bireysel danışmanlık hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Kadınlığını Kabul Etmek

Bir danışanımla yaptığım bireysel danışmanlık çalışmasının devamını paylaşmak istiyorum. İlk iki seansta yoğun biçimde sevgi açlığı üzerinde durmuştuk. Üçüncü seans da önceki çalışmalar kadar etkili geçti.

Konuşmaya geçen haftayı değerlendirerek başladık. Danışanım, çalışmaların kendisini rahatlattığını ve zihni onu yeniden sınamaya çalıştığında düşünce döngüsünü durdurup rutinini değiştirebildiğini anlattı. Yine de içinde bir sıkıntı vardı. Eşi pişman olup özür dilemiş, o da eşini affetmişti. Ancak aklında şu soru dönüp duruyordu: “Ya bunu yeniden yaparsa? Yeniden bunalıma düşer miyim?”

kadınlığını kabul etmek

Özgüven ve kendini beğenme üzerine

Aslında bu konu, ilk hafta gündeme gelen meselelerden biriydi; sevgi açlığına öncelik verdiğimiz için şimdi üzerinde duruyorduk. Danışanım, başka bir kadının eşinin aklını yeniden çelebileceğini düşünüyor, kendisini diğer kadınlardan eksik ve yetersiz görüyordu. Bu düşüncenin özgüveniyle ilgili olduğunu fark etmesi, onu değiştirebilmesi için önemliydi.

Düşüncelerini sorgularken ona, “Sence eşin neden başka kadınlara bakma ihtiyacı hisseder?” diye sordum. “Ben yeterince güzel değilim,” dedi. “Sana kendinin güzel olmadığını düşündüren şey ne?” diye devam ettim. Kilosunun olduğunu söyledi. Boyu yaklaşık 1,60, kilosu 75’ti. Kendini hangi kiloda güzel hissedeceğini sorduğumda 65 yanıtını verdi. O kiloya ulaşırsa eşinin onu beğeneceğini ve güzel olduğunu söyleyeceğini düşünüyordu. Eşi ise ona hiç “Güzelsin” demiyordu.

Hızlı bir yönlendirmeyle kendisini 65 kilodaymış gibi hayal etmesini; bir giyim mağazasına gidip istediği kıyafetleri giyerek eşinin karşısına çıkmasını istedim. Ardından eşinin ona “Güzelsin” dediğini imgelemesini söyledim. Ne hissettiğini sorduğumda “Hiçbir şey” yanıtını verdi. Yıllardır beklediği söz kulağına gelmişti ama ona kendisini güzel hissettirmemişti. 75 kilodaki hâliyle 65 kilodaki hâli arasında, fiziksel değişimin ötesinde, içinde bir fark olmadığını gördü. Beklediği onay, kendi değer algısındaki rahatsızlığı gidermemişti.

65 kiloya ulaştığında eşinin onu beğeneceği düşüncesi, kendisini beğenmemesini eşine bağlayan bir bahaneydi. Danışanım, bu düşünce biçimini fark ederek kendi kendini yıllarca nasıl kandırdığını görmeye başladı.

Çocukluk yaşantılarının özgüvene etkisi

Yıllar boyunca birçok mağazada bedenine uygun kıyafet bulamamıştı. Kayınvalidesi de alışverişlerde başkalarına bir şeyler alırken ona uygun beden bulamıyordu. Kilosu sık sık yüzüne vuruluyordu. Konuşma ilerledikçe bu meselenin çocukluk yıllarından beri hayatında olduğunu hatırladı.

Çocukken pantolon giydiğinde babası, kalçaları belli olmasın diye gömleğini pantolonunun içine sokmasına izin vermiyor, dışarıda tutmasını istiyordu. Ablası için aynı türden bir uyarı yoktu. Aynı evde iki kız kardeşe farklı davranılıyordu. Danışanım bu yaşantıları, kendisinde bir sorun olduğu düşüncesiyle ilişkilendiriyordu.

