mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Ruh, Beden ve Zihin Dengesi


 Ruh, Beden ve Zihin

Ruh, beden ve zihin biz insanoğlunu oluşturan muhteşem üçlüdür. Huzurlu güzel bir hayat için bu üçünün dengede olması gerekiyor.

Neden bunların dengede olması gerekiyor?

Önce bedenden başlayalım.

Allah kainatı yaratırken her şeyi bir nizam ve intizam içerisinde yaratmıştır. Ve onun yaratmış olduğu düzen binlerce yıldır devam etmektedir. Tüm canlıların temel taşı hücredir. Hepsinin yapısı ve stratejisi aynıdır.

Hayatta kalmak ve soyunu devam ettirmek..

Yaradan canlıları yaratırken bir taraftan etten kemikten yaratırken diğer taraftan hayatta kalma programını yaratmıştır.

Bizim insanoğlu olarak diğer canlılardan farkımız yaratanın ruhundan üflediği parçamız.

“Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secdeye kapanın.” Hicr-29

Yaratan insanı yarattıktan sonra ona ruhundan üfleyerek onu can vermiştir. Ruhundan üflediği parçamız bizim özümüz, ruhumuz veya bilinçaltımız her ne derseniz deyin. Bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz.

Diğer canlılar kendine yüklenmiş program vasıtasıyla hayatta kalmaya ve üremeye çalışırken biz programımızda değişiklik yapma imkanına sahip olmamızı sağlayan zihne sahibiz. Bu durum diğer canlıların yaşamından farklı olarak insan yaşantısını karmaşık bir hale getirmiştir.

Images

Duyguların Zihin ve Beden Üzerindeki Etkisi

Duygular yalnızca zihnimizde yaşadığımız deneyimler değildir; bedenimizde de çeşitli hislerle kendini gösterebilir. Coşku, korku, üzüntü ya da öfke yaşarken bedenimizde neler fark ederiz? Duyguların beden üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalar, farklı duyguların vücutta hissedildiği bölgeleri haritalandırmaya çalışıyor. Bu haritalar, duygularımızla bedensel deneyimlerimiz arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı oluyor.

Zihin beden ilişkisi: Duygular bedende nasıl hissedilir?

Zihin beden ilişkisi, zihinsel ve fiziksel durumların birbirinden bütünüyle ayrı olmadığını anlatan bir çerçevedir. Bilim insanları bu iki alan arasındaki bağlantıları anlamaya ve edinilen bilgiyi tedavi yaklaşımlarında değerlendirmeye çalışıyor. Kaynak yazıda aktarılan araştırmaya göre, ABD’deki yetişkinlerin neredeyse yarısı bedenle zihni buluşturan yöntemlerle ilgileniyor.

Images

Mutluluğun Reçetesi Var mı? 13 Maddede Mutluluk

Mutluluğun reçetesi var mı? Ya da biri bana mutluluğun reçetesini yazabilir mi? Bu soruların herkese uyan tek bir yanıtı olmayabilir. Yine de Ernie E. Zelinski’nin, bilge kişilerin çağlar boyunca söylediklerinden yararlanarak oluşturduğu mutluluk reçetesi, üzerinde düşünmeye değer bir liste sunuyor.

Kanımca bugüne kadar yazılmış en iyi reçetelerden biri bu. Bir kenara not edin, saklayın; mümkünse eşe, dosta, sevgiliye ve arkadaşa e-posta ya da telefon mesajıyla yollayın. Ama en önemlisi, yalnızca okumakla kalmayıp hayatınızda uygulamaya çalışın.

İşte mutluluk reçetesi: 13 temel unsur

Bu reçetedeki maddeler, mutluluğun tek bir şeyden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Amaç, geçim, sağlık, ilişkiler ve umut; her biri yaşamın başka bir yönüne dokunuyor.

