Images

Kendimi Keşif Yolculuğum: Kendini Tanımak ve Değişmek

Her yolculuk ilk adımla başlar

Kendini keşfetme yolculuğumu ve bu süreçte öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Yıllar içinde birçok kişiyle tanıştım; farklı yöntem ve teknikler öğrendim, sonra bunları kendi hayatımda uyguladım. Zamanla şunu anladım: Beni değiştiren, bildiklerimden çok eyleme döktüğüm çalışmalardı.

Kitap okumayı severim. Evimde bu konuda onlarca kitap var; yeni çıkanları da takip etmeye çalışıyorum. Bazı kitapları daha iyi özümsemek için iki kez okudum. Başlangıçta her yeni bilgi bende büyük bir heyecan yaratıyor, hemen çalışmaya başlayıp kısa sürede sonuç almayı bekliyordum. Oysa hızlı başarı isteğim, bir süre sonra yorulup vazgeçmeme neden oluyordu.

Yıllarca hayalimde kahraman olmak, başarıya ulaşmak ve tanınmak vardı. Her olayı başarıya götürecek bir fırsat gibi görüyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu hedefin her zaman gerçekten istediğim şey olmadığını fark ediyorum. Bazen egom, bulunduğum şartlardan kurtulma isteğimi büyük bir kahramanlık hayaliyle örtüyordu.

Bugün bana iyi gelenin adım adım, sindire sindire ilerlemek olduğunu biliyorum. Zihnen hazır olmadığım bir şeyi hayatıma taşımakta zorlanıyordum. Bir durumu anlayıp içimde yerli yerine koydukça, beni ileri götüren başka bir adım beliriyordu. Her deneyim çıtamı biraz daha yükseltiyordu.

Farkındalığım 2007 yılında, birçok kişinin çekim yasasını tanıdığı “The Secret” kitabıyla başladı. Ardından çekim yasası üzerine bu blogu açıp öğrendiklerimi paylaşmaya başladım. O dönemde maddi açıdan ilerlemek odağımdaydı. Daha önce de hayatımda güzel tesadüfler yaşamıştım ama bunları çekim yasası çerçevesinde düşünmemiştim.

Bu yaklaşımı uygulamak istediğimde karşıma bilinçaltı konusu çıktı. İmgeleme yapıp istediğimi elde etmeye çalışıyordum ama dile getirdiğim istekle içimde taşıdığım düşünceler her zaman aynı yönde değildi. Hayal kurmakla imgeleme arasındaki farkı anlamaya çalışmam da bu arayışın bir parçası oldu.

Hayal ile imgeleme arasındaki fark

Yıllarca pek çok konuda hayal kurmuştum. Benim deneyimimde hayal, gerçekleşmesi mümkün görünmeyen bir isteği uzaktan düşünmek gibiydi. İmgelemede ise istediğim şeye sahip olmanın nasıl hissettireceğini de düşünmeye, duyguyu çalışmaya katmaya başladım. O dönem öğrendiğim yaklaşımda, olumlu bir duygu ve netlik, isteğe odaklanmanın önemli parçaları olarak anlatılıyordu.

Fakat bir şeyi istemekle, o isteğe içtenlikle hazır olmak aynı şey olmayabiliyor. Ben para kazanmayı isterken, bir yanım paranın tehlike ve sorun getireceğine inanıyorsa içimde çelişki oluştuğunu fark ettim. Dışarıdan kendime “para istiyorum” derken, geçmişten taşıdığım düşünceler beni bundan uzak durmaya yöneltebiliyordu. Bu nedenle yalnızca ne istediğimi değil, o isteğe eşlik eden korku ve inançları da anlamaya çalıştım.

