Var olmanın gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kitap Tavsiyesi: Okuduğum ve Önemli Bulduğum Kitaplar

Okumuş olduğum kitaplardan önemli bulduklarımın bir kısmını burada paylaşmak istiyorum. Bu kitap tavsiyesi listesinde düşünce biçimi, bilinçaltı, kendini tanıma ve kendini olduğu gibi kabul etme gibi farklı konulara değinen eserler var. Hepsinin yaklaşımı aynı değil; aralarından size yakın geleni seçip kendi bakışınızla değerlendirmeniz yeterli.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=129800&sa=150317292

Kitap tavsiyesi: kişisel gelişim kitapları

Kitap seçerken bazen yeni bir fikirle karşılaşmak, bazen de uzun zamandır düşündüğümüz bir konuya başka bir pencereden bakmak isteriz. Buradaki kişisel gelişim kitap önerileri, okuduğum ve önemli bulduğum eserlerden oluşuyor. Kitapların tanıtımında yazarların ve yayınevlerinin sunduğu yaklaşımı aktarıyorum; hangi fikrin size uyduğuna karar vermek ise elbette size kalıyor.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=449818&sa=150316864

Pozitif Gücün Büyüsü – Louise L. Hay

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=104121

Pozitif Gücün Büyüsü kitabı, Louise L. Hay’in düşünceler, inançlar ve duygular üzerine yaklaşımını okuyucuyla buluşturuyor. Koridor Yayıncılık tarafından yayımlanan eser, pozitif düşünceyi kişinin kendini tanıması ve hayatla daha barışık bir ilişki kurması çerçevesinde ele alıyor. Hay’in anlatımındaki temel davet, insanın kendi iç dünyasına yönelmesi ve düşünce biçimini gözden geçirmesi.

Kitap tanıtımında Louise L. Hay’in kişisel gelişim ve içsel şifa konularındaki çalışmalarına da yer veriliyor. Dr. Wayne W. Dyer ise onun yazdıkları için, “Louise Hay, yazdıklarıyla bütün iyileşmenin başladığı yer olan ruhunuza sesleniyor. Bu kitaba bayıldım… Louise Hay’e de.” sözlerini kullanıyor. Bu eser, pozitif düşünce üzerine bir okuma arayanların değerlendirebileceği kitaplardan biri.

Bilinçaltının Gücü – Joseph Murphy

Bilinçaltının Gücü kitabı, Joseph Murphy’nin bilinç ve bilinçaltının işleyişine odaklanan eseridir. Tanıtımında “Düşüncelerinizi değiştirirseniz kaderinizi de değiştirirsiniz” ifadesiyle başlayan kitap; mutluluk ve üzüntüden korku ve güvene, başarıdan ilişkilere kadar uzanan bir dizi karşılaştırmalı soru sorar. Bu soruların ortak noktası, insanların yaşamlarının neden birbirinden farklı olduğu ve düşüncelerin bu farkla nasıl ilişkilendirilebileceğidir.

Murphy’nin metni, bu soruların yanıtını bilinç ve bilinçaltının işleyişinde arar ve “Kesinlikle evet” diyerek kendi yaklaşımını ortaya koyar. Burada aktarılanlar kitabın çerçevesidir; okurken soruları kendi deneyiminiz ve düşünceleriniz üzerinden değerlendirebilirsiniz. Düşünce alışkanlıklarını ve bilinçaltı kavramını ele alan kişisel gelişim kitapları arasında öne çıkan bir öneridir.

Images

Eckhart Tolle: Farkındalık ve Şimdinin Gücü

Siz düşünceleriniz değilsiniz; düşüncelerinizin gerisindeki Mutlak Bilinçsiniz. Eckhart Tolle’nin Şimdinin Gücü kitabında öne çıkan farkındalık anlayışının temelinde bu düşünce yer alır: Zihinden geçenleri gerçek kimliğimiz sanmak yerine onları gözlemlemek ve dikkati şimdiki ana getirmek.

Düşüncelerimiz çoğu zaman geçmişe dair pişmanlıklar, geleceğe ilişkin beklentiler ve korkular ya da şu ana yönelik şikâyetlerle doludur. Tolle’nin yaklaşımında ego, bu düşüncelerle kendimize bir kimlik kurmamıza yol açar; oysa gerçek benliğimiz egonun ürettiği düşüncelerden ibaret değildir. Düşünceleri bastırmaya çalışmadan, onları dışarıdan bakar gibi fark etmek ve girdaplarına kapılmamak, bu yaklaşımda içsel özgürlüğe atılan ilk adımlardandır.

Images

Kaderini Sev: Belki Seninki En İyisidir

Kaderini sevmek: Taşçının hikâyesi

Deniz kıyısında ihtiyar bir taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı’ya yakarır: “Keşke güneş olsaydım.”

“Ol,” der Tanrı. Taşçı güneş oluverir.

Fakat bulutlar gelir, güneşi örter; hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. “Ol,” der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu; bulut, rüzgârın oyuncağı olur. Bu kez rüzgâr olmak ister. Ona da “Ol,” der Tanrı.

Images

Aldığımız nefes bir mucizedir

Aldığımız nefes bir mucizedir, verdiğimiz nefes bir mucizedir. Yaşadığımız her an, nefes aldığımız her an bir mucizedir. Bunu söylediğiniz herkes “Evet, doğru” der. Peki bu doğruluğu gerçekten hissediyor muyuz? Nefesin mucizesi, yalnızca üzerinde konuşulacak bir düşünce değil; her an bizimle olduğu hâlde çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçekliktir.