  1. Doyum sağlayacak kadar bir amaç
  2. Geçinebilecek kadar bir iş
  3. Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik
  4. İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl
  5. Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek kadar şefkat
  6. Kendini sevecek kadar özsaygı
  7. Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu
  8. Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret
  9. Sorunları çözecek kadar yaratıcılık
  10. Her an gülecek kadar mizah duygusu
  11. İyi bir yarını bekleyecek kadar umut
  12. Hayatı bütün değerleri ile yaşayacak kadar bir sağlık
  13. Sahip oldukların için şükran duygusu

Mutlu olmak için gerekenler üzerine

Listenin ilk maddeleri, hayatımıza yön verecek bir amaçla geçimimizi sağlayan işi yan yana koyuyor. Amaç, insana uğruna emek vereceği bir yön sunarken iş, gündelik ihtiyaçlarımızı karşılamaya yardımcı olur. Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik ifadesi de mutluluğu sınırsız bir birikime bağlamıyor; yeterli olanı fark etmenin önemini düşündürüyor.

İş ve eğlence arasında denge kurmak, reçetenin bir başka önemli parçası. Hayat yalnızca sorumluluklardan ibaret olmadığı gibi, keyifli anları da yaşamın geri kalanından ayrı düşünmek gerekmiyor. Sağlıklı bir akıl ve beden, hayatı değerleriyle yaşayabilmenin temel dayanakları arasında sayılıyor.

Şefkat, özsaygı ve iyilik duygusu ise mutluluğun hem başkalarıyla hem de kendimizle kurduğumuz ilişkilerde yer bulduğunu hatırlatıyor. Birçok insanı beğenebilmek, bazılarını sevebilmek ve ihtiyaç duyanlara verebilmek; insanın çevresiyle bağını güçlendiren değerlerdir. Kendini sevecek kadar özsaygı da bu listenin unutulmaması gereken maddelerinden biri.

Cesaret ve yaratıcılık, zorluklar ile sorunlar karşısında işe yarayan iki önemli güç olarak sıralanıyor. Her şeyin kolay olmasını beklemek yerine güçlüklerle yüzleşmek ve çözüm aramak gerekir. Mizah duygusu da bu yolculukta insana hafiflik kazandırır; her an gülebilmek, yaşamın içindeki neşeyi fark etmeye yardımcı olur. İyi bir yarını bekleyecek kadar umut ise geleceğe dair beklentimizi canlı tutar.

Mutluluk için şükretmenin önemi

Reçetenizdeki 13 ilaçtan hangisini beğendiniz bilmiyorum ama benim favorim sonuncusu: Sahip olduklarınızın değerini bilin! “Sahip olduğunuz şeylere şükran duymak.” Bu, her insanın kendi içinde bulabileceği çok eski ve güçlü bir ilaç.

Sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi, sonra da yeniden bulduğunuzu düşünün. Nasıl da mutlu olurdunuz. Sağlığınızın, eşinizin, çocuklarınızın, arkadaşlarınızın ve dostlarınızın değerini bilmek, şükran duygusunun gündelik hayattaki karşılığını gösterir. Mutluluk için şükretmenin önemi de biraz burada saklı: Elimizdekileri sıradan saymak yerine onların kıymetini hatırlamakta.

Mutluluğun peşine düşmek yerine, biraz da onun sizi bulmasını beklemek… Kısacası bulduğunuz ve olduğunuzla yetinmek, bu ilacın en önemli faydalarındandır. “Mutluluğun reçetesi nedir?” diye soruyorsanız, belki de yanıt bu 13 maddede; özellikle de sahip olduklarınıza duyduğunuz şükranda gizlidir.

Mark Twain yazmış: “Palamarı fırlatıp at. Güvenli limanlardan uzaklaş. Bırak alize yelkenleri şişirsin. Araştır, düşle ve keşfet.”

Images

Mutsuzluk Tembellikten Beslenir.

Son yıllarda insanoğlunun mutsuzluğu mu arttı yoksa bu konuda farkındalık mı oluştu?

Herkes mutlu olmak istiyor ama olamıyor. Kimileri bakış açısını değiştiremiyor, kimileri ise mutsuzluktan besleniyor. Habertürk’ten Ceyda Erenoğlu’nun haberine göre; Peki mutlu olmak ve mutsuzluktan uzak kalmak için ne yapmak gerekiyor?

10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında, günümüzde; çatışma ve stres kadar, yeni mutlulukların da arttığına dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, bunu içinde bulunduğumuz çağın güzel ve özel bir yönü olarak görmek gerektiğini dile getiriyor. Prof. Dr. Özkan'a göre,mutsuzluktan çok insanoğlunun gündemi artıyor ve bu durumstresin fazlalaşmasına neden oluyor.