Kişisel gelişim teknikleri ve bilinçaltı çalışmaları

Hayatımın kontrolünde bilinçaltındaki kayıtların da etkisi olabileceğini düşündüğümde bunlarla nasıl çalışabileceğimi araştırmaya başladım. Karşıma EFT, yani Duygusal Özgürleşme Tekniği çıktı. İnternette yaptığım araştırmalar sonucunda tekniğe ilişkin bir PDF kitaba ulaştım. Aynı dönemde çocuklarımın eğitimine destek olmak için öğrenci koçluğunu araştırıyordum. Öğrenci başarısını engellediği düşünülen blokajlarla ilgili çalışmalarda da EFT’den söz ediliyordu. Tekniği öğrenip uygulamaya başladım; ilk heyecanım bir süre sonra azaldı.

Bir süre sonra yöntemi yetersiz bulup yeniden arayışa girdim. Bugün geriye baktığımda, o dönemde duygularıma gerektiği kadar odaklanmadığımı görüyorum. Benim deneyimimde bilinçaltı temizliği yöntemleri üzerine yaptığım çalışmalarda asıl önemli olan, konuyla ilişkili duyguyu fark edip onunla temas kurabilmekti. Çalışmayı aceleyle ve kendimi hazır hissetmeden yaptığımda beklediğim sonucu alamıyor, sonra da yöntemin işe yaramadığını düşünüyordum.

Aslında ne istediğimi de yeterince sorgulamamıştım. Zihnimde ne varsa ona yöneliyor, bunun gerçekten istediğim bir şey olup olmadığını düşünmüyordum. Nereye varacağımı bilmeden bir şeyler yapıyor ve sonunda bıkkınlık hissediyordum. Kendimi dümeni olmayan bir gemi gibi görüyordum; rüzgâr nereye eserse o tarafa gidiyordum. Zamanla yaşadığım dönemlerin, ne istediğimi ve neye hazır olduğumu daha iyi anlamama katkı sağladığını fark ettim.

EFT çalışmaları sürerken işim nedeniyle çocuklarımdan bir yıl ayrı, başka bir şehirde yaşamak zorunda kaldım. Çocuklarım okullarının son sınıflarında oldukları için eğitimleri aksamaması adına bulundukları şehirde kaldılar. Onlara uzaktan destek olmak istiyordum; bu isteğim, başkalarının hayatını kendi istediğim yönde değiştirmeye çalışmanın ne anlama geldiğini de görmemi sağladı.

Kurtarıcı olmaya çalışmak ve kontrolü bırakmak

Kızıma öğrenci koçluğu eğitimi aldırdım; ben uzaktayken bu yöntemle hayatında bir değişiklik yaratabileceğini düşünüyordum. Ancak kızım eğitime benim isteğimle katılmıştı ve uygulamaya geçmeye istekli değildi. O sırada fark edemediğim şey şuydu: Konu benim ilgi ve odağımdaydı, onun değil. İyiliğini istediğimi düşünsem de onun kendi isteğini ve hazır oluşunu hesaba katmamıştım.

Bugün, bir insan kendi istemediği sürece ona bir şeyi zorla yaptırmaya çalışmanın çoğu zaman ters tepebileceğini biliyorum. Uzaktan çocuklarıma nasıl destek olabileceğimi düşünürken Reiki ile tanıştım. Uyumlama aldıktan sonra kendi bilinçaltı kayıtlarım üzerinde çalıştım. Karşı tarafa yönelik bir uygulama söz konusu olduğunda onun özgür iradesini ve kabulünü gözetmek gerektiğini düşünüyordum. Somut bir sonuç göremediğimi hissedince bu çalışmaları da bıraktım.

Aradığım şey, her şeyi kontrol edebildiğimi gösteren somut bir sonuçtu. Kontrol duygumun yüksek olduğunu ve kontrolüm dışındaki şeyleri de yönetmeye çalıştığımı fark ettim. Oysa benim değiştirebileceğim alan öncelikle kendi düşüncelerim, seçimlerim ve davranışlarımdı. Bu fark ediş, yeni bir arayışa ve korku temelli bir çalışma olan İçsel Temizlik Yöntemi’ne yönelmemle devam etti.