Bir yandan da kendini suçladığı için kendini cezalandıracak davranışları hayatına çektiğini ve böylece vicdanını rahatlatmaya çalıştığını düşünüyordu. Onu rahatsız eden konunun kaynağını anlamak için regresyon çalışmasına başladım.

Geçmişte yaşanan suçluluk duygusuyla baş etmek

İlk olarak 13 yaşlarındaki bir sahneye gitti. Evde tadilat yapan işçilerden genç biri ona bakıyordu. Danışanım bunu fark ettiğinde içinde bir kıpırtı hissetmiş, aynı anda babasıyla göz göze gelmişti. Babası da gencin baktığını fark etmişti. Danışanım o anda yakalanmış gibi hissetmiş ve içine suçluluk duygusu dolmuştu. Duygularına odaklanıp bedenini kontrol etmesini istediğimde yüzünün kıpkırmızı olduğunu ve yandığını söyledi.

Bu duyguya odaklanarak geçmişe döndüğümüzde 7-8 yaşlarındaki hâlini gördü. Evlerinin önünde oynarken babası onu öfkeyle içeri çağırıyordu. Elinde, sınıf arkadaşı bir erkek çocuğuna duyduğu hisleri yazdığı bir mektup vardı. Babası mektubu bulmuş, ona kızıyordu:

“Sen erkeklerle gezmek mi istiyorsun?”
“Sen … mı olacaksın?”
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?”

Küçük kız suçluluk içinde büzüşmüş, konuşamıyordu. Annesi ve ablası da odadaydı. Babası mektubu onlara okuyor, bir yandan da kızıyordu. Yaşadıkları içinde önemli bir sahneye ulaşmıştık. Başka bir sahneye gidemeyince bu anıya döndük ve çalışma sırasında üzerinde durduk.

Danışanıma 7-8 yaşlarındaki hâlinin yanına gidip ona destek olmasını söyledim. Küçük kızın duygularını yazdığını ve bunların saf, temiz çocuk duyguları olduğunu ifade etmesini istedim. Babasının karşısında, “Evet, onları ben yazdım. Güzel yazmış mıyım?” diyebilmesi için onu teşvik ettim. Başta zorlandı; sonra şöyle söyledi:

“O yazdıklarım benim duygularım. Ben bir kızım; birisine karşı bir şey hissetmem doğal bir şey. Ben de duygularımı yazdım. Bu duygular benim duygularım. Ben duygularımı kabul ediyorum. Ben kendimi dişi olarak kabul ediyorum.”

Konuştukça sesinin tonu değişiyordu. Bir süre daha, kendini ifade etmeyi öğrenmesi için o sekiz yaşındaki hâliyle karşılıklı diyaloğu sürdürdük. Ben itiraz ettikçe o da kendisini daha kararlı ve net biçimde ifade etti. Bu, savunmaya geçmek değil, kendi duygularını kabul edip anlatmaktı.

Bir süre sonra rahatladı. Babasının ona sarıldığını ve onu affettiğini imgelemesini istedim. Ardından mektubun annesiyle ablasına okunmasını, danışanımın da bunu daha eğlenceli bir anıya dönüştürmesini çalıştık: “Nasıl, güzel yazmış mıyım? Anneciğim, ablacığım?” Yıllarca suçluluk hissettiren mektup artık onun için başka bir anlam kazanmıştı. Mektubu o zamanın hatırası olarak saklamak istedi; katlayıp cebine koydu.

Kadınlığını kabul etmek ve yeni bir hedef

Sonra 13 yaşındaki sahneye döndük. Oradaki genç ona bakıyordu ama bu kez danışanım bundan rahatsız olmadı; suçluluk duygusu kaybolmuştu. Çalışma sırasında, erkeklerle konuşmak ya da güzel giyinmek istediğinde suçluluk duyma ve insanların bakışlarından korkma hâlini, geçmişte yaşadığı sahneyle ilişkilendirdi. Kendini beğenmeyerek kapanmasının ve insanlardan uzak durmasının onu koruduğunu düşünüyordu.