ÇAĞA AYAK UYDURMAK TEMEL ŞART!
Günümüzde, çağa ayak uyduran insan, 'mutlu insan' olarak değerlendiriliyor. Çağı yakalayamayanlar ise hem kendileriyle hem de çevreleriyle çatışmaktan kurtulamıyor. "Eskiden köyde yaşayan ve ömrünü 20 kilometrekarelik alanda geçiren insan da kendince mutluydu" diyen Prof. Dr. Özkan; bunun, bu kişilerin başka dünyaları tanımamasından ve farkındalıklarının az olmasından kaynaklandığını söylüyor. Özkan'a göre, farkındalığın çoğalması hem mutluluğu hem de mutsuzluğu artırıyor. Günümüz insanı çok fazla uyaranla karşılaşıyor. Alışılmadık, tanınmayan ve nasıl başa çıkılacağı bilinmeyen uyaranlar şokların yaşanmasına neden oluyor. Televizyonda dünyanın her yerindeki gelişmeleri izleyen, bilgiye ve teknolojik çağa anında uyum sağlama kabiliyeti olan insan sorunlarla daha kolay baş ederken, bir diğeri yüklerin ve sorunların üstesinden gelemediği için ağırlıkların altında ezilmekten kurtulamıyor.
Images

Sağlığı yaratmak.

Günümüzde sağlığı yaratmada olumlu düşüncenin önemi üzerinde sıkça durulmaya başlanmıştır. Her geçen gün bu konuda ya yeni bir kitap yada makale yayınlanmaktadır. Düşünce dediğimiz bu güç nasıl oluyor da sağlığımızı bozuyor veya yaratıyor?

Yazdığı kitaplarla ve verdiği konferanslarla dünyada alternatif tıp alanında çığır açan Dr. Deepak Chopra, “Sağlığı Yaratma” adlı kitabında bu konuda şöyle diyor. “Araştırmalara göre mutlu insanlar daha sağlıklıdırlar. Öyle görünüyor ki, olumlu düşünceler taşımak demek olan mutluluk, beyinde biyokimyasal değişiklikler yapmakta ve bu değişiklikler de vücut fizyolojisi üzerinde son derece yararlı etkiler göstermektedir. Öte yandan, üzücü ya da bunaltıcı düşünceler de beyin kimyasında değişiklikler yapmakta ama bu değişikliklerin fizyoloji üzerinde zararlı etkileri olmaktadır."

Düşünceler, mesaj-göndericiler denilen beyin kimyasalları aracılığıyla çalışırlar. Beyin dokusunda bunların en azından otuz türü olduğu saptanmıştır. İnsanın içinde bulunduğu ruh durumuna göre bu mesaj-göndericilerin birbirlerine göre oranları değişir. Düşünceler bilincimizin denetimi altında olduğuna göre, istediğimiz düşünceyi bilinçli olarak seçebiliriz, düşüncelerimizi kontrol edebiliriz. Aynı zamanda düşünmek, beyin kimyasını çalıştırmak demektir. Kimya, beynin farklı yerlerindeki hormonların salgılanmasını etkiler. Örneğin, hipotalamus ve hipofiz. Sonra da bu hormonlar vücuttaki organlara mesaj taşırlar.

Daha belirgin birkaç örnek verelim. Önce olumsuz düşünceleri ele alalım. Kızgınlık, düşmanca düşünceler insanda hemen kalp atışlarını hızlandırır, kan basıncını arttırır ve yüzü kızartır. Kaygılı düşünceler de aynı şeyleri yapar ve bunların yanısıra el titremesi, soğuk ter ve mide düğümlenmeside görülür. Görülüyor ki, değişik düşünceler kendilerini fiziksel olarak ortaya koyabilmek için gerekli olan kimyasal değişiklikleri beyinde yaratırlar. Düşünce bozuklukları ve beyin kimyası bozuklukları arasında bir ilişki vardır.

Aynı şekilde, mutluluk, sevgi, barış, huzur, şefkat, dostluk, iyilik, cömertlik, yakınlık, içtenlik düşünceleri de merkezi sinir sisteminde mesaj taşıyıcılar ve hormonların akması yoluyla fizyolojide kendilerine karşılık olacak bir durum yaratırlar. Olumlu düşüncelerin fizyolojide yarattığı derin değişimler insanı sağlığa götürür, çünkü mesaj-taşıyıcıların aracılık ettiği bu düşüncelerin bedende uyarıcı bir etkisi vardır.