Yaşadığımız her anın mucize olması

Balıklar, kuşlar, böcekler hayatı bizim gibi sorgulamaz; öfke duymaz, yargılamaz, bir şeyi yok etmeyi düşünmezler. Bu yazının kurduğu karşılaştırmada, zihinlerine ve yüreklerine insanın taşıdığı kadar çok ses dolmadığı için dünyaya aynı biçimde olumsuz bir etki bırakmazlar. Çöp üretmez, çevreyi kirletmez, ihtiyacından fazlasını alıp sömürmeye çalışmazlar… Onlar yalnızca yaşadıkları ana bakarlar.

Images

Gül Bahçesi Hikâyesi: Sevgi ve İlim

gül bahçesi hikayesi

Gül Bahçesi Hikâyesi

Günün birinde bir gezginin yolu, yalnızca güllerin yetiştiği bir bahçeye düşmüş. Birbirinden narin ve zarif güllerin bulunduğu bu bahçenin kapısında, güller kadar zarif ve latif bir hatun duruyormuş. Gezgin, hayranlık ve saygıyla ona yaklaşmış; kendisini tanıttıktan sonra adını bağışlamasını istemiş.

Hatun: Bana Sevgi derler.

Gezgin: Sevgi Hatun, burada yalnız mı oturuyorsunuz?

Sevgi: Hayır, eşimle beraber oturuyoruz. Ona İlim derler. Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz, yorulmaz bir kişidir; benden bile bıkmadı. :)

Gezgin: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?

Sevgi: Hay hay… Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın da Saygı dediğimiz şu mestleri giyin.

Onlar böyle konuşurken İlim çıkagelmiş. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar. Sevgi önde, İlim ile gezgin arkada yürüyormuş. Bahçedeki her gülün bir adı varmış: Mutluluk, Hoşgörü, Sabır, Kanaat, Adalet, İrade, Şefkat, Merhamet, Akıl, Hikmet, Kudret, Samimiyet, Tevazu, Fazilet ve daha niceleri…

Bu kadar çeşit güzelliği, bakımı, özeni ve düzeni gören gezgin heyecanlanıp hayrete düşmüş. Bahçıvan İlim Efendi’ye sormuş:

Gezgin: Hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyor musunuz?

İlim: Bazen şaşırdığım oluyor; ama Sevgi hemen yardımıma koşup bana doğru ismi hatırlatıyor.

Erdem güllerinin toprağı ve aşısı

Gezgin: Güllerin yetiştiği bu toprağın bir özelliği var mı?

İlim: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize Vefa adında bir dostumuz getirir. Vefa dostumuzun dediğine göre, merhametli bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir; biz de Merhamet gülünün altına serpiveririz. Şefkatli bir insan görünce de onun toprağını Şefkat gülünün altına sereriz. Böylece bu iş devam edip gider.

Gezgin güllere aşı yapılıp yapılmadığını sormuş. İlim, bazı güllerin başka değerlerle birleşince yeni güzellikler verdiğini anlatmış:

  • Hayal gülüne Gerçek aşılanmış; Ümit gülü oluşmuş.
  • İman gülüne Hizmet aşılanmış; Teslimiyet gülü oluşmuş.
  • Hikmet gülüne Akıl aşılanmış; İrade gülü oluşmuş.

İlim, bu aşıları sürekli yapmak gerektiğini söylemiş. O muhteşem Adalet gülüne Kudret aşılanmazsa Adalet sararıp soluyor, aciz kalıyormuş. Kudret gülüne Adalet aşılanmadığında ise onun toprağında Zulüm böcekleri üreyiveriyormuş.

Gezgin: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz?

İlim: Çelikleri ben hazırlıyorum; ama aşıyı koyup kavuşturan eşim Sevgi’dir. İlham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın akıl perdesini yumuşak yumuşak aralar ve böylece o varlığın gönlüne ulaşır. Aşı çeliğini oraya güzelce yerleştirir. Sonra da oluşan bütün kader sicimiyle tatlı tatlı sarar. Bütün bu işleri, bu aşamaları her seferinde aynı zevk ve heyecan içinde seyrederim. Sanki o anda Allah yanımızdaymış gibi…

Bahçenin adı: İnsanlığın olgunluk bahçesi

Gezgin, İlim’e tercih ettikleri güller olup olmadığını da sormuş. İlim, aslında böyle bir tercihleri olmadığını söylemiş. Yine de eşi Sevgi, Hoşgörü için “O benim beş duyumdur,” Samimiyet için “O benim ahlakımdır,” Tevazu için “O benim edebimdir,” dermiş. Ümit’e ise fazlaca düşkünmüş; çünkü Ümit için “O benim kanımdır,” deyip dururmuş.

Birkaç gün sonra gezgin bir kasabaya varmış ve tenha bir kahvehaneye girmiş. Kuytu bir köşede oturup çay içen birinin yanına yaklaşmış, kendisini tanıtmış ve adını bağışlamasını dilemiş.

O zat: Bana Âdem derler.

Gezgin başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı ve aralarında geçen konuşmaları anlatmış. Âdem dinlemiş. Sonunda şöyle demiş:

“O bahçeye İnsanlığın Olgunluk Bahçesi derler; insanlığın kemal bahçesi de derler.”