İçsel temizlik ve içimdeki çelişkileri görmek

İçsel Temizlik Yöntemi, kendimi anlamamda kritik bir dönüm noktası oldu. Duyguya odaklanmanın ve onun içine girmeye çalışmanın ne anlama geldiğini bu süreçte daha iyi kavradım. Hedeflerimi ve isteklerimi sorguladıkça içimdeki çelişkileri de görmeye başladım. Örneğin zenginlik istiyor, ama bir yandan da zengin olmaktan utanıyor ve kendimi buna layık görmüyordum. Yaptığım çalışmalarda bu duyguların değersizlik hissimle bağlantısını fark ettim. Zenginliği yalnızca maddi rahatlık için değil, güç ve kadınlarla ilişkilerimde kontrol sahibi olmak için de istediğimi gördüm.

Geçmişimle ilgili pek çok anıyı hatırladım ve üzerinde çalıştım. Ancak bazı konuları anlamak ve çözümlemek zaman aldı. Aynı sahnelerle yeniden karşılaşmam, bir düşüncenin tek bir olaydan kaynaklanmadığını; benzer deneyimlerin onu pekiştirmiş olabileceğini düşünmeme yol açtı. Bunu, bataklığa su taşıyan kaynakların tamamı kesilmeden bataklığın kurumamasına benzetiyordum. Benim için de korkunun farklı bağlantılarını görmeden yalnızca bir anıya odaklanmak yeterli olmuyordu.

Ebeveynlerimizin hayatımıza etkisi

Bugün geldiğim noktayı anlatırken ailemin geçmişimdeki yerinden de söz etmem gerekiyor. Annemin ailesi varlıklı, babamın ailesi ise fakirdi. Annem bu nedenle babamı sık sık aşağılar; evde yaşanan huzursuzluklarda bu konu tekrar gündeme gelirdi. Babam ise çoğu zaman sessiz kalırdı. Annemin yaşadığı hayattan memnun olmadığını, kendini yetersiz hissettiğini ve zaman zaman başkalarını küçümseyerek kendini güçlü göstermeye çalıştığını düşünüyordum.

Yıllar sonra maddiyata aşırı odaklanmamın, çocukluğumda evde yaşanan parasal huzursuzluklarla ve “Paran olmazsa bir hiçsin, kadınlar seni aşağılar” gibi anlamlar çıkarmamla ilişkili olabileceğini fark ettim. Güçlü olmayı ve maddi güvenceyi bu duygularla bir arada düşünüyordum. Daha acı bir fark edişim de şuydu: Babamın yaşadıklarına duyduğum öfkeyle, annemin kullandığı aşağılayıcı tavrı kadınlara karşı ben de sergilemiş; böylece güçlü hissetmeye çalışmıştım.

Duygusal ilişkilere girmek bana tehlikeli geliyordu. Bu nedenle ilişkilerimde zaman zaman duygusuz bir robot gibi davranıyordum. Gençlik yıllarımda uzun süreli ilişkilerim olmadı; evlendikten sonra da eşim bu konuda beni eleştiriyordu. O dönemde davranışlarımın altında ne olduğunu anlayamıyordum.

Çocukluğumda yaşadığım olaylara verdiğim anlamlar, kendimi değersiz görmeme yol açmıştı. Sanki kişiliğime puan vermiş ve kendimi sıfırın altında bulmuştum; bu yüzden herkes benden üstünmüş gibi hissediyordum. Bulunduğum ortamlarda kabul edilmeme korkusu yaşıyor, onay ve takdir bekliyordum.

Kendini yeterli bulmamak ve kendini kabul etmek

Çözümü dışarıda arıyordum. Başkalarının beni kabul edip etmemesinden çok, kabul edilmediğimi düşünen bendim. Hata yapmaktan korkuyor; sahip olduğum konumu, imkânları ve başarıları kabullenmekte zorlanıyordum. İyi bir işim ve gelirim olsa bile içimde “Yetmez, daha iyi olmalı, mükemmel olmalı” diyen bir ses vardı. Her şeyi kontrol edersem kusursuz olabileceğimi sanıyordum.

