nefes teknikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Affetmek ve Özgürleşmek

Affetmek Nedir?

Birçoğumuz affetmek hakkında çelişkili ve değişken düşüncelere sahibiz. Bize acı veren bir davranışla karşılaştığımızda öfke duymak, karşılık vermek ve karşımızdakinin de benzer bir zorluk yaşamasını istemek anlaşılır gelebilir. Ancak bu tepki, yaşananı geride bırakmak yerine bizi aynı düşünce ve duyguların içinde tutabilir. Affetmek ve özgürleşmek, bu nedenle yalnızca karşı tarafla ilgili bir karar değil; kendi içimizde sürdürdüğümüz bu döngüye nasıl yaklaşacağımızla da ilgilidir.

Bu yazının yaklaşımında, farkındalık düzeyi henüz değişime açılmamış kişi sebep-sonuç ya da karma denilen kozmik oyunu sürdürme eğilimindedir. Benlik arzusu, affedici olmak yerine intikam almaya yöneltebilir. Kişi, kendisine acı ve zorluk yaşatan insanı ya da kurumu cezalandırırsa rahatlayacağını ve tatmin olacağını düşünebilir. Böyle bir anda affetmek için bir neden görememesi de bu bakışın parçasıdır.

Images

Gevşeme Egzersizi

Gün içerisinde enerjinizi yenilemek ve bir süreliğine yavaşlamak için yapabileceğiniz basit bir çalışma paylaşmak istedim. Bu gevşeme egzersizi; nefese dikkat etmeyi, kasları sırayla sıkıp bırakmayı ve zihinde sakin bir manzara canlandırmayı bir araya getiriyor. Kendinize acele etmeden, rahatça uygulayabileceğiniz bir zaman ayırın.

Hazırlık: nefesinizi yavaşlatın

Dik ama rahat bir şekilde oturun. Önce nefesinizi tamamen verin; ardından burnunuzdan yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi birkaç saniye tutun ve bu kez ağzınızdan mümkün olduğunca yavaşça, sonuna kadar verin. Bu nefes egzersiziyle gevşeme çalışmasını 20 kez tekrarlayın. Nefesinizi tutarken ya da verirken kendinizi zorlamayın; rahatsızlık hissederseniz kendi doğal nefes ritminize dönün.

Kademeli kas gevşetme egzersizi

Nefes çalışmasının ardından kaslarınızı sırayla fark etmeye başlayın. Kademeli kas gevşetme egzersizi için ilgili kas grubunu zorlamadan hafifçe gerin, birkaç saniye bu hissi fark edin ve sonra yavaşça serbest bırakın. Buradaki amaç kasları olabildiğince güçlü sıkmak değil; sıkma ile bırakma arasındaki farkı hissederek gevşemeye alan açmaktır.

Önce ayak kaslarınızı yavaşça sıkın, birkaç saniye tutun ve gevşetin. Ardından aynı uygulamayı vücudunuzda aşağıdan yukarıya doğru sürdürün: baldırlar, kalçalar, karın, göğüs ve sırt; sonra eller, kollar, omuzlar, boyun ve yüz. Her bölgeyi bırakırken rahatladığınızı hayal edin ve bu hissi fark etmek için kendinize kısa bir an verin.

Çalışmanın sonunda, sabah uykudan yeni kalkmış gibi tüm vücudunuzla gerinin. Bu kısa hazırlık, dikkatinizi bedeninize yöneltmenize yardımcı olur. Evde gevşeme egzersizleri yaparken oturabilir ya da uzanabilirsiniz; seçtiğiniz pozisyonda rahat olmanız ve çalışmayı kendi temponuzda sürdürmeniz yeterlidir.

Zihinsel yolculuk: gölün sakinleşmesini hayal edin

Ön hazırlık bitti. Rahatça oturun veya uzanın ve gözlerinizi yavaşça kapatın. Şimdi zihninizde bir yolculuğa çıkacağız. Büyük ve boş bir arazi hayal edin. Arazinin ortasında büyük bir göl var; rüzgâr esiyor, göl dalgalarla çalkalanıyor. Bu dalgaları düşünceleriniz gibi görün. Rüzgârın yavaş yavaş azaldığını, azgın dalgaların durulduğunu hayal ederken biraz daha derinden rahatlayın.