Gül Bahçesi hikâyesinin anlamı

Bu erdemler hikâyesinde güller, insanın gönlünde yetişen güzel nitelikleri; bahçenin bakımı ise bu niteliklerin emekle ve özenle yaşatılmasını hatırlatır. Merhamet ve şefkatin toprağı Vefa’dan gelir; Hayal, Gerçek’le buluşunca Ümit’e dönüşür. Adalet ile Kudret’in birlikte anılması da değerlerin birbirini tamamlamasının önemini gösterir.

Sevgi ve İlim hikâyesi, bahçenin iki soylu bahçıvanını anlatırken sevgiyle yapılan rehberliğe ve ilmin emeğine birlikte yer verir. Gül bahçesi hikâyesinin anlamı, insanın erdemlerini tek tek saymaktan ibaret değildir: Onları beslemek, doğru değerlerle güçlendirmek ve solmalarına izin vermemek de gerekir. Gezginin öğrendiği üzere bu bahçe, insanlığın olgunluk ve kemal arayışını simgeler.

Bana göre de adı Huzur, ebedî saadet bahçesi…

Images

İç Duygularımızı Gözlemlemek

Kendinizi gözlemleyerek zihinsel ve duygusal hâlinizi izlemeyi bir alışkanlık hâline getirin. Gün içinde kendinize sık sık şu soruyu sorun: “Ben şu anda huzurlu muyum?” Ya da, “Şu anda içimde ne oluyor?” diye sorun.

İçinizde olup bitenlerle, dışarıda olup bitenlerle ilgilendiğiniz kadar ilgilenin. İç dünyanızı göz ardı etmeden, dikkatinizi bir süreliğine kendinize yöneltin. Sorularınıza hemen yanıt vermeye çalışmayın; önce içinizde olanı fark edin. Zihniniz ne tür düşünceler üretiyor? Ne hissediyorsunuz? Bedeninizde bir gerilim var mı?

Duyguları gözlemlemek için dikkatinizi içe çevirin

Kendini gözlemleme, yalnızca düşünceleri fark etmek değildir. Düşüncelerin sizde hangi duyguları uyandırdığına ve bu duyguların bedeninizde nasıl hissedildiğine de bakın. Bazen belirgin bir üzüntü ya da öfke yerine, arka planda hafif bir huzursuzluk, sanki bir cızırtı bulunabilir. Bu küçük işaretleri fark etmek, zihinsel ve duygusal durumu izlemeyi zamanla kolaylaştırır.

İçsel dünyayı gözlemlerken kendinizi yargılamak ya da hislerinizi bastırmak zorunda değilsiniz. Önce ne olduğunu olduğu gibi görün. Ardından, bu huzursuzluğun şimdiki ana direnmekle, yaşananı yadsımakla ya da o andan kaçmaya çalışmakla ilişkili olup olmadığını anlamaya çalışın. İnsanlar şimdiki ana bilinçsizce pek çok yolla direnebilir; bu direnci fark etmek, değişimin ilk adımıdır.

İçerleme ve gönülsüzlüğü fark etmek

Yaptığınız bir işi yaptığınız için içerliyor musunuz? Bu işiniz olabilir ya da yapmayı kabul ettiğiniz bir şey. İşe devam ederken içinizde bir yanınız direniyor, gönülsüzlük duyuyor olabilir. Size yakın bir insana karşı açığa vurmadığınız bir içerleme taşıyor musunuz?

İçinize iyice bakın: İçinizde içerlemenin ya da gönülsüzlüğün en ufak bir kırıntısı var mı? Varsa, onu hem düşünce hem duygu düzeyinde gözlemleyin. Bu durum hakkında zihniniz neler söylüyor? Bu düşünceler hangi duyguları doğuruyor ve bedeniniz nasıl tepki veriyor? Duyguyu hissedin. Hoş mu, nahoş mu? Bu enerjinin içinizde kalmasını gerçekten seçer miydiniz? Bu sorular, duygusal durumun farkına varmanıza yardımcı olabilir.

Direnci fark etmek ve seçenekleri görmek

Aldatılmış ya da sömürülmüş olabilirsiniz. Meşgul olduğunuz faaliyet sıkıcı gelebilir veya yakınınızdaki biri size sahtekâr, sinir bozucu ya da bilinçsiz görünebilir. Durumla ilgili düşüncelerinizin geçerli bir nedeni olup olmadığı ya da haklı olup olmadığınız başka bir konudur. Buradaki önemli nokta, yaşananlara direnmenin içinizde nasıl bir çatışma yarattığını görebilmektir. Şimdiki anı bir hasım hâline getirmek, içsel ve dışsal olan arasında mutsuzluğu besleyebilir.

Bu tür bir durumda önünüzde farklı seçenekler olabilir: Yapmakta olduğunuz şeyi bırakmak, ilgili kişiyle konuşup ne hissettiğinizi açıkça ifade etmek ya da zihninizin bu durum etrafında ürettiği olumsuzluğu fark edip bırakmak. Amaç, duyguları yok saymak veya yaşananı önemsiz görmek değildir. Olumsuz düşüncelerin sizi sıkışmış hissettirdiğini ve gerçek değişimi engelleyebildiğini görmektir. Olumsuzluk, bir durumla başa çıkmanın her zaman en iyi yolu değildir; onunla hareket etmek daha fazla acı ve mutsuzluğa yol açabilir.