Kızgınlık, sevgisizlik, düşmanlık, gücenme, çelişki ve hüzün gibi duygular vücudun bağışıklık sistemini zayıf düşürür. Bunun tersi olan olumlu duygular ise vücudun direncini arttırır. Kısaca hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan yalnızca düşüncelerdir.”

Şimdi konuya bir başka açıdan yaklaşalım. Akupunktur, T’ai Chi, Chi Gong, Yoga gibi alternatif terapiler, insan bedenini tamamen çevreleyen bir elektromanyetik alandan bahsederler. Buna “Aura” veya “enerji beden” denir. Ayrıca bu enerji bedende “Chakra” adı verilen yedi adette enerji merkezi bulunur. Bütün bu terapiler temelde hastalığı şöyle tarif eder. Hastalık, herhangi bir düzeyde bloke edilmiş, akışı engellenmiş bir enerjinin yansımasıdır. Varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur. Aura ve Chakra’lardaki enerji akışında meydana gelen bu dengesizlikler, fizik bedende hastalıkların oluşmasına sebep olur. Bütün dengesizliklerin nedeni ise, insanın içinde bulunduğu ruhsal durum’dur.

Düşüncelerimiz, duygularımız, birer enerjidir. Olumlu düşünceler auramızı güçlendirir, enerjimizi arttırır ve sağlık içinde olmamızı sağlar. Olumsuz düşünce ve duygular ise, enerjimizi azaltır hastalığa davetiye çıkartır.

Eğer sağlıklı olmak istiyorsak, enerji tüketen duygu ve düşüncelerimizi, enerji üreten duygular haline çevirmeliyiz. Onun için “düşünce ve duygularımızı her zaman kontrol etmeyi” öğrenmeliyiz.


”Dr. Deepak Chopra

Images

Mutluluk: Mutlu Olduğunuzda Yalnızca Siz Etkilenmezsiniz

Mutlu olduğunuzda mutluluğu yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi, barış ve huzur içinde olduğunuzda da bu duyguları yalnızca kendi içinizde yaşamazsınız. Bu yazının temel düşüncesi, insanın iç dünyasında yaşadığı hâlin çevresine ve başkalarının hayatına da uzanabileceğidir.

Mutluluk enerjisi çevreye nasıl yansır?

İnsan bazen kendi duygularını yalnızca kendisine ait sanır. Oysa sevgiyle, kabulle ve huzurla yaşadığımızda, bu hâllerin başkalarına da dokunabileceği fikri üzerinde durmaya değer. Mutlu olmak burada yalnızca iyi hissetmek değil; içinde bulunduğumuz hâlin çevremize nasıl yansıdığını da fark etmektir.

Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, bu duyguların anlamı da kişisel sınırlarınızın ötesine taşar. Mevlana olmanın, yani Mevlanalığı yaşamanın da yazıda bu şekilde anılması, kişinin kendi iç dünyasındaki dönüşümün başkalarına uzanan yönünü vurgular.

Bu yaklaşımda mutluluk enerjisi, insanın yaşadığı duyguların toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebileceği düşüncesiyle ele alınır. Kişi bunu fark etse de etmese de, inansa da inanmasa da, kendi hâlinin daha geniş bir bütüne katkı sunduğu anlatılır. Dolayısıyla mutluluğun çevreye etkisi, yalnızca bir gülümsemenin ya da güzel bir sözün anlık karşılığı olarak değil, kişinin nasıl bir hâl içinde yaşadığına ilişkin daha geniş bir bakışla değerlendirilir.

Pozitif enerjinin insanlara etkisi

Yazıda, insanın yaşadıklarıyla oluşan enerjinin düşük ya da yüksek frekansta olabileceği belirtilir. Bu düşünceye göre kişinin enerjisi, toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebilir. Buradaki ana çağrı, kişinin kendi duygularına ve yaşam biçimine dikkat etmesidir: İçimizde taşıdığımız sevgi, kabul, barış ve huzur hâlleri yalnızca kendimiz için mi vardır, yoksa başkalarına da ulaşabilir mi?

