsız adam iki kere bekler. Bu süreci kendimizi, yeni bakış ve görüşlerimizi, yeni analiz ve sentezlerimizi tanımaya ayıralım. Ama bu süreçte istediklerimize çok dikkat edelim. Daha önceki yazıda da bahsettim: Artık düşüncelerimizin gerçekleşme katsayılarında bir artış var ve kutsal metinlerdeki “düşüncelerinizden de sorumlusunuz” ifadeleri artık daha da geçerli.

Öfke, endişe ve üzüntü normal; ama bunlara esir olmak, değişim için uygun bir iklimdeyken hayatımızdaki engelleri aşmamızı zorlaştırabilir. Kendimizi izliyoruz ya; bu program interaktif. Kolay olmasa da kendimiz, sevdiklerimiz, bütün insanlar ve insanlık için “iyi” şeyler istemeye devam edelim…

Neşeniz, bilir…

Sevgi ve bilgi, paylaşılarak çoğalır…

Maksat Bir, rivayet muhtelif…

Sevgi ve ışık…

Korkut Keskiner

Images

Doğal Görmeyi Geliştirme ve Mükemmel Görüş Olumlaması

Doğal Görmeyi Geliştirme ve Mükemmel Görüş Olumlaması

TarafındanHalis ŞahinerGüncellenme Tarihi1 Ekim 2026

Doğal görmeyi geliştirme düşüncesi, burada gözlerle ilgili olumlu ve destekleyici bir iç konuşma kurma niyetiyle ele alınıyor. Aşağıdaki görme olumlamaları; netlik, rahatlık ve kendini güven içinde hissetme temalarını bir araya getiriyor. Her ifadeyi kendi deneyiminize uygun bir hızda okuyabilir, size anlamlı gelen cümlelerin üzerinde durabilirsiniz.

Images

Adam ve Kelebek Hikayesi: Rüya, Dünya ve Gerçeklik

Evvel zaman içinde, çok sıcak bir yaz gününde, uzun bir yolculuğa çıkmış iki yorgun adam dinlenmek için nehir kıyısında durur. Genç olanı kısa süre içinde uykuya dalar. Onu seyreden arkadaşı, uyuyan adamın aralanmış dudaklarının arasından küçük bir yaratığın çıktığını görür: Gözlerin şimdiye kadar gördüğü en güzel kelebeklerden biridir bu.

Kelebeğin nehir kıyısındaki yolculuğu

Kelebek, nehrin üzerindeki küçük bir kara parçasına süzülür ve bulduğu çiçeğin nektarını içmeye başlar. Ona devasa büyüklükte görünen bu adacığın çevresinde, güneşin ve hafif rüzgârın tadını çıkarırcasına dolaşır. Bir süre sonra kendi cinsinden başka bir kelebekle karşılaşır; birlikte, kur yaparcasına uçarak dans ederler.

Bir dalın üzerine konan kelebek, az sonra parlak çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın çevresinde uçuşan böceklere katılır. Bir süre böyle geçer. Bu sırada uyanık olan avare seyyah, nehirdeki adacığa doğru bir taş fırlatır. Suyun dalgalanmasıyla sıçrayan bir damla kelebeğe isabet eder. Kelebek düşecek gibi olur; güçlükle de olsa üzerindeki damlayı silkeleyip kanatlarını yeniden çırpar.

Son süratle uyuyan seyyahın ağzına doğru uçar. Ancak adam yerden aldığı bir yaprağı arkadaşının yüzüne tutar ve kelebeğin ne yapacağını merakla izler. Kelebek dehşet içinde engelin üzerine defalarca atılır; uyuyan seyyah homurdanır. Sonunda yaprağı tutan el gevşeyince minik yaratık açık dudakların arasından içeri girer. Kelebeğin içeri dalmasıyla uyuyan adam uyanır ve silkelenerek oturur.

Uyuyan adamın gördüğü rüya

Adam, arkadaşına biraz önce korkunç bir kabus gördüğünü anlatır. Rüyasında sakin ve huzurlu bir kalede yaşamaktadır; fakat sıkılıp çevresini keşfetmek için dışarı çıkar. Sihirli bir şekilde uzak diyarlardaki keyifli bir memlekete gider, Tanrıların içeceğinden kana kana içer ve inanılmaz güzellikte bir kadınla tanışır. Birlikte dans eder, kendini sonsuz sıcaklığın kollarına bırakır.

