Olumlu düşün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Hayatta Hiçbir Şey Yolunda Gitmiyor Diyenlere: Çin Bambu Ağacı Hikâyesi

Hayatta hiçbir şey yolunda gitmiyor diye düşündüğünüz zamanlarda, verdiğiniz emeğin karşılığını hemen görememek moralinizi bozabilir. Çin bambu ağacı hikâyesi, böyle dönemlerde sabır ve azim üzerine düşünmeye çağıran kısa bir motivasyon öyküsüdür.

Çin bambu ağacı hikâyesi

Hikâyeye göre önce bambu tohumu ekilir. Tohum düzenli olarak sulanır ve gübrelenir; ancak ilk yıl toprağın üzerinde gözle görülür bir değişiklik olmaz. Dışarıdan bakan biri, yapılan bakımın hiçbir sonuç vermediğini düşünebilir.

İkinci yıl da tohum sulanıp gübrelenmeye devam eder. Buna rağmen toprakta bir filiz görünmez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda da aynı bakım sürer; fakat bambu hâlâ filiz vermez. Bu süre boyunca emek vardır, ancak beklenen ilerleme gözle seçilemediği için çaba karşılıksız kalmış gibi görünür.

Hikâyede anlatıldığı üzere, beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeyi bırakmazlar. Nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve yaklaşık altı hafta içinde 27 metre boya ulaşır. Öykünün dikkat çekici yanı, görünür büyümenin kısa sürede gerçekleşmesi değil; o noktaya kadar bakımın ve emeğin sürdürülmesidir.

Bambu altı haftada mı, beş yılda mı büyüdü?

Hikâyenin akla getirdiği soru şudur: Çin bambusu 27 metre boya altı haftada mı, yoksa beş yılda mı ulaştı? Öykünün verdiği mesaja göre yanıt beş yıldır. Çünkü ilk yıllarda sürdürülen bakım olmasaydı, bambunun büyümesinden, hatta var olmasından söz edilebilir miydi?

Bu anlatı, çabamızın sonucunu hemen göremediğimiz dönemleri hatırlatır. Bazen ilerleme dışarıdan fark edilmeyebilir; bu, verilen emeğin değersiz olduğu anlamına gelmez. Bir hedef için çalışırken sonuçların gecikmesi hevesimizi kırabilir. Böyle zamanlarda Çin bambu ağacı hikâyesi, sabır ve azimle devam etmenin önemini anlatan bir hatırlatma olur.

Çin bambusu hikâyesinin anlamı, bekleyenin mutlaka istediği sonuca ulaşacağına dair bir garanti vermek değildir. Hikâyenin vurgusu daha yalındır: Bir amaca yöneldiyseniz emek vermeyi sürdürün, fakat gerektiğinde yolunuzu yeniden değerlendirmekten de çekinmeyin.

Hayatta hiçbir şey yolunda gitmiyor diyenlere

Her şeyin ters gittiğini düşündüğünüz bir dönemde, geciken sonuçları kişisel başarısızlığınızın kanıtı gibi görmeniz kolaydır. Oysa bir hedefe ulaşma süreci her zaman hızlı ve düz bir çizgide ilerlemez. Bazen yapabileceğiniz şey, o gün için gereken çabayı göstermek ve ilerlemeyi yalnızca anlık sonuçlarla ölçmemektir.

Bambu tohumu hikâyesi, sabırlı olmanın sadece beklemekten ibaret olmadığını da hatırlatır. Hedefe yönelik bakımı ve çalışmayı sürdürmek, gelişimin zaman alabileceğini kabul etmek bu yaklaşımın parçasıdır. Sonucu hemen göremediğiniz için kendinizi başarısız saymayın. Yavaş ilerleyen bir süreçte çabanızı gözden geçirin, gerekiyorsa yönünüzü değiştirin; ancak yalnızca sonuç gecikti diye vazgeçmek zorunda olduğunuzu düşünmeyin.

Bu nedenle bu öykü, hayatta hiçbir şey yolunda gitmiyor motivasyon hikâyesi arayanlara basit ama anlamlı bir mesaj sunar: Görünür ilerlemenin olmadığı zamanlarda da emek vermeye devam edebilirsiniz. Bazen yeniden güç toplamak, küçük adımlarla sürdürdüğünüz çabayı fark etmekle başlar.