Çalışmanın sonunda dişiliğini ve kadınlığını kabul etme yönünde telkinler ve çalışmalar verdim. Başlangıçla bitiş arasında belirgin bir fark olduğunu, düşünce biçiminin değiştiğini gözlemledim. Bundan sonraki hedefi, ekonomik özgürlüğünü sağlayacak adımlar atmaktı.

Sevgiyle,
Halis Şahin


KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

kadınlığını kabul etmek

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: İstenmeyen Çocuk Duygusu

Kendimizi değersiz hissetmemizin nedenlerini anlamaya çalışırken geçmişte yaşanan olaylara ve aile ilişkilerine de bakarız. Bu yazıda, istenmeden gerçekleşen bir hamilelik ve annenin içinde bulunduğu koşulların çocukta nasıl algılandığını konu alan bir regresyon çalışmasını paylaşıyorum. Aşağıdaki anlatım, seans sırasında danışanın deneyimlediklerini ve benim yorumlarımı aktarır; ortaya çıkan sahneler tek başına geçmişte yaşananların nesnel kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.

İstenmeyen çocuk duygusu, kişinin kendisini kabul görmemiş, yalnız ya da değersiz hissetmesiyle iç içe geçebilir. Bu duygunun her insanda aynı şekilde yaşanacağını söylemek mümkün değildir. Paylaştığım çalışma, bir danışanın kendi yaşamındaki örüntülere nasıl baktığını anlatan kişisel bir seans öyküsüdür.

Danışanın yaşamında başarı ve ilişkiler

Danışanım 39 yaşlarında, bekâr bir kadındı. Yüz yüze yaptığımız çalışmaya, hedefleri ve ilişkileri konusunda yolunda gitmeyen şeyler olduğunu düşündüğü için katılmıştı. Özel sektörde çalışıyordu; öğretmen olmak istiyor, ancak mezun olduğu bölümden yeterince atama yapılmadığı ve 40 yaşına yaklaştığı için bu hayalin artık gerçekleşmeyeceğinden korkuyordu.

İlişkiler konusunda da sıkıntı yaşıyordu. Bir kez nişanlanıp ayrılmış, sonrasında uzun süreli bir ilişki kuramamıştı. Ailenin en küçük çocuğuydu. Okul yıllarında başarılı, birincilikler kazanan bir öğrenciydi. İlkokul öğretmeni, sınıf arkadaşlarından birinin sorumluluğunu ona vermiş ve öğretmenlik yapmasını istemişti. Başarı, zamanla yaşamında vazgeçilmez bir yere yerleşmişti.

istenmeyen çocuk

Babasıyla kurduğu yakınlık da anlattığı önemli konulardan biriydi. Çocukken sık sık babasının kucağına oturur, hastalandığında babası yanına gelince kendisini daha iyi hissederdi. Bu yakınlığın çocuklukta ve üniversite yıllarında da sürdüğünü, zaman zaman bugün bile tekrarlandığını belirtti.

Geçmişte babasının başka bir kadınla ilişkisi gündeme gelmişti. Danışanım, bu kadının babasına zarar vereceğini söylediğini ve bir süre sonra babasının işlerinin kötüye gittiğini anlatıyordu. Olayların birbirini izlemesi, kadına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duymasına neden olmuştu. Kendi ilişkilerinde de başka bir kadının ortaya çıkıp erkeği ayartacağı ve ilişkinin bozulacağı beklentisini fark ettim. Benim yorumumla, bu yaşantı zihninde güçlü bir çapa oluşturmuştu.

Yalnızlık duygusuna doğru regresyon çalışması

Danışanım ailesindeki olaylara sık sık müdahil oluyor ve kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu. Çalışma sırasında ailedeki rollerin karışmış olabileceğini; zaman zaman çocuk rolünden çıkıp aile reisliği ya da annesinin rolünü üstlendiğini düşündük. Nereden başlayacağımızı belirlemek için regresyon terapisi çalışmasında, kendisini seansa getiren duyguyla bağlantı kurmasını istedim.

