Kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

'Hayır' Demesini Öğrenmek: Sınırlarınızı Koruyun

hayır demek

En kolay hayır diyenlere bakın; çocuklar olduğunu göreceksiniz. Özellikle iki yaş civarındaki çocuklar, istemedikleri bir şey karşısında bu kelimeyi söylemekten çekinmez. Büyüdükçe ise başkalarını kırmamak, onları memnun etmek ya da olumsuz bir tepkiyle karşılaşmamak için hayır demek zorlaşabilir. Oysa her isteğe evet demek zorunda değilsiniz.

Hayır diyebilmek neden önemlidir?

Hayır diyebilmek bir onur işidir. Herkesin cesaret edemediği, söylemekte zorlandığı bir kelimeyi gerektiğinde dile getirmektir. Hayır demek, karşınızdaki kişiye değer vermediğiniz anlamına gelmez; kendi sınırlarınızı ve kararlarınızı da dikkate aldığınızı gösterir. Bir isteği kabul etmemekle o kişiyi önemsememek aynı şey değildir.

Bir talep karşısında hemen cevap vermeden önce kendinize birkaç soru sorun:

  • Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum, yoksa yalnızca başka birini memnun etmeye mi çalışıyorum?
  • Bu işe ayıracağım zaman ve emeğin karşılığında ne elde edeceğim?
  • Kabul edersem bu benim için ödüllendirici mi olacak, yoksa giderek bunaltıcı bir yüke mi dönüşecek?

Bu sorular, kararınızı yalnızca başkasının beklentilerine göre değil, kendi isteğinizi ve koşullarınızı da hesaba katarak vermenize yardımcı olur. İnsanlara hayır diyebilmek, her talebi geri çevirmek değildir. Asıl mesele, neye evet dediğinizi bilinçli biçimde seçebilmektir.

Kendi sınırlarınızı koruyun

Saygı görmeye, fikrinizi değiştirmeye ve hayır demeye hakkınız var. Bir şeye önce evet demiş olsanız bile, düşünceniz değiştiğinde kararınızı yeniden değerlendirebilirsiniz. Kendi kararlarınız üzerinde söz sahibisiniz; başkasının isteği, sizin sınırlarınızı yok saymanız gerektiği anlamına gelmez.

Sınırlarınızı koruduğunuzda karşınızdakinin vereceği tepkiye de hazırlıklı olun. Bazen kişi düşmanca davranabilir; sizi utangaçlıkla ya da onu yönlendirmeye çalışmakla suçlayabilir. Böyle bir tepkiyle karşılaşmak rahatsız edici olabilir. Ancak karşınızdakinin davranışından veya tepkisinden siz sorumlu değilsiniz. Değer verdiğiniz birine yardım edebilirsiniz; yine de kendinizi onun ihtiyaçlarından ve seçimlerinden bütünüyle sorumlu hissetmek zorunda değilsiniz.

Hayır demeyi öğrenmek, ilişkiyi bitirmek ya da karşı tarafla tartışmak anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca neye zamanınız, enerjiniz veya isteğiniz olduğunu açıkça belirtmektir. Kararınızı sakin bir dille ifade etmek, hem kendi sınırlarınızı görünür kılar hem de karşınızdakine net bir yanıt verir.

Karar vermek için zaman isteyin

Ne istediğinizden emin değilseniz aceleyle karar vermek zorunda değilsiniz. Emin olmadığınız bir şeye hemen evet demek yerine düşünmek için zaman isteyin. Şu cümlelerden yararlanabilirsiniz:

  • “Şimdi karar veremiyorum, biraz düşünüp sana dönebilir miyim?”
  • “Bunu değerlendirmek için zamana ihtiyacım var.”

Karşınızdakinden size saygı göstermesini ve karar vermeniz için zaman tanımasını istemek de hakkınızdır. Bu arada isteğin size uygun olup olmadığını, günlük sorumluluklarınızı ve ayırmanız gereken zamanı düşünebilirsiniz. Bir talebi hemen kabul etmemeniz, mutlaka olumsuz yanıt vereceğiniz anlamına gelmez; yalnızca kararınızı dikkatle vermek istediğinizi gösterir.

Nazik ama net bir şekilde hayır deyin

Hayır derken kendinizi sürekli özür dileyerek açıklamak zorunda değilsiniz. “Çok üzgünüm ama…” diye başlayan cümleler, kararınızdan emin olmadığınız izlenimini verebilir ve karşınızdaki kişiye suçluluk duygunuz üzerinden sizi ikna etme fırsatı tanıyabilir. Nazik olmakla kararlı olmak birbiriyle çelişmez.

