
Pek çoğumuz bir tartışma, yanlış anlama ya da yetiştirilme biçimlerimizdeki farklılıklar yüzünden küçük kırgınlıklar yaşarız. Kırıldığımız kişi bir dostumuz ya da akrabamız olabilir. Bazen inatla onun bize el uzatmasını bekler, affetmek ve eski ilişkimizi yeniden başlatmak için ilk adımın mutlaka karşı taraftan gelmesi gerektiğine inanırız.
Küçük kırgınlıkları büyütmeden önce
Öfkemize saplanıp kaldığımızda, ufak şeyleri zihnimizde tekrar tekrar kurar ve zamanla gerçekten büyük meseleler hâline getiririz. Söylenen bir söz, yanlış anlaşılmış bir davranış ya da çözülebilecek bir anlaşmazlık, üzerinde durdukça aramızdaki mesafeyi artırabilir. Oysa küçük kırgınlıkları büyütmemek, yaşananları yok saymak değil; onları hayatımızın ve ilişkimizin tamamını belirlemesine izin vermemektir.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bu konuda haklı çıkmak mı, yoksa aramızdaki bağı korumak ve iç huzurumuza kavuşmak mı benim için daha önemli? Bu sorunun yanıtı her zaman aynı olmayabilir. Ancak yalnızca haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak, çoğu zaman barışmaya giden yolu zorlaştırır.
Affetmek, haklılıktan vazgeçmek demek değildir
Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan daha önemliymiş gibi davranabiliriz. Oysa haklı olmak, hemen her zaman kendimizi mutlu etmekten daha önemli değildir. Haklı olmaktan vazgeçip mutlu olmak, yaşananları onaylamak ya da kendi duygularımızı inkâr etmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca tartışmayı sürdürmeyi bırakmak, yargılarımızı bir yana koymak ve ilişkiye yeniden yaklaşmak için alan açmaktır.
Affetmek de unutmak ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda olmak değildir. Kırgınlığımızı fark ederken, öfkenin bizi yönetmesine izin vermemeyi seçebiliriz. Sevgi elini uzatmak, bu seçimin küçük ama anlamlı bir ifadesi olabilir.
Kırgın olduğun kişiye el uzatmak
Bir mesaj göndermek, hâlini hatırını sormak ya da sakin bir konuşma teklif etmek barışmak için bir başlangıç olabilir. İlk adımı atmak, bütün sorumluluğu üstlenmek veya haksız olduğunuzu kabul etmek değildir. Yalnızca aranızdaki gerginliğin azalmasını istediğinizi göstermektir. Bazen kısa ve samimi bir yaklaşım, uzun süredir bekleyen bir konuşmanın kapısını aralar.
Mutluluğun yolu yargıları bir yana atıp sevgi elini uzatmaktan geçebilir. Bırakın, başkaları haklı oluversin. Bu, sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Siz, işin ucunu bırakmanın ve kırgınlığın ağırlığını taşımamayı seçmenin huzurunu yaşayabilirsiniz.
Karşılık beklemeden atılan adımın huzuru
Elinizi uzatıp haklılığı başkalarına bıraktığınızda, karşı taraf da size karşı daha az savunmacı ve daha sevecen olabilir. Çoğu kez o da size el uzatır. Ancak bu her zaman gerçekleşmeyebilir. Barışmak için yaptığınız girişim karşılık bulmadığında kendinizi suçlamanız ya da hemen bir sonuç beklemeniz gerekmez. Başkasının vereceği yanıtı kontrol edemezsiniz; kendi yaklaşımınızı seçebilirsiniz.
Daha çok sevgi olan bir dünya yaratmak için size düşeni yapmanın huzuru da başlı başına değerlidir. Bazen affetmek ilişkiyi yeniden başlatır; bazen yalnızca içinizdeki yükü hafifletir. Her durumda sevgiyle atılan bir adım, küçük kırgınlıkların büyüyüp araya duvar örmesini önleyebilir.