Farklı diyarlardan, yaşlardan ve özelliklerden birçok arkadaş edinir. Birlikte güzel zaman geçirirler. Keder de vardır; ama rüyadaki adama göre bu, yalnızca var olmanın ne kadar güzel olduğunu daha güçlü biçimde hissettirir. Hayat yıllarca böyle sürüp gider.

Derken beklenmedik bir felaket olur. Devasa dalgalar karaya vurur ve adam neredeyse boğulur. Kendini kaleye dönüş yolunda, sanki uçarcasına kaçarken bulur. Fakat kalenin kapısına vardığında içeri giremez: Dev bir yaratık, büyük yeşil kapının önünü kapatmıştır. Adam kapıyı defalarca omuzlar, ama açamaz.

Tam öleceğini düşündüğü anda büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırlar. Kelimeyi söyler söylemez büyük yeşil kapı, rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi düşer. Adam, hayatının geri kalanını güven içinde geçirebileceği evine döner. Ancak yaşadığı korku o kadar büyüktür ki sonunda uyanır.

Adam ve Kelebek hikayesinin anlamı

İdris Şah’a atfedilen açıklamada kelebek, insanın kendisidir; nehirdeki küçük kara parçası ise dünyadır. Hikâyede kelebek, kendi ölçeğinde geniş ve zengin görünen bir çevrede dolaşır. Uyuyan adamın rüyası da benzer biçimde, başlı başına gerçek ve kapsamlı bir hayat gibi yaşanır. Fakat anlatı, bu deneyimlerin gerçekliğin tamamı olup olmadığını sorgulamaya açılır.

Şah’ın sözleri, hoşumuza giden ya da gitmeyen şeylere ve onları nasıl algıladığımıza dikkat çeker. Gitme vaktinin geldiğini düşündüğümüzde gördüklerimizin çarpıtılmış olabileceğini söyler; bu yüzden soruya verilecek yanıtın da kolayca bulunamayacağını belirtir. Hikâye, rüyayı basitçe önemsiz saymak yerine, insanın kendi deneyiminin sınırlarını fark etmesine dönük bir düşünce sunar.

Anlatının sonunda “kelebeğin” ötesinde “uyuyan adam”, ikisinin ötesinde ise “Gerçek” bulunduğu ifade edilir. Doğru fırsatlar tanındığında kelebeğin, nereden geldiğine ve uyuyan adamın doğasına bakmayı öğrenebileceği söylenir. Bu nedenle Adam ve Kelebek hikayesi ne anlatıyor sorusuna verilebilecek yanıt, yalnızca bir rüya öyküsünden ibaret değildir: Hikâye, algıladığımız dünyanın ve deneyimlerimizin ötesinde ne olabileceği üzerine düşünmeye çağırır. Bu, anlatının sunduğu bir sorgulamadır; hikâye okura hazır bir cevap vermekten çok, bakışını genişletmesi için bir alan bırakır.

İdris Şah der ki: “Tahmin edeceğiniz gibi kelebeğin siz olduğu söylenir. Kara parçası dünyanın kendisidir. Hoşunuza giden ve gitmeyenler, nadiren düşündüğünüzü sandığınız şeylerdir. Artık gitme vaktiniz gelmiş olsa da (ya da gideceğinizi düşündüğünüzde) gördüğünüz sadece çarpıtılmış gerçeklerdir ve bundan dolayı da sorunuz cevaplanamaz. Fakat ‘kelebeğin’ ötesinde ‘uyuyan adam’ var. İkisinin ötesindeyse Gerçek var. Doğru fırsatlar tanındığında ‘kelebek’ bunların ötesine bakmayı öğrenebilir: Nereden geldiğine, ‘uyuyan adamın’ doğasına ve tabii ki bu ikisinin ötesinde ne olduğuna.”