İçsel alanınızın sorumluluğunu üstlenin

Olumsuz iç hâller yalnızca kişinin kendisini değil, çevresindeki insanları da etkileyebilir. Bu nedenle, içinizde olanları gözlemlemek ve onlara nasıl karşılık verdiğinizin sorumluluğunu üstlenmek önemlidir. İçinizi yoluna koyduğunuzda dışarıyla kurduğunuz ilişkinin de değişebileceğini unutmayın.

Kendinize şu soruyu sorun: “Ben dünyayı kirletiyor muyum, yoksa kirliliği temizliyor muyum?” Tıpkı gezegene karşı sorumluluğumuz olduğu gibi, içsel alanımızdan da biz sorumluyuz; bu sorumluluğu başka biri üstlenemez. Duyguları gözlemlemek, içinizde olup biteni görmenizi ve olumsuzluğa otomatik olarak kapılmak yerine nasıl karşılık vereceğinizi seçmenizi sağlar.

Images

Ufak Şeyleri Dert Etmeyin: Daha Sakin Bir Yaşam İçin

küçük şeyleri dert etmemek

Küçük şeyleri dert etmemek, hayatın her zaman istediğimiz gibi ilerleyeceği anlamına gelmez. Daha çok, enerjimizi değiştiremeyeceğimiz ayrıntılara kaptırmadan günün içindeki güzellikleri fark etmeye çalışmaktır. Aşağıdaki hatırlatmalar; sabır, kabullenme, iyilik ve sevgiyle daha sakin bir yaşam sürmek için küçük adımlar sunuyor.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, her durumu beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak değildir. Gerçeği görüp elimizde olanlara yönelmek, olmayanlar için kendimizi tüketmemek demektir. Hayatı kafaya takmamak ve daha mutlu bir hayat için tavsiyeler aramak da çoğu zaman bu bakış açısıyla başlar:

  • Erkenden kalkmaya alışın.
  • Hayatı olduğu gibi kabul edin.
  • Bırakın ara sıra canınız sıkılsın.
  • Her şeye hâkim olmaya çalışmayın.
  • Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
  • Beterin beteri olduğunu hatırlayın; her hâlinize şükredin.
  • Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
  • Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın.
  • Sahip olmak istediklerinizi değil, elde ettiklerinizi düşünün.
  • Daha fazlasının her zaman daha iyi olduğu düşüncesinden vazgeçin.
  • Gerçeği olduğu gibi kabul edin; çünkü hayat âdil değildir.
  • Ölünce yapılacak işler listenizin dolu olacağını unutmayın.
  • Yüz yıl sonra burada bambaşka insanların olacağını hatırlayın.

Bu öneriler, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi ve her isteğin gerçekleşmeyeceğini hatırlatır. Hayatı kafaya takmamak için ne yapmalı diye düşündüğünüzde, önce değiştiremeyeceğiniz durumu kabul edip dikkatinizi bugün yapabileceklerinize çevirebilirsiniz.

Sabır ve düşünce alışkanlıkları

Bazen küçük bir söz ya da fikir ayrılığı, üzerinde uzun süre durduğumuzda olduğundan daha büyük bir meseleye dönüşebilir. Tepki vermeden önce durmak, dinlemek ve başka bir bakış açısını değerlendirmek bu nedenle önemlidir. Sabır da bir anda kazanılan değil, gündelik tutumlarla geliştirilen bir alışkanlıktır.

  • Tenkit etme isteğinizi bastırın.
  • Başkalarını suçlamayı artık bırakın.
  • Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın.
  • Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun.
  • Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
  • Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
  • Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
  • Öfkeniz kabarmaya başlayınca ona kadar sayın.
  • Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
  • Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın.
  • İnatla savunduğunuz iddiaları yumuşatmaya çalışın.
  • Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
  • Herkesin farklı olabileceğini anlayın ve saygı gösterin.
  • Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.

Bir konuşmada hemen cevap vermek yerine karşı tarafı sonuna kadar dinlemek, anlaşmazlığı büyütmeden düşünmeye alan açar. Bu, her konuda başkalarının haklı olduğunu varsaymak değil; kendi düşüncemizi de gözden geçirebilmektir.

İyilik, minnettarlık ve sevgi

Daha sakin bir hayat yalnızca sorunları azaltmakla değil, dikkatimizi değer verdiğimiz şeylere çevirmekle de ilgilidir. Gündelik iyilikleri ve sahip olduklarımızı fark etmek, yaşamın olağan anlarına başka bir gözle bakmamıza yardımcı olabilir.

  • Rastgele iyilikler yapmaya çalışın.
  • Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın.
  • Her gün biraz vaktinizi minnettarlık için ayırın.
  • Gördüğünüz her şeyde Yaradan'ın izini unutmayın.
  • Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası hâline getirin.
  • İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin.
  • Sevgi kapasitenizi geliştirip hayatınızı sevgiyle doldurun.
  • Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
  • Unutmayın ki insan, edindiği huylardan meydana gelir.

İyiliği gösteriş için değil, içtenlikle yapmak; minnettarlığa zaman ayırmak ve çevremizdekilere saygıyla yaklaşmak, günün sıradan görünen anlarını anlamlı kılabilir. Küçük şeyleri dert etmemek de çoğu zaman bu anları fark edebilmekle başlar.