Örneğin, “Teşekkür ederim, ancak bunu yapamayacağım” ya da “Bu kez katılamayacağım” diyebilirsiniz. Kısa ve anlaşılır bir yanıt çoğu zaman yeterlidir. Kararınızı uzun uzun savunmanız veya her defasında ayrıntılı bir açıklama yapmanız gerekmez. Açıklama yapmak istiyorsanız bunu kendi isteğinizle yapın; yalnızca karşı tarafın ısrarını durdurmak için kendinizi gerekçeler sıralamak zorunda hissetmeyin.

Hayır demeyi öğrenmek zaman alabilir

Hayır demeyi öğrenmek, istemediğiniz bir şeyi kabul edip sonrasında sıkıntı çekmek yerine seçiminizi açıkça ifade etmenizi sağlar. Kararınızı başkalarının beklentilerine göre değil, kendi koşullarınızı da gözeterek vermeniz stresin azalmasına yardımcı olabilir. Başlangıçta zorlanmanız, sınırlarınızı dile getiremeyeceğiniz anlamına gelmez; gerektiğinde kısa ve net bir yanıt vermeyi deneyebilirsiniz.

Hayır demenin önemi, yalnızca o anki isteği geri çevirmekten ibaret değildir. Kendi zamanınıza, enerjinize ve kararlarınıza sahip çıkmanın da bir yoludur. Etrafınızda hayır diyebilen insanlar varsa onları daha yakından tanımaya gayret edin. Çünkü onlar, zor anlarda kararlarının arkasında durabilen cesur insanlardır. Siz de kendi sınırlarınızı koruyarak hayır demeyi öğrenebilir, böylece neye gerçekten evet dediğinizi daha iyi seçebilirsiniz.

Images

Bakış Açısının Önemi: Olaylara Olumlu Bakmak

Her şeye olumlu yaklaşmanın önemi inkâr edilemez. Çünkü bakış açısı, bir durumun hangi yönünü gördüğümüzü ve onu nasıl yorumladığımızı etkiler. Aynı olay, bir kişi için eksiklik anlamına gelirken başka biri için eldeki imkânı veya yeni bir fırsatı gösterebilir.

Yarım bardak örneği: Eksik olana mı, mevcut olana mı bakıyoruz?

Yarım bardak suyu düşünelim. Olumlu bakan kişi, bardağın yarısına kadar su dolu olduğunu söyler ve mevcut olanı görür. Olumsuz zihniyetteki kişi ise bardağın yarısının boş olduğuna odaklanır; yani olmayanı öne çıkarır. Bardaktaki su miktarı değişmez, fakat onu tarif etme biçimimiz değişir.

Bu örnek, olumlu bakış açısının her şeyi olduğundan daha iyi göstermek anlamına gelmediğini hatırlatır. Buradaki fark, aynı durum içindeki hangi noktaya dikkat ettiğimizdir. Eksik olanı görmek mümkün olduğu gibi, elimizde bulunanı fark etmek de mümkündür. Olaylara olumlu bakmak, koşulları yok saymadan mevcut imkânları da hesaba katmaya yardımcı olur.

Ayakkabı hikâyesi: Aynı durum, farklı yorum

Bir ayakkabı firması, pazarlamacılarından birini ayakkabı satmak üzere Afrika’ya gönderir. Pazarlamacı dönüşünde patronuna şöyle der:

“Ne yazık ki, bir çift bile ayakkabı satamayız; çünkü Afrika’da hiç kimse ayakkabı giymiyor, ayakkabı nedir bilmiyor.”

Meseleyi iyi bilen patron, ardından bakış açısı farklı ve olaylara olumlu bakan başka bir pazarlamacıyı gönderir. Bu pazarlamacı büyük bir heyecanla döner, patronun odasına girer ve şöyle der:

“Afrika'da hiç kimsenin ayakkabısı yok! Bunları ayakkabı giymeye alıştırdık mı, milyonlarca ayakkabı satarız.”

İki pazarlamacı da aynı duruma bakar: Orada kimsenin ayakkabısı yoktur. İlk kişi bunu satışın önündeki engel olarak değerlendirir. İkinci kişi ise aynı durumu, ayakkabıyla tanışmamış insanlara ulaşma fırsatı olarak yorumlar. Değişen koşullar değil, koşullara verilen anlamdır.

Olumlu düşünmenin önemi

Bu hikâyede öne çıkan nokta, olumlu düşünmenin her durumda başarıyı garanti etmesi değildir. Hikâyenin gösterdiği, bir durumu yalnızca olumsuz yönüyle değerlendirmenin başka seçenekleri görmeyi zorlaştırabileceğidir. Olumlu yaklaşan pazarlamacı, karşısındaki durumu farklı bir ihtimal üzerinden düşünür ve harekete geçmek için bir neden bulur.

Günlük hayatta da benzer bir değerlendirme yapabiliriz: Bir sorunla karşılaştığımızda yalnızca neyin eksik olduğuna mı bakıyoruz, yoksa elimizdeki kaynakları ve deneyebileceğimiz yolları da düşünüyor muyuz? Bu sorular, gerçeği değiştirmez; ancak seçenekleri daha açık görmemize yardımcı olabilir. Bakış açısının önemi de burada ortaya çıkar: Yorumumuz, bir sonraki adımımızı etkileyebilir.