Metinde Kanadalı doktor David Hawkins'in araştırmaları sonucu ulaştığı belirtilen değerler şöyle aktarılıyor:

  • Pozitif olan ve her şeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerjinin, 90.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği ifade ediliyor.
  • Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın enerjisinin, 750.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği belirtiliyor.
  • Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın enerjisinin, 10 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği aktarılıyor.
  • Mevlanalığı yaşayan bir insanın enerjisinin, 70 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği söyleniyor.
  • Peygamber ya da Mevlana seviyesinde yaşayan bir insanın enerjisinin ise tüm insanlığın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği ifade ediliyor.

Bu sayılar, yazının aktardığı Hawkins atfının bir parçasıdır. Buradaki anlatımın odağı, değerleri bir hesaplama yöntemi olarak kullanmaktan çok, sevgi ve huzur içinde yaşamanın önemini hatırlatmaktır. Mutluluğun ve pozitif enerjinin insanlara etkisi üzerine düşünürken, bu ifadelerin metindeki spiritüel yaklaşımı yansıttığını göz önünde bulundurabiliriz.

Bugün 90 bin insanı mutlu etmeye ne dersiniz?

İnsan her zaman peygamber ya da Mevlana seviyesinde yaşayamayabilir. Yazının sonunda gelen soru da tam burada anlam kazanıyor: Böyle bir seviyeye ulaşmış olmasanız bile, bugün 90 bin insanı mutlu etmeye ne dersiniz? Bu soru, büyük ve uzak görünen bir hedefi gündelik hayata taşımaya çağırıyor.

Mutlu olmak, sevgiyle yaklaşmak ve huzuru korumak kişisel bir başlangıç olabilir. Bu yazının bakışına göre, yaşadığımız hâl çevremize de uzanır; bu nedenle mutluluk yalnızca kendi içimizde olup biten bir duygu olarak görülmez. Bugün kendinizde büyüttüğünüz sevgi, kabul ve huzurun başkalarına nasıl yansıyabileceğini düşünün. Belki de mutluluk, önce kendi içinizde başlar; sonra etkisi sizin öngöremediğiniz kadar geniş bir alana yayılır.

Images

Hayat Bir Şarkı Olsa…

Hayatı bir şarkı gibi yaşamak sanırım harika bir şey olurdu. Ritmiyle, melodisiyle ve aslında anlattığı sizin öykünüzle… O öyküye ruh katan melodi bazen davullarla coşup bazen kemanla ince ince yüreğinizi seslendirse; bazen de duyulması güç bir tınıyla bir şeyler fısıldasa…

Derinlerinizdeki çığlığı, hüznü ya da yalnızlığı anlatsa… Sözcüksüz ama içinizdeki pek çok şeye eşlik eden bir şarkı olsa… Melodinin tamamında kendi öykünüzü bulabilseniz. Çünkü hayatın her anı aynı tonda değil; coşkusu da hüznü de, sessizliği de o öykünün bir parçası.

Images

Otomatik Olumsuz Düşünce

Her düşünceye mutlaka bir ’’DUYGU’’ eşlik eder.

Düşünceyle ilgili oluşan duygu pozitifse kişi mutlu olur, haz alır. Hissedilen duygu negatifse kişi acı çeker, mutsuz olur.

İnsanı mutsuz eden her duygu olumsuzdur.

Bunaltı, sıkıntı, içdaralması, korku, acı, keder, hüzün, mutsuzluk, çaresizlik, yetersizliktir.

Değersizlik, önemsizlik, öfke, şiddet, kıskançlık, haset ve yenilmişlik gibi olumsuzluk içeren duygularından birini veya bir kaçını hissetmek kişinin duygu öncesindeki düşünceleriyle yakından ilgilidir.

İnsan zihni aynı andaiki  işlem yapamaz ve iki şeyi aynı anda düşünemez. İradeyle neyi düşüneceğini belirler. Trenin makasta ne tarafa gideceğini belirlemek gibidir. A-yolu pozitif B-yolu negatiftir.

Otomatik Olumsuz Düşünce geliştirdiyseniz, her şey  hep negatif gidecektir. Kötü düşünce negatif duygu, negatif duygu negatif davranış yaratır ve bu şekilde depresyon başlar.