Bir süre sonra rüzgâr hafif bir melteme dönüşüyor ve sonunda tamamen duruyor. Dalgalar da rüzgârla birlikte sakinleşiyor; göl çarşaf gibi pürüzsüz, süt liman hâline geliyor. Sular gümüş rengi ve pırıl pırıl. Tıpkı zihniniz gibi… Siz de göl gibi sessiz, huzurlu ve dinginsiniz. Düşünceleri yok etmeye çalışmadan, dalgaların sakinleştiğini izlediğinizi hayal edin.

Gölün pırıl pırıl sularından parlak bir ışık huzmesi yükseliyor. Bu, rahatlatıcı bir ışık yayan gümüşi bir küre. Küre uçarak yavaş yavaş size yaklaşıyor. Size yaklaştıkça rahatladığınızı ve gevşediğinizi hayal edin. Işık o denli güzel ve dinginleştirici ki…

Küre alnınızın hizasına geliyor ve usulca alnınızdan içeri giriyor. Işığın zihninizi doldurduğunu, sizi iyice rahatlattığını hayal edin. Küre ardında bir ışık demeti bırakarak başınızdan aşağı kayıyor; boynunuzdan sırtınıza, omuzlarınıza, kollarınıza ve göğsünüze ilerliyor. Geçtiği yerleri rahatlatıcı, arındırıcı ve dinginleştirici ışıkla doldurduğunu gözünüzde canlandırın.

Işık göğsünüzden karnınıza iniyor; ardından bacaklarınıza, uyluklarınıza, dizlerinize, baldırlarınıza, ayaklarınıza ve ayak bileklerinize doğru ilerliyor. Ayak parmak uçlarınıza vardığında tüm bedeninizin bu rahatlatıcı ışıkla dolduğunu hayal edin. Kuvvetle ışıldıyor ve çevrenizi aydınlatıyorsunuz. Bu anın tadını çıkarın; artık siz de ışıktan bir parçासınız. Siz ışıksınız.

Kendi kendinize coşkulu bir şekilde şu sözü tekrarlayın:

Her gün, her yönden çok daha iyiye gidiyorum!

Bu sözcükleri inanarak ve istekle, tüm kalbinizle ve tüm benliğinizle beş kez tekrarlayın. Ardından gümüş kürenin bu kez ters yönde, ayaklarınızdan başlayarak yavaşça geldiği yollardan geri döndüğünü hayal edin. Geri dönerken geçtiği yerlerdeki sıkıntı ve gerginlikleri bir mıknatıs gibi içine çekiyor; yerlerinde derin bir rahatlama duygusu bırakıyor.

Küre bacaklarınızdan karnınıza, göğsünüze; kollarınızdan omuzlarınıza, boynunuza ve başınıza doğru yükseliyor. Geldiği gibi alnınızdan tekrar çıkıp karşınızda asılı kalıyor. Küreye teşekkür edin. Sonra uçarak yeniden göle dönmesini ve gölün sularına dalıp kaybolmasını izleyin.

Çalışmayı tamamlayın

Kendinizi dinlenmiş ve yenilenmiş hissettiğinizi hayal edin. Yapmanız gerekenleri sürdürebilmek için daha çok enerjiniz ve kararlılığınız olduğunu fark edin. Hazır olduğunuzda gözlerinizi açın ve hayata gülümseyin. Bu gevşeme teknikleri içinde size en rahat gelen bölüm nefese odaklanmak, kasları sırayla gevşetmek ya da göl ve ışık küresiyle yaptığınız zihinsel yolculuk olabilir. Uygulamayı kendi ritminizde tamamlayın.

Alıntıdır.