Danışanım midesinde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir rahatsızlık hissetti. Bu duyguya odaklanmasını ve geçmişteki bağlantılı bir sahneye gitmesini istediğimde, 5-6 yaşlarında olduğu bir anı anlattı. Anne ve babası misafirliğe gitmiş, kardeşleri evde kalmıştı. Üç kardeşi birlikte oynarken o ayrı durup onları seyrediyordu. Yaramazlık yaptıklarında babalarına şikâyet etmekle tehdit etmiş; bunun üzerine ablası ona bıçak atmış ve burnu kanamıştı.

istenmeyen çocuk

O sahnedeki kızın ne hissettiğine baktığımızda, danışanım kendisini kardeşlerinden ayrı, yalnız ve tek başına hissettiğini söyledi. Güvenebileceği kimse olmadığını düşünmesi, başarılı olmayı ve kimseye muhtaç olmamayı yaşam felsefesi hâline getirmişti. Başarıyla kendisini göstermek istiyordu. İlkokul öğretmeninin ona verdiği sorumluluğun da başarı duygusunu beslediğini düşündük.

Yalnızlık duygusuna odaklandığımızda çalışma sırasında anne karnında, yaklaşık altı aylık olduğu bir sahne belirdi. Danışanımın aktardığına göre annesi ve babası tartışıyor, annesi ailedeki yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere bakmak zorunda olduğu için hamileliği sürdürmek istemediğini söylüyordu. Danışanım, o sahnedeki algısının bu gerekçeyi anlamadığını; yalnızca istenmediğini hissettiğini ifade etti. Bu anlatı üzerinden, istenmeyen çocuk duygusunun onda yalnızlık hissiyle bağlantısını ve babasına yönelen yoğun yakınlığı ele aldık.

Sevgi algısını yeniden kurmak

Çalışmada, danışanımın annesinin sevgisini hissettiği bir sahneyi bulmasına yardımcı olmayı amaçladım. Onu imgeleminde doğum anına götürerek annesinin kucağında olduğunu düşünmesini ve annesinin gözlerine bakmasını istedim. Danışanım, annesinin gözlerinde sevgi gördüğünü söyledi. Ardından babasının kucağında olduğunu hayal etti ve onun gözlerinde de sevgi algıladığını belirtti.

istenmeyen çocuk

Sonra imgeleminde anne karnındaki bebeğin yanına dönmesini ve altı aylık hâlini doğum anına getirmesini istedim. Yetişkin danışan, anne karnındaki hâli ve yeni doğan hâli aynı sahnede buluştu. Danışanım, annesinin gözlerindeki sevgiyi görmenin kendisinde rahatlama yarattığını ifade etti. Ardından ilk gittiğimiz oyun sahnesine döndük. Bu kez kardeşleriyle birlikte oynadığını; kendisini onların bir parçası olarak gördüğünü anlattı. Benim yorumumla, yalnızlık ve sevgi açlığına ilişkin algısında farklı bir kapı aralanmıştı.

istenmeyen çocuk

Aile rolleri, sınırlar ve kendi hayatına yönelmek

Seans sırasında, danışanımın babasına duyduğu yakınlığın ilişkilerini etkileyebileceğini düşündük. Babasının yanında güvende hissetmesi, başka bir erkeği hayatına kabul etmeyi sanki babasına ihanet etmekmiş gibi algılamasına yol açıyor olabilirdi. Danışanım, bazı ilişkilerinde karşısındaki kişiyi uzaklaştırdığını ve ardından kendisini cezalandırır gibi sıkıntı yaşadığını fark etti. Bunlar, seans içindeki değerlendirmelerimizdi; tek bir açıklamanın bütün ilişki güçlüklerini açıkladığı anlamına gelmiyordu.