Olumsuz Otomatik düşüncelerin etkisi altında bulunanlar, kendilerini bunaltıya sokacak en kötü ihtimalleri sıralarlar. Ellerinde bu düşünceleri için hiçbir delil yoktur. Denenmemiş, sonucu gözlenmemiş ve doğrulanmamış bilgi kaynaklarıyla kişi kendine cehennem hayatı yaşatır. Problem çözücü olarak bakmazlar. Birçoğu O.O.D.S nin ( Olumsuz otomatik düşünce sistemi) yarattığı problemlerin varlığını dahi anlayamaz, algıladıkları şeyinde çözümü için uğraşmazlar. Rahatsızlığın devamında bazıları, ilgi ve alaka odaklı çıkarları olduğunu sandıklarından ve yaşadıkları bunaltının(O.O.D.S.nin) çözüme ulaşması halinde sorunun oluşmasında kendi sorumlulukları olduğunun ortaya çıkacağı korkusundan ötürü çözüm de aramaz.

Yaşam muhteşem güzellikte manzarası olan sahil boyundaki yolda seyretmek gibidir.

Yolun sonundaki gideceğiniz yere varmak zorunda olduğunuz için, lanetler okuyarak ve zorunuza giderek yola çıkarsanız!

Yola çıktığınız aracınız daha önce hiç kullanmadığınız için, durduğu yerde başkaları tarafından taş atılarak, çizilerek, tekmelenerek, kirletilerek, çarpılarak deforme edilmişse!

Yakınlarınızın, çevrenizin kullandıklarını sandığınız araçlarında nasıl davrandıklarını gözlemleyerek araç kullandığınızı sanmışsanız!

Telaşla, acemilikle, taklitçilikle, korkuyla, öfkeyle kat ettiğiniz yoldaki güzellikleri görmeniz bir tarafa, ızdırap içerisinde-kazalar belalar sizin başınıza yağdığından,seyahatinizin bir an önce bitmesini istersiniz. Bir yerlerde ters giden bir şeyler olup ta mola verdiğinizde, derin nefes alın ve  olumsuz otomatik düşüncelerinizin yeteneklerinizi nasılda kısıtladığını farkına varın.

Kendilerine acıyan, kendilerini hayatın haksızlıklarına uğramış iyi insanlar olarak görenler, başlarına gelenleri hak etmediklerini düşünenler,  hiçbir zaman yürekten savaş verip hayata katılamayacaklardır. Kendilerine karşı acımasız davranıp dünyanın adaletsizliğinden kendilerini sorumlu tutanlar ve yaptıkları işlerde yalnızca kötülük görenler yaşamış sayılmayacaklardır.

En kutsal emanetiniz yaşamınız! Yaşamınızı ayaklar altına almayınız.

İyi düşünürken kötü hissetmeniz imkânsızdır. Duygularınıza dikkat edin ve olumsuz hislere sahipseniz hemen fark edip olumlu düşünce ile değiştirin. Kendinize başkalarının SİZE davranmasını istediğiniz gibi davranın. Kendinizi sevip sayın, kendi kendinizi MUTLU etmeye zaman ayırın. İnsan düşündüğü şey olur.
Psk. Özdemir Nayman

Images

Mutluluk Üzerine Küçük Bir Ders

Kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı.

Dilenciye “Dile benden ne dilersen” dedi.
Dilenci güldü ve;
“Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” diye yanıtladı.


Kral dilencinin bu sözlerinden çok alındı ve dilencinin istediğini yerine getireceği konusunda ısrar
etmeye başladı:

“Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim” dedi.

“Sen söyle hele; ne istiyorsun?”

Dilenci “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım”dedi.

Dilenci sıradan bir dilenci değildi. Kralın ilk yaşantısında öğretmeni olmuştu ve ona şu sözü vermişti:

“Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.”

Kral bu olayı çoktan unutmuştu. Bu yüzden ısrar ediyordu:

“Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir kralım” dedi.

“Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.”

Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp,
“Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misin?” diye sordu.
Images

Yalnızlık da, sağlık da, zenginlik de, mutluluk da bulaşıcı: Duygular bulaşıcı

duygusal bulaşma

Yalnızlık da, sağlık da, zenginlik de, mutluluk da bulaşıcı. Duygular bulaşıcı.

Duygusal bulaşma: Duygular sosyal çevrede nasıl yayılır?

Bu araştırmayı okurken duyguları kokuya benzettim. Bana inanması güç gelen bu uzak etkileşimleri anlayabilmek için gözümde bir resim canlandırdım: Bütün tanıdıklarım ve onların tanıdıklarıyla aynı odadayım. Duygular da kokular gibi etrafa yayılıyor; görünmüyorlar belki ama odadaki herkes onları hissediyor.