Kaynak: Holy Harmony

Images

Sadece Evet De: Hayır Demeye Dikkat Et

“Hayır” ego tatmini, “evet” ise kendini keşfetme yöntemidir. Hayır egoyu güçlendirirken evet onu yok eder. — Osho

Sadece evet de: Hayır demeye dikkat et

close-to-the-nature-66

“Hayır” çoğu zaman ilk tavrımızdır. Peki neden? Çünkü hayır dediğimizde kendimizi güçlü, söz sahibi ve bir şeyleri belirleyen biri gibi hissedebiliriz. Osho’nun bu düşüncesinde, annenin çocuğuna verdiği olumsuz yanıt buna örnek olur: Çocuk reddedilmiş hissederken annenin egosu tatmin olabilir. Bu nedenle “hayır”, egonun beslendiği bir yanıt hâline gelir ve insan zamanla hayır demeye alışır.

Hayır demek ego tatmini midir?

Osho’ya göre hayır demek, kişiye otorite sahibi olduğu duygusunu verebilir. “Hayır” diyebildiğini görmek, insanın kendisini güçlü hissetmesine yol açar. Buna karşılık “evet efendim” demek, bazen kişiye değersiz ya da başkasının emrinde olduğu hissini verebilir. Bu yüzden hayır, ilk akla gelen yanıt olur; evet ise ancak başka seçenek kalmadığında söylenir.

Metnin önerdiği şey, her koşulda düşünmeden kabul etmek değil; önce kendi ilk tepkini fark etmektir. Evet demek mümkünken alışkanlıkla hayır mı diyorsun? Yoksa eveti ancak kendini çaresiz hissettiğinde mi seçiyorsun? Osho’nun yaklaşımında önemli olan, yanıtı otomatik olarak hayırla başlatmak yerine önce durup bakabilmektir. Evet ve hayır demenin ego üzerindeki etkisini anlamak için de bu ilk tepkiye dikkat etmek gerekir.

Önce evet demeyi dene

Bir gün boyunca, sıradan durumlarda önce evet demeyi dene. Osho, bu denemenin insana derin bir rahatlama sağlayabileceğini söylüyor. Örneğin çocuk sinemaya gitmek istiyor. Çocuğun isteği gerçekleşebilecek durumdaysa, verilen hayır yanıtı her zaman meseleyi çözmez; aksine çocuk, bu yanıtı değiştirmek için ısrar edebilir. Böylece hayır, bir sınır koymaktan çok karşılıklı bir inatlaşmanın başlangıcına dönüşebilir.

Buradaki “önce evet demek” önerisi, otomatik bir kabul alışkanlığından diğerine geçmekten ziyade, hayırı varsayılan cevap olmaktan çıkarmaya yönelik bir gözlem denemesidir. Bir gün boyunca kendi yanıtlarını izle: İlk olarak evet demek mümkün mü, yoksa hayır sözcüğü düşünmeden mi ağzından çıkıyor? Bu küçük farkındalık, hangi durumlarda gerçekten hayır demek istediğini, hangilerinde alışkanlıkla reddettiğini görmene yardımcı olur.

24 saatlik farkındalık denemesi

Yirmi dört saat boyunca her durumda önce evetle başlamayı dene. Bunun zor gelmesi şaşırtıcı değildir; çünkü bu deneme, hayırın ne kadar sık ve hızlı biçimde ilk yanıt hâline geldiğini görünür kılar. Osho, hayırı hemen kullanmak yerine evete başvurmayı ve bunun kişide yarattığı rahatlamayı gözlemlemeyi önerir.

Gün boyunca kendini takip et: Kaç kez hayır dedin? Kaç kez evet demek daha kolay olabilecekken reddettin ya da sessiz kaldın? Bu sayıları bir kota gibi görüp hayırları azaltmaya, evetleri artırmaya çalış. Amaç, sözcükleri mekanik biçimde değiştirmek değil; yanıt vermeden önce kendi tavrını fark etmektir.

Başlangıçtaki tavır düşünceyi etkiler

Osho’ya göre doğru düşünmek, önce evetle yola çıkmaktır. Bu, hayırı hiç kullanmamak anlamına gelmez; önce dünyaya evet diyen bir zihinle bakmak, ancak evet demek mümkün olmadığında hayıra başvurmak demektir. Evetle başladığında reddedecek daha az şey bulabileceğini; hayırla başladığında ise kabul edebilecek daha az şey görebileceğini söyler.

Başlangıçtaki tavrın, bir durumun nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde etkileyebilir. Zihin olumsuzlamaya ve hayır demeye alışmışsa, evet demek başta zor gelebilir. Bu nedenle kendini yargılamadan izle. Hayırın hangi anlarda otomatikleştiğini fark et ve evet demenin mümkün olduğu durumları görmeye çalış.