Ailedeki roller üzerine çalışırken danışanım imgeleminde kendisini doğum anına götürdü ve şu cümleleri seslendirdi: “Yaratan beni kadın olarak yarattı. Ben cinsiyetimi kabul ediyorum. Ben kadınlığımı kabul ediyorum. Ben kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.” Sonrasında annesiyle arasındaki bağı temsil eden bir kordonu kesme imgelemesi yaptık. Annesine teşekkür etmesini, kendi sorumluluklarını kabul edip annesine ait olduğunu düşündüğü duyguları ona iade etmesini ve ikisini de özgür bırakmasını istedim. Ardından babasıyla benzer bir çalışma yaptı. Babasıyla arasındaki bağı kesme imgelemesinden sonra büyük bir rahatlama hissettiğini söyledi.

Danışanımın kendi geleceğine doğru yürümesini istediğimde, imgeleminde önce yeşilliklere, sonra deniz kıyısındaki bir yere ulaştı. Bu yer çocukluğunda hayalini kurduğu bir yerdi. Orada, öğretmenlikten çok büyük bir şirkette yönetici olmayı hayal ettiğini fark etti. Belki de öğretmen olma fırsatlarının önünde, fark etmediği başka istekler bulunuyordu. Çalışmada karşılaştığımız diğer yaşlardaki hâllerini de bu sahneye çağırdı; birlikte oyun oynayıp gelecek planları yaptıklarını imgeledi.

Seans sonunda rahatlamış ve enerjisinin değiştiğini hissettiğini belirtti. Bir sonraki çalışmaya kadar, fırsat buldukça küçük hâlini sevgiyle hatırlamasını ve hayal kurduğu özel yere dönmesini önerdim. Ayrıca şu olumlamaları kullanmasını istedim: “Ben dişiyim. Sağlıklı ilişkiyi hayatıma sevgiyle kabul ediyorum. Sağlıklı cinsel yaşamı sevgiyle hayatıma kabul ediyorum.” Bu öneriler seans bağlamında danışanımla paylaştığım çalışmalardı; herkes için uygun ya da tek başına yeterli bir yöntem olarak düşünülmemelidir.

Sonraki telefon görüşmelerimizde danışanım, kendisini daha rahat hissettiğini ve çevresindekilerin de değişimini fark ettiğini söyledi. Bu, değişimin tamamlandığı anlamına gelmiyordu. Babasıyla ilişkisinde baba-kız rollerinin belirginleşmesi, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını tanıması ve başarı odaklılığını dengelemesi üzerinde çalışılması gereken konular olarak duruyordu. Değişim bir süreçti; farkındalığının artmasının bu sürece katkı sağlayacağına inanıyordum.

Sevgiyle,
Halis Şahin

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

istenmeyen çocuk

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Kendini Affetmek ve Geçmişi Kabullenmek

Hatıralarımızın kendisi kadar onlara eşlik eden öfke, suçluluk ve yargı duyguları da bizi etkileyebilir. Bir anı yeniden tetiklendiğinde, o zamanki duyguları tekrar yaşıyormuşuz gibi hissedebiliriz. Bu yazıda, çocuklukta yaşananların yetişkinlikteki ilişkilere ve kişinin kendini algılayışına nasıl yansıyabileceğini, bir bireysel danışmanlık çalışmasından hareketle anlatıyorum. Danışanın iznini alarak paylaştığım bu özet, onun deneyiminin aktarımıdır; tek bir örnekten herkes için geçerli sonuçlar çıkarılamaz.

Başarılı olduğu hâlde kendini ait hissedemeyen danışan

Danışanım 26 yaşlarında, bekâr ve meslek sahibi bir kadındı. Pek çok kişinin elde etmekte zorlanacağı başarılar kazanmıştı; buna rağmen içinde onu rahatsız eden bir duygu vardı. Kendini bulunduğu yere ait hissetmiyor, sanki bir gün her şeyi bırakıp gitmesi gerekiyormuş gibi düşünüyordu. Bu nedenle mevcut hayatından ve yaptıklarından zevk almakta zorlanıyordu.