Sorunlarımın bazılarını anlamaya başlamıştım ama hepsini hemen çözmeye hazır değildim. Yine de aceleyle yoğun bir çalışma dönemine girdim ve odağımı korkularımı bulmaya çevirdim. Bu sırada sitemdeki yazıları okuyan kişilerden yardım isteyen mesajlar alıyordum. Behsat Bey’in önerdiği kendini olduğu gibi sevme ve kabul etme çalışması ise benim için dönüm noktası oldu.

Ayna karşısında kendine sevgiyle yaklaşma çalışmalarının yanında, Behsat Bey oldukça sıra dışı bulduğum bir öneride bulundu: Aynanın karşısında, üzerinde hiçbir şey yokken kendime tepeden tırnağa bakıp kendimi olduğum gibi kabul etmeye çalışmak. İlk başta bu fikir bana tuhaf geldi. Ancak uyguladığımda, kendimle ilgili kalıplarımı sorgulamama yardımcı oldu. O zamana kadar yazılarımda ve sosyal medyada farklı isimler kullanıyor, kendimi saklıyordum. Bu çalışmadan sonra kendi ismimi kullanmaya ve daha çok yazı yazmaya başladım.

Bir süre sonra korku avcılığı yapmaktan yorulduğumu fark ettim. Bana yazan kişilere hemen korkularını söyleyip çalışma yapmalarını öneriyor, hatta bazen ısrar ediyordum. Öğrendiklerimi paylaşma isteğim kuvvetliydi ama iki önemli şeyi göremiyordum: Herkes benimle aynı bilgi ve deneyim düzeyinde değildi; ayrıca yardım istemeyen birine ısrarla öneride bulunmak, yardım değil eleştiri gibi algılanabiliyordu. Bazı kişilerin beni listelerinden çıkarmasıyla bunu yaşayarak öğrendim.

Bir sohbet sırasında sigaranın zararlı olduğunu düşündüğüm için bir kişiye bırakması gerektiğini anlatıp duruyordum. Bana, “Siz bunları söyleyerek bizi aptal yerine koyuyorsunuz. Bizim aklımız yok mu, sigaranın zararlı olduğunu bilmiyor muyuz? Bu bizim tercihimiz, size ne oluyor?” dedi. O günden sonra kimseye sigarayı bırakmasını telkin etmedim. Kişi önce kendisi istemeli ve bırakmak için kendi geçerli nedenini bulmalıydı. Bu deneyim, başkalarının seçimlerine saygı duymam gerektiğini anlamama yardım etti.

Her şeyi korku üzerinden değerlendirmeye başlayınca bu çalışmalar da bıkkınlık verdi. İçimden “Yeter artık, çekim yasasını çalıştır; korku çalışması nereye kadar?” diyen bir ses yükseldi. Korkularımla çalışmanın yanında artık yaratmaya da yönelmek istediğimi fark ettim ve yeni bir arayışa başladım.

Bu dönemde Aykut Oğut’un kitaplarıyla tanıştım. Kitaplarındaki farklı bakış açıları geçmişimi daha iyi değerlendirmeme yardımcı oldu. Ayrıca onun anlattığı ego ikna tekniğini kullandım. Z-ponopono adıyla karşılaştığım yöntem de ilgimi çekti. Bu sistemi, Grant Connolly’nin Z Point öğretisi ile Dr. Ihaleakala’nın ho’oponopono öğretisinin Ecz. Sevinç Sultan tarafından bir araya getirilmesi olarak tanımıştım. Elime geçen PDF kitaptaki sekiz temel çalışma setini uyguladım.

Çalışmalarda ho’oponopono ile anılan “Özür dilerim, beni affet, teşekkür ediyorum, seni seviyorum” cümleleri farklı biçimlerde kullanılıyordu. Ben bunları geçmişteki kayıtlar üzerinde çalışmak ve yeni düşüncelere yer açmak için uyguladım. Bu cümlelerle çalışırken rahatlama hissetsem de bazı konularda eksiklik olduğunu, aynı sahnelere yeniden döndüğümü görüyordum.

Çalışmalarımın tekrar aileme duyduğum öfke ve kızgınlığa dayandığını fark ettim. Tam o sırada sitem üzerinden tanıştığım bir hanım bana aile diziminden söz etti. Araştırma yapıp bu yaklaşımla ilgili bilgi edindim.