Günlük hayatta hayır ve evet

Tren istasyonundaki gişe örneği, metinde bu alışkanlığı anlatmak için kullanılır: Gişe memuru, önünde bekleyen kişi olsa bile başka işlerle ilgilenir, kayıtlara bakar ve onu bekletir. Osho, bu davranışı kişinin kendisini güçlü ve önemli hissetmesiyle ilişkilendirir. Bu örnekte akla önce hayır gelir; evet demek ise zorlaşır. Kendi davranışlarında da benzer bir gecikme, ret ya da direnç olup olmadığını gözlemlemek, hayır demenin ego tatmini midir sorusunu düşünmeye açar.

Hayır demeyi hemen seçmek yerine, önce evet demenin mümkün olup olmadığını fark et. Her evet, bu yaklaşımda egonun alışılmış tepkisine karşı bir adım olarak görülür. “Hayır, hayır, hayır” diye başlayan bir tavrın içimizde nasıl bir güç duygusu oluşturduğunu izlemek, kendi alışkanlıklarımızı anlamanın bir yoludur.

“Yaşamın tamamen anlamsız olduğunu hissetmek bir yol ayrımına ulaşmak demektir; ya intiharı seçersin ya da bir arayışçı olmayı; ya deliliği seçersin ya da meditasyonu. Bu büyük bir dönüm noktasıdır.” — Osho

Images

Eve Dönüş: Farkındalık Meditasyonu ile Kendinizi Tanıyın

Farkındalık meditasyonu olarak Eve Dönüş çalışması

İç dünyanızın farklı katmanlarında olup bitenleri fark etmenin yollarından biri, Rose Rosetree’nin “Eve Dönüş” çalışmasıdır. Bu uygulama, dikkati nefese, bedene, zihne ve duygulara sırayla yönelterek kendinize daha yakından bakmanızı amaçlayan bir farkındalık meditasyonu olarak düşünülebilir.

Çalışmanın temelinde bir şeyi düzeltmeye ya da değiştirmeye uğraşmak değil, o anda mevcut olanı fark etmek vardır. Nefesinizin nasıl aktığını, bedeninizde neler hissettiğinizi veya aklınızdan nelerin geçtiğini yargılamadan gözlemleyin. Bu yaklaşım, öz farkındalık geliştirmenin ve kendinize olduğunuz hâlinizle yaklaşmanın bir yolu olarak sunulur.

Images

Zaman ve Süreç Deneyiminiz Değişiyor

Bugünlerde sırf konsantrasyonumuzu korumak bile kabusa dönüşen bir iş olabilir! Bilgi Çağı’ndan çıkıp Sezgi Çağı’na giriyoruz ki, bu da gerçeği algılama biçimimizde önemli bir değişimden çok daha fazlasını getiriyor. İlk olarak dünyanın çok hızlı hareket ettiğini ve sizin daha fazla kendinizi zorlayarak ve hızlanarak dünyanın bu hızına yetişmeniz gerektiğini hissedebilirsiniz.  Bir işi bitirdiğinizde on tane daha görevin sizi bekliyor olduğunu bilmek, başarılarınıza veya yaratıcılığınızı kullanarak yaptığınız işlere sevinecek zaman bulamamanıza neden olur. “Yapılacaklar” listeniz yakın gelecekteki birçok şey ile dolup taşmıştır. “Eski iyi günlerde” her şeyin ne kadar da sakin ve güzel olduğunu düşünmekten kendinizi alamazsınız. Zihniniz dinlenmek için geçmişe ve planlarınızı koordine edebilmek için geleceğe gider. Çok nadiren şimdiki zamanı yakalar ve anı yaşarsınız. Bu nedenle kendinizi baskı altında hisseder, kendi frekansınızı yakalayamaz ve sınırsız enerji rezervinizden faydalanamazsınız. Kendinizi sık sık bitkin ve tükenmiş hissedebilirsiniz. Algının eski yolunda, zaman ve süreçlere ilişkin deneyimleriniz bir görecelilik fonksiyonu yaratır; geçmişi bugüne ve bugünü geleceğe kıyaslar.