Üniversitedeyken Erasmus kapsamında yurt dışına çıkmış ve orada kaldığı süre boyunca kendini daha rahat hissetmişti. Sonrasında sık sık yeniden yurt dışına çıkıp gezme isteği duyuyor, ancak bunun sonunda ne aradığını tam olarak bilmiyordu. Gitme duygusu hayatının başka alanlarında da ortaya çıkıyordu. “Nasıl olsa buradan ayrılacağım” diye düşündüğü için insanlarla sıcak ve samimi ilişkiler kurmaktan kaçınıyordu. Konuşurken odağı çoğu zaman kendisinde kalıyor, karşısındakinin anlattıklarını basit bulduğu oluyordu.

kendini affetmek

Hayatındaki pek çok şey ona yüzeysel geliyordu. Bu durumu, duygularını kapatmış olabileceğinin bir işareti olarak ele aldık. Annesinin sürekli kontrollü ve dikkatli olması yönündeki telkinlerinden, kardeşiyle arasındaki mesafeden söz etti. Ona, “Birisiyle konuşurken odağın nerede: kendinde mi, karşındaki kişide mi?” diye sordum. Kardeşiyle konuşurken çoğunlukla kendisinden ve erkek arkadaşından bahsettiğini fark etti; karşısındaki kişinin de konuşmaya katılmaya ihtiyaç duyabileceğini görmeye başladı.

Anlattıkları bana kendi yaşantımdan da tanıdık geliyordu. Geçmişimi uzun süre olduğu gibi kabullenememem ve kendime bakışım, ilişkilerimi duygudan yoksun, mekanik ve yüzeysel hâle getirmişti. Danışanımın yalnızlık ve duygularını kapatma deneyimi üzerine çalışırken, bu duyguların nereden geldiğini birlikte anlamaya yöneldik.

Çocukluk anısına eşlik eden duygular

Gevşeme çalışmasının ardından danışanımdan yalnızlık, yargılanma, eleştirilme, kendini kıyaslama ve kontrol etme gibi duygulara odaklanmasını istedim. Bedenini gözden geçirirken ellerinin şişmiş gibi olduğunu söyledi. Bu duyuma odaklanınca aklına çocukluğundan bir sahne geldi. Danışanın o sırada hatırladığı sahneyi, onun aktarımı olarak ele aldık; bu tür anıların tek başına nesnel kanıt sayılmaması gerektiğini de özellikle belirtmek önemlidir.

Danışan kendisini beş-altı yaşlarında, kendisinden iki yaş büyük kız kuzeniyle aynı odadayken hatırlıyordu. Çocuklar merakla birbirlerinin bedenlerini tanımaya çalışıyordu. Danışan odadan çıkmak istemiş ama çıkmamıştı. Bir yandan merak, diğer yandan kuzenine karşı öfke ve tiksinti hissettiğini anlatıyordu. Yengesi odaya girdiğinde ikisi de hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.

Bu sahne ona, yıllar sonra annesine “Bir şey nasıl unutulur?” diye sorduğu zamanı hatırlattı. O dönemde yaşadığı rahatsızlığı bastırmak için hislerini kapattığını düşündü. Daha sonra benzer duyguları eski erkek arkadaşıyla aynı odadayken de yaşadığını anlattı: Bir yandan ortamdan ayrılmak isterken bir yandan kalmak arasında sıkışmıştı.

Kendini kabul etmek ve kendini affetmek

Çalışmada danışanım, çocukluk sahnesindeki duygularını kuzenine ifade etti. “Kuzenim, sana öfkeliyim çünkü…” cümlesini tamamlamasını istedim. “Senin yüzünden hayatım zindan oldu” ve “Senden tiksiniyorum” gibi ifadeler kullandı. Ardından kuzeninin gözlerine baktığını hayal etti; onun da ne yaptığını tam olarak bilmeyen, merak eden ve korkmuş bir çocuk olduğunu fark etti.

