regresyon terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: İstenmeyen Çocuk Duygusu

Kendimizi değersiz hissetmemizin nedenlerini anlamaya çalışırken geçmişte yaşanan olaylara ve aile ilişkilerine de bakarız. Bu yazıda, istenmeden gerçekleşen bir hamilelik ve annenin içinde bulunduğu koşulların çocukta nasıl algılandığını konu alan bir regresyon çalışmasını paylaşıyorum. Aşağıdaki anlatım, seans sırasında danışanın deneyimlediklerini ve benim yorumlarımı aktarır; ortaya çıkan sahneler tek başına geçmişte yaşananların nesnel kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.

İstenmeyen çocuk duygusu, kişinin kendisini kabul görmemiş, yalnız ya da değersiz hissetmesiyle iç içe geçebilir. Bu duygunun her insanda aynı şekilde yaşanacağını söylemek mümkün değildir. Paylaştığım çalışma, bir danışanın kendi yaşamındaki örüntülere nasıl baktığını anlatan kişisel bir seans öyküsüdür.

Danışanın yaşamında başarı ve ilişkiler

Danışanım 39 yaşlarında, bekâr bir kadındı. Yüz yüze yaptığımız çalışmaya, hedefleri ve ilişkileri konusunda yolunda gitmeyen şeyler olduğunu düşündüğü için katılmıştı. Özel sektörde çalışıyordu; öğretmen olmak istiyor, ancak mezun olduğu bölümden yeterince atama yapılmadığı ve 40 yaşına yaklaştığı için bu hayalin artık gerçekleşmeyeceğinden korkuyordu.

İlişkiler konusunda da sıkıntı yaşıyordu. Bir kez nişanlanıp ayrılmış, sonrasında uzun süreli bir ilişki kuramamıştı. Ailenin en küçük çocuğuydu. Okul yıllarında başarılı, birincilikler kazanan bir öğrenciydi. İlkokul öğretmeni, sınıf arkadaşlarından birinin sorumluluğunu ona vermiş ve öğretmenlik yapmasını istemişti. Başarı, zamanla yaşamında vazgeçilmez bir yere yerleşmişti.

istenmeyen çocuk

Babasıyla kurduğu yakınlık da anlattığı önemli konulardan biriydi. Çocukken sık sık babasının kucağına oturur, hastalandığında babası yanına gelince kendisini daha iyi hissederdi. Bu yakınlığın çocuklukta ve üniversite yıllarında da sürdüğünü, zaman zaman bugün bile tekrarlandığını belirtti.

Geçmişte babasının başka bir kadınla ilişkisi gündeme gelmişti. Danışanım, bu kadının babasına zarar vereceğini söylediğini ve bir süre sonra babasının işlerinin kötüye gittiğini anlatıyordu. Olayların birbirini izlemesi, kadına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duymasına neden olmuştu. Kendi ilişkilerinde de başka bir kadının ortaya çıkıp erkeği ayartacağı ve ilişkinin bozulacağı beklentisini fark ettim. Benim yorumumla, bu yaşantı zihninde güçlü bir çapa oluşturmuştu.

Yalnızlık duygusuna doğru regresyon çalışması

Danışanım ailesindeki olaylara sık sık müdahil oluyor ve kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu. Çalışma sırasında ailedeki rollerin karışmış olabileceğini; zaman zaman çocuk rolünden çıkıp aile reisliği ya da annesinin rolünü üstlendiğini düşündük. Nereden başlayacağımızı belirlemek için regresyon terapisi çalışmasında, kendisini seansa getiren duyguyla bağlantı kurmasını istedim.

Danışanım midesinde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir rahatsızlık hissetti. Bu duyguya odaklanmasını ve geçmişteki bağlantılı bir sahneye gitmesini istediğimde, 5-6 yaşlarında olduğu bir anı anlattı. Anne ve babası misafirliğe gitmiş, kardeşleri evde kalmıştı. Üç kardeşi birlikte oynarken o ayrı durup onları seyrediyordu. Yaramazlık yaptıklarında babalarına şikâyet etmekle tehdit etmiş; bunun üzerine ablası ona bıçak atmış ve burnu kanamıştı.

istenmeyen çocuk

O sahnedeki kızın ne hissettiğine baktığımızda, danışanım kendisini kardeşlerinden ayrı, yalnız ve tek başına hissettiğini söyledi. Güvenebileceği kimse olmadığını düşünmesi, başarılı olmayı ve kimseye muhtaç olmamayı yaşam felsefesi hâline getirmişti. Başarıyla kendisini göstermek istiyordu. İlkokul öğretmeninin ona verdiği sorumluluğun da başarı duygusunu beslediğini düşündük.