Sezgi Çağı’nda ise bunun tam tersi yaşanır -geçmiş ve gelecek genişlemiş bir şimdiki zaman tarafından yutulur ve böylece ortada görecelik ya da kıyaslanacak herhangi bir şey kalmaz. Sadece ihtiyacınız olan her şeyi barındıran daha büyük bir varlık ve dikkate doğru sizi yönelten sonsuz bir şimdiki zaman vardır. Her şey anın içindeyken ve şu an gerçekleşirken enerji ışık hızında hareket eder. Şimdiki zaman ve gelecek hareket ve sonuçları arasında hayal ettiğiniz boşluğu dolduran duraklama zamanı ortadan kaybolur. Böylece bir sorunu çözerken, kararlar alırken veya hedefler belirlerken eğer özellikle sürece dahil olan insanlar konuyu tamamen anlamış ise ve gerekli mantıksal süreç sağlanmış ise çok daha kısa zamanda sonuç alınabilir. Bir kez “hiper-uzaya zıplama” deneyiminden geçerek genişlemiş Şimdiki Zaman’ı yaşadığınızda, kendi frekansınızı oturtabilirsiniz ve yaşamınız sakinleşerek zaman neredeyse sonsuz bir hale gelir.
Kişisel gerçekliğiniz ile yüksek vizyonunuz arasında bilinçli olarak salınarak, zaman çizelgesi ve trendler hakkında doğal bir duyu geliştirebilirsiniz. Daha kapsamlı düşünen, potansiyelleri önceden fark eden ve daha fazla değişken arasındaki iç bağlantıların daha fazla farkında biri olabilirsiniz. Bir yolun diğerlerine göre önceliği olabileceğini sezebilirsiniz. Yeteneklerinizle sürece olan etkinizden mutluluk duyabilir ve dalgalanmaları, hızlanma ve yavaşlamaları yönlendirmenizden keyif alabilirsiniz.
Zaman çizelgesi, yaşayan ve kapsayan  herkesin ihtiyaçlarını özgün ve değişken bir şekilde yansıtan bir  olgudur.
ŞUNU DENEYİN!
Zaman Çizelgesinin Yolunu Hissedin
1. Sorumluluğunu alıp üstleneceğiniz  bir proje veya süreç düşünün. Bu bir gezi, yeni bir ürün gelişimi veya hangi üniversiteye gideceğinize karar vermek gibi bir süreç olabilir. Kendi içsel merkezi frekansınıza gidin ve tüm süreci yüzeye çıkarın, ilk anından en son ulaşacağı gerçekliğe kadar kendinizle birlikte süreci boşluğa yayın. Bir yanınız artık olacakları çoktan gördü ve tecrübe etti bile, gevşeyin.
2. Sürecin enerjisini hissedin ve bedeninizin olayların akışına göre doğruluk ve endişe sinyallerini yaymasına izin verin. Tüm işlemin içinden geçerek, olabilecek her ihtimal, her noktayı tecrübe ediyorsunuz. Nerede yavaşlayıp nerede hızlanacağınızı, diğer insanların dahil olabileceği yerleri ve iş akışının nerede duraksayacağını izleyin ve test edin.
3. Zaman çizelgesi çizin, bir kağıda bir nehri resmeder gibi. Genişlemeleri, daralmaları, artış ve azalış ile hızlanabileceği yerleri ekleyin. Farklı hareket ve eylemlerin, enerjilerin farklarını belirtin. Akışın değişimine etki edebilecek şeyleri hissetmeye çalışın ve isimlendirin. “Tartışma”, “kayıp”, “pozitif enerji”, “senkronizasyon”, “iyi şans” gibi etiketler kullanın.
4. Güncelleyin, tekrar tecrübe edin, nasıl gelişmesini istediğinize göre zaman çizelgenizi tekrar tekrar yapılandırın.
SORUNLARI MEYDANA GELMEDEN
FARK EDEBİLİRSİNİZ
Zihniniz durağanlık ve tanımlamalardan hoşlandığı için enerji akışındaki değişimlerin erken sinyalleri görmezden gelmek kolaydır. Düşünmenin eski yolunda buna “sorun çıkarmak” diyorduk. Bilinçli hisleri kullanarak ve görünebilirlik eşiğinde daha tetikte olarak problemleri önceden sezebilirsiniz. Hislerinize kulak verirseniz, çalışanlarınızın davranışlarına ve çevresel etmenlere dikkat ederek takip edebilirsiniz, yaklaşan olayları isabetli bir şekilde etkileyecek eylemleri önceden fark edebilirsiniz. Hayatın ve sürecin bozulmaya bağladığını, tıkanmaya ve sıkışmaları görebilirsiniz.