Burada dikkatini yeniden o yaştaki kendisine çevirdik. Danışan, odadan çıkmak isteyen küçük kızın aynı zamanda orada kalmış olmasını yıllarca kendine karşı bir suçlama nedeni yapmıştı. Kendi payını çok küçük görse bile, bu pay zihninde ağır bir yük hâline gelmişti. Kendini kabul edememesi ve geçmişteki anıyı hatırlatan durumlarda insanlardan uzaklaşması, bu yükle birlikte anlam kazandı.

Bir çocuğun merakı, kararsızlığı ya da ne yapacağını bilememesi, yetişkin gibi sorumluluk taşıdığı anlamına gelmez. Çalışmanın amacı, yaşananları küçümsemek veya duyguları yargılamak değil; danışanın o günkü kendisine şefkatle yaklaşmasına ve o zamanki hislerini tanımasına yardımcı olmaktı. Geçmişi kabullenme ve kendini affetme, olanı onaylamak değil; kişinin kendine yönelttiği suçlamayı fark edip duygularına yer açmasıdır.

Duyguları kabul ederek özgürleşmek

Danışanımdan bugünkü hâliyle o küçük kızın yanına gitmesini, ona sarılmasını, onu sevdiğini ve olduğu hâliyle kabul ettiğini söylemesini istedim. Birbirini izleyen telkinlerle küçük kızın da kendisini affetmesini hayal etti. Her çeşit duygumuzla bir bütün olduğumuzu; bazı duygularımızı reddettiğimizde kendimizin bir parçasını da reddedebileceğimizi konuştuk. Duyguları kabul etmek, her davranışı doğru bulmak demek değildir. Kişinin kendi duygusunu fark etmesi ve kendine karşı daha anlayışlı olabilmesidir.

Danışan, kuzeniyle arasında hayal ettiği gümüş kordonu kesip çemberden çıktığını imgeledi. Bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını belirtti. Daha sonra sahneyi hatırlayıp kendine şefkatle yaklaşma çalışmasını sürdürmesini konuştuk. Bu anlatıdaki uygulamalar, danışmanlık seansının parçasıdır; yoğun veya sarsıcı anılarla çalışmak herkes için kolay olmayabilir. Böyle bir konuyla karşılaşan kişinin bunu tek başına zorlaması yerine uygun bir uzmandan destek alması önemlidir.

Bazen kişi, kendini yetersiz hissetmemek için başarıya ve güçlü görünmeye fazlasıyla odaklanabilir. Ancak başarı, geçmişteki bir yaranın ya da kendine yöneltilen suçlamaların yerini tek başına doldurmayabilir. Kendini affetmek ve kendini kabul etmek, insanın zayıf hissettiği yanlarını saklamak yerine onları da kendi hikâyesinin bir parçası olarak görebilmesiyle ilgilidir.

Hayat dengede olmaktır. Fiziksel olarak büyürken içimizdeki özle bağımızı da korumamız, kendimize zaman ayırmamız ve hissettiklerimizi anlamaya çalışmamız gerekir. Böylece hayatla ve insanlarla daha sahici bir ilişki kurabiliriz.

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

kendini affetmek

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

kendini affetmek

Sevgilerle,
Halis Şahin

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Sevgi Açlığı

Uzun zamandır çalışmalarımla ilgili bilgi paylaşımına ara vermiştim. Bir danışanımla yaptığım çalışma beni etkiledi. Kendisi de izin verdiği için bu seansların özetini paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Yapılan çalışmaların sonucu danışanın ruhsal ve zihinsel durumuyla, sürece yaklaşımıyla ve önerileri uygulamaya ne kadar istekli olduğuyla ilişkilidir. Şifayı veren Allah’tır; rehber yalnızca bir araçtır. Hiçbir çalışma için iyileşme garantisi verilemez. Şifa dileyen şifa, tereddüt eden ise zihin karışıklığı bulur. Herkesin yaşadığı süreç ve aldığı destek kendine özgüdür.