Yalnızlık duygusuna odaklandığımızda çalışma sırasında anne karnında, yaklaşık altı aylık olduğu bir sahne belirdi. Danışanımın aktardığına göre annesi ve babası tartışıyor, annesi ailedeki yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere bakmak zorunda olduğu için hamileliği sürdürmek istemediğini söylüyordu. Danışanım, o sahnedeki algısının bu gerekçeyi anlamadığını; yalnızca istenmediğini hissettiğini ifade etti. Bu anlatı üzerinden, istenmeyen çocuk duygusunun onda yalnızlık hissiyle bağlantısını ve babasına yönelen yoğun yakınlığı ele aldık.

Sevgi algısını yeniden kurmak

Çalışmada, danışanımın annesinin sevgisini hissettiği bir sahneyi bulmasına yardımcı olmayı amaçladım. Onu imgeleminde doğum anına götürerek annesinin kucağında olduğunu düşünmesini ve annesinin gözlerine bakmasını istedim. Danışanım, annesinin gözlerinde sevgi gördüğünü söyledi. Ardından babasının kucağında olduğunu hayal etti ve onun gözlerinde de sevgi algıladığını belirtti.

istenmeyen çocuk

Sonra imgeleminde anne karnındaki bebeğin yanına dönmesini ve altı aylık hâlini doğum anına getirmesini istedim. Yetişkin danışan, anne karnındaki hâli ve yeni doğan hâli aynı sahnede buluştu. Danışanım, annesinin gözlerindeki sevgiyi görmenin kendisinde rahatlama yarattığını ifade etti. Ardından ilk gittiğimiz oyun sahnesine döndük. Bu kez kardeşleriyle birlikte oynadığını; kendisini onların bir parçası olarak gördüğünü anlattı. Benim yorumumla, yalnızlık ve sevgi açlığına ilişkin algısında farklı bir kapı aralanmıştı.

istenmeyen çocuk

Aile rolleri, sınırlar ve kendi hayatına yönelmek

Seans sırasında, danışanımın babasına duyduğu yakınlığın ilişkilerini etkileyebileceğini düşündük. Babasının yanında güvende hissetmesi, başka bir erkeği hayatına kabul etmeyi sanki babasına ihanet etmekmiş gibi algılamasına yol açıyor olabilirdi. Danışanım, bazı ilişkilerinde karşısındaki kişiyi uzaklaştırdığını ve ardından kendisini cezalandırır gibi sıkıntı yaşadığını fark etti. Bunlar, seans içindeki değerlendirmelerimizdi; tek bir açıklamanın bütün ilişki güçlüklerini açıkladığı anlamına gelmiyordu.

Ailedeki roller üzerine çalışırken danışanım imgeleminde kendisini doğum anına götürdü ve şu cümleleri seslendirdi: “Yaratan beni kadın olarak yarattı. Ben cinsiyetimi kabul ediyorum. Ben kadınlığımı kabul ediyorum. Ben kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.” Sonrasında annesiyle arasındaki bağı temsil eden bir kordonu kesme imgelemesi yaptık. Annesine teşekkür etmesini, kendi sorumluluklarını kabul edip annesine ait olduğunu düşündüğü duyguları ona iade etmesini ve ikisini de özgür bırakmasını istedim. Ardından babasıyla benzer bir çalışma yaptı. Babasıyla arasındaki bağı kesme imgelemesinden sonra büyük bir rahatlama hissettiğini söyledi.

Danışanımın kendi geleceğine doğru yürümesini istediğimde, imgeleminde önce yeşilliklere, sonra deniz kıyısındaki bir yere ulaştı. Bu yer çocukluğunda hayalini kurduğu bir yerdi. Orada, öğretmenlikten çok büyük bir şirkette yönetici olmayı hayal ettiğini fark etti. Belki de öğretmen olma fırsatlarının önünde, fark etmediği başka istekler bulunuyordu. Çalışmada karşılaştığımız diğer yaşlardaki hâllerini de bu sahneye çağırdı; birlikte oyun oynayıp gelecek planları yaptıklarını imgeledi.

Seans sonunda rahatlamış ve enerjisinin değiştiğini hissettiğini belirtti. Bir sonraki çalışmaya kadar, fırsat buldukça küçük hâlini sevgiyle hatırlamasını ve hayal kurduğu özel yere dönmesini önerdim. Ayrıca şu olumlamaları kullanmasını istedim: “Ben dişiyim. Sağlıklı ilişkiyi hayatıma sevgiyle kabul ediyorum. Sağlıklı cinsel yaşamı sevgiyle hayatıma kabul ediyorum.” Bu öneriler seans bağlamında danışanımla paylaştığım çalışmalardı; herkes için uygun ya da tek başına yeterli bir yöntem olarak düşünülmemelidir.