Aile dizimini, aile içinde yaşananları ve ilişkilerdeki kilitlenmeleri fark etmeye yönelik bir çalışma olarak öğrenmiştim. Ebeveynlerimize karşı sevgi, öfke ya da uzaklık hissedebiliriz; çoğumuzun onlarla ilgili duyguları hayatımızda bir iz bırakır. Bana anlatılan uygulamada aile büyüklerimi karşımda sandalyelerde hayal ediyor, sırayla onlarla konuşuyor ve aramızdaki sevgi bağını hissetmeye çalışıyordum.

Aile dizimi üzerine kişisel deneyimim

İlk çalışmalarda annemin, babamın ve ağabeylerimin bana sevgiyle baktığını hayal etmekte zorlandım; belirgin bir şey hissetmiyordum. Günler geçtikçe onlarla zihnimde diyalog kurmaya başladım. Onları suçladığım konular, yaptığımı düşündüğüm ya da yapmadığım için üzüldüğüm davranışlar üzerine konuştum ve bazıları için özür diledim. Bir süre kendimi suçlamaya devam etsem de suçluluk duygumun şiddeti azalmıştı.

Bu çalışmalar sırasında önemli bir şeyi fark ettim: Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü varsayıyor, onların zihnini okumaya çalışıyordum. Sonra onların ağzından kendime görevler veriyor ama gerçekte bu görevleri yapmak istemiyordum. Yapmadığımda da karşımdakinin beni yargıladığını düşünüp kendimi suçluyordum. Kendi kendime bir senaryo yazıyor, o senaryoda kendimi mahkûm ediyordum.

Suçluluk duygusunu fark etmek

Bu döngüyü fark etmem benim için dönüm noktası oldu. Karşımdaki kişinin çoğu zaman bu senaryodan haberi bile yoktu; zihnimde yarattığım canavarı yine dışarıdan birinin ortadan kaldırmasını bekliyordum. Oysa kendi düşüncelerime verdiğim anlamı gözden geçirebilecek kişi bendim. Düşüncelerimi ve onlara yüklediğim anlamı değiştirdiğimde duygularımın da değişebileceğini gördüm. Bu dönemde nefes çalışmaları ve Z-ponopono sırasında kullandığım silme, temizleme uygulamalarına yeniden yöneldim.

Uzun bir süreç içinde ailemle ilgili birçok konuyu ele aldığımı düşünüyordum. Sitemde daha fazla paylaşım yapıyor, telefon ve internet üzerinden daha çok kişiyle iletişim kuruyordum. Çalışmalardan bunaldığımda içimdeki ses “Yeter artık temizlik yaptığın, icraata geç” diyordu. Bu kez çalışmalarımı daha profesyonel biçimde nasıl sürdürebileceğimi araştırırken hipnozla tanıştım. Bir arkadaş Ufuk Önen’i önerdi. Daha önce EFT, Reiki, İçsel Temizlik ve aile dizimi arayışlarımda olduğu gibi, yine ihtiyacım olan bilgiyi bir kişi aracılığıyla bulduğumu düşündüm.

Hipnoz eğitimi ve kendi sınırlarını görmek

İnternette yaptığım kısa araştırmada, bana uygun bir tarihte eğitim düzenleneceğini gördüm ve katılmaya karar verdim. Hipnoz eğitimi, kendi sınırlarımın bir bölümünü zihnimde kurduğumu fark etmemi sağladı. Eğitime gitmek istediğimi söylerken arka planda “Nasıl gideceğim? O kadar para verilir mi? Bana ne kazandıracak? Eşimi nasıl ikna edeceğim?” gibi sorularla kendimi durduruyordum.

Eğitimin ücretini yüksek buluyor, eşimin karşı çıkacağını düşünüyordum. Bu dirençlerimi değerlendirip ne istediğim konusunda netleşince konuyu eşime açtım. Önce hafif bir itirazı oldu. Kendim için bir şey yapmak istediğimi söylediğimde ise “Sen bilirsin” diyerek kararımı bana bıraktı. O gün, yapmak istediğim şeylerin önündeki engellerin bazen kendi varsayımlarım olabileceğini anladım. Ben netleştiğimde çözüm aramaya da başlayabiliyordum.