İhanet sonrası yaşanan yoğun duygular

Yurt dışında yaşayan danışanım, eşinin yaklaşık beş-altı ay önce yaşadığı tek gecelik bir ilişkiyi öğrendikten sonra bunalıma girdiğini anlatarak benimle iletişime geçti. Eşi pişman olmuş ve af dilemişti; buna rağmen danışanım yaşananları içinden atamıyordu. Eşinden ayrılmak istemiyor, onu sevdiğini ve eşinin de kendisini sevdiğini söylüyordu. “Eşim beni bu kadar severken başka bir kadına nasıl dokunabilirdi?” sorusuna bir türlü cevap bulamıyordu.

Danışanım despot bir ailede büyümüş, çocukken babasından yoğun şiddet görmüş ve 15 yaşında evlendirilerek yurt dışına gönderilmişti. Eşiyle yabancı bir ülkede 20 yıl geçirmişti. Çalışmıyor, üç çocuğuna bakıyordu. Eşi hayatının merkezindeydi. Ona bu kadar bağlıyken yaşanan ihanet, dünyasını karartmış ve tutunacak dalı kalmadığını hissettirmişti.

sevgi açlığı

Sevgi açlığının izini sürmek

İlk seansın başında sesi çok heyecanlıydı. Ön görüşmemizden bir çıkış yolu bulabileceğine dair umutlanmıştı. Önce gevşeme ve rahatlama telkinleriyle sakinleşmesine yardımcı oldum. Ardından regresyon çalışmasına geçerek onu rahatsız eden duyguya odaklanmasını istedim.

Bu duyguyu vücudunun neresinde hissettiğini sorduğumda kalbinin üzerinde yoğun bir ağrı olduğunu söyledi. Ağrıya odaklandığında kırmızı, ateş gibi yakan bir top imgeledi. Onu rahatlatmak için bu alev topunu mavi suyla kaplayıp soğutmasını, ardından göğsünden çıkarıp atmasını istedim. Kendiliğinden gelişen bu imgeleme çalışmasının ardından rahatladığını ifade etti.

Sonra kalbindeki ağrıyla bağlantılı olduğunu düşündüğüm sevgi açlığı üzerinde durduk. Bu duyguyu daha önce yaşadığı bir ana gitmesini istediğimde, 15 yaşlarında eşiyle birlikte yürüdükleri bir sahneyi anlattı. Eşi ona bakmıyor ve konuşmuyordu. Danışanım ise eşinin gözlerinin içine bakıyor, bir şey söylemesini ve varlığını fark etmesini bekliyordu.

sevgi açlığı

Geçmişte kendisini kimin sevmediğini sorduğumda annesiyle babasından söz etmeye başladı. Onların yeterince sevgi göstermediğini, babasının zaman zaman kendisini dövdüğünü anlattı. Anne ve babasına karşı öfkeliydi. Annesini karşısındaki sandalyede imgelemesini ve içinde birikenleri ona söylemesini istedim. Ağlayarak kendini ifade etti; söyleyecekleri bittikçe bir miktar rahatladığını hissetti.

Ardından annesinin gözlerine bakmasını istedim. Ne gördüğünü sorduğumda “üzüntü” dedi. Annesini affedebileceğini söyledi ve onu affettiğini söyleyerek annesine sarıldığını imgeledi. Annesinin sıcaklığını hissetmenin çok güzel olduğunu, yıllardır özlemini çektiği sevilme duygusunu yaşadığını anlattı.

Daha sonra babasına yönelik duygularını ifade etti ve babasına sarıldığını imgeledi. “Babamın kollarını vücudumda hissettim” ve “Hiç bu kadar mutlu olmamıştım” dedi. Babasını da affedebileceğini söyledi. Son olarak kendisini karşısına alıp ona sıkıca sarılmasını ve kendisini sevdiğini söylemesini istedim. Dokunsal bir kişiliği olduğu için sarılma imgesi onda güçlü bir sevgi duygusu uyandırıyordu.