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Beynin Performansını Artırmak İçin Nefes Çalışmaları

Nefes egzersizleri, nefesi fark etmeye, ritmini yavaşlatmaya ve dikkati bedene yöneltmeye yardımcı olan basit uygulamalardır. Burada amaç, nefesi zorla değiştirmek değil; onu daha bilinçli biçimde izlemek ve farklı ritimleri sakince denemektir. Aşağıdaki çalışmalar burun deliklerini sırayla kullanmayı, nefesi derinleştirip yavaşlatmayı ve kısa süreli nefes tutmayı içerir.

Burun deliklerini değiştirerek nefes alma

Burun deliklerini değiştirerek nefes alma, nefesi bir burun deliğinden alıp diğerinden verme ve ardından yönü değiştirme uygulamasıdır. Yazının yaklaşımında bu çalışma, kişinin iç ritmine ve dikkatine tesir eden bir pratik olarak ele alınıyor. Beynin sağ ve sol yarımkürelerinin farklı işlevlerle ilişkilendirilmesi de bu anlatımın parçasıdır; ancak tek bir burun deliğinden nefes almanın konuşmayı ya da yaratıcılığı doğrudan geliştireceği kesin bir sonuç gibi düşünülmemelidir.

Images

Neden Burundan ve Diyaframdan Nefes Almalıyız?

Birçok kişi doğru nefes almayı bilmediği hâlde doğru nefes aldığını düşünebilir. Oysa doğal olmayan solunum alışkanlıkları oldukça yaygındır. Nefesi ağızdan almak, bedenin işleyişine uygun olmayan bir alışkanlık olabilir; kimi durumlarda altta yatan anatomik bir rahatsızlıkla da ilişkili olabilir. Bu nedenle solunum biçimimizi fark etmek önemlidir.

İnsanların büyük bölümü nefes alırken omuzlarını ve göğsünü yukarı kaldırır, karnını ise içeri çeker. Bu alışkanlığın, okul yıllarında sık duyduğumuz “Dik dur, karnını içeri çek, göğsünü şişir” komutlarının bedenimizde bıraktığı izlerle ilişkili olduğu düşünülebilir.

Images

Nefes Teknikleri İle Öfke Ve Kızgınlık Kontrolü

Kızgınlık çok hafif bir etkiden, şiddete kadar gidebilen bir duygudur. Öfkeyle birlikte beden üzerinde bir takım fizyolojik ve psikolojik değişimler görülür. Vücut biyokimyasında adrenalin ve noradrenalin hormonunun salınımı artar. Nefes alıp verme ve kalp atışı hızlanır. Göz bebekleri büyür ve tansiyon çıkar.