Bir süre için çalışın

Bir süre için çalışın.
Bir süre tahammül edin.
Her zaman inanın.
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

Çin bambu ağacı hikâyesini hatırlatan görsel

Images

İç Barışın Belirtileri

İç barış, her an mutlu olmak ya da hiçbir zorluk yaşamamak anlamına gelmez. Daha çok, düşüncelerimize ve çevremizde olup bitenlere yaklaşımımızda beliren değişimlerle fark edilir. Eski deneyimlerden beslenen korkuların etkisi hafifledikçe, yargılama ve çatışma isteği azalabilir; şükran, bağlantı ve sevgi duyguları daha görünür hâle gelebilir.

Aşağıdaki iç barışın belirtileri, kesin bir ölçüt ya da herkes için aynı şekilde işleyen bir kontrol listesi değildir. Kişinin kendinde gözlemleyebileceği eğilimleri anlatır. İç huzurun belirtileri zaman zaman ortaya çıkabilir; önemli olan, bu değişimleri fark edip kendimize karşı açık olabilmektir.

Düşünce ve davranışlarda görülen değişimler

Korkuya dayalı tepkiler yerine kendiliğinden hareket etmek

Eski deneyimlerden kalan korkular, bugün yaşanan bir durumu geçmişin izleriyle değerlendirmemize yol açabilir. İç barışın işaretlerinden biri, düşünce ve davranışların yalnızca bu korkuların yönlendirmesiyle oluşmamasıdır. Kişi, her olasılığı kaygıyla tartmak yerine o anı daha doğrudan karşılayabilir. Buradaki kendiliğindenlik, düşünmeden hareket etmek değil; eski korkuların otomatik tepkilerine daha az bağlı kalmaktır.

Uyanık geçirilen anlarda kuşku ve neşeye yaklaşım

Günün her anının kusursuz ya da neşeli olması gerekmez. Bununla birlikte, uyanık geçirilen zamanın kuşkulara tamamen teslim olmadan yaşanabilmesi önemli bir değişimdir. Kişi, zihninde sürekli şüphe üretmek yerine bulunduğu ana daha fazla dikkat verebilir ve gündelik yaşamın içindeki neşeyi fark etmeye daha açık olabilir. Bu, yaşananları inkâr etmek değil, kuşkunun bütün dikkati ele geçirmesine izin vermemektir.

İlişkilerde ve duygularda iç huzur

Başkalarını yargılama ve davranışlarını yorumlama isteğinin azalması

Başkalarının ne düşündüğünü ya da neden öyle davrandığını sürekli çözmeye çalışmak, dikkati kolayca onların üzerinde tutabilir. İçsel huzurun işaretleri arasında, bu yorumlama ve yargılama ihtiyacının hafiflemesi bulunur. Kişi, her davranışa hemen bir anlam yüklemek zorunda olmadığını fark edebilir. Böylece ilişkilerde daha az varsayım ve daha fazla açıklık için alan oluşur.

Çatışmalara ilginin azalması

Her anlaşmazlığı sürdürmek, karşılık vermek ya da haklı çıkmak için çabalamak zorunda hissetmemek de bir değişim göstergesidir. Çatışmaya ilginin azalması, sorunları görmezden gelmek veya kendi düşüncelerinden vazgeçmek anlamına gelmez. Daha çok, gerilimi büyütmenin her durumda gerekli olmadığını görebilmek ve enerjiyi sürekli çekişmeye yöneltmemektir.

Kaygılanma ve vesvesenin hafiflemesi

Kaygılanma ve vesvese yetisinin azalması, bu belirtiler arasında özellikle dikkat çekici bir yer tutar. Zihnin aynı ihtimaller üzerinde tekrar tekrar dönmesi hafiflediğinde, kişi dikkatini bulunduğu ana ve elindeki işe daha rahat verebilir. Bu değişimi fark etmek değerlidir; ancak kaygının yoğunluğu kişiden kişiye değişebilir. Buradaki ifade, kendini suçlamak ya da bir anda tüm endişelerden kurtulmayı beklemek için değil, gözlemlenebilecek bir eğilimi anlatmak içindir.

Şükran duygusunun sık sık belirginleşmesi

Karşı konulmaz bir şükran duygusuyla sık sık dolmak, iç barışın duygusal işaretlerinden biridir. Bu duygu, her şeyin yolunda olduğunu iddia etmek zorunda değildir. Kişi, yaşamındaki küçük ya da büyük değerleri fark ettiğinde minnettarlık hissi kendiliğinden ortaya çıkabilir. Şükran, dikkati yalnızca eksik olana değil, mevcut olana da çevirmeye yardımcı olur.

Doğayla, yaşamın akışıyla ve sevgiyle bağ kurmak

Doğa ve başkalarıyla bağlantıdan doyum almak

Doğayla ve başkalarıyla bağlantı içinde olmaktan duyulan doyumluluk, kişinin kendini çevresinden bütünüyle ayrı hissetmediğini gösteren bir deneyim olabilir. Burada büyük ya da özel bir olayın yaşanması gerekmez. Birlikte vakit geçirmek, çevreyi fark etmek veya doğanın içinde bulunmak, bağlantı hissini besleyebilir. Bu doyum, kişinin dikkatini ilişkilerinde ve çevresinde zaten bulunan olana yöneltir.

Olayları zorlamak yerine doğal akışa izin vermek

Her şeyi baskı ve zorlamayla gerçekleştirmeye çalışmak yerine, olayların kendi akışı içinde dönüşmesine izin verme eğilimi de iç huzurla ilişkilendirilen işaretlerdendir. Bu yaklaşım, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmez. Kişi çabasını sürdürürken, her sonucu kontrol edemeyeceğini de kabul edebilir. Böylece değişime alan açmak, sürekli zorlamanın önüne geçebilir.

Sevgiyi algılamak ve sevgiyle karşılık vermek

Başkalarından yayılan sevgiyi algılamaya duyarlılığın artması ve bu sevgiye dolaysızca sevgiyle karşılık verebilmek, ilişkilerde açıklığın bir başka ifadesidir. Kişi, yakın çevresinden gelen ilgiyi fark etmeye ve karşılık verirken kendini daha az tutmaya başlayabilir. Bu, her ilişkide aynı yakınlığın kurulacağı anlamına gelmez; sevgiye açık olma ve onu ifade edebilme hazırlığını anlatır.

İç huzurun işaretlerini fark etmek

Bu işaretler birlikte ya da farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Kimi zaman kuşku ve kaygının hafiflemesi, kimi zaman şükran, bağlantı veya sevgiye açıklık daha belirgin olur. İç barışın belirtilerini fark etmek, kendimizden sürekli iyi hissetmemizi beklemek değil; düşüncelerimizde ve ilişkilerimizde oluşan küçük değişimleri dikkatle görebilmektir.

Images

Soruna Değil, Çözüme odaklanın!!!

Doğru soruyu sor ve beyninin hayatını yönlendirecek cevabı bulmasına izin ver.

Images

Olumlu Düşünmenin Gücünü Anlatan Anlamlı Bir Hikâye

Umudunu Kaybetmeyen Yaşlı Kadın

Bir çiftçi sabah uyandığında gözlerine inanamaz; tavuk sürülerinin telef olduğunu görmüştür. Geçimini ve emeğini etkileyen bu kayıp karşısında ne yapacağını düşünür. Çözüm bulmak için pazara gidip yeni bir tavuk sürüsü almaya karar verir ve arabasıyla yola koyulur. Pazara ulaşabilmesi için vapurla karşıya geçmesi gerekmektedir.

Ne var ki çiftçi vapuru kıl payı kaçırır. Pazara gitme işini başka bir güne bırakıp geri dönmeye karar verir. O sırada yolunun önünden büyük bir tavuk sürüsü geçer. Sürüyü takip ettiğinde tavukların tellerden geçerek bir kümese girdiğini görür. Belki de aradığı fırsat, tam da planı yolunda gitmediği için karşısına çıkmıştır.

Images

'Hayır' Demesini Öğrenmek: Sınırlarınızı Koruyun

hayır demek

En kolay hayır diyenlere bakın; çocuklar olduğunu göreceksiniz. Özellikle iki yaş civarındaki çocuklar, istemedikleri bir şey karşısında bu kelimeyi söylemekten çekinmez. Büyüdükçe ise başkalarını kırmamak, onları memnun etmek ya da olumsuz bir tepkiyle karşılaşmamak için hayır demek zorlaşabilir. Oysa her isteğe evet demek zorunda değilsiniz.

Hayır diyebilmek neden önemlidir?

Hayır diyebilmek bir onur işidir. Herkesin cesaret edemediği, söylemekte zorlandığı bir kelimeyi gerektiğinde dile getirmektir. Hayır demek, karşınızdaki kişiye değer vermediğiniz anlamına gelmez; kendi sınırlarınızı ve kararlarınızı da dikkate aldığınızı gösterir. Bir isteği kabul etmemekle o kişiyi önemsememek aynı şey değildir.

Bir talep karşısında hemen cevap vermeden önce kendinize birkaç soru sorun:

  • Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum, yoksa yalnızca başka birini memnun etmeye mi çalışıyorum?
  • Bu işe ayıracağım zaman ve emeğin karşılığında ne elde edeceğim?
  • Kabul edersem bu benim için ödüllendirici mi olacak, yoksa giderek bunaltıcı bir yüke mi dönüşecek?