Bir arkadaşım bunaldığını ve tek başına tatile çıkmak istediğini söylemişti. Önünde ne engel olduğunu sorduğumda eşini ve çocuklarını gösterdi. Ona, gerçekten istiyorsa bu engeller için çözüm arayabileceğini söyledim. Birkaç gün sonra iki günlük bir tatile gittiğini anlattı. Eşine, katılmak istediği bir grup faaliyeti olduğunu açıkça söylemiş ve kendi isteğini netleştirerek çözüm bulmuştu. Bu örnek benim için, kararın yanında iletişim kurmanın ve önündeki engelleri somut biçimde ele almanın önemini gösterdi.

İstanbul’da on gün süren hipnoz eğitimi bana çok şey kattı. Telefonla yaptığım çalışmalarda hipnozu kullanmaya başladım ve sitemde telkinler yayımladım. Hipnoz ve regresyonu birlikte kullandığımda bunu etkili bulduğum çalışmalar yaptım; çevrim içi olarak telefon ve Skype üzerinden kişilerle görüştüm. Kendi üzerimde yaptığım her çalışma, soğan kabuğu gibi alttaki başka bir katmanı ortaya çıkarıyordu. Bir katmanı anlamadan alttakine ulaşamıyordum. Ne kadar acele etsem de süreç kendi hızında ilerliyordu.

Bülent Uran’ın hipnoz kitabında affetme konusunu yeniden ele aldım. Daha önce bu konuda bilgim vardı ama anlamını yeterince kavramamıştım.

Affetmek ve kendini affetme çalışması

Benim için affetmek, duygularla çalışmanın ve özgürleşmenin önemli bir parçası hâline geldi. Yaptığım çalışmalarda amaç, geçmişte yaşanan sahneye verdiğim anlamı ve o sahnenin bende uyandırdığı duyguları yeniden değerlendirmekti. O anıyı düşündüğümde artık aynı şekilde rahatsız olmadığımı fark ettiğimde, değişenin yalnızca sahneye bakışım değil, ona eşlik eden duygular olduğunu da görüyordum.

Regresyon çalışmalarımda önce gevşeme ve transa geçiş telkinleri kullanıyor, sonra rahatsız edici duyguya ve onu taşıyan geçmişteki anı ya da sahneye odaklanıyordum. Ardından NLP tekniklerinden yararlanarak sahneyi bir film gibi birkaç kez gözden geçirip duyguyu dönüştürmeye çalışıyordum. Çalışmaya öfkeyi ifade etmeyi ve affetmeyi eklediğimde, kendi deneyimimde sahneye bakışımın değişmesi kolaylaşıyordu. O kişiye söyleyemediklerimi güvenli bir zihinsel çalışmada ifade edebilmek bende rahatlama yaratıyordu.

Tam bu sırada Louise Hay’in Pozitif Gücün Büyüsü kitabını aldım. Kitapta karşılaştığım anlatım, o sırada odağımda olan konuyla örtüşüyordu. Öfke çalışmalarını hayatıma uyguladıkça aileme duyduğum öfkenin azaldığını, fakat kendime duyduğum öfke ve suçluluğun daha derinde olduğunu fark ettim. Affetmem gereken kişinin bazen kendim olduğunu gördüm.

Kendime yönelik bir kendini affetme çalışması yaptığımda, kendime dayattığım kuralları ve suçlamaları bırakmaya başladım. Başkalarını bir şekilde affedebilirken kendime karşı ne kadar acımasız olduğumu gördüm. Çalışmalarımda edindiğim kişisel farkındalıklardan biri, birini affetmekte zorlandığım bazı durumlarda kendi davranışım ya da atmadığımı düşündüğüm bir adım nedeniyle kendimi de suçluyor olabileceğimdi. Bunu herkes için geçerli kesin bir kural değil, kendi deneyimimde tekrar tekrar karşılaştığım bir durum olarak anlatıyorum.