Birinin mutsuzluğu, sanki herkesin mutsuzluğu oluveriyor. Tıpkı bir sürüdeki hayvanlar gibi, biri yön değiştirince diğerleri de o tarafa gidiyor. Aramızda delice bir bağ var. Bu bağa kadeh kaldırıyor, saygı duruşuna geçiyorum.

Duygusal bulaşma düşüncesi, mutluluk ya da mutsuzluğun yalnızca kişinin içinde yaşanıp bitmediğini hatırlatıyor. Duygularımızın başkalarıyla kurduğumuz bağlarda bir karşılığı olabilir. Peki, mutluluk bulaşıcı mı? Bu fikri düşünürken aklıma gelen ilk görüntü, aynı odada birbirine karışan duygular ve tanıdıklarımın uzayıp giden ağı.

Ayna etkisi ve gülümsemenin yolu

İki insan konuşurken birbirlerinin yüz ifadelerini taklit etmeye başlıyormuş. Karşımızdaki gülüyorsa gayri ihtiyari gülüyoruz; ağlıyorsa üzülüyoruz. Buna “ayna etkisi” diyorlar. Gülen birine karşılık verip gülümsüyorsun. Sonra kaslardan beyne, “Güldü” mesajı gidiyor; beyin de hemen onun hormonunu, mutluluğu salgılıyor!

Hep tersini sanırdık, değil mi? Duygunun önce geldiğini, gülümsemenin ardından onu gösterdiğini düşünürdük. Oysa burada kaslardan beyne doğru giden tek yönlü bir otoyol da varmış. Kalbin kırıksa, gülmeyi bir denemekte fayda var.

Bu anlatım, yüzümüzdeki küçük bir ifadenin bile başkalarıyla kurduğumuz etkileşimin parçası olabileceğini düşündürüyor. Karşımızdakinin gülüşü bize geçiyor; bizim gülüşümüz de ona geri dönüyor. Duygular sosyal çevrede nasıl yayılır sorusuna, bu ayna etkisi basit ve akılda kalıcı bir cevap sunuyor: Bazen bir yüz ifadesiyle, bazen de ona verdiğimiz karşılıkla.

Arkadaş çevresinin mutluluğa etkisi

Tanıdığın her mutlu insanın mutluluğunu artırdığı, her mutsuz insanın ise yüzde 7 azalttığı söyleniyor. Bu yüzdelerle, bu kadar çok başkasıyla ne yapılır, bilmiyorum. Yine de insan ister istemez kendi çevresini düşünüyor: Yakınlarımızın duyguları bizi ne kadar etkiliyor? Bizim ruh hâlimiz, tanıdıklarımızın dünyasında nasıl bir iz bırakıyor?

Sosyal ağlarda mutluluk ve mutsuzluğun yayılması fikri, çevremizi yalnızca isimlerden oluşan bir liste gibi görmemeyi sağlıyor. Her tanıdığımızın kendi tanıdıkları var; bu bağlar da bizi doğrudan tanımadığımız insanlara kadar uzatıyor. Arkadaş çevresinin mutluluğa etkisi üzerine düşünürken, bu ilişkinin tek bir kişiden ibaret olmadığını fark ediyorum. Bir arkadaşın arkadaşı, onun da arkadaşı… Ağın sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Arkadaş ağımda mutluluk ve mutsuzluk

Ben ilk iş arkadaşlarımın ağını çizip, isimlerinin yanına basitçe bir :) ya da :( koyacağım. Bakalım durum ne? Bakalım mahremiyetine yastığa sarılır gibi sarılan ben, sosyalin ağına kendimi ne kadar bırakmışım?

Belki bu küçük çizim, çevremdeki insanlara dair kesin bir ölçüm olmayacak. Yalnızca kiminle nasıl bir bağım olduğunu ve duyguların bu bağlar içinde nasıl dolaşabileceğini düşünmem için bir başlangıç olacak. Mutlu ya da mutsuz olduğumuz anlarda, yanımızdaki insanların da bu duygudan pay alabileceği fikri hem şaşırtıcı hem de düşündürücü.

Arkadaşımın arkadaşının arkadaşı kimdir benim, sahiden?