Kızgınlık birçok  nedene bağlı olarak kolayca gelişebilir. Bunlar kişinin dış dünyası ile ilgili olduğu kadar  içselde olabilir. Belli bir dozda kızgınlık normal ve hayatın devamı için gerekli sayılır. Belli bir düzeyi aşan kızgınlık durumlarında ise kendisine veya çevresine zarar verme görülebilir. Kızgınlık kontrol edilebilir bir duygudur ve önemli olan o sınırı koruyabilmektir.
Kızgınlık ve öfke kontrolünde kullanılan savunma sistemleri genellikle kızgınlığını sergileme,  sakinleştirme ve bastırma şeklindedir.
Kızgınlığını sergileyerek ifade etmek kontrolsüz bir şekilde saldırgan davranmak değil, gerektiği kadar hoşnutsuzluğunu bilinçli olarak gösterebilme durumudur.  Önemli olan duygu ve düşünceleri amacına uygun olarak diğerlerine doğru bir şekilde ifade etmektir. Kızgınlık ifade edilmek istendiğinde kontrolsüzlüğü engellemek için nefes kontrolü gerekir. Hızlanmış, kontrolden çıkmış duygu ve düşünce sistemini yavaşlatarak gerçek ihtiyacı belirlemek ve buna uygun davranış sergilemek için hiç ara vermeden on derin nefesi burundan hızla alıp, ağızdan yavaşça ohhh diyerek ya da hohlayarak vermek enerji blokajını çözer.
Sakinleştirme; dışsal tepkilerimizden çok içsel tepkilerimizi kontrol altına almamız anlamına gelir. Gerçekten kızgın ve kontrolsüz olmanın karşılığı olan bir nefes alma şekli vardır. Bu sakin ve gevşemiş durumda olduğunuzun tam tersi bir durumdur. Sakin ve kontrollü olduğunuzda nefes alışınız hızlı ama verişiniz yavaştır. Kızgın ve kontrolsüz olduğunuzda ise genellikle ağızdan yavaşça alınan nefes burundan hızla verilir. Halk arasında “burnundan soluyor” veya “boğalar gibi burnundan alev saçıyor”  sözleri kızgınlığın iyi birer ifadesidir.
Derin, düzenli ve dikkat odaklı nefes alış verişler vücut sistemini yavaşlatır. Daha uzun zamanda düşünerek hareket etmemizi sağlar. Kalp atışlarımızı ve hormonal sistemimizi dengeye sokar. Gereksiz adrenalin üreterek savaş ya da kaç etkisi yaratmamızı engeller. Kızgınlığın makul ve katlanılabilir bir seviyeye çekilmesine imkan sağlar.
Üçüncü yol ise bastırmadır. Burada öfke o an için bastırılıp daha sonra olumlu duygularla yer değiştirilerek kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu yol sürekli kullanıldığında her zaman olumlu duygulara çevirmek mümkün olmayabilir. Bu durumda öfke içe yönelerek depresyon, somatizasyon gibi çeşitli rahatsızlıklara dönüşebilir. Duyguların gereği gibi zamanında ve ortamında ifade edilememesi birçok değişik rahatsızlıklara yol açar. Kişinin kızgınlık duyguları bastırıldığında daha sonra değişerek kin ve intikam alma gibi yollarla kendini gösterebilir. Kızgınlığın bastırılması çok özel durumlar dışında önerilmez.
Kızgınlığın kontrol altına alınması nefes teknikleri;
Her zaman nefes farkındalığı içinde olarak davranışları kontrol altında tutmak gerekir.
Gereksiz kızgınlığa yol açacak adrenalin salgısı oluşturmamak için sempatik sinir sistemini aktive edecek üst solunumdan kaçınmak, bunun yerine düzenli yumuşak damak ve diyafram eşleşmesi ile bütünsel nefes almaya ve kanın ph değerini düşük tutacak nefes döngüsü oluşturmaya gayret etmek gerekir.
Kızgınlık belirtileri görüldüğünde veya kızgınlığın farkına varıldığında on adet derin nefes arka arkaya alınması kalp ve karın bölgesinde oluşan blokajın dağılmasına ve elektriğin topraklanmasına yarar. 
Kızgınlık yaşama ihtimali yüksek olan bir durum öncesinde burundan hızla alıp yavaşça ağızdan vereceğiniz nefeslerle fizik, duygu ve düşünce bedenler üzerinde yavaşlama, sakinleşme ve gevşeme sağlanarak potansiyel kızgınlıklara karşı önlem alınabilir.
Her türlü önlem alınmasına rağmen giderilemeyen, obsesif bir görüntü alarak takıntı durumuna geçen kızgınlıklar için değiştirici ve dönüştürücü nefes teknikleri ile beyin sapı ve medulla üzerinde yoğunlaşan elektriği tamamen nötr hale getirmek mümkündür.
  
Nefes teknikleri içinde yer alan üç kısa bir uzun nefes çalışmaları Timus bezini ve bağışıklık sistemini aktive ettiği için kızgınlığa karşı dengeleme oluşturmak için kullanılması uygundur.

Mustafa Kartal

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN



Images

Strese Karşı Senkronize Nefes Teknikleri

nefes teknikleriSağlıklı ve uzun bir yaşam için, yaşadığımız pek çok rahatsızlıkta stresin ve kişisel tutumlarımızın etkisini fark etmek önemlidir. Bu farkındalık, kişinin seçimlerini daha sağlıklı bir yönde yapmaya gayret etmesine yardımcı olabilir. Aksi hâlde kişi, bedeni için kendi başına bir şey yapamayacağını düşünerek yalnızca tedavi yöntemlerinin ve ilaçların peşinden koşabilir. Stresli bir anda dikkatinizi bedeninize yönelttiğinizde, stresin vücudunuzda yarattığı değişimleri gözlemleyebilirsiniz.