Kendimi değersiz hissetmemde çocukluğumdaki aile huzursuzluğuna ve annemle babamın davranışlarına verdiğim anlamların payı olduğunu düşündüm. Öfkemin bir bölümü, ailemin davranışlarını kontrol edemememe dayanıyordu. Onları değiştirmeye çalışmak benim elimde değildi; fark etmem gereken şeylerden biri buydu.

Annemin ve babamın kurban rolünde olduklarını düşündüğüm dönemlerden çok etkilenmiştim. Kendimi bir çukurun içinde, başkalarını yukarıda görüyordum. Sonra o çukuru zihnimde kendimin kazdığını ve düşünce kalıplarım nedeniyle orada kalmayı sürdürdüğümü fark ettim. Bugün aklıma geldikçe kendime yönelttiğim küçümsemeleri ve dayatmaları bırakmaya çalışıyorum. Bu, bir anda tamamlanan değil, devam eden bir süreç.

Annemle ilgili konuları ele aldıkça kadınlarla ilgili düşüncelerimin ve onlara yaklaşımımın değiştiğini gördüm. Geçmişte yaşananları anlamlandırma biçimim, bugünkü ilişkilerime de yansıyordu. Bu nedenle kendini keşfetme yolculuğu ve kişisel gelişim benim için yalnızca yeni yöntemler öğrenmek değil; kendi davranışlarımın nereden geldiğini fark edip sorumluluğumu üstlenmek anlamına geldi.

Geçmişe dönüp baktığımda hayatımın yalnızca sorunlardan ibaret olmadığını da hatırlıyorum. İlkokul ve ortaokulda sınıf ikincisiydim, liseyi sekizinci olarak bitirdim ve başarılı bir öğrenciydim. Kendimi değersiz hissetmem, bazı konularda daha aktif olmaya çalışmama da yol açmıştı. Fakat geçmişteki eksik duygusuyla sürekli daha fazlasını istemek, sahip olduklarımı görmemi zorlaştırıyordu.

Annemin davranışlarından çıkardığım inançlar nedeniyle maddi güvenceye çok önem verdim. Odağım ve çabam sonucunda iyi bir gelire ve birikime sahip oldum. Yıllarca zenginliği istedim; sonra durup baktığımda birçok insanın sahip olmadığı imkânlara zaten sahip olduğumu fark ettim. Kendimi hâlâ arayış içinde gördüğüm için elimdekileri göremiyordum. Bugün sahip olduklarıma şükretmeye ve geçmişle gelecek arasında kaybolmak yerine anda kalmaya çalışıyorum.

Hedeflerimizin önünde korkularımızın ve onlara verdiğimiz anlamların durabildiğini düşünüyorum. Bir konuyu yalnızca okumak ya da teorik olarak anlamak, onunla karşılaştığımızda nasıl hissedeceğimizi her zaman göstermez. Yüzmeyi öğrenmek için sayfalarca bilgi okuyabilirsiniz; fakat suya girmeden yüzüp yüzemediğinizi anlayamazsınız. Benim için de korkuyla yüzleşmek, onu fark etmek ve yaşadığım şeyi kabul etmek, değişim yolculuğunun bir parçası oldu.

Olanı sevmek ve kendi işimize bakmak

Byron Katie, Olanı Sevmek kitabında evrende üç çeşit işimiz olduğunu söylemiş:

  1. Kendi işimiz.
  2. Başkalarının işi.
  3. Tanrı’nın işi.

Kitaptaki bu ayrım, kendi deneyimimde kontrol edemediğim şeylere ne kadar enerji verdiğimi görmeme yardımcı oldu. Başkalarının kararlarını ya da hayatın akışını yönetmeye çalıştıkça hayal kırıklığı yaşayabiliyordum. Huzur arıyorsak kendi zihnimizin ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak, başkalarının işini de onlara bırakmak önemli. Kendi hayatımızı yaşamayı seçelim.