Düşüncelerin büyümesine izin vermeyin

Olumlu ya da olumsuz düşünceler, üzerinde durdukça büyüyebilir; kartopu gibi ileride dağ gibi meseleler çıkarabilir. Bu yüzden her düşünceyi hemen gerçek kabul etmek yerine, ona biraz mesafe koymak ve dikkatimizi yeniden bulunduğumuz ana vermek yararlı bir hatırlatmadır.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, kusursuzluk beklentisini bırakmak ve başkalarına karşı daha anlayışlı davranmak bir günde tamamlanacak işler değildir. Bu önerilerden birini seçip günlük yaşamda uygulamayı deneyin. Ufak şeyleri büyütmeden, elimizdekileri fark ederek ve sevgiyi çoğaltarak daha huzurlu bir yaşama doğru ilerleyebiliriz.

Images

Kaliteli Yaşamın 38 Altın Kuralı

Kaliteli yaşam, yalnızca büyük hedeflere ulaşmakla değil, gündelik seçimlerimizle de şekillenir. Kendimize nasıl baktığımız, çevremizle nasıl ilişki kurduğumuz ve değişen koşullara nasıl yaklaştığımız bu yaşamın parçalarıdır. Aşağıdaki 38 kural; bedenimize özen göstermekten geçmişle barışmaya, sevdiklerimizle bağ kurmaktan şükretmeye uzanan bir hatırlatma listesi. Hepsini bir anda uygulamak zorunda değilsiniz; size anlamlı gelen bir adımdan başlayabilirsiniz. Mutlu yaşam için küçük ve düzenli seçimler de önemlidir.

Kaliteli yaşam için bedeninize ve zihninize özen gösterin

1. Çok su için. Gün içinde su içmeyi hatırlamak, kendinize gösterdiğiniz temel özenin bir parçası olsun.

Images

Uzun Yaşamanın 19 Sırrı

1- SAĞLIĞA DİKKAT 

YILDA bir kez düzenli olarak check-up yaptırıyor musunuz? Eğer bu soruya "evet" cevabı verebiliyorsanız ömrünüze üç yıl daha ekleyebilirsiniz. Yok eğer "hayır" diyorsanız ömrünüzden üç yıl eksiltmeniz gerekiyor.

2- NİNELER VE DEDELER 

EĞER büyükanneniz ya da büyükbabanız 80 yaşına kadar yaşadıysa 3 yıl daha kazandınız demektir.

3- ÇALIŞMAYI SEVMEK 

HİÇ gönüllü olarak çalıştınız mı? "Evet"se iki yıl daha ekleyin.

4- EĞİTİM DE ÖNEMLİ 

AMERİKA'DA yapılan bir araştırmaya göre üniversite mezunlarının daha uzun yaşadığı ortaya çıktı. Siz de üniversite mezunuysanız ömür hanenize iki yıl daha eklenmiş demektir.

5- BEKARLIK TEHLİKESİ 

BU araştırmayla "bekarlık sultanlıklıktır" anlayışı da tarihe karışacak gibi görünüyor. Çünkü yalnız yaşanlar daha pasif bir yaşam sürdürdükler için ömürlerinden üç yıl eksiliyor.

6- BOL BOL GÜLÜN 

MİZAH anlayışınız varsa bu "+3", yoksa "-3" demek oluyor.

7- İLLA DA DOST 

"DOST" kavramının insan hayatında önemli bir yeri vardır. Sorunlarınızı dinleyecek yakın bir dosta sahip olmanın ömrünüze iki yıl eklediğini, dostunuzun olmamasının ömrünüzden iki yıl götürdüğünü tahmin eder miydiniz?

8- ZEKAYI ÇALIŞTIR 

BEYİN cimnastiği yapmak insan hayatına 4 yıl daha kazandırıyor.

9- SPORU AKSATMAYIN 

BEYİN cimnastiğinin yanı sıra bir de düzenli olarak spor yapıyorsanız bu size üç yıl daha kazandırıyor.

10- BİLİNÇLİ YEMEK 

DENGELİ besleniyorsanız 2 yıl ekleyin, bilinçsizce yiyiyorum diyorsanız 3 yıl eksiltin.

11- KARARLI DİYET 

SÜREKLİ diyete başlayıp bırakıyorsanız 5 yıl eksiltin.

12- NİKOTİNİ UNUTUN 

SİGARA içiyorsanız 8 yılınızı silip atın.

13- YA PASİFLER... 

PASİF içici durumundaysınız bu kez 2 yılınızı silip atmanız gerekiyor.

14- KİLO YOK MU KİLO 

EĞER olmanız gereken kilodan her yıl sadece birkaç kilo oynuyorsa, ama olmanız gereken kiloyla aldığınız kilolar arasında uçurumlar varsa, bu sizin hayatınızdan üç yıl daha eksiltmeniz anlamına geliyor.

15- HAYVANLARI SEVİN 

KÖPEK ya da kedi gibi aktif hayvanlarınız varsa 2, balık gibi pasif hayvanlarınız varsa bir yıl ekleyin.

16- KIZIN VARSA İYİ 

İKİ ya da daha fazla kız çocuğunuz varsa üç yıl ekleyin.

17- DÜZENLİ YÜRÜYÜN

HER GÜN düzenli yürüyorsanız +2, sürekli araçlarla gidip geliyorsanız üç yıl eksiltin.

18- AŞK 

EĞER aşık değilseniz vakit kaybetmeyin çünkü aşk insan hayatının 7 yıl daha uzamasına neden oluyor.

