Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
Duygular yalnızca zihnimizde yaşadığımız deneyimler değildir; bedenimizde de çeşitli hislerle kendini gösterebilir. Coşku, korku, üzüntü ya da öfke yaşarken bedenimizde neler fark ederiz? Duyguların beden üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalar, farklı duyguların vücutta hissedildiği bölgeleri haritalandırmaya çalışıyor. Bu haritalar, duygularımızla bedensel deneyimlerimiz arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı oluyor.
Zihin beden ilişkisi, zihinsel ve fiziksel durumların birbirinden bütünüyle ayrı olmadığını anlatan bir çerçevedir. Bilim insanları bu iki alan arasındaki bağlantıları anlamaya ve edinilen bilgiyi tedavi yaklaşımlarında değerlendirmeye çalışıyor. Kaynak yazıda aktarılan araştırmaya göre, ABD’deki yetişkinlerin neredeyse yarısı bedenle zihni buluşturan yöntemlerle ilgileniyor.
Mutluluğun reçetesi var mı? Ya da biri bana mutluluğun reçetesini yazabilir mi? Bu soruların herkese uyan tek bir yanıtı olmayabilir. Yine de Ernie E. Zelinski’nin, bilge kişilerin çağlar boyunca söylediklerinden yararlanarak oluşturduğu mutluluk reçetesi, üzerinde düşünmeye değer bir liste sunuyor.
Kanımca bugüne kadar yazılmış en iyi reçetelerden biri bu. Bir kenara not edin, saklayın; mümkünse eşe, dosta, sevgiliye ve arkadaşa e-posta ya da telefon mesajıyla yollayın. Ama en önemlisi, yalnızca okumakla kalmayıp hayatınızda uygulamaya çalışın.
Bu reçetedeki maddeler, mutluluğun tek bir şeyden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Amaç, geçim, sağlık, ilişkiler ve umut; her biri yaşamın başka bir yönüne dokunuyor.
Listenin ilk maddeleri, hayatımıza yön verecek bir amaçla geçimimizi sağlayan işi yan yana koyuyor. Amaç, insana uğruna emek vereceği bir yön sunarken iş, gündelik ihtiyaçlarımızı karşılamaya yardımcı olur. Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik ifadesi de mutluluğu sınırsız bir birikime bağlamıyor; yeterli olanı fark etmenin önemini düşündürüyor.
İş ve eğlence arasında denge kurmak, reçetenin bir başka önemli parçası. Hayat yalnızca sorumluluklardan ibaret olmadığı gibi, keyifli anları da yaşamın geri kalanından ayrı düşünmek gerekmiyor. Sağlıklı bir akıl ve beden, hayatı değerleriyle yaşayabilmenin temel dayanakları arasında sayılıyor.
Şefkat, özsaygı ve iyilik duygusu ise mutluluğun hem başkalarıyla hem de kendimizle kurduğumuz ilişkilerde yer bulduğunu hatırlatıyor. Birçok insanı beğenebilmek, bazılarını sevebilmek ve ihtiyaç duyanlara verebilmek; insanın çevresiyle bağını güçlendiren değerlerdir. Kendini sevecek kadar özsaygı da bu listenin unutulmaması gereken maddelerinden biri.
Cesaret ve yaratıcılık, zorluklar ile sorunlar karşısında işe yarayan iki önemli güç olarak sıralanıyor. Her şeyin kolay olmasını beklemek yerine güçlüklerle yüzleşmek ve çözüm aramak gerekir. Mizah duygusu da bu yolculukta insana hafiflik kazandırır; her an gülebilmek, yaşamın içindeki neşeyi fark etmeye yardımcı olur. İyi bir yarını bekleyecek kadar umut ise geleceğe dair beklentimizi canlı tutar.
Reçetenizdeki 13 ilaçtan hangisini beğendiniz bilmiyorum ama benim favorim sonuncusu: Sahip olduklarınızın değerini bilin! “Sahip olduğunuz şeylere şükran duymak.” Bu, her insanın kendi içinde bulabileceği çok eski ve güçlü bir ilaç.
Sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi, sonra da yeniden bulduğunuzu düşünün. Nasıl da mutlu olurdunuz. Sağlığınızın, eşinizin, çocuklarınızın, arkadaşlarınızın ve dostlarınızın değerini bilmek, şükran duygusunun gündelik hayattaki karşılığını gösterir. Mutluluk için şükretmenin önemi de biraz burada saklı: Elimizdekileri sıradan saymak yerine onların kıymetini hatırlamakta.