Otonom sinir sistemi ve stres tepkisi

İnsanların ve hayvanların yaşamını sürdürmesinde temel rol oynayan mekanizmalardan biri otonom sinir sistemidir. Bu sistem; nefes düzeninden vücut ısısına, tükürük ve mide asidi salgısından kalp atımına ve damar basıncına kadar pek çok işlevle ilişkilidir. Bağırsakların çalışması, hormonal düzen ve bağışıklık sistemi de bu geniş etki alanının parçalarıdır.
Kişi kendini tehdit altında hissettiğinde otonom sinir sistemi stres adı verilen alarm durumuna geçer. Sınavdan ya da iş görüşmesinden hemen önce yaşananlar buna tanıdık bir örnektir: Kalp atışı hızlanabilir, nefes değişebilir ve bağırsak hareketleri etkilenebilir. Bu tepki, canlıları korumaya yönelik otomatik bir düzenektir. Kedi gören farenin ya da karşısına ayı çıkan bir insanın uzun uzun düşünmeden harekete geçebilmesi, bu koruyucu yanıtla açıklanır.

“Savaş ya da kaç” yanıtı

Otonom sinir sistemi tehdit karşısında vücudu “savaşmak ya da kaçmak” seçeneklerine hazırlar. Her iki durumda da hızlı hareket etmek gerekebileceğinden, kan akışı ve kalp atımı değişir; nefes hızlanır. Karaciğerden kana şeker salınması ve hormonlarla hücresel habercilerin devreye girmesi de bu yanıtın parçalarıdır. Kısa süreli bir tehlikede işe yarayan bu düzenek, kişinin tehditten uzaklaşmasına yardımcı olur.
Ancak günümüz yaşamındaki süreğen stres, bedeni uzun süre hafif bir alarm hâlinde tutabilir. Stresin artmasıyla bu alarm yanıtı da yoğunlaşabilir. Yazının aktardığı çerçevede, kronikleşen alarm durumu iç organların işleyişini etkileyebilir; çarpıntı ve tansiyon şikâyetlerinden mide asidiyle ilgili yakınmalara, adet düzensizliklerinden enfeksiyonlara yatkınlığa kadar farklı sorunlarla birlikte görülebilir.

Kronik stres, hafıza ve beynin uyum yeteneği

Kronik stresin beynin hafıza merkezi üzerindeki etkilerinin çalışmalarda gözlendiği belirtilmektedir. Hafıza hücreleri arasındaki bağlantılardaki değişimler unutkanlık sorunlarıyla ilişkilendirilir. Düzenli nefes tekniklerinin beyni strese karşı destekleyebileceği; hipokampusu etkinleştirme ve inflamatuar sitokinleri baskılama yoluyla koruyucu rol oynayabileceği de yazıda vurgulanan görüşler arasındadır.
Beynin önemli özelliklerinden biri uyum sağlayabilmesidir. Yeni koşullara göre hücrelerin çalışma biçimi veya görev dağılımı değişebilir; bu değişim için düzenli bir uyarı gerektiği ifade edilir. Trafik kazasında kolunu kaybeden bir kişinin beyninde, koldan duyu alan hücrelerin zamanla yüz bölgesinden gelen duyulara yanıt verecek şekilde görev değiştirmesi buna örnek olarak verilir. Benzer biçimde, bebeğini emziren annenin beyninde göğsü temsil eden hücre sayısının artmasından söz edilir.
Bu uyum kapasitesi neurofeedback uygulamalarının temelinde de yer alır. İstenen düzeyde ve düzenli aralıklarla uyarı verilmesi önemlidir; beynin adaptasyon yeteneği kişiden kişiye değiştiği için aynı durumda uygulamanın faydası da herkes için aynı olmayabilir.