19-OLUMLU BAKIŞ 

EĞER hayata olumlu bakıyorsanız ve uzun yıllar yaşamak istiyorsanız 5 yıl daha kazandınız demektir.
Images

Sonsuz Enerjinin Parçasısın

    Sen Sonsuz bir enerjinin parçasısın, sonsuz bir okyanusta bir dalgasın. Bunu hatırlayabilirsen asla enerji kaybına uğramazsın,  çünkü sonsuz bir kaynak daima elinin altındadır. Sen sadece  bir dalgasın  ve derinlerde  bir yerdede okyanus gizli.
     Doğuyorsun; kim seni doğuran?  Kim sana bedeninin  içine girecek enerjiyi veriyor?      Bedene otomatik, hassas bir mekanizma, bir organizmaya dönüşme enerjisini kim sağlıyor?
     Beden  yetmiş seksen, hatta yüz yıl boyunca hayatta kalmaya devam ediyor.
    Demek ki hatırlanılması gereken ilk şey sonsuz bir enerjinin bir parçası olduğundur. Bunu sürekli hatırla ve hisset. Yürürken, yerken, uyurken- sonsuz olduğunu hisset.
   Upanishadlar’ın  söylediğide budur:  Daima kendini  brahman gibi ebedi hisset. Bunu gitgide daha fazla hissedebilirsen hiç enerji kaybetmediğinin farkına varacaksın. Kaynak senin için ulaşılabilir olacak. Bir araç olacaksın. O  zaman ne istersen yap.
    İnsan  aklının yanılsamalarından biri de bu bir şey yapmakla enerji kaybedeceğin fikridir. Hayır sana enerji kaybettiren şey yaptığın eylem değil, bir şey yaparak enerji kaybedeceğin fikrinin ta kendisidir. Yoksa  bir şey yaparak da enerji kazanabilirsinde,  tabi ki bu fikre sahipsen. Hiçbir fikrin yoksa da yine enerji kaybetmemiş olursun.
    Bedenin  bir dinamo gibidir.  Onu ne kadar kullanırsan, sonsuz enerji kaynağından da o kadar enerji sağlanmış olur sana. Onu kullanmazsan yeni enerji stoğuna da gerek kalmaz.  Sonra gitgide stok tükenir. Ne kadar aktif olursan o kadar enerjin olur. Hareketsizleştiğinde  fazlasıyla enerji kaybedersin. Enerji aktiviteyle kaybedilmez , tam tersine tazelenir. Sen enerjiyi kullandıkça , kaynaktanda sana daha çok enerji gelir. Aktiviteden  dolayı enerji kaybettiğimize dair yanlış  bir kanı var insan zihninde.  Hayır, ne kadar aktif olursak, o kadar enerjimiz olur,  ne  kadar az aktivite  o kadar az enerji. Ve bu hayatın  tüm boyutlarındaki aktiviteler için geçerlidir.  Ne kadar çok seversen, verecek o kadar çok sevgin olur.  Cimrilik edip   ‘’ Çok seversem   sevgimi dağıtmış olacağım ve er ya da geç sevgim tükenecek, en iyisi onu kendime saklıyım’’ dersen sevgin ölür  ve artık sevemez olursun.
    Ne kadar çok seversen o kadar çok sevgi elinin  altında olur;  ne kadar çok kullanırsan o kadar çok sahip olursun. Hayatın kanunu  budur.  Merhamet, sevgi, aktivite,boyut ne söz konusu olursa olsun aynı kanun geçerlidir. Neyin daha çok olmasını istiyorsan, sevgini elinden geldiği kadar çok paylaşmaya devam et. Cimri olma, ancak cimriler enerji kaybeder.  Ve hepimiz cimriyiz, bu yüzden  kendimizi hep bitip tükenmiş gibi hissediyoruz.
Osho
Images

Kozadan Kelebeğe

zorluklarla mücadele

Bir çocuk, sekropia denilen bir tür güvenin kozalarını topluyordu. Bahar geldiğinde güvelerin kozalardan çıkışını hayret ve ilgiyle seyrediyordu. Ancak bu çıkış sırasında verdikleri mücadele, çırpınışları ve harcadıkları çaba onda bir acıma duygusu uyandırıyordu. Onların işini kolaylaştırmak, bu zahmetten kurtarmak istiyordu.

Bir gün babası, kozadan çıkmakta zorlanan güvelerden birinin ipeğini makasla kesti. Böylece böceğin dışarı çıkmasını kolaylaştırdığını düşündü. Fakat sonuç beklediği gibi olmadı: Güve, çok geçmeden öldü. Çocuğun gördüğü bu olay, ona zorluğun ve çabanın anlamı üzerine unutamayacağı bir hayat dersi verdi.

Kozadan çıkışın ardındaki hayat dersi

Baba, oğluna güvenin kozasından çıkarken sarf ettiği gayretin önemli olduğunu anlattı. Hikâyedeki açıklamaya göre böcek, bu çırpınışlar sayesinde vücudundaki zehri dışarı atıyor; aynı zamanda ileride ihtiyaç duyacağı kaslarını güçlendiriyordu. Kozayı keserek yolu kısaltmak, görünüşte yardım gibi dursa da böceğin bu süreçten geçmesini engellemişti.

Kelebeğin kozadan çıkış hikâyesi, yalnızca bir böceğin yaşadıklarını anlatmaz. Aynı zamanda, bazı süreçlerin dışarıdan bakıldığında gereksiz yere zor görünebileceğini ve her güçlüğün hemen ortadan kaldırılmasının iyi bir sonuç vermeyebileceğini düşündürür. Çocuk, güveyi korumak isterken onun kendi başına tamamlaması gereken süreci kesintiye uğratmıştı.

Zorluklarla mücadele ederek olgunlaşmak

Hikâyenin babanın oğluna verdiği asıl mesajı insan yaşamına uzanır: İnsanlar daha güçlü, dayanıklı ve iradeli olabilmek için karşılarına çıkan zorluklarla mücadele eder; bu mücadele sırasında olgunlaşır ve gelişir. İstenen sonuca ulaşmak için gösterilen çaba, kişiye yalnızca hedefini değil, o hedefe yürürken kendi gücünü de tanıma imkânı verir.

Bu nedenle zorluklarla mücadele, her şeyi tek başına yapmak ya da yardım istemekten kaçınmak anlamına gelmez. Hikâyedeki düşünce, insanın gelişmesine katkıda bulunabilecek çabayı onun elinden almamaya ilişkindir. Bazen destek olmak, bütün engelleri ortadan kaldırmak yerine kişinin kendi yolunu bulmasına ve adımlarını atmasına alan açmaktır. Güvenin kozasından çıkışı gibi, bazı aşamaların tamamlanması için kişinin kendi gayretine ihtiyaç vardır.

Zorluklar insanı güçlendirir düşüncesi de bu hikâyede, verilen emek ve gösterilen direnç üzerinden anlatılır. Bir hedefe kolayca ulaşamamak, ilk bakışta yalnızca gecikme ya da sıkıntı gibi görünebilir. Oysa mücadele süreci, insanın sabrını ve kararlılığını ortaya koymasına; neyi gerçekten istediğini anlamasına yardımcı olabilir. Böylece kişi, yalnızca sonuca değil, o sonuca ulaşırken edindiği olgunluğa da sahip olur.

Her şeyi kolaylaştırmak her zaman iyilik midir?

Babanın müdahalesi iyi niyetliydi; böceğin çektiği sıkıntıyı sona erdirmek istiyordu. Fakat bu hikâyede iyi niyet, sonucu tek başına belirlemeye yetmedi. Güvenin çırpınışını izlemek acı verici görünse de bu çaba, onun yaşam döngüsünün bir parçası olarak anlatılır. Çocuğun ve okurun karşısına çıkan soru şudur: Birinin yaşadığı güçlüğü hemen kaldırmak mı gerekir, yoksa kendi gelişimini tamamlayabilmesi için ona zaman ve alan tanımak mı?

İnsan ilişkilerinde de bu soru zaman zaman karşımıza çıkar. Sevdiklerimizi korumak, onların yolundaki her engeli bizim kaldırmamız demek değildir. Bazen yanında durmak ve ihtiyaç duyduğunda destek vermek yeterlidir; bazen de kendi kararlarını almasına, çaba göstermesine ve sonuçlarla karşılaşmasına izin vermek gerekir. Hikâye, yardım etmenin ölçüsünü yeniden düşünmeye davet eder.

Çabanın içindeki güç

Baba, oğluna insanların arzularına kolayca ulaştıkları zaman karakterlerinin zayıflayabileceğini, hatta içlerinde bir şeyin ölmüş gibi hissedilebileceğini söyler. Bu ifade, hikâyenin uyarısını güçlü biçimde özetler: Emek vermeden elde edilen her şey, insanın kendini tanımasına ve güçlenmesine aynı katkıyı sağlamayabilir. Ulaşmak istediğimiz şey kadar, ona hangi yoldan ve hangi gayretle ulaştığımız da önemlidir.

Elbette bu anlatı, yaşanan her zorluğun kendiliğinden iyi bir sonuç doğuracağını söylemez. Ancak insanın önüne çıkan güçlükler karşısında gösterdiği çabanın, dayanıklılığını ve iradesini geliştirebileceğini hatırlatır. Mücadele ederek olgunlaşmak, vazgeçmeden ilerlemek kadar, yaşanan süreçten ne öğrenildiğini fark etmeyi de içerir.

Kozadan kelebeğe uzanan bu hikâyenin akılda kalan mesajı basittir: Bazen büyümek için çaba göstermemiz, beklememiz ve kendi yolumuzdan geçmemiz gerekir. Her güçlüğü hemen ortadan kaldırmak yerine, onun içinden geçerken kazandığımız gücü de görebilmek önemlidir. Çünkü kimi hayat dersleri, ancak kendi mücadelemizle olgunlaşır.

Images

NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ

“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”

“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”

 Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.

Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.

Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.

Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.

Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.

O. Swett Marden
Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.

Images

DOSTLARI OLMALI İNSANIN

İnsan, hayatın dalgaları yükseldiğinde sığınabileceği; yeniden yola çıkarken de onu sevgiyle uğurlayan dostlara ihtiyaç duyar. Bu şiir, dostluğu gemilerin limanlarına benzeterek anlatıyor: Bazen yükünü bırakıp soluklandığın, bazen de açık denizlere uğurlandığın güvenli bir liman gibi.

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Dostluğun limanı ve açık denizi

Şiirde dost, yalnızca zor zamanlarda yanında duran kişi değildir. Yükünü bırakabileceğin bir sığınak olur; ardından kendi yoluna devam etmen için seni cesaretle uğurlar. Liman ve açık deniz imgeleri, yakınlığın yanında özgürlüğe ve yeniden kavuşma umuduna da yer açar.

Dizelerdeki bilge dost, insanın göremediği yönleri gösterir; gerektiğinde güven verir, yolunu aydınlatır ve hayatı şekillendirmeyi öğretir. Soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleği paylaşma düşüncesi ise dostluğun özündeki fedakârlığı sade ama güçlü biçimde anlatır.