Bu yolculukta kendimi keşfetmeme yardımcı olan Behsat Bey’e; benimle güç birliği yaparak kendimi tanımamda büyük desteği olan Fatma Hanım’a; ilk çalışmayı yaptığım Birgül Hanım’a, fikirleriyle bana destek olan Ayşegül Hanım’a ve adını sayamadığım tüm destekçilerime teşekkür etmek istiyorum. Sizin teşvikleriniz ve yardımlarınızla bu yolculuğu yaptım. Umarım sizler de kendinizi keşfeder ve iç huzurunuzu bulursunuz.

Bildikleriniz değil, YAPAbildikleriniz sizi hedefinize ulaştırır.

Sevgiyle
Halis ŞAHİNER
Sosyolog
Yazar

Kontrol Sende - Çekim Yasası ve Bilinçaltı Dönüşüm Rehberi Kitabı - 2019 - 2 nci Baskı

KONTROL SENDE
İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN
Çekim yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi
Düzenlemiş İkinci Baskı
Sayfa : 312
************************************************

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

Daha İyi Bir yaşam için
BİLİNÇLİ YARATMA SANATI
Sayfa : 256
******************************

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

4 yorum:

  1. Farkındalığım 2007 yılında çoğumuzun çekim yasası konusunu onunla öğrendiği bir kitapla başladı. “The Secret.” Ve devamında çekim yasası ile ilgili bu bloğu açıp bilgi paylaşmaya başladım.
    Allah sizden bu dünyada da ahirette de razı olsun.
    İyiki bu bloğu açmışsınız.
    Ben de 11 Temmuz 2016 yılında çıktım bu yola.
    Önceleri tedavim içinken 4 ay sonra kendimi önce Yaşam Koçu olarak sonra Kuantum Koçu olarak buldum ve devam ediyorum hala eğitim almaya.Sizin bloğunuzu keşfettiğimden beri sekmeyi sabitledim. ne zaman arama çubuğunu açarsam karşımda sizin sayfanız. Bu sayfayı bulduğumda yemin ediyorum altın madenine düşmüş hissettim ve sanki biri bana bedavaya bir kütüphaneyi özetlemiş hissettim.
    Allah sizden razı olsun.
    Çok teşekkür ederim.
    Paylaşımlarınızın devamını diliyorum.
    Anne-Baba özgürleştirmesi ile ilgili bir hipnoterapi çalışmanız var mı?
    Eğer var ise lütfen o çalışmanızı da paylaşır mısınız?

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim Halis Bey.Sağlıcakla kalın İnşallah.

    YanıtlaSil
  3. Halis bey iyi aksamlar. Mümkün olduğu kadar kısa ve anlaşılır yazmaya çalışacağım umarım yazdıklarım size ulaşır ve bu da benim için bir dönüm noktası olur. İki sene once esimin beni aldattigindan suphelenmistim ama hiçbir mesnete dayamiyordu biliyordum. Kendim yazıp kendim ofkeleniyordum ama o an için bana hepsi öyle gerçek geliyordu ki.kendimi bir şekilde iyileştirmem gerekiyordu ve okumaya başladım. Olumlamalar, Reiki, hipnoz cd leri, en son ho oponopono. İlk yazinizi az önce okudum ve benzer durumlar yasadigimizi hayretler içinde gördüm. Bana en iyi siz yardım edersiniz eminim. Benim de annem hep susan çilekeş kadın babamsa sürekli küfreden agresif annemi döven ablami döven kotunun kotusu bi adam. Şimdi babamla gorusmuyoruz. Anneme ise öyle ofkeliyim ki. Neden boşanmadi neden bizi ezdirdi. Onların yüzünden apar topar evlendim. Eşim de babam gibi çok kufrediyor ve aşırı sinirli.evkeneli 5 yıl oldu ve ben onu babama benzettikce soguyorum. Bir de 3 yaşında oğlum var onun da küfürbaz agresif bir birey olmasından çok korkuyorum. Denedigim herşey hevesimin kırılması ile yarım kaldı hep başa döndüm. Ne yapabilirim nereden başlayabilirim. Bana biraz detayli anlatır mısınız. Şimdiden çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil