Pozitif Düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kuantum sıçrama nasıl yapılır?

Kuantum sıçraması yapmanın  21 adımlık bir uygulaması var ancak ilk 5 adım en önemli uygulamaları içermektedir.
  Kendinizi geliştirmeye hazırmısınız. Kuantum sıcraması yapmak istiyormusunuz. Öyleyse elinize kağıt ve kalem alın ve kendinize sorun: "Ben nasıl bir yaşam içerisinde olursam gerçekten kendimi mutlu hissederim"
   Çünkü insanın yaşamındaki en büyük hedefi mutlu olmaktır. Çekim yasasıda mutlu olmak üzerine kuruludur. Çünkü mutlu olduğunuzda istediğiniz her şey size çok rahat bir şekilde akmaya başlayacaktır. Eğer mutlu değilseniz istediğiniz hiç bir şey olmayacaktır.
    Hazırsanız kuantum sıcramasının ilk 5 adımı ile ilgili çalışmaya başlayalım.

  1.Adım: Gözünüzü kapatın ve deyin ki ben nasıl bir yaşam istiyorum. Burada tüm kural “olsun”
“Beni seven bana değer bir eşim, evim veya işim olsun.” Tabi burada sizin için önemli olan özelliklerle niyetinizi detaylandırabilirsiniz.
“Ferah aydınlık huzurlu bir evim olsun” gibi..
  Ne istediğinizi bilen bir zihin sizi istediğiniz yere götürür.
Bazen şöyle yapıyoruz. İşte çok güzel bir evim olsun dubleks vesaire.. ardından nereden bulacağım ki!
Ne oldu iptal ettiniz. Kendi kendinize olmayacağına karar verdiniz. Kafanıza olumsuz bir düşünce bile geldiğinde onu sevgiyle uzaklaştırın. “ben bunu istiyorum” diyin.
Images

Olumlu Düşünmek ve Sağlık: Zihin, Beden ve Ruh Dengesi

Düşüncelerimizde olumluyu yakaladıkça ve söylemlerimizde olumlu ifadeler kullandıkça hayata yaklaşımımız da değişebilir. Olumlu düşünme, psikolojik iyi oluşumuzu ve yaşam kalitemizi destekleyen bir tutumdur. Yıllar önce televizyonda Halit Akçatepe ile yapılan bir röportajı izlemiştim. Genç kalmayı nasıl başardığı sorulduğunda, bir gün olumlu düşünmeye karar verdiğini ve bu kararı yaşamında uyguladığını söylemişti. Yaşıtlarına göre genç görünmesi dikkatimi çekmişti.

Neden biz de olumlu düşünme alışkanlığı kazanmaya çalışmayalım? Çevremizdeki iyimser insanları örnek alabilir, başkalarının deneyimlerinden ders çıkarabiliriz. Yetişkin olduğumuzda düşüncelerimizi gözden geçirme ve onlara nasıl yaklaşacağımızı seçme imkânımız vardır. Bu, yaşadığımız her şeyi kontrol edebileceğimiz anlamına gelmez; ancak olaylara verdiğimiz karşılığı fark etmek için bir başlangıç olabilir.

Düşüncelerimiz ve inançlarımız birer kıyafet gibi

Düşüncelerimizi ve inançlarımızı kıyafetlere benzetebiliriz. Çocukluğumuzdan itibaren ailemizden ve çevremizden farklı “kıyafetler” ediniriz. Bunları seçme ya da beğenip beğenmeme imkânımız çoğu zaman yoktur. Büyüdükçe dolabımız, yani zihnimizde taşıdığımız fikirler ve tutumlar, türlü türlü düşüncelerle dolar. Kimi bize iyi gelir, kimi üzerimize tam oturmaz; bazılarıysa artık bizi yansıtmıyor olabilir.

Şimdi büyüdük. Dolabımızı yenilemek; eski, rahatsız eden ya da bize yakışmadığını düşündüğümüz kıyafetleri ayıklamak elimizde. Yerine kendimizi daha rahat ve iyi hissettiren seçimler yapabiliriz. Bazen yakınımızdan gördüğümüz, bize uygun gelen bir düşünceyi de benimseyebiliriz. İş görüşmesine, düğüne ya da spor salonuna giderken farklı giysiler seçtiğimiz gibi, farklı durumlarda işimize yarayacak düşünme yollarını da geliştirebiliriz. Olumlu düşünme alışkanlığı nasıl kazanılır diye soruyorsak, ilk adım düşüncelerimizi fark edip hangilerinin bize hizmet ettiğini değerlendirmektir.

Zihin, beden ve ruh ilişkisi

Zihin-beden ilişkisi

İnsan beden, zihin ve ruh yönleriyle bir bütündür. Bir yerimiz ağrıdığında performansımızın etkilenmesi tanıdık bir durumdur. Dişimiz ağrırken konuşma yapmayı ya da tuvalet ihtiyacımız varken telefonda rahatça konuşmayı düşünelim. Bu örnekler, bedensel durumumuzun duygu ve düşüncelerimizi etkileyebildiğini hatırlatır. Bedenimize iyi bakmak, onu kabullenmek ve sağlıklı işleyişi için ona teşekkür etmeyi hatırlamak, olumlu düşünme basamaklarını kurarken başvurabileceğimiz yaklaşımlardır.

Madde bağımlılığı örneği de değişimde kişinin kendi isteğinin ve kararlılığının önemini gösterir. Yakınların desteği değerli olsa da, kişinin yardım aramaya ve değişime yönelmesi sürecin önemli bir parçasıdır. Bu, bağımlılığın yalnızca iradeyle çözülebileceği anlamına gelmez; profesyonel destek almak da önem taşır.

Olumlu düşünmenin sağlığa etkileri üzerine

Kaygı, üzüntü ve geçmiş deneyimler yaşamımızı etkileyebilir. Kaynak metinde baş, boyun ve sırt ağrısından migren, mide yakınmaları, cilt sorunları ve yorgunluğa kadar pek çok durum, kişinin zihinsel tutumlarıyla ilişkilendiriliyor. Burada önemli bir ayrım var: Bir rahatsızlığın yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığını ya da olumlu düşünerek iyileştirilebileceğini söylemek doğru olmaz. Bedensel sorunların farklı nedenleri olabilir; belirtiler sürüyorsa sağlık uzmanına başvurmak gerekir. Olumlu düşünme, gerekli tıbbi değerlendirme ve tedavinin yerine geçmez.

Yine de yaşadığımız deneyimlerin duygu ve düşüncelerimiz üzerindeki etkisini fark etmek, kendimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Aileden, okuldan ya da başka ilişkilerden gelen incitici deneyimler güvenimizi ve hayata bakışımızı etkileyebilir. Bu yüzden düşüncelerimizi yargılamadan incelemek, yararlı olanları koruyup bize zarar veren kalıpları sorgulamak değerli bir çabadır.

Bir ayının, ininde oluşan kokudan rahatsız olup sürekli yeni bir in aradığı anlatılır. Yaşlı bilge ayı ona şöyle der: “İn değiştirmekle, gerçekte hiçbir şey değiştirmiyorsun. Rahatsız olduğun o koku, inden değil, senden geliyor.” Bu hikâye, bazen yalnızca çevremizi değiştirmeye çalışmak yerine kendi tepkilerimizi de gözden geçirmemiz gerektiğini düşündürür. Elbette bu, yaşanan haksızlıkların veya travmaların sorumluluğunu kişiye yüklemek değildir. Gerektiğinde destek aramak ve güvenli koşulları sağlamak önemlidir.

Duyguları ve bedeni dinlemek

Kaynak yazıda bedensel yakınmalar, kişinin kendine dönüp bakması için bir mesaj gibi yorumlanıyor. Örneğin baş ağrısıyla birlikte korku, kabul etmekte zorlanma ya da sert öz eleştiri olup olmadığını; sivilcelerle ilgili kaygılarda kendini kabul etme ve öfkeyle ilişkili duyguları; ayak rahatsızlıkları söz konusu olduğunda geleceğe yönelik kaygıları düşünmeye davet ediyor. Bunlar tıbbi tanı ya da hastalık nedeni olarak değil, kişinin kendi duygu ve yaşam koşullarını değerlendirmesine yardımcı olabilecek sorular olarak ele alınmalıdır.

Yazıda ayrıca, “Makamına güvenerek beni gaddarca eleştiriyor… sanki bir yumruk var boğazımda, konuşamıyorum” diyen birinin ifade edemediği duygularına dikkat çekiliyor. İletişim güçlükleri, yalnızlık veya güvensizlik hissi de kişinin ruhsal yükünü artırabilir. Böyle durumlarda duyguları fark etmek, güvenilen biriyle konuşmak ya da profesyonel destek almak yararlı olabilir. Öfke ve intikam düşüncelerinin ağız kokusuna neden olduğu gibi kesin bir bağlantı kurmak yerine, belirtilerin gerçek nedenleri için sağlık uzmanına danışmak gerekir.

Olumlu düşünme, her şeyi iyiye yormak veya zor duyguları yok saymak değildir. Yaşadıklarımızı daha tarafsız değerlendirmeye, kendimize karşı daha anlayışlı olmaya ve gerektiğinde yardım istemeye alan açabilir. Beden-zihin-ruh dengesi açısından amaç; bedenimize özen göstermek, duygularımızı ayırt etmek ve düşüncelerimizi gözden geçirmektir. Böylece bulunduğumuz anı daha iyi fark edebilir, bize iyi gelen düşünme biçimlerini zamanla geliştirebiliriz.

Psk. Tuğba DEMİRÖZ

Images

Aldığımız nefes bir mucizedir

Aldığımız nefes bir mucizedir, verdiğimiz nefes bir mucizedir. Yaşadığımız her an, nefes aldığımız her an bir mucizedir. Bunu söylediğiniz herkes “Evet, doğru” der. Peki bu doğruluğu gerçekten hissediyor muyuz? Nefesin mucizesi, yalnızca üzerinde konuşulacak bir düşünce değil; her an bizimle olduğu hâlde çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçekliktir.

Yaşadığımız her anın mucize olması

Balıklar, kuşlar, böcekler hayatı bizim gibi sorgulamaz; öfke duymaz, yargılamaz, bir şeyi yok etmeyi düşünmezler. Bu yazının kurduğu karşılaştırmada, zihinlerine ve yüreklerine insanın taşıdığı kadar çok ses dolmadığı için dünyaya aynı biçimde olumsuz bir etki bırakmazlar. Çöp üretmez, çevreyi kirletmez, ihtiyacından fazlasını alıp sömürmeye çalışmazlar… Onlar yalnızca yaşadıkları ana bakarlar.

Images

Aklın Kimyası ile Aşkın Kimyası

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir; adımlarını dikkatle atar, olabilecekleri tartar ve insana kendini korumasını hatırlatır. Aşk ise aynı mesafeyi gözetmez. Bazen bütün hesapları bir kenara bırakıp insanı kendini bırakmaya çağırır.

Akıl ve aşk arasındaki fark

Akıl, belirsizlik karşısında güvenli olanı arar. Önce düşünmek, ölçmek ve ihtimalleri değerlendirmek ister. Bu temkin, insanın sınırlarını korumasına yardımcı olabilir. Aşkın çağrısıysa çoğu zaman daha cesurdur: “Bırak kendini, ko gitsin.” Bu iki sesin farklı yönlere çekmesi, akıl ve aşk arasındaki farkı görünür kılar.

Bu fark, birinin doğru, diğerinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Akıl insanı sakınmaya çağırırken aşk, duygularını inkâr etmeden yaşamasını ister. Biri sağlam zemini arar; diğeri o zeminden bilinmeyene doğru adım atabilir. Aklın kimyası ile aşkın kimyası arasındaki gerilim de burada başlar: İnsan hem kendini korumak hem de içinden gelen duygunun peşinden gitmek ister.

Aşkın kimyası: yıpranmak ve dönüşmek

Şems-i Tebriz’e atfedilen sözlerde aşkın kolayca incinebilen, kendini yıpratan tarafı öne çıkar: “Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.” Aşkı yaşamak her zaman rahatlık ve güven duygusu getirmez. Özlem, bekleyiş ve kırılganlık da bu deneyimin içinde yer alabilir.

Ancak bu anlatımda harap düşmek yalnızca kayıp anlamına gelmez. Sözün devamındaki benzetme, yıkıntıların arasında hazineler ve defineler bulunabileceğini söyler. “Ne varsa harap bir kalpte var!” ifadesi, insanın incindiği yerde de derinlik, anlayış ve yeni bir anlam bulabileceğini düşündürür. Bu, acıyı yüceltmek değil; kalbin yaşadıklarının izini taşıdığını hatırlamaktır.

Aşkın kimyası bu nedenle yalnızca kavuşma ya da mutlulukla açıklanamaz. İnsan, sevdiği şey karşısında kendi korkularını ve beklentilerini de fark eder. Bazen duyguların yoğunluğu onu yorsa da, bu süreç kendini ve neye değer verdiğini düşünmesine alan açabilir.

Aşk ve sabır ilişkisi

Bu sözlerde sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek olarak anlatılmaz. Sabretmek, ileriye bakabilmek; bugünün güçlüğü içinde gelecekte belirebilecek ihtimalleri de görebilmektir. Dikene bakarken gülü, geceye bakarken gündüzü tahayyül etmek, umudu bütünüyle kaybetmemeye işaret eder.

Aşk ve sabır ilişkisi, her isteğin mutlaka gerçekleşeceği beklentisine dayanmaz. Daha çok, zamanın ve değişimin hemen yönetilemeyeceğini kabul etmekle ilgilidir. Bekleyiş sırasında insan duygularını tanımayı, aceleyle karar vermemeyi ve belirsizliğe dayanmayı öğrenebilir. Sabır burada edilgenlik değil; yaşanan ana bakarken daha geniş bir zamanı hesaba katabilmektir.

Metindeki “Allah aşıkları” ifadesi de sabrı tatlı tatlı özümsemek benzetmesiyle anlatır. Bu anlatımda sabır, yalnızca katlanılan bir yük değil, zamanla hazmedilen bir iç hâlidir. Gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zamana ihtiyaç duyması gibi, bazı süreçler de hemen tamamlanmaz. Bu benzetme, sonucu zorlamadan zamana yer açmayı hatırlatır.

Kalbin zamanına yer açmak

Akıl ve aşk, insanın içinde karşı karşıya gelen iki ayrı ses gibi duyulabilir: biri temkinli olmayı, diğeri kendini bırakmayı söyler. Bu sözlerin sunduğu düşünce, bu seslerden birini susturmaktan çok, aşkın kırılganlığını ve sabrın gerektirdiği bakışı birlikte görmektir. Duyguların hızına kapılmadan onları anlamak da, her şeyi kontrol etmeye çalışmadan bekleyebilmek de bu yolculuğun parçalarıdır.

Hilalden dolunaya uzanan zaman, sabrın özünü sade bir görüntüyle anlatır. Kalp bazen yıpranır, bazen bekler; yine de yaşadıklarının içinden yeni bir anlam çıkarabilir. Aklın ve aşkın farklı sesleri arasında, insanın kendi hakikatine yaklaşması için zamana ihtiyaç vardır.

Şems-i Tebriz

Images

İç Barışın Belirtileri

İç barış, her an mutlu olmak ya da hiçbir zorluk yaşamamak anlamına gelmez. Daha çok, düşüncelerimize ve çevremizde olup bitenlere yaklaşımımızda beliren değişimlerle fark edilir. Eski deneyimlerden beslenen korkuların etkisi hafifledikçe, yargılama ve çatışma isteği azalabilir; şükran, bağlantı ve sevgi duyguları daha görünür hâle gelebilir.

Aşağıdaki iç barışın belirtileri, kesin bir ölçüt ya da herkes için aynı şekilde işleyen bir kontrol listesi değildir. Kişinin kendinde gözlemleyebileceği eğilimleri anlatır. İç huzurun belirtileri zaman zaman ortaya çıkabilir; önemli olan, bu değişimleri fark edip kendimize karşı açık olabilmektir.

Düşünce ve davranışlarda görülen değişimler

Korkuya dayalı tepkiler yerine kendiliğinden hareket etmek

Eski deneyimlerden kalan korkular, bugün yaşanan bir durumu geçmişin izleriyle değerlendirmemize yol açabilir. İç barışın işaretlerinden biri, düşünce ve davranışların yalnızca bu korkuların yönlendirmesiyle oluşmamasıdır. Kişi, her olasılığı kaygıyla tartmak yerine o anı daha doğrudan karşılayabilir. Buradaki kendiliğindenlik, düşünmeden hareket etmek değil; eski korkuların otomatik tepkilerine daha az bağlı kalmaktır.

Uyanık geçirilen anlarda kuşku ve neşeye yaklaşım

Günün her anının kusursuz ya da neşeli olması gerekmez. Bununla birlikte, uyanık geçirilen zamanın kuşkulara tamamen teslim olmadan yaşanabilmesi önemli bir değişimdir. Kişi, zihninde sürekli şüphe üretmek yerine bulunduğu ana daha fazla dikkat verebilir ve gündelik yaşamın içindeki neşeyi fark etmeye daha açık olabilir. Bu, yaşananları inkâr etmek değil, kuşkunun bütün dikkati ele geçirmesine izin vermemektir.

İlişkilerde ve duygularda iç huzur

Başkalarını yargılama ve davranışlarını yorumlama isteğinin azalması

Başkalarının ne düşündüğünü ya da neden öyle davrandığını sürekli çözmeye çalışmak, dikkati kolayca onların üzerinde tutabilir. İçsel huzurun işaretleri arasında, bu yorumlama ve yargılama ihtiyacının hafiflemesi bulunur. Kişi, her davranışa hemen bir anlam yüklemek zorunda olmadığını fark edebilir. Böylece ilişkilerde daha az varsayım ve daha fazla açıklık için alan oluşur.

Çatışmalara ilginin azalması

Her anlaşmazlığı sürdürmek, karşılık vermek ya da haklı çıkmak için çabalamak zorunda hissetmemek de bir değişim göstergesidir. Çatışmaya ilginin azalması, sorunları görmezden gelmek veya kendi düşüncelerinden vazgeçmek anlamına gelmez. Daha çok, gerilimi büyütmenin her durumda gerekli olmadığını görebilmek ve enerjiyi sürekli çekişmeye yöneltmemektir.

Kaygılanma ve vesvesenin hafiflemesi

Kaygılanma ve vesvese yetisinin azalması, bu belirtiler arasında özellikle dikkat çekici bir yer tutar. Zihnin aynı ihtimaller üzerinde tekrar tekrar dönmesi hafiflediğinde, kişi dikkatini bulunduğu ana ve elindeki işe daha rahat verebilir. Bu değişimi fark etmek değerlidir; ancak kaygının yoğunluğu kişiden kişiye değişebilir. Buradaki ifade, kendini suçlamak ya da bir anda tüm endişelerden kurtulmayı beklemek için değil, gözlemlenebilecek bir eğilimi anlatmak içindir.

Şükran duygusunun sık sık belirginleşmesi

Karşı konulmaz bir şükran duygusuyla sık sık dolmak, iç barışın duygusal işaretlerinden biridir. Bu duygu, her şeyin yolunda olduğunu iddia etmek zorunda değildir. Kişi, yaşamındaki küçük ya da büyük değerleri fark ettiğinde minnettarlık hissi kendiliğinden ortaya çıkabilir. Şükran, dikkati yalnızca eksik olana değil, mevcut olana da çevirmeye yardımcı olur.

Doğayla, yaşamın akışıyla ve sevgiyle bağ kurmak

Doğa ve başkalarıyla bağlantıdan doyum almak

Doğayla ve başkalarıyla bağlantı içinde olmaktan duyulan doyumluluk, kişinin kendini çevresinden bütünüyle ayrı hissetmediğini gösteren bir deneyim olabilir. Burada büyük ya da özel bir olayın yaşanması gerekmez. Birlikte vakit geçirmek, çevreyi fark etmek veya doğanın içinde bulunmak, bağlantı hissini besleyebilir. Bu doyum, kişinin dikkatini ilişkilerinde ve çevresinde zaten bulunan olana yöneltir.

Olayları zorlamak yerine doğal akışa izin vermek

Her şeyi baskı ve zorlamayla gerçekleştirmeye çalışmak yerine, olayların kendi akışı içinde dönüşmesine izin verme eğilimi de iç huzurla ilişkilendirilen işaretlerdendir. Bu yaklaşım, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmez. Kişi çabasını sürdürürken, her sonucu kontrol edemeyeceğini de kabul edebilir. Böylece değişime alan açmak, sürekli zorlamanın önüne geçebilir.

Sevgiyi algılamak ve sevgiyle karşılık vermek

Başkalarından yayılan sevgiyi algılamaya duyarlılığın artması ve bu sevgiye dolaysızca sevgiyle karşılık verebilmek, ilişkilerde açıklığın bir başka ifadesidir. Kişi, yakın çevresinden gelen ilgiyi fark etmeye ve karşılık verirken kendini daha az tutmaya başlayabilir. Bu, her ilişkide aynı yakınlığın kurulacağı anlamına gelmez; sevgiye açık olma ve onu ifade edebilme hazırlığını anlatır.

İç huzurun işaretlerini fark etmek

Bu işaretler birlikte ya da farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Kimi zaman kuşku ve kaygının hafiflemesi, kimi zaman şükran, bağlantı veya sevgiye açıklık daha belirgin olur. İç barışın belirtilerini fark etmek, kendimizden sürekli iyi hissetmemizi beklemek değil; düşüncelerimizde ve ilişkilerimizde oluşan küçük değişimleri dikkatle görebilmektir.

Images

Soruna Değil, Çözüme odaklanın!!!

Doğru soruyu sor ve beyninin hayatını yönlendirecek cevabı bulmasına izin ver.

Images

Olumlu Düşünmenin Gücünü Anlatan Anlamlı Bir Hikâye

Umudunu Kaybetmeyen Yaşlı Kadın

Bir çiftçi sabah uyandığında gözlerine inanamaz; tavuk sürülerinin telef olduğunu görmüştür. Geçimini ve emeğini etkileyen bu kayıp karşısında ne yapacağını düşünür. Çözüm bulmak için pazara gidip yeni bir tavuk sürüsü almaya karar verir ve arabasıyla yola koyulur. Pazara ulaşabilmesi için vapurla karşıya geçmesi gerekmektedir.

Ne var ki çiftçi vapuru kıl payı kaçırır. Pazara gitme işini başka bir güne bırakıp geri dönmeye karar verir. O sırada yolunun önünden büyük bir tavuk sürüsü geçer. Sürüyü takip ettiğinde tavukların tellerden geçerek bir kümese girdiğini görür. Belki de aradığı fırsat, tam da planı yolunda gitmediği için karşısına çıkmıştır.

Images

Ufak Şeyleri Dert Etmeyin: Daha Sakin Bir Yaşam İçin

küçük şeyleri dert etmemek

Küçük şeyleri dert etmemek, hayatın her zaman istediğimiz gibi ilerleyeceği anlamına gelmez. Daha çok, enerjimizi değiştiremeyeceğimiz ayrıntılara kaptırmadan günün içindeki güzellikleri fark etmeye çalışmaktır. Aşağıdaki hatırlatmalar; sabır, kabullenme, iyilik ve sevgiyle daha sakin bir yaşam sürmek için küçük adımlar sunuyor.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, her durumu beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak değildir. Gerçeği görüp elimizde olanlara yönelmek, olmayanlar için kendimizi tüketmemek demektir. Hayatı kafaya takmamak ve daha mutlu bir hayat için tavsiyeler aramak da çoğu zaman bu bakış açısıyla başlar:

  • Erkenden kalkmaya alışın.
  • Hayatı olduğu gibi kabul edin.
  • Bırakın ara sıra canınız sıkılsın.
  • Her şeye hâkim olmaya çalışmayın.
  • Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
  • Beterin beteri olduğunu hatırlayın; her hâlinize şükredin.
  • Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
  • Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın.
  • Sahip olmak istediklerinizi değil, elde ettiklerinizi düşünün.
  • Daha fazlasının her zaman daha iyi olduğu düşüncesinden vazgeçin.
  • Gerçeği olduğu gibi kabul edin; çünkü hayat âdil değildir.
  • Ölünce yapılacak işler listenizin dolu olacağını unutmayın.
  • Yüz yıl sonra burada bambaşka insanların olacağını hatırlayın.

Bu öneriler, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi ve her isteğin gerçekleşmeyeceğini hatırlatır. Hayatı kafaya takmamak için ne yapmalı diye düşündüğünüzde, önce değiştiremeyeceğiniz durumu kabul edip dikkatinizi bugün yapabileceklerinize çevirebilirsiniz.

Sabır ve düşünce alışkanlıkları

Bazen küçük bir söz ya da fikir ayrılığı, üzerinde uzun süre durduğumuzda olduğundan daha büyük bir meseleye dönüşebilir. Tepki vermeden önce durmak, dinlemek ve başka bir bakış açısını değerlendirmek bu nedenle önemlidir. Sabır da bir anda kazanılan değil, gündelik tutumlarla geliştirilen bir alışkanlıktır.

  • Tenkit etme isteğinizi bastırın.
  • Başkalarını suçlamayı artık bırakın.
  • Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın.
  • Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun.
  • Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
  • Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
  • Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
  • Öfkeniz kabarmaya başlayınca ona kadar sayın.
  • Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
  • Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın.
  • İnatla savunduğunuz iddiaları yumuşatmaya çalışın.
  • Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
  • Herkesin farklı olabileceğini anlayın ve saygı gösterin.
  • Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.

Bir konuşmada hemen cevap vermek yerine karşı tarafı sonuna kadar dinlemek, anlaşmazlığı büyütmeden düşünmeye alan açar. Bu, her konuda başkalarının haklı olduğunu varsaymak değil; kendi düşüncemizi de gözden geçirebilmektir.

İyilik, minnettarlık ve sevgi

Daha sakin bir hayat yalnızca sorunları azaltmakla değil, dikkatimizi değer verdiğimiz şeylere çevirmekle de ilgilidir. Gündelik iyilikleri ve sahip olduklarımızı fark etmek, yaşamın olağan anlarına başka bir gözle bakmamıza yardımcı olabilir.

  • Rastgele iyilikler yapmaya çalışın.
  • Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın.
  • Her gün biraz vaktinizi minnettarlık için ayırın.
  • Gördüğünüz her şeyde Yaradan'ın izini unutmayın.
  • Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası hâline getirin.
  • İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin.
  • Sevgi kapasitenizi geliştirip hayatınızı sevgiyle doldurun.
  • Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
  • Unutmayın ki insan, edindiği huylardan meydana gelir.

İyiliği gösteriş için değil, içtenlikle yapmak; minnettarlığa zaman ayırmak ve çevremizdekilere saygıyla yaklaşmak, günün sıradan görünen anlarını anlamlı kılabilir. Küçük şeyleri dert etmemek de çoğu zaman bu anları fark edebilmekle başlar.

Düşüncelerin büyümesine izin vermeyin

Olumlu ya da olumsuz düşünceler, üzerinde durdukça büyüyebilir; kartopu gibi ileride dağ gibi meseleler çıkarabilir. Bu yüzden her düşünceyi hemen gerçek kabul etmek yerine, ona biraz mesafe koymak ve dikkatimizi yeniden bulunduğumuz ana vermek yararlı bir hatırlatmadır.

Hayatı olduğu gibi kabul etmek, kusursuzluk beklentisini bırakmak ve başkalarına karşı daha anlayışlı davranmak bir günde tamamlanacak işler değildir. Bu önerilerden birini seçip günlük yaşamda uygulamayı deneyin. Ufak şeyleri büyütmeden, elimizdekileri fark ederek ve sevgiyi çoğaltarak daha huzurlu bir yaşama doğru ilerleyebiliriz.

Images

'Hayır' Demesini Öğrenmek: Sınırlarınızı Koruyun

hayır demek

En kolay hayır diyenlere bakın; çocuklar olduğunu göreceksiniz. Özellikle iki yaş civarındaki çocuklar, istemedikleri bir şey karşısında bu kelimeyi söylemekten çekinmez. Büyüdükçe ise başkalarını kırmamak, onları memnun etmek ya da olumsuz bir tepkiyle karşılaşmamak için hayır demek zorlaşabilir. Oysa her isteğe evet demek zorunda değilsiniz.

Hayır diyebilmek neden önemlidir?

Hayır diyebilmek bir onur işidir. Herkesin cesaret edemediği, söylemekte zorlandığı bir kelimeyi gerektiğinde dile getirmektir. Hayır demek, karşınızdaki kişiye değer vermediğiniz anlamına gelmez; kendi sınırlarınızı ve kararlarınızı da dikkate aldığınızı gösterir. Bir isteği kabul etmemekle o kişiyi önemsememek aynı şey değildir.

Bir talep karşısında hemen cevap vermeden önce kendinize birkaç soru sorun:

  • Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum, yoksa yalnızca başka birini memnun etmeye mi çalışıyorum?
  • Bu işe ayıracağım zaman ve emeğin karşılığında ne elde edeceğim?
  • Kabul edersem bu benim için ödüllendirici mi olacak, yoksa giderek bunaltıcı bir yüke mi dönüşecek?

Bu sorular, kararınızı yalnızca başkasının beklentilerine göre değil, kendi isteğinizi ve koşullarınızı da hesaba katarak vermenize yardımcı olur. İnsanlara hayır diyebilmek, her talebi geri çevirmek değildir. Asıl mesele, neye evet dediğinizi bilinçli biçimde seçebilmektir.

Kendi sınırlarınızı koruyun

Saygı görmeye, fikrinizi değiştirmeye ve hayır demeye hakkınız var. Bir şeye önce evet demiş olsanız bile, düşünceniz değiştiğinde kararınızı yeniden değerlendirebilirsiniz. Kendi kararlarınız üzerinde söz sahibisiniz; başkasının isteği, sizin sınırlarınızı yok saymanız gerektiği anlamına gelmez.

Sınırlarınızı koruduğunuzda karşınızdakinin vereceği tepkiye de hazırlıklı olun. Bazen kişi düşmanca davranabilir; sizi utangaçlıkla ya da onu yönlendirmeye çalışmakla suçlayabilir. Böyle bir tepkiyle karşılaşmak rahatsız edici olabilir. Ancak karşınızdakinin davranışından veya tepkisinden siz sorumlu değilsiniz. Değer verdiğiniz birine yardım edebilirsiniz; yine de kendinizi onun ihtiyaçlarından ve seçimlerinden bütünüyle sorumlu hissetmek zorunda değilsiniz.

Hayır demeyi öğrenmek, ilişkiyi bitirmek ya da karşı tarafla tartışmak anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca neye zamanınız, enerjiniz veya isteğiniz olduğunu açıkça belirtmektir. Kararınızı sakin bir dille ifade etmek, hem kendi sınırlarınızı görünür kılar hem de karşınızdakine net bir yanıt verir.

Karar vermek için zaman isteyin

Ne istediğinizden emin değilseniz aceleyle karar vermek zorunda değilsiniz. Emin olmadığınız bir şeye hemen evet demek yerine düşünmek için zaman isteyin. Şu cümlelerden yararlanabilirsiniz:

  • “Şimdi karar veremiyorum, biraz düşünüp sana dönebilir miyim?”
  • “Bunu değerlendirmek için zamana ihtiyacım var.”

Karşınızdakinden size saygı göstermesini ve karar vermeniz için zaman tanımasını istemek de hakkınızdır. Bu arada isteğin size uygun olup olmadığını, günlük sorumluluklarınızı ve ayırmanız gereken zamanı düşünebilirsiniz. Bir talebi hemen kabul etmemeniz, mutlaka olumsuz yanıt vereceğiniz anlamına gelmez; yalnızca kararınızı dikkatle vermek istediğinizi gösterir.

Nazik ama net bir şekilde hayır deyin

Hayır derken kendinizi sürekli özür dileyerek açıklamak zorunda değilsiniz. “Çok üzgünüm ama…” diye başlayan cümleler, kararınızdan emin olmadığınız izlenimini verebilir ve karşınızdaki kişiye suçluluk duygunuz üzerinden sizi ikna etme fırsatı tanıyabilir. Nazik olmakla kararlı olmak birbiriyle çelişmez.

Örneğin, “Teşekkür ederim, ancak bunu yapamayacağım” ya da “Bu kez katılamayacağım” diyebilirsiniz. Kısa ve anlaşılır bir yanıt çoğu zaman yeterlidir. Kararınızı uzun uzun savunmanız veya her defasında ayrıntılı bir açıklama yapmanız gerekmez. Açıklama yapmak istiyorsanız bunu kendi isteğinizle yapın; yalnızca karşı tarafın ısrarını durdurmak için kendinizi gerekçeler sıralamak zorunda hissetmeyin.

Hayır demeyi öğrenmek zaman alabilir

Hayır demeyi öğrenmek, istemediğiniz bir şeyi kabul edip sonrasında sıkıntı çekmek yerine seçiminizi açıkça ifade etmenizi sağlar. Kararınızı başkalarının beklentilerine göre değil, kendi koşullarınızı da gözeterek vermeniz stresin azalmasına yardımcı olabilir. Başlangıçta zorlanmanız, sınırlarınızı dile getiremeyeceğiniz anlamına gelmez; gerektiğinde kısa ve net bir yanıt vermeyi deneyebilirsiniz.

Hayır demenin önemi, yalnızca o anki isteği geri çevirmekten ibaret değildir. Kendi zamanınıza, enerjinize ve kararlarınıza sahip çıkmanın da bir yoludur. Etrafınızda hayır diyebilen insanlar varsa onları daha yakından tanımaya gayret edin. Çünkü onlar, zor anlarda kararlarının arkasında durabilen cesur insanlardır. Siz de kendi sınırlarınızı koruyarak hayır demeyi öğrenebilir, böylece neye gerçekten evet dediğinizi daha iyi seçebilirsiniz.

Images

Kaliteli Yaşamın 38 Altın Kuralı

Kaliteli yaşam, yalnızca büyük hedeflere ulaşmakla değil, gündelik seçimlerimizle de şekillenir. Kendimize nasıl baktığımız, çevremizle nasıl ilişki kurduğumuz ve değişen koşullara nasıl yaklaştığımız bu yaşamın parçalarıdır. Aşağıdaki 38 kural; bedenimize özen göstermekten geçmişle barışmaya, sevdiklerimizle bağ kurmaktan şükretmeye uzanan bir hatırlatma listesi. Hepsini bir anda uygulamak zorunda değilsiniz; size anlamlı gelen bir adımdan başlayabilirsiniz. Mutlu yaşam için küçük ve düzenli seçimler de önemlidir.

Kaliteli yaşam için bedeninize ve zihninize özen gösterin

1. Çok su için. Gün içinde su içmeyi hatırlamak, kendinize gösterdiğiniz temel özenin bir parçası olsun.

Images

Uzun Yaşamanın 19 Sırrı

1- SAĞLIĞA DİKKAT 

YILDA bir kez düzenli olarak check-up yaptırıyor musunuz? Eğer bu soruya "evet" cevabı verebiliyorsanız ömrünüze üç yıl daha ekleyebilirsiniz. Yok eğer "hayır" diyorsanız ömrünüzden üç yıl eksiltmeniz gerekiyor.

2- NİNELER VE DEDELER 

EĞER büyükanneniz ya da büyükbabanız 80 yaşına kadar yaşadıysa 3 yıl daha kazandınız demektir.

3- ÇALIŞMAYI SEVMEK 

HİÇ gönüllü olarak çalıştınız mı? "Evet"se iki yıl daha ekleyin.

4- EĞİTİM DE ÖNEMLİ 

AMERİKA'DA yapılan bir araştırmaya göre üniversite mezunlarının daha uzun yaşadığı ortaya çıktı. Siz de üniversite mezunuysanız ömür hanenize iki yıl daha eklenmiş demektir.

5- BEKARLIK TEHLİKESİ 

BU araştırmayla "bekarlık sultanlıklıktır" anlayışı da tarihe karışacak gibi görünüyor. Çünkü yalnız yaşanlar daha pasif bir yaşam sürdürdükler için ömürlerinden üç yıl eksiliyor.

6- BOL BOL GÜLÜN 

MİZAH anlayışınız varsa bu "+3", yoksa "-3" demek oluyor.

7- İLLA DA DOST 

"DOST" kavramının insan hayatında önemli bir yeri vardır. Sorunlarınızı dinleyecek yakın bir dosta sahip olmanın ömrünüze iki yıl eklediğini, dostunuzun olmamasının ömrünüzden iki yıl götürdüğünü tahmin eder miydiniz?

8- ZEKAYI ÇALIŞTIR 

BEYİN cimnastiği yapmak insan hayatına 4 yıl daha kazandırıyor.

9- SPORU AKSATMAYIN 

BEYİN cimnastiğinin yanı sıra bir de düzenli olarak spor yapıyorsanız bu size üç yıl daha kazandırıyor.

10- BİLİNÇLİ YEMEK 

DENGELİ besleniyorsanız 2 yıl ekleyin, bilinçsizce yiyiyorum diyorsanız 3 yıl eksiltin.

11- KARARLI DİYET 

SÜREKLİ diyete başlayıp bırakıyorsanız 5 yıl eksiltin.

12- NİKOTİNİ UNUTUN 

SİGARA içiyorsanız 8 yılınızı silip atın.

13- YA PASİFLER... 

PASİF içici durumundaysınız bu kez 2 yılınızı silip atmanız gerekiyor.

14- KİLO YOK MU KİLO 

EĞER olmanız gereken kilodan her yıl sadece birkaç kilo oynuyorsa, ama olmanız gereken kiloyla aldığınız kilolar arasında uçurumlar varsa, bu sizin hayatınızdan üç yıl daha eksiltmeniz anlamına geliyor.

15- HAYVANLARI SEVİN 

KÖPEK ya da kedi gibi aktif hayvanlarınız varsa 2, balık gibi pasif hayvanlarınız varsa bir yıl ekleyin.

16- KIZIN VARSA İYİ 

İKİ ya da daha fazla kız çocuğunuz varsa üç yıl ekleyin.

17- DÜZENLİ YÜRÜYÜN

HER GÜN düzenli yürüyorsanız +2, sürekli araçlarla gidip geliyorsanız üç yıl eksiltin.

18- AŞK 

EĞER aşık değilseniz vakit kaybetmeyin çünkü aşk insan hayatının 7 yıl daha uzamasına neden oluyor.

19-OLUMLU BAKIŞ 

EĞER hayata olumlu bakıyorsanız ve uzun yıllar yaşamak istiyorsanız 5 yıl daha kazandınız demektir.
Images

Sonsuz Enerjinin Parçasısın

    Sen Sonsuz bir enerjinin parçasısın, sonsuz bir okyanusta bir dalgasın. Bunu hatırlayabilirsen asla enerji kaybına uğramazsın,  çünkü sonsuz bir kaynak daima elinin altındadır. Sen sadece  bir dalgasın  ve derinlerde  bir yerdede okyanus gizli.
     Doğuyorsun; kim seni doğuran?  Kim sana bedeninin  içine girecek enerjiyi veriyor?      Bedene otomatik, hassas bir mekanizma, bir organizmaya dönüşme enerjisini kim sağlıyor?
     Beden  yetmiş seksen, hatta yüz yıl boyunca hayatta kalmaya devam ediyor.
    Demek ki hatırlanılması gereken ilk şey sonsuz bir enerjinin bir parçası olduğundur. Bunu sürekli hatırla ve hisset. Yürürken, yerken, uyurken- sonsuz olduğunu hisset.
   Upanishadlar’ın  söylediğide budur:  Daima kendini  brahman gibi ebedi hisset. Bunu gitgide daha fazla hissedebilirsen hiç enerji kaybetmediğinin farkına varacaksın. Kaynak senin için ulaşılabilir olacak. Bir araç olacaksın. O  zaman ne istersen yap.
    İnsan  aklının yanılsamalarından biri de bu bir şey yapmakla enerji kaybedeceğin fikridir. Hayır sana enerji kaybettiren şey yaptığın eylem değil, bir şey yaparak enerji kaybedeceğin fikrinin ta kendisidir. Yoksa  bir şey yaparak da enerji kazanabilirsinde,  tabi ki bu fikre sahipsen. Hiçbir fikrin yoksa da yine enerji kaybetmemiş olursun.
    Bedenin  bir dinamo gibidir.  Onu ne kadar kullanırsan, sonsuz enerji kaynağından da o kadar enerji sağlanmış olur sana. Onu kullanmazsan yeni enerji stoğuna da gerek kalmaz.  Sonra gitgide stok tükenir. Ne kadar aktif olursan o kadar enerjin olur. Hareketsizleştiğinde  fazlasıyla enerji kaybedersin. Enerji aktiviteyle kaybedilmez , tam tersine tazelenir. Sen enerjiyi kullandıkça , kaynaktanda sana daha çok enerji gelir. Aktiviteden  dolayı enerji kaybettiğimize dair yanlış  bir kanı var insan zihninde.  Hayır, ne kadar aktif olursak, o kadar enerjimiz olur,  ne  kadar az aktivite  o kadar az enerji. Ve bu hayatın  tüm boyutlarındaki aktiviteler için geçerlidir.  Ne kadar çok seversen, verecek o kadar çok sevgin olur.  Cimrilik edip   ‘’ Çok seversem   sevgimi dağıtmış olacağım ve er ya da geç sevgim tükenecek, en iyisi onu kendime saklıyım’’ dersen sevgin ölür  ve artık sevemez olursun.
    Ne kadar çok seversen o kadar çok sevgi elinin  altında olur;  ne kadar çok kullanırsan o kadar çok sahip olursun. Hayatın kanunu  budur.  Merhamet, sevgi, aktivite,boyut ne söz konusu olursa olsun aynı kanun geçerlidir. Neyin daha çok olmasını istiyorsan, sevgini elinden geldiği kadar çok paylaşmaya devam et. Cimri olma, ancak cimriler enerji kaybeder.  Ve hepimiz cimriyiz, bu yüzden  kendimizi hep bitip tükenmiş gibi hissediyoruz.
Osho
Images

Yürekli Olmalı İnsan

yürekli olmak

Hayata kendin olarak katıl

İnsan, hayata her zaman soyunuk olmalı; istediğini istediği biçimde giyinebilmek için… Her şekil güzel durmaz insanda. Bilmeli insan hayatın neresinde durduğunu; görebilmeli rengini, almalı kokusunu hayatın. İnsanın hası gibi, adam gibi yaşamalı.

Dolu olsa bile bardak, hep bir damla bırakabilmeli; taşırmadan bardağı. Eritmeli alttan, çünkü her yeni gelene yer açmak için… Hayatı dolu yaşamak, her şeyi tüketmek değil; yenisine, değişene ve gelene de yer bırakabilmektir.

İnsan biraz basit olmalı. Dediği anlaşılmalı, yaptığı konuşulmalı. Basit dediysem; sade, yalın, kendi gibi… Düşündüğü tanıdık, yaşadığı tanıdık olmalı. Yani biraz sen, biraz ben olabilmeli. Kendinin bile anlayamadığı metropollüklere girmeden, fikrini zikrinde görebilmeli.

Hayatın hakkını vermek

İnsan kafa tutabilmeli. Kullanım süresini dolduran hayat değil de bizlersek, hakkını sapına kadar vermeli bu sürecin. Ezilmeden, büzülmeden… Zaman kapkaççılığı yapmadan, hüzün korsanlığına soyunmadan… Ne eksik ne fazla; tastamam.

Ya kadın gibi kadın, ya adam gibi adam… Ama önce insan. Yaşadığı hayatın kendisi, okuduğu her öykünün bir parçası olmalı. Öyle dolu yaşamalı ki her öyküden biraz nasibini almalı. İnsan darlığı da bilmeli, bolluğu da. Darlıkta daralmadan, bollukta şımarmadan…

Yalın, çıplak… Öyle bir hüküm sürmeli ki aleni, üstü açık, milletin gözüne soka soka; meydanlarda… Hayatın arka mahallelerinde kurmamalı egemenliğini. Ya da burjuva caddelerinde, kendinden geçmiş krallıklara kölelik yapmamalı. İnsan olmak, kendi yerini ve duruşunu bilmeyi de gerektirir.

Yalnızlıkta da kalabalık olabilmek

İnsan her zaman biraz yalnız olmalı. Ama bilmeli yalnızlığında bile kalabalık olabilmeyi. Ya da onca kalabalığın arasında yalnız kalabilmeyi de sindirmeli; o sindirmelerde artırabilmeli hayatını. Her duruma hazırlamalı kendini, her konumun insanı olmalı.

Yakışmalı giydiği her elbise, takındığı her tavır. Hayat denilen sanatı iyi uygulamalı: Yazdığı okunur, çizdiği bakılır, oynadığı seyredilir olmalı. Her rolün adamı olmaktansa, önce oynadığı role sahip çıkmalı.

Yürekli olmak, sevdalı olmak

İnsan her vakit, her an yürekli olmalı. Öyle yürekli olmalı ki sevdalar yakışmalı ona; sevda o olmalı. Çiçeğe bakınca balı, sevgiliye bakınca aşkı görebilmeli. Öyle bir sevdalanmalı ki dibine vurmalı: Ağlamaksa ağlamak, gülmekse gülmek, özlemekse özlemek… Yanlışsa yermeyi, güzelse övmeyi bilerek.

“Sana ihtiyacım var,” diyebilmeli insan. İhtiyaç duyulduğunda aranılanlar listesine girebilmeli. Mükemmel değil, kendi gibi gelebilmeli. Konuşurken korkmadan, dokunurken ürkmeden; hatta yanında mahcubiyet bilmeden saçmalayabilmeli. Biraz senden olmalı, biraz ondan…

Sevdalı olmalı işte, ötesi ne… Biraz yanık, biraz tutuk, biraz uçuk… Alışkanlık yapacak kadar sen; her an gidecekmiş gibi yabancı… Ama yine de öyle sevdalanmalı ki insan, sevdası kimliğine yapışmalı. Ve haykırabilmeli tüm dünyaya: “Seviyorum ulan!”

Yürekli Olmalı İnsan yazısı, insanın kendini saklamadan yaşayabilmesine ve sevdasını korkusuzca taşımasına sesleniyor. Çünkü yürekli olmak, yalnızca güçlü görünmek değil; duygularını da olduğu gibi yaşayabilmek.

Kısaca biraz insan

Bütün olumsuz taraflarıma rağmen genelde budur ben… Öfkelerini, sevinçlerini, sevdalarını, acılarını nasıl yaşanması gerekiyorsa yaşayan… Biraz deli, biraz çılgın ama sevgili, eş, anne ve evlat yanı ağır basan… Ve dost… Olmazsa olmazlardan… Kısaca biraz insan…

Images

Bazen Olmaz: Hayat İstediğini Sunmaz, Sunsa da Uymaz

Bazen olmaz… Hayat istediğini sunmaz, sunsa da uymaz. Ya zaman yanlıştır, ya mekân; belki de insan. Ne kadar istesen, gönlünü isteğinin yoluna düşürsen de bazen olmaz. Hayatın istediklerini vermemesi, insanın içinde iki damla yaş bırakabilir. Ama o yaşların arkasında ruhunun her kayıpta kazandıklarını sakın ha hafife alma.

Hayatın istediklerini vermemesi: Bazen neden olmaz?

Hayat her zaman istediğimiz gibi akmaz. Çok çalışır, çabalarsınız ama aldığınız puan istediğiniz okula yetmez. Uzun zamandır beklediğiniz, emek verdiğiniz bir iş vardır; görüşme tarihi size uymaz. Canınız kadar sevdiğiniz dostunuz zaman içinde başka yollara sapar ve onun yolu sizin yolunuzla artık örtüşmez. Aşıksınızdır; onu görünce eliniz ayağınıza karışır, bir gülüşü içinizi yakar. Ama ne yazık ki zaman ayrılığı çalar.

Images

Yaşamın Kuralları

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.

1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2. Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir..

3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir.  “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7. “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları  doğrulukla belirler — dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13. Tüm bunları unutacaksınız.

14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

Cherie Carter-Scott’un “If Life is a Game, These are the Rules” adlı kitabından alınmıştır.
Images

NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ

“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”

“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”

 Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.

Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.

Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.

Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.

Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.

O. Swett Marden
Images

İçinde Bulunduğun Anı Yaşamak

anı yaşamak
“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

Anı yaşamak neden önemlidir?

Kendimizi iyi hissetmemiz, büyük ölçüde içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün ya da bir yıl önce neler olduğu, yarın neler olabileceği kadar, şu anda nerede ve nasıl olduğumuz da önemlidir. Çünkü var olduğumuz yer, her zaman içinde bulunduğumuz andır.

Bu, geçmişi tümüyle unutmak ya da geleceğe dair hiçbir plan yapmamak anlamına gelmez. Ancak geçmişte yaşananları ve geleceğe ilişkin ihtimalleri sürekli zihnimizde taşımak, bugünü fark etmemizi zorlaştırabilir. Şimdiki ana odaklanmak, dikkatimizi kontrol edebildiğimiz zamana geri getirmenin bir yoludur.

Hayatı ertelemek ve gelecek kaygısı

Çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme konusunda ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlar ve geleceğe yönelik endişeler yaşadığımız ana hükmettikçe, kaygı ve ümitsizlik içinde kalabiliriz. Böyle zamanlarda hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteler; gelecekte “bir gün” her şeyin bugünden daha iyi olacağına inanırız.

Ne var ki, geleceğe bakmamızı söyleyen bu düşünce biçimi kendini tekrar eder ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Biz başka planlar yapmakla meşgulken çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınır; kimi hayatını kaybeder. Bedenimiz değişir, hayallerimiz de zamanla uzaklaşabilir. Kısacası, sürekli başka bir zamanı beklerken hayatı ıskalayabiliriz.

Kontrol edebildiğimiz tek zaman

Çoğu insan hayatını, gelecekte giyeceği bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa yarın burada olacağımızın güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Bu nedenle anı yaşamak, sadece güzel zamanların tadını çıkarmak değil; bugün yapabileceklerimize, yanımızda bulunan insanlara ve şu anda yaşananlara dikkat vermektir.

Aklımızı yaşadığımız ana verebildiğimizde, gelecekle ilgili korkuların bizi yönetmesine daha az alan açarız. İleride parasız kalabileceğimizi, çocuklarımızın başının derde girebileceğini, yaşlanacağımızı ve öleceğimizi düşünerek duyduğumuz endişeler, henüz yaşanmamış ihtimallerle ilgilidir. Bu ihtimalleri düşünmek bugünkü zamanı da kaygıyla dolduruyorsa, dikkatimizi yeniden şu ana çevirmek yardımcı olabilir.

Şimdiki ana dönmek

Gelecek kaygısından kurtulmak için en iyi yol, dikkati tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Kendinize bulunduğunuz yeri, şu anda yaptığınız işi ve dikkatinizi verebileceğiniz şeyi hatırlatın. Zihniniz geçmişteki bir soruna ya da henüz gelmemiş bir güne yöneldiğinde, onu yargılamadan bugüne geri getirmeye çalışın.

Geçmişi ve geleceği düşünmeden yaşamak her zaman mümkün olmayabilir; önemli olan, bu düşüncelerin bugünün tamamını ele geçirmesine izin vermemektir. Geçmişten ders alabilir, gelecek için plan yapabiliriz. Ardından dikkatimizi yeniden yaşadığımız ana çevirebiliriz. Anı yaşayarak mutlu olmak, hayatın tüm sorunlarının ortadan kalkması değil; elimizde olan zamanı fark ederek değerlendirmektir.

Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Dr. Richard Carlson

Images

Aşktan Korkma ve Ego: Sevgiye Teslim Olmak

Bana gelip aşktan korktuğunu söyleyen insanların çokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Aşk korkusu nedir? Osho’nun yaklaşımında bu korkunun ardında, birini gerçekten sevdiğinde egonun eriyip kaybolmaya başlaması vardır. Ego ile birlikte sevemezsin; çünkü araya bir engel koyar. Sen kendinle diğer kişi arasındaki bu engeli kaldırmak istediğinde ego, “Bunun sonu ölüm olacak, dikkat et!” der.

Aşk korkusu egodan kaynaklanır mı?

Bu anlatımda egonun ölümü, senin ölümün değildir; aksine, yaşam olasılığının önünü açar. Ego, insanın etrafında biriken ve zamanla kabuk hâline gelen şeylere benzetilir. Bir seyyahın elbiselerine ve bedenine yol boyunca tozların yapışması gibi, biz de yaşadığımız deneyimlerin, edindiğimiz bilginin ve geçmişin izlerini taşırız. Bu toz birikir; fark edilip bırakılmadığında koruyucu bir kabuğa dönüşebilir.

Images

TUZ VE SU

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli bir şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şey den mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.Çırak, yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye cevap verdi.usta kıkırdayarak çırağının kolundan tuttu dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bu kez göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: “Tadı nasıl?” “Ferahlatıcı” diye cevap verdi genç çırak.“Tuzun tadını aldın mı?” diye sordu yaşlı adam,“Hayır” diye cevapladı çırağı .Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağını yanına oturdu ve şöyle dedi:“Yaşamda ki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır nede çok. Istırabın miktarı aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sende artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.