Bu sorular, kararınızı yalnızca başkasının beklentilerine göre değil, kendi isteğinizi ve koşullarınızı da hesaba katarak vermenize yardımcı olur. İnsanlara hayır diyebilmek, her talebi geri çevirmek değildir. Asıl mesele, neye evet dediğinizi bilinçli biçimde seçebilmektir.

Kendi sınırlarınızı koruyun

Saygı görmeye, fikrinizi değiştirmeye ve hayır demeye hakkınız var. Bir şeye önce evet demiş olsanız bile, düşünceniz değiştiğinde kararınızı yeniden değerlendirebilirsiniz. Kendi kararlarınız üzerinde söz sahibisiniz; başkasının isteği, sizin sınırlarınızı yok saymanız gerektiği anlamına gelmez.

Sınırlarınızı koruduğunuzda karşınızdakinin vereceği tepkiye de hazırlıklı olun. Bazen kişi düşmanca davranabilir; sizi utangaçlıkla ya da onu yönlendirmeye çalışmakla suçlayabilir. Böyle bir tepkiyle karşılaşmak rahatsız edici olabilir. Ancak karşınızdakinin davranışından veya tepkisinden siz sorumlu değilsiniz. Değer verdiğiniz birine yardım edebilirsiniz; yine de kendinizi onun ihtiyaçlarından ve seçimlerinden bütünüyle sorumlu hissetmek zorunda değilsiniz.

Hayır demeyi öğrenmek, ilişkiyi bitirmek ya da karşı tarafla tartışmak anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca neye zamanınız, enerjiniz veya isteğiniz olduğunu açıkça belirtmektir. Kararınızı sakin bir dille ifade etmek, hem kendi sınırlarınızı görünür kılar hem de karşınızdakine net bir yanıt verir.

Karar vermek için zaman isteyin

Ne istediğinizden emin değilseniz aceleyle karar vermek zorunda değilsiniz. Emin olmadığınız bir şeye hemen evet demek yerine düşünmek için zaman isteyin. Şu cümlelerden yararlanabilirsiniz:

  • “Şimdi karar veremiyorum, biraz düşünüp sana dönebilir miyim?”
  • “Bunu değerlendirmek için zamana ihtiyacım var.”

Karşınızdakinden size saygı göstermesini ve karar vermeniz için zaman tanımasını istemek de hakkınızdır. Bu arada isteğin size uygun olup olmadığını, günlük sorumluluklarınızı ve ayırmanız gereken zamanı düşünebilirsiniz. Bir talebi hemen kabul etmemeniz, mutlaka olumsuz yanıt vereceğiniz anlamına gelmez; yalnızca kararınızı dikkatle vermek istediğinizi gösterir.

Nazik ama net bir şekilde hayır deyin

Hayır derken kendinizi sürekli özür dileyerek açıklamak zorunda değilsiniz. “Çok üzgünüm ama…” diye başlayan cümleler, kararınızdan emin olmadığınız izlenimini verebilir ve karşınızdaki kişiye suçluluk duygunuz üzerinden sizi ikna etme fırsatı tanıyabilir. Nazik olmakla kararlı olmak birbiriyle çelişmez.

Örneğin, “Teşekkür ederim, ancak bunu yapamayacağım” ya da “Bu kez katılamayacağım” diyebilirsiniz. Kısa ve anlaşılır bir yanıt çoğu zaman yeterlidir. Kararınızı uzun uzun savunmanız veya her defasında ayrıntılı bir açıklama yapmanız gerekmez. Açıklama yapmak istiyorsanız bunu kendi isteğinizle yapın; yalnızca karşı tarafın ısrarını durdurmak için kendinizi gerekçeler sıralamak zorunda hissetmeyin.

Hayır demeyi öğrenmek zaman alabilir

Hayır demeyi öğrenmek, istemediğiniz bir şeyi kabul edip sonrasında sıkıntı çekmek yerine seçiminizi açıkça ifade etmenizi sağlar. Kararınızı başkalarının beklentilerine göre değil, kendi koşullarınızı da gözeterek vermeniz stresin azalmasına yardımcı olabilir. Başlangıçta zorlanmanız, sınırlarınızı dile getiremeyeceğiniz anlamına gelmez; gerektiğinde kısa ve net bir yanıt vermeyi deneyebilirsiniz.