Senkronize nefesin önemi

Nefesi kontrol ederek sağlanan uyumun, vücudun kronik strese bağlı sürekli alarm hâlinden çıkmasına yardımcı olabileceği düşüncesi bu yaklaşımın temelini oluşturur. Nefes uygulamaları doğal biyolojik ritim egzersizleri olarak ele alınır. Metabolizması yavaş olan koalaların nefes ve kalp atımlarının da daha yavaş olması, canlıların ritimleri arasındaki ilişkiye örnek gösterilir. Yeni doğan bebeklerin metabolizması gelişim sürecinde olduğundan nefes ve kalp atımları yetişkinlere kıyasla daha hızlıdır.
Doğayı gözlemleyen insanların, metabolizması yavaş hayvanların nefes alış biçimlerinden esinlenerek meditasyon uygulamaları geliştirdiği ve bu uygulamalar için uzun eğitim süreçleri oluşturduğu aktarılır. Otonom sinir sistemini rahatlatmaya yönelik yaklaşımda yavaş nefes alıp vermenin yanı sıra düzenli ve senkronize nefes ritmini yakalamak önemlidir. Yavaş nefes alıp vermeyi denemek kısa sürede mümkün olsa da nefesin düzenini korumak pratik gerektirebilir.
Yogiler ve Tibet tapınaklarındaki rahipler üzerinde yapılan çalışmalara ilişkin olarak, stresle ilişkili beyin dalgalarında azalma ve aşılamaya karşı daha fazla antikor oluşumu gözlendiği yazıda belirtilmektedir.

Biofeedback nefes egzersizleri nasıl değerlendirilir?

Şehir yaşamı ve iş temposu, uzun süreli nefes meditasyonlarına vakit ayırmayı güçleştirebilir. Yazıda, teknolojik nefes teknikleri yaklaşımlarının meditasyonla geliştirilmesi yıllar alabilen nefes senkronizasyonunu 5-10 dakika gibi kısa bir sürede sağlamaya yardımcı olabileceği aktarılır. Nefes ve nabız düzenlemeye yönelik biofeedback nefes egzersizleri haftada 3-4 kez uygulanabilir; bu uygulamalarda senkronizasyonun sağlanması temel koşul olarak vurgulanır.
Bu egzersizlerin, stres alarmı sırasında otonom sinir sistemi ve diğer sistemler üzerindeki aşırı uyarımı azaltmayı amaçladığı belirtilir. Nefes biofeedback uygulamalarının kalp-damar sağlığını olumlu etkileyebileceği ve hipertansiyon şikâyetlerinde anlamlı sonuçlar sağlayabildiği de yazıda aktarılan bilgilerdendir. Bu nedenle biofeedback, otonom sinir sisteminin etkilediği organ sorunlarında düzenleyici ve destekleyici amaçla kullanılmaktadır.
Düzenli nefes çalışmaları, stresle başa çıkma rutinine kısa süreli bir uygulama eklemek isteyenler için bir seçenek olabilir. Burada öne çıkan nokta yalnızca nefesi yavaşlatmak değil, nefes ve nabız ritmi arasındaki uyumu düzenli biçimde çalışmaktır.

Mustafa Kartal
Images

60 Nefes Çalışması

Nefes çalışmasına başlayanlara her gün yapmalarını tavsiye ettiğim 60 nefes çalışması, tek başına doğru nefes alıp vermeyi öğretmeye yönelik bir uygulama olarak düşünülmemelidir. Bu çalışmadaki temel yaklaşım, fizik bedene bilinçli bir zorluk hazırlayarak direnç kazanmak ve nefeste güçlenmektir. Uygulamayı değerlendirirken bu amacı ve bedenin verdiği tepkileri birlikte göz önünde bulundurmak gerekir.

60 nefes çalışması nasıl yapılır?

Uygulama, bir dakika içinde 60 nefes alışverişi yapma esasına dayanır. Başka bir ifadeyle, 60 saniyede 60 nefes çalışması boyunca her nefes alışverişi yaklaşık bir saniyelik ritme yerleşir. Bu tempo hızlıdır; bu nedenle sayıyı tamamlamaya çalışırken nefesi tutmak ya da hareketleri birbirinden koparmak yerine, alış ve verişi kesintisiz bir akışta sürdürmek önemlidir.

Images

Holotropik Nefes Teknikleri

Holotropik nefes nedir?

Holotropik nefes, nefes ritminin bilinçli biçimde değiştirildiği; müzik, beden farkındalığı ve içsel gözlem gibi unsurların da eşlik edebildiği deneyimsel bir çalışmadır. Kişisel farkındalık, duyguları gözlemleme ve gündelik bilinç durumundan farklı öznel deneyimleri araştırma amacıyla uygulanır.

Bu çalışmalarda nefes, olağan ritminden daha hızlı ve derin bir hâle getirilebilir. Uygulamanın biçimine göre ritmik müzik ve kişinin dikkatini iç dünyasına yöneltmesine yardımcı olan bir ortam da sürece katılır. Dolayısıyla holotropik nefes çalışması yalnızca belirli bir nefes ritminden ibaret değildir; kişinin bedensel ve duygusal deneyimini nasıl gözlemlediği de önem taşır.

Images

Kontrolleri Bırakmak

Kontrolü bırakmak ve hayatı akışına bırakmakGelişen dünyada sorun yaşamaya devam ettiğimiz konulardan biri, kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmeye çalışır, çoğu zaman bu kontrollerin farkına bile varmayız. Önce üzerimizdeki kontrolleri fark edip gevşetebilirsek, başkaları üzerindeki kontrolümüzü de bırakmayı deneyebiliriz.

Düşüncelerimizi ve görünüşümüzü kontrol etmek

Düşüncelerimizi denetlemeye çalışırız. Olumsuz bir düşünceye sahip olmanın bizi kötü biri yapacağından korkar; “Sadece iyi şeyler düşünmeliyim” deriz. Negatif sözlerin çoğalıp pozitifi ele geçireceğine inanır, karanlık kelimesini bile kullanmaktan kaçınabiliriz. Böylece kendimizi sınırlarken içimizden geçenleri olduğu gibi görmemizi de zorlaştırırız.

Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl göründüğümüzü kontrol etmeye çalışırız. Beğenmediğimiz taraflarımızı saklayıp eleştiriden korunmak için dışarıya farklı bir görüntü veririz. Bir an durup aynadaki yüzümüzün ötesine, kendi benliğimize samimiyetle bakmayı deneyelim. “İyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmalıyım” ya da “Hiç güzel değilim” diyen iç sesimiz, çoğu zaman önce yargılayıp ardından kendi yargımıza tutunduğumuzu gösterir. Görünüşümüzü kontrol ederken yeni kontroller yaratır, hatta kontrolleri bile kontrol ederiz.

Bir sabah, başkalarının yargılarını düşünmeden, nasıl giyineceğimizi uzun uzadıya denetlemeden istediğimiz gibi giyinmeyi deneyebiliriz. Belki de kendimize buna izin vermediğimizi fark ederiz. Çünkü bazen özgürleşmeye çalışırken bile sınırlarımızı korumaya devam ederiz.

İnançlar, duygular ve ilişkiler üzerindeki sınırlar

Ruhsallığımızı ve inançlarımızı da kontrol etmeye çalışırız. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair yeni kurallar koyarız. İnançlarımız yalnızca belirli şeyleri yapabileceğimizi söylüyor ve bizi daraltıyorsa, bu sınırları sorgulamak gerekir. Yazının önerdiği gibi, karşıt kutbu düşünmek ezberleri görmemize yardımcı olabilir; bunu başkalarına zarar vermek olarak değil, katı yargılarımızın nereden geldiğini fark etmek olarak ele alabiliriz.

Kendimize kızmaya bile izin vermediğimiz olur. Erdemli olmanın hiç öfkelenmemek anlamına geldiğini düşünürüz. Oysa öfkeyi fark etmek, onu başkasına zarar verecek biçimde dışa vurmakla aynı şey değildir. Benzer biçimde, nazik konuşmayı sevgi adına yaptığımızı söylerken bazen kendimizi ve çevremizdekileri boğarız. Dürüst ve açık olmak yerine, yanlış bir şey söyleme korkusuyla kontrol etmeyi seçeriz.

“Kontrolü bırakırsam buzdolabındaki her şeyi yerim”, “Toplumda kabul görmek için belli bir biçimde görünmeliyim” ya da “Sesimi çıkarmamalıyım” gibi düşünceler, kendimizi nasıl kısıtladığımızı gösterir. Buradaki mesele sorumluluğu yok saymak değil; her şeyi kontrol etme isteğinin hayatımızı ne kadar daralttığını fark etmektir.

Bolluk, para ve kontrol etme isteği

Bolluğumuzu da kendi yargılarımızla sınırlandırabiliriz: “Ancak bu kadar kazanabilirim”, “Bundan fazlasına hakkım yok” ya da “Bu kadarına değerim.” Bir yandan daha fazlasını ister, diğer yandan mümkün olanı kendi düşüncelerimizle kısıtlarız. Kişisel gelişim, din veya felsefe alanında eğitim verenlerin gelirleri üzerine yargılar kurarken, bu yargıların kendi imkânlarımıza bakışımızı da etkileyebileceğini gözden kaçırırız.

Parayı her şeyin ölçüsü gibi görüp her kuruşu hesap etmek, gelirimizdeki her değişikliği felaket saymak yorucu olabilir. Yazı, paylaşmanın ve akışa güvenmenin önemini hatırlatırken, parayla ilgili korkularımızın da kontrol alışkanlığımızın bir parçası olabileceğini söylüyor. Hayatı akışına bırakmak, tüm kararları düşünmeden vermek değil; kaybetme korkusunun bizi bütünüyle yönetip yönetmediğini fark etmektir.

Kontrolleri fark etmek ve akışa güvenmek

Bu kontroller nedir biliyor musunuz? Yazının yanıtı, enerjinin kısıtlanması ve gelişimin yavaşlamasıdır. Eski anlayışlarımızın yerine yenilerini koyamadığımızda benliğimiz kendini korumaya çalışır. Kontrolü bırakmaya karar verdiğimizi söylesek bile “Bir iki kontrolü bırakayım ama hepsini değil; sonra başkaları ne der?” diyerek yeni sınırlar oluşturabiliriz. Başkalarının söyleyeceklerinden korksak da onların yargıları hayatımızın tek ölçüsü olmak zorunda değildir.

Kontrolü bırakmak ve akışa güvenmek, her koşulda dikkatsiz davranmak anlamına gelmez. Örneğin araba kullanırken gereken dikkat ile kaygı içinde her şeyi aşırı denetlemeyi birbirinden ayırabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Daha sağlıklı karar vermemizi sağlayan şey sakin ve uyanık olmak mı, yoksa korkuyla her ihtimali kontrol etmeye çalışmak mı?

İnanç sistemleri, gelenekler ve toplumun beklentileri bizi etkileyebilir. Bunları fark etmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve artık bize hizmet etmeyenleri salıvermek mümkün. Duyularımızı ve düşüncelerimizi sürekli denetlerken akışa bırakmaktan söz etmek kolaydır; asıl mesele, uygun olmayan anlarda yeniden kontrol kurduğumuzu fark etmektir. Yalnızca iyi düşünmemiz gerektiği inancı da düşüncelerimizi yargılamamıza yol açabilir.

Geçmişte, dünyada var olabilmek ve yaşamımızı sürdürebilmek için bazı kontroller oluşturmuş olabiliriz. Şimdi ise bunların hangilerinin hâlâ gerekli olduğunu, hangilerinin bizi sınırladığını sorgulayabiliriz. Her şeyi denetlemediğimiz ve kontrol etmek için sürekli enerji harcamadığımız bir yaşam nasıl olurdu? Kendimize güvenmek, olduğumuzdan fazlasını göstermeyi bırakmak ve başka olasılıklara izin vermek bu soruya yaklaşmanın yollarıdır. Kontrolleri fark edip gevşetmeye başladığımızda, kendi potansiyellerimize ve hayatın akışına daha açık olabiliriz.

Kaynak: Mustafa Kartal