Mutluluğun peşine düşmek yerine, biraz da onun sizi bulmasını beklemek… Kısacası bulduğunuz ve olduğunuzla yetinmek, bu ilacın en önemli faydalarındandır. “Mutluluğun reçetesi nedir?” diye soruyorsanız, belki de yanıt bu 13 maddede; özellikle de sahip olduklarınıza duyduğunuz şükranda gizlidir.
Mark Twain yazmış: “Palamarı fırlatıp at. Güvenli limanlardan uzaklaş. Bırak alize yelkenleri şişirsin. Araştır, düşle ve keşfet.”
Mutlu olduğunuzda mutluluğu yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi, barış ve huzur içinde olduğunuzda da bu duyguları yalnızca kendi içinizde yaşamazsınız. Bu yazının temel düşüncesi, insanın iç dünyasında yaşadığı hâlin çevresine ve başkalarının hayatına da uzanabileceğidir.
İnsan bazen kendi duygularını yalnızca kendisine ait sanır. Oysa sevgiyle, kabulle ve huzurla yaşadığımızda, bu hâllerin başkalarına da dokunabileceği fikri üzerinde durmaya değer. Mutlu olmak burada yalnızca iyi hissetmek değil; içinde bulunduğumuz hâlin çevremize nasıl yansıdığını da fark etmektir.
Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, bu duyguların anlamı da kişisel sınırlarınızın ötesine taşar. Mevlana olmanın, yani Mevlanalığı yaşamanın da yazıda bu şekilde anılması, kişinin kendi iç dünyasındaki dönüşümün başkalarına uzanan yönünü vurgular.
Bu yaklaşımda mutluluk enerjisi, insanın yaşadığı duyguların toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebileceği düşüncesiyle ele alınır. Kişi bunu fark etse de etmese de, inansa da inanmasa da, kendi hâlinin daha geniş bir bütüne katkı sunduğu anlatılır. Dolayısıyla mutluluğun çevreye etkisi, yalnızca bir gülümsemenin ya da güzel bir sözün anlık karşılığı olarak değil, kişinin nasıl bir hâl içinde yaşadığına ilişkin daha geniş bir bakışla değerlendirilir.
Yazıda, insanın yaşadıklarıyla oluşan enerjinin düşük ya da yüksek frekansta olabileceği belirtilir. Bu düşünceye göre kişinin enerjisi, toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebilir. Buradaki ana çağrı, kişinin kendi duygularına ve yaşam biçimine dikkat etmesidir: İçimizde taşıdığımız sevgi, kabul, barış ve huzur hâlleri yalnızca kendimiz için mi vardır, yoksa başkalarına da ulaşabilir mi?
Metinde Kanadalı doktor David Hawkins'in araştırmaları sonucu ulaştığı belirtilen değerler şöyle aktarılıyor:
Bu sayılar, yazının aktardığı Hawkins atfının bir parçasıdır. Buradaki anlatımın odağı, değerleri bir hesaplama yöntemi olarak kullanmaktan çok, sevgi ve huzur içinde yaşamanın önemini hatırlatmaktır. Mutluluğun ve pozitif enerjinin insanlara etkisi üzerine düşünürken, bu ifadelerin metindeki spiritüel yaklaşımı yansıttığını göz önünde bulundurabiliriz.
İnsan her zaman peygamber ya da Mevlana seviyesinde yaşayamayabilir. Yazının sonunda gelen soru da tam burada anlam kazanıyor: Böyle bir seviyeye ulaşmış olmasanız bile, bugün 90 bin insanı mutlu etmeye ne dersiniz? Bu soru, büyük ve uzak görünen bir hedefi gündelik hayata taşımaya çağırıyor.
Mutlu olmak, sevgiyle yaklaşmak ve huzuru korumak kişisel bir başlangıç olabilir. Bu yazının bakışına göre, yaşadığımız hâl çevremize de uzanır; bu nedenle mutluluk yalnızca kendi içimizde olup biten bir duygu olarak görülmez. Bugün kendinizde büyüttüğünüz sevgi, kabul ve huzurun başkalarına nasıl yansıyabileceğini düşünün. Belki de mutluluk, önce kendi içinizde başlar; sonra etkisi sizin öngöremediğiniz kadar geniş bir alana yayılır.
Hayatı bir şarkı gibi yaşamak sanırım harika bir şey olurdu. Ritmiyle, melodisiyle ve aslında anlattığı sizin öykünüzle… O öyküye ruh katan melodi bazen davullarla coşup bazen kemanla ince ince yüreğinizi seslendirse; bazen de duyulması güç bir tınıyla bir şeyler fısıldasa…
Derinlerinizdeki çığlığı, hüznü ya da yalnızlığı anlatsa… Sözcüksüz ama içinizdeki pek çok şeye eşlik eden bir şarkı olsa… Melodinin tamamında kendi öykünüzü bulabilseniz. Çünkü hayatın her anı aynı tonda değil; coşkusu da hüznü de, sessizliği de o öykünün bir parçası.
Yalnızlık da, sağlık da, zenginlik de, mutluluk da bulaşıcı. Duygular bulaşıcı.
Bu araştırmayı okurken duyguları kokuya benzettim. Bana inanması güç gelen bu uzak etkileşimleri anlayabilmek için gözümde bir resim canlandırdım: Bütün tanıdıklarım ve onların tanıdıklarıyla aynı odadayım. Duygular da kokular gibi etrafa yayılıyor; görünmüyorlar belki ama odadaki herkes onları hissediyor.
Birinin mutsuzluğu, sanki herkesin mutsuzluğu oluveriyor. Tıpkı bir sürüdeki hayvanlar gibi, biri yön değiştirince diğerleri de o tarafa gidiyor. Aramızda delice bir bağ var. Bu bağa kadeh kaldırıyor, saygı duruşuna geçiyorum.
Duygusal bulaşma düşüncesi, mutluluk ya da mutsuzluğun yalnızca kişinin içinde yaşanıp bitmediğini hatırlatıyor. Duygularımızın başkalarıyla kurduğumuz bağlarda bir karşılığı olabilir. Peki, mutluluk bulaşıcı mı? Bu fikri düşünürken aklıma gelen ilk görüntü, aynı odada birbirine karışan duygular ve tanıdıklarımın uzayıp giden ağı.
İki insan konuşurken birbirlerinin yüz ifadelerini taklit etmeye başlıyormuş. Karşımızdaki gülüyorsa gayri ihtiyari gülüyoruz; ağlıyorsa üzülüyoruz. Buna “ayna etkisi” diyorlar. Gülen birine karşılık verip gülümsüyorsun. Sonra kaslardan beyne, “Güldü” mesajı gidiyor; beyin de hemen onun hormonunu, mutluluğu salgılıyor!
Hep tersini sanırdık, değil mi? Duygunun önce geldiğini, gülümsemenin ardından onu gösterdiğini düşünürdük. Oysa burada kaslardan beyne doğru giden tek yönlü bir otoyol da varmış. Kalbin kırıksa, gülmeyi bir denemekte fayda var.
Bu anlatım, yüzümüzdeki küçük bir ifadenin bile başkalarıyla kurduğumuz etkileşimin parçası olabileceğini düşündürüyor. Karşımızdakinin gülüşü bize geçiyor; bizim gülüşümüz de ona geri dönüyor. Duygular sosyal çevrede nasıl yayılır sorusuna, bu ayna etkisi basit ve akılda kalıcı bir cevap sunuyor: Bazen bir yüz ifadesiyle, bazen de ona verdiğimiz karşılıkla.
Tanıdığın her mutlu insanın mutluluğunu artırdığı, her mutsuz insanın ise yüzde 7 azalttığı söyleniyor. Bu yüzdelerle, bu kadar çok başkasıyla ne yapılır, bilmiyorum. Yine de insan ister istemez kendi çevresini düşünüyor: Yakınlarımızın duyguları bizi ne kadar etkiliyor? Bizim ruh hâlimiz, tanıdıklarımızın dünyasında nasıl bir iz bırakıyor?
Sosyal ağlarda mutluluk ve mutsuzluğun yayılması fikri, çevremizi yalnızca isimlerden oluşan bir liste gibi görmemeyi sağlıyor. Her tanıdığımızın kendi tanıdıkları var; bu bağlar da bizi doğrudan tanımadığımız insanlara kadar uzatıyor. Arkadaş çevresinin mutluluğa etkisi üzerine düşünürken, bu ilişkinin tek bir kişiden ibaret olmadığını fark ediyorum. Bir arkadaşın arkadaşı, onun da arkadaşı… Ağın sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Ben ilk iş arkadaşlarımın ağını çizip, isimlerinin yanına basitçe bir :) ya da :( koyacağım. Bakalım durum ne? Bakalım mahremiyetine yastığa sarılır gibi sarılan ben, sosyalin ağına kendimi ne kadar bırakmışım?
Belki bu küçük çizim, çevremdeki insanlara dair kesin bir ölçüm olmayacak. Yalnızca kiminle nasıl bir bağım olduğunu ve duyguların bu bağlar içinde nasıl dolaşabileceğini düşünmem için bir başlangıç olacak. Mutlu ya da mutsuz olduğumuz anlarda, yanımızdaki insanların da bu duygudan pay alabileceği fikri hem şaşırtıcı hem de düşündürücü.
Arkadaşımın arkadaşının arkadaşı kimdir benim, sahiden?
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?