Sonraki telefon görüşmelerimizde danışanım, kendisini daha rahat hissettiğini ve çevresindekilerin de değişimini fark ettiğini söyledi. Bu, değişimin tamamlandığı anlamına gelmiyordu. Babasıyla ilişkisinde baba-kız rollerinin belirginleşmesi, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını tanıması ve başarı odaklılığını dengelemesi üzerinde çalışılması gereken konular olarak duruyordu. Değişim bir süreçti; farkındalığının artmasının bu sürece katkı sağlayacağına inanıyordum.

Sevgiyle,
Halis Şahin

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

istenmeyen çocuk

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Kendini Affetmek ve Geçmişi Kabullenmek

Hatıralarımızın kendisi kadar onlara eşlik eden öfke, suçluluk ve yargı duyguları da bizi etkileyebilir. Bir anı yeniden tetiklendiğinde, o zamanki duyguları tekrar yaşıyormuşuz gibi hissedebiliriz. Bu yazıda, çocuklukta yaşananların yetişkinlikteki ilişkilere ve kişinin kendini algılayışına nasıl yansıyabileceğini, bir bireysel danışmanlık çalışmasından hareketle anlatıyorum. Danışanın iznini alarak paylaştığım bu özet, onun deneyiminin aktarımıdır; tek bir örnekten herkes için geçerli sonuçlar çıkarılamaz.

Başarılı olduğu hâlde kendini ait hissedemeyen danışan

Danışanım 26 yaşlarında, bekâr ve meslek sahibi bir kadındı. Pek çok kişinin elde etmekte zorlanacağı başarılar kazanmıştı; buna rağmen içinde onu rahatsız eden bir duygu vardı. Kendini bulunduğu yere ait hissetmiyor, sanki bir gün her şeyi bırakıp gitmesi gerekiyormuş gibi düşünüyordu. Bu nedenle mevcut hayatından ve yaptıklarından zevk almakta zorlanıyordu.

Üniversitedeyken Erasmus kapsamında yurt dışına çıkmış ve orada kaldığı süre boyunca kendini daha rahat hissetmişti. Sonrasında sık sık yeniden yurt dışına çıkıp gezme isteği duyuyor, ancak bunun sonunda ne aradığını tam olarak bilmiyordu. Gitme duygusu hayatının başka alanlarında da ortaya çıkıyordu. “Nasıl olsa buradan ayrılacağım” diye düşündüğü için insanlarla sıcak ve samimi ilişkiler kurmaktan kaçınıyordu. Konuşurken odağı çoğu zaman kendisinde kalıyor, karşısındakinin anlattıklarını basit bulduğu oluyordu.

kendini affetmek

Hayatındaki pek çok şey ona yüzeysel geliyordu. Bu durumu, duygularını kapatmış olabileceğinin bir işareti olarak ele aldık. Annesinin sürekli kontrollü ve dikkatli olması yönündeki telkinlerinden, kardeşiyle arasındaki mesafeden söz etti. Ona, “Birisiyle konuşurken odağın nerede: kendinde mi, karşındaki kişide mi?” diye sordum. Kardeşiyle konuşurken çoğunlukla kendisinden ve erkek arkadaşından bahsettiğini fark etti; karşısındaki kişinin de konuşmaya katılmaya ihtiyaç duyabileceğini görmeye başladı.

Anlattıkları bana kendi yaşantımdan da tanıdık geliyordu. Geçmişimi uzun süre olduğu gibi kabullenememem ve kendime bakışım, ilişkilerimi duygudan yoksun, mekanik ve yüzeysel hâle getirmişti. Danışanımın yalnızlık ve duygularını kapatma deneyimi üzerine çalışırken, bu duyguların nereden geldiğini birlikte anlamaya yöneldik.

Çocukluk anısına eşlik eden duygular

Gevşeme çalışmasının ardından danışanımdan yalnızlık, yargılanma, eleştirilme, kendini kıyaslama ve kontrol etme gibi duygulara odaklanmasını istedim. Bedenini gözden geçirirken ellerinin şişmiş gibi olduğunu söyledi. Bu duyuma odaklanınca aklına çocukluğundan bir sahne geldi. Danışanın o sırada hatırladığı sahneyi, onun aktarımı olarak ele aldık; bu tür anıların tek başına nesnel kanıt sayılmaması gerektiğini de özellikle belirtmek önemlidir.