Bakış açısını değiştirmek, gerçeği inkâr etmek değildir

Olumlu düşünmek, yaşanan zorluğu yok saymak ya da her şeyin kendiliğinden düzeleceğini varsaymak değildir. Yarım bardak örneğinde bardak yine yarımdır; ayakkabı hikâyesinde de pazarlamacıların karşılaştığı koşul aynıdır. Olumlu yaklaşım, bu koşulların içindeki mevcut olanı ve değerlendirilebilecek ihtimalleri fark etmeye çalışır.

Bu nedenle bir durum karşısında yalnızca “Neler eksik?” diye sormak yerine “Elimizde ne var ve bunu nasıl değerlendirebiliriz?” sorusunu da düşünmek, daha geniş bir değerlendirme yapmamızı sağlayabilir. Olumlu bakış açısı, sorunları görmezden gelmek değil; sorunla birlikte imkânları da görebilmektir.

Aynı olaya farklı yönlerden bakabilmek, düşünme biçimimizi ve seçeneklerimizi gözden geçirmemize yardım eder. Bardağın dolu tarafını fark etmek de ayakkabı hikâyesindeki fırsatı görmek de bize şunu hatırlatır: Bazen değişmesi gereken önce olay değil, ona baktığımız yöndür.

Images

Bugün Ne İçin Şükredelim?

Bazen bugün ne için şükredelim diye düşünmek, gözümüzün önündeki güzellikleri fark etmemize yardımcı olur. Şükür sebepleri her zaman büyük olaylar değildir; umutlarımız, sağlığımız ve sıradan bir anın tadını çıkarabilmemiz de kıymetlidir.

Bugün şükretmek için fark edebileceklerimiz

Bugün kendime, sahip olduğum ve çoğu zaman günlük telaş içinde gözden kaçırabildiğim şeyleri hatırlatıyorum:

  • Umut ettiklerimi yapabilecek azmim olduğu için,
  • Her geçen gün hedefime koca bir adım daha yaklaştığımı görebildiğim için,
  • Karnımı doyurabilecek param ve yemeklerin tadını alabilecek sağlığım olduğu için,
  • Dışarıda yağmur yağarken sıcacık odamda, pencerenin pervazında kahve içip yağmurun tadını çıkarabildiğim için,
  • Kırgınlıklarıma yenilmeyip umutlarıma sımsıkı sarılarak yola devam edebildiğim için,
  • Gülümsemenin en iyi ilaç olduğunun farkında olduğum için,
  • Bütün bunların farkına varabilmemi sağladığı için Allah’ıma binlerce kez şükürler olsun.

Şükür sebepleri bazen küçük anlarda saklıdır

Umut ettiğimiz şeyleri gerçekleştirmek için içimizde azim bulmak, ilerlemek için atabildiğimiz adımları görebilmek başlı başına birer şükretmek sebebidir. Hedefe henüz ulaşmamış olsak bile, her geçen gün ona biraz daha yaklaştığımızı fark etmek yolumuza devam etmemize destek olur. İlerleyişin her zaman büyük ve gösterişli olması gerekmez; bazen küçük bir adım da ilerlemenin kendisidir.

Yemeğin tadını almak, karnımızı doyurabilmek ve kendimizi sıcak bir odada bulmak da kolayca alıştığımız nimetler arasında. Dışarıda yağmur yağarken pencere kenarında kahve içip o anın keyfini çıkarabilmek, gündelik hayatın içindeki sade bir güzelliği fark ettirir. Hayatta şükredilecek şeyler bazen tam da böyle, sessiz ve sıradan görünen anların içindedir.

Kırgınlıklara rağmen umuda tutunmak

Hayatta kırgınlıklar yaşanabilir. Önemli olan, kırgınlıklara yenilmeden umutlara sarılabilmek ve yola devam etmektir. Bunu her zaman kolay bulmasak da yeniden devam edebilme gücümüzü fark etmek için durup düşünmeye değer. Şükretmek, bu duyguları yok saymak değil; zor zamanların yanında hâlâ var olan güzel şeyleri de görebilmektir.

Gülümsemenin en iyi ilaç olduğunu hatırlamak da bu küçük farkındalıkların bir parçası. Bazen bir gülümseme, içinde bulunduğumuz ana başka bir gözle bakmamıza yardımcı olur. Bugün şükretmek için sebepler ararken azmimizi, ilerleyişimizi, sağlığımızı, umudumuzu ve yağmur eşliğinde içilen bir kahvenin huzurunu hatırlayabiliriz.

Ben bugün bütün bunları fark edebildiğim için Allah’ıma binlerce kez şükrediyorum.