Yaklaşan olayların gölgeleri kendilerinden önce gelir.
Kadim Atasözü
Çevrenizde veya kendinizde bir enerji sorunu olduğunu düşündüğünüz, mutluluğunuzun azaldığını veya sağlığınızın bozulduğunu hissettiğinizde ve aynı miktardaki çabalarınız artık aynı verim ve sonuçları vermemeye başladığında yapmanız gereken; değişmektir!
ŞUNU DENEYİN
DEMLENEN DEĞİŞİMİ NASIL SEZERSİNİZ?
1. Dertler ve sorunlarla karşılaştığınız bir dönemi hatırlayın. Erken uyarı sinyalleri var mıydı? Eğer daha duyarlı olsaydınız, süreçte bir yön değişimi olduğunu fark edebilir miydiniz? Sorunlar yüzeye çıkmadan önce bedeninizde ve çevrenizde neler hissediyordunuz? Eğer gerçekleşmeye çalışan olayları fark edebilseydiniz nasıl tepkiler gösterebilirdiniz?
  • Bir sorunu fark etmek için hangi duyularınızı kullanırsınız? Bunlar vücudunuzda nereye kaydoluyor?
  • Bir olayın sorun haline dönüşeceğini nasıl bilebilirsiniz?
  • Bir problemin şu an var olduğunu veya potansiyelini, bu değişim sürecinin ne kadar sürede gerçekleşeceğini nasıl bilebilirsiniz?
  • “Tam doğru” bir çözüm sizi nasıl hissettirir?
2. Bugünden başlamak üzere enerji bozulmalarını ve sürecin tıkandığı anları hissetmek, vizyonunuzu kontrol etme zamanının geldiğini anlamak, ne zaman ne şekilde hareket etmeniz gerektiği ve tam bir perspektif geliştirmek için daha çok bilgiye ihtiyaç duyup duymadığınızı anlamak için pratik yapabilirsiniz.
KISACA…Titreşimsel sorun çözme ve planlamada sorunları, ruhunuza ve kaderinize tecrübe katmak adına bir duruma yönlendirilmiş sorular olarak görürsünüz. Sorunu çözmek sağlıklı bir enerji akışını tekrar düzenlemek adına ne yapılması gerektiğini görmek ve yeni bir yol bulmak için enerjinizi hareket ettirmek demektir. Kaderini bulmak, bireyler için hayattaki en büyük çözümü sağlar, çünkü ruhunuzun yaşadığı gibi yaşadığınızda, birlikteliği tecrübe eder, gelecek sorunlar ve gelecek için planları ortadan kaldırmış olursunuz. Geniş ölçekli çözümler her zaman kazandırır. Hayatın tüm biçimlerini önünüze sunar, fiziksel, duygusal, zihinsel ve spiritüel olarak birçok düzeyde etki eder.
Karmaşık durumlarda bile, karar vermek için kendi içsel frekansınızda merkezlenerek bir süreliğine vizyonunuzu kontrol etmeniz gerekir. Hayatınızın yönü değişiyor, gelişiyor olabilir. Çok fazla seçeneğiniz olduğunda seçimlerinizi tartmak için bedeninizin incelikli doğrularını çağırarak kaygı sinyallerinize dikkat etmeniz gerekir. Hedefleri planlar ve seçerken, günlük kişisel gerçekliğiniz ile daha ileri seviye hayalleriniz arasında kasıtlı olarak ve sık sık gidip gelmek önemlidir. Kaderiniz, herkesin kaderi ile ortak bir şekilde gelişir, bu nedenle planlarınız akışkan ve şu anda olmalıdır. Sezgi Çağı, zaman ve zaman çizelgesine ilişkin tecrübelerinizi değiştirir, geçmiş ve geleceğin genişletilmiş bir şimdiki zaman tarafında emilip yutulduğunu fark etmeniz, gerçekleştirme sürecini hızlandırır. Zaman çizelgeleri insanların seçimleri ve planları tarafından etkilenir ve sıklıkla kontrol edilmelidir.
AKIŞA UYUN Kİ SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN…Hayat hareket halindedir. Sizi dalgadan parçacığa, hareketten duraksamaya götüren bir eğlence trenidir. Dalga, akış ve gevşemenin neşesini getirir. Duraksama kendinizin -bireyselliğinizin, çoğulluğunuzun ve birlik olgusunun- farkına varmanızı sağlar. Dalga ve duraksama. Genişlemek ve büzülmek…Ayrık olmak ve yeniden birleşmek…Vermek ve kabul etmek…İletişime geçin ve bağınızı hissedin. Öğrenin ve bilgeliği tecrübe edin. Siz dalgasınız ve parçacıksınız ve tekrar dalgasınız ve tekrar parçacıksınız. Her seferinde, yenisiniz.
Zihni yanlış kullanmak gibi sağlıksız alışkanlık edindiniz. Bir dalgadasınız ve zihniniz “Hayat enerjidir ve ben hareketim” diyor. Sonra duraksayıp parçacık olduğunuzda, zihniniz yeniden tanımlaması gerektiğini düşünüp “Hayat katı ve ben sonlu bir bireyim” diyor. Tekrar dalga olmaya başladığınızda, zihin tanımlamasını yeniden “akışa” çevirme konusunda baskı altında kalır. Kendi alışkanlığı yüzünden inatçıdır. Sizin ve hayatın sadece tek yönlü olmasını, hayata ve kendinizin doğal parçacık-dalga sistemini tecrübe etmenize bu kadar takılmamanı ister. Zihin kendi kısıtlı bakış açısından dalga-akış durumundan parçacık-duraksama haline her geçişinde kendine “Ben hatalıyım. Bir şeyler yanlış. Bir sorunum var. Bunu beğenmedim. Bu değişimi kontrol etmeliyim” der. Korku üretir ve gereksiz sıkıntılar doğurur.
Kendinizi tecrübe etmenin en yeni halinden keyif almak yerine, sorun sahibi olmaya odaklanmak insanoğlunun en büyük çılgınlığıdır. Sorun sahibi olduğunuzu hissettiğiniz anların altında, akış da olsa duraksama da, bir sonraki, şu ankinden daha fazla keyif alınabilir bir deneyime doğru yön değiştirdiğiniz hissi vardır. Deneyime sınıflandırmadan geçin ve onunla bir iletişim kurun. Hareket edin, açıklayın, yaratın ya da duraksayın, tekrar merkezinize dönün ve takdir edin. Sonra da dış dünyanın kendisini nu enerji döngüsüne -hayalinize, filminize- doğal olarak uyum sağlamasını izleyin. Zihnin tereddütleri olmadan, dünyanın tereddütü olmaz sorunlar ve cevaplar çözülür; varoluş yok oluş ve yeniden varoluş gerçekleşir bunun yerine. Yaşamdaki şekiller gelir ve geçer ve evrimleşir.
Zihninize tanımlama yapmasına son vermeyi ve şu an deneyimi ile “bir olmayı” öğretebilirsiniz. Zihninize, döngünüzün değişimlerini nasıl fark edeceğini, her aşamanın hazlarına uyum sağlamasını, “yanlış” kavramını, deneyimi mutlulukla kucaklayarak değiştirmesini gösterin. Zihninizin kopuk ya da dirençli olduğunu her fark ettiğinizde, boş verip mevcut faza yeniden katılmasını ve hazzı aramasını sağlayın. İleride bu derin hazlar, her farkındalık içeren her değerli anınıza sevgi katmanıza izin veren birleştirici prensip olacaktır. Ruhun hazzını düzenleyici prensip olarak ele aldığınızda yanlış bir şey, sorun, cevap kalmayacaktır. Hayat kendini bilgece geliştirir. Cevaplar zihnin ruhla buluştuğu, bu buluşmalarda, sonraki en uygun şeyi seçmenin keyfini yaşattığı anlık durma noktalarıdır. Sorun yaşamayı bırakabilirsiniz. Şimdi’ye kendinizi bıraktıkça, hiçbir şeye ihtiyaç duymazsınız.
Frekans “İnsan titreşimlerinin etkisi ve anlamı”
Penney Peirce