Danışan kendisini beş-altı yaşlarında, kendisinden iki yaş büyük kız kuzeniyle aynı odadayken hatırlıyordu. Çocuklar merakla birbirlerinin bedenlerini tanımaya çalışıyordu. Danışan odadan çıkmak istemiş ama çıkmamıştı. Bir yandan merak, diğer yandan kuzenine karşı öfke ve tiksinti hissettiğini anlatıyordu. Yengesi odaya girdiğinde ikisi de hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.

Bu sahne ona, yıllar sonra annesine “Bir şey nasıl unutulur?” diye sorduğu zamanı hatırlattı. O dönemde yaşadığı rahatsızlığı bastırmak için hislerini kapattığını düşündü. Daha sonra benzer duyguları eski erkek arkadaşıyla aynı odadayken de yaşadığını anlattı: Bir yandan ortamdan ayrılmak isterken bir yandan kalmak arasında sıkışmıştı.

Kendini kabul etmek ve kendini affetmek

Çalışmada danışanım, çocukluk sahnesindeki duygularını kuzenine ifade etti. “Kuzenim, sana öfkeliyim çünkü…” cümlesini tamamlamasını istedim. “Senin yüzünden hayatım zindan oldu” ve “Senden tiksiniyorum” gibi ifadeler kullandı. Ardından kuzeninin gözlerine baktığını hayal etti; onun da ne yaptığını tam olarak bilmeyen, merak eden ve korkmuş bir çocuk olduğunu fark etti.

Burada dikkatini yeniden o yaştaki kendisine çevirdik. Danışan, odadan çıkmak isteyen küçük kızın aynı zamanda orada kalmış olmasını yıllarca kendine karşı bir suçlama nedeni yapmıştı. Kendi payını çok küçük görse bile, bu pay zihninde ağır bir yük hâline gelmişti. Kendini kabul edememesi ve geçmişteki anıyı hatırlatan durumlarda insanlardan uzaklaşması, bu yükle birlikte anlam kazandı.

Bir çocuğun merakı, kararsızlığı ya da ne yapacağını bilememesi, yetişkin gibi sorumluluk taşıdığı anlamına gelmez. Çalışmanın amacı, yaşananları küçümsemek veya duyguları yargılamak değil; danışanın o günkü kendisine şefkatle yaklaşmasına ve o zamanki hislerini tanımasına yardımcı olmaktı. Geçmişi kabullenme ve kendini affetme, olanı onaylamak değil; kişinin kendine yönelttiği suçlamayı fark edip duygularına yer açmasıdır.

Duyguları kabul ederek özgürleşmek

Danışanımdan bugünkü hâliyle o küçük kızın yanına gitmesini, ona sarılmasını, onu sevdiğini ve olduğu hâliyle kabul ettiğini söylemesini istedim. Birbirini izleyen telkinlerle küçük kızın da kendisini affetmesini hayal etti. Her çeşit duygumuzla bir bütün olduğumuzu; bazı duygularımızı reddettiğimizde kendimizin bir parçasını da reddedebileceğimizi konuştuk. Duyguları kabul etmek, her davranışı doğru bulmak demek değildir. Kişinin kendi duygusunu fark etmesi ve kendine karşı daha anlayışlı olabilmesidir.

Danışan, kuzeniyle arasında hayal ettiği gümüş kordonu kesip çemberden çıktığını imgeledi. Bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını belirtti. Daha sonra sahneyi hatırlayıp kendine şefkatle yaklaşma çalışmasını sürdürmesini konuştuk. Bu anlatıdaki uygulamalar, danışmanlık seansının parçasıdır; yoğun veya sarsıcı anılarla çalışmak herkes için kolay olmayabilir. Böyle bir konuyla karşılaşan kişinin bunu tek başına zorlaması yerine uygun bir uzmandan destek alması önemlidir.

Bazen kişi, kendini yetersiz hissetmemek için başarıya ve güçlü görünmeye fazlasıyla odaklanabilir. Ancak başarı, geçmişteki bir yaranın ya da kendine yöneltilen suçlamaların yerini tek başına doldurmayabilir. Kendini affetmek ve kendini kabul etmek, insanın zayıf hissettiği yanlarını saklamak yerine onları da kendi hikâyesinin bir parçası olarak görebilmesiyle ilgilidir.

Hayat dengede olmaktır. Fiziksel olarak büyürken içimizdeki özle bağımızı da korumamız, kendimize zaman ayırmamız ve hissettiklerimizi anlamaya çalışmamız gerekir. Böylece hayatla ve insanlarla daha sahici bir ilişki kurabiliriz.

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

kendini affetmek

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

kendini affetmek

Sevgilerle,
Halis Şahin