Bu dizeler, dostluk şiirleri ve arkadaşlık şiirleri arasında samimiyeti, özlemi ve karşılıksız paylaşmayı öne çıkaran bir dostluk üzerine şiir olarak okunabilir. Dostları olmalı insanın şiiri, gerçek dostluğun hem sığınacak bir liman hem de yola çıkma cesareti olduğunu hatırlatıyor.

Images

Var Olmanın Gücü: Kişisel Farkındalık ve Gerçek Benlik

Kimlik duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve hayatta sizin için önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar. Fakat önem verdiğiniz şeyler, aynı zamanda sizi üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bu durum, kişisel farkındalık geliştirmek ve kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir başlangıç noktası olabilir.

Sizi rahatsız eden şeyler ne söylüyor?

Sizin için önemli olanlar yalnızca söylediklerinizden ya da inandığınızı düşündüğünüz şeylerden anlaşılmaz. Gerçek önceliklerinizi çoğu zaman yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkiler açığa çıkarır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler?

Küçük meseleler sizi kolayca üzüyor ve sinirlendiriyorsa, bunun altında kendinizi küçük ya da yetersiz görmenize yol açan bir inanç bulunabilir. Bu, bilinçaltınızda taşıdığınız bir düşünceyi fark etmeniz için bir işaret olabilir. Peki, küçük ve önemsiz görünen şeyler nelerdir? Bu bakış açısına göre, her şey gelip geçicidir; dolayısıyla hiçbir şey kalıcı olarak sizin kim olduğunuzu belirlemez.

Zorlayıcı anlarda ego ve gerçek benlik arasındaki fark

Kim olduğunuzu düşündüğünüzü kendinize sorun. “Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum” ya da “Bu çılgın dünyadan bıktım, tek istediğim biraz huzur” diyebilirsiniz. Ancak telefon çalana, kötü bir haber gelene ya da planlarınız bozulana kadar böyle hissetmek kolaydır.

Borsanın çökmesi, bir anlaşmanın bozulması, arabanızın çalınması, yolculuğunuzun iptal edilmesi, eşinizin sizi terk etmesi ya da birilerinin sizden daha fazla para istemesi… Bu tür olaylar karşısında birden endişelenip öfkelenebilirsiniz. Sesiniz sertleşir; “Buna daha fazla dayanamıyorum” dersiniz. Başkalarını suçlayabilir, onlara saldırabilir veya kendinizi savunup haklı çıkarmaya çalışabilirsiniz. Üstelik bu tepkiler çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi ortaya çıkar.

Biraz önce huzurdan başka bir şey istemediğinizi söyleseniz bile, o anda hayatınızda huzurdan daha önemli tuttuğunuz başka şeyler olduğu görünür. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kaybetme ihtimali öne geçer. Böyle anlarda kendini tanıma ve farkındalık, sözlerinizle davranışlarınız arasındaki farkı görmenize yardımcı olur.

Şimdi kendinize sorun: Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi kaygılanıyorsunuz? Hayır; çoğu zaman ego için kaygılanırsınız. Küçük benlik, geçici şeylerde güvenlik ya da tatmin arar; aradığını bulamayınca öfkelenir. Böylece hangi düşüncenin ve beklentinin tepkinizi yönettiğini daha açık görebilirsiniz.

İç huzur ve kabullenme

Eğer gerçekten istediğiniz şey huzursa, huzuru seçersiniz. Zorlayıcı insanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepkinizin farkında kalmak, hemen savunmaya geçmeden durumu görebilmek demektir. Bu yaklaşım, olanı görmezden gelmek değil; yaşananı önce olduğu hâliyle kabul edip kendinizi otomatik tepkilerden ayırabilmektir.

Durumu kabullenip onunla mücadele etmek yerine uyanık kaldığınızda, bir cevap ortaya çıkabilir. Bu cevabı veren, olduğunuzu sandığınız kişi değil, gerçek benliğinizdir. Kendinizi güçlü ve etkili hissetmek için her insanı ya da durumu düşman olarak görmeniz gerekmez. Sorunlarla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkiler, kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızın en gerçekçi göstergelerinden biridir.

Gerçek kimliğin farkına varmak

Kimse size kim olduğunuzu kesin biçimde söyleyemez. Bir başkası sizin için bir tanım yaptığında, bu yalnızca yeni bir kavram olur; sizi bütünüyle açıklamaz. Kimliğe ilişkin inançlar, gerçekte kim olduğunuzu doğrudan göstermek yerine bir engel hâline gelebilir. Zaten kim olduğunuz, bir tanıma sığdırmanızla değişmez.

Yine de farkındalık olmadan gerçek kimliğinizi dünyaya ifade etmeniz zorlaşır. Gerçek benliğiniz, ifade edilmemiş hâlde kalabilir. Bu, bankasında 100 milyon dolar olduğu hâlde sokakta dilenen yoksul bir adamın durumuna benzer: Sahip olduğu zenginlik görünür ve ifade edilir hâle gelmemiştir.

Kendini tanıma ve farkındalık, özellikle zorlandığınız anlarda neye tutunduğunuzu görmenizi sağlar. Öfkenizi, kaygınızı ve savunma ihtiyacınızı izleyerek ego ile gerçek benlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilirsiniz. Var olmanın gücü, kim olduğunuz hakkında yeni bir tanım bulmaktan çok, tepkilerinizin ardındaki gerçeği fark etmekte yatar.

Var Olmanın Gücü — E. Tolle