Hayır demenin önemi, yalnızca o anki isteği geri çevirmekten ibaret değildir. Kendi zamanınıza, enerjinize ve kararlarınıza sahip çıkmanın da bir yoludur. Etrafınızda hayır diyebilen insanlar varsa onları daha yakından tanımaya gayret edin. Çünkü onlar, zor anlarda kararlarının arkasında durabilen cesur insanlardır. Siz de kendi sınırlarınızı koruyarak hayır demeyi öğrenebilir, böylece neye gerçekten evet dediğinizi daha iyi seçebilirsiniz.

Images

Uzun Yaşamanın 19 Sırrı

1- SAĞLIĞA DİKKAT 

YILDA bir kez düzenli olarak check-up yaptırıyor musunuz? Eğer bu soruya "evet" cevabı verebiliyorsanız ömrünüze üç yıl daha ekleyebilirsiniz. Yok eğer "hayır" diyorsanız ömrünüzden üç yıl eksiltmeniz gerekiyor.

2- NİNELER VE DEDELER 

EĞER büyükanneniz ya da büyükbabanız 80 yaşına kadar yaşadıysa 3 yıl daha kazandınız demektir.

3- ÇALIŞMAYI SEVMEK 

HİÇ gönüllü olarak çalıştınız mı? "Evet"se iki yıl daha ekleyin.

4- EĞİTİM DE ÖNEMLİ 

AMERİKA'DA yapılan bir araştırmaya göre üniversite mezunlarının daha uzun yaşadığı ortaya çıktı. Siz de üniversite mezunuysanız ömür hanenize iki yıl daha eklenmiş demektir.

5- BEKARLIK TEHLİKESİ 

BU araştırmayla "bekarlık sultanlıklıktır" anlayışı da tarihe karışacak gibi görünüyor. Çünkü yalnız yaşanlar daha pasif bir yaşam sürdürdükler için ömürlerinden üç yıl eksiliyor.

6- BOL BOL GÜLÜN 

MİZAH anlayışınız varsa bu "+3", yoksa "-3" demek oluyor.

7- İLLA DA DOST 

"DOST" kavramının insan hayatında önemli bir yeri vardır. Sorunlarınızı dinleyecek yakın bir dosta sahip olmanın ömrünüze iki yıl eklediğini, dostunuzun olmamasının ömrünüzden iki yıl götürdüğünü tahmin eder miydiniz?

8- ZEKAYI ÇALIŞTIR 

BEYİN cimnastiği yapmak insan hayatına 4 yıl daha kazandırıyor.

9- SPORU AKSATMAYIN 

BEYİN cimnastiğinin yanı sıra bir de düzenli olarak spor yapıyorsanız bu size üç yıl daha kazandırıyor.

10- BİLİNÇLİ YEMEK 

DENGELİ besleniyorsanız 2 yıl ekleyin, bilinçsizce yiyiyorum diyorsanız 3 yıl eksiltin.

11- KARARLI DİYET 

SÜREKLİ diyete başlayıp bırakıyorsanız 5 yıl eksiltin.

12- NİKOTİNİ UNUTUN 

SİGARA içiyorsanız 8 yılınızı silip atın.

13- YA PASİFLER... 

PASİF içici durumundaysınız bu kez 2 yılınızı silip atmanız gerekiyor.

14- KİLO YOK MU KİLO 

EĞER olmanız gereken kilodan her yıl sadece birkaç kilo oynuyorsa, ama olmanız gereken kiloyla aldığınız kilolar arasında uçurumlar varsa, bu sizin hayatınızdan üç yıl daha eksiltmeniz anlamına geliyor.

15- HAYVANLARI SEVİN 

KÖPEK ya da kedi gibi aktif hayvanlarınız varsa 2, balık gibi pasif hayvanlarınız varsa bir yıl ekleyin.

16- KIZIN VARSA İYİ 

İKİ ya da daha fazla kız çocuğunuz varsa üç yıl ekleyin.

17- DÜZENLİ YÜRÜYÜN

HER GÜN düzenli yürüyorsanız +2, sürekli araçlarla gidip geliyorsanız üç yıl eksiltin.

18- AŞK 

EĞER aşık değilseniz vakit kaybetmeyin çünkü aşk insan hayatının 7 yıl daha uzamasına neden oluyor.

19-OLUMLU BAKIŞ 

EĞER hayata olumlu bakıyorsanız ve uzun yıllar yaşamak istiyorsanız 5 yıl daha kazandınız demektir.
Images

24 Altın Para: Zamanın Değerini Bilmek

24 altın para ve zamanın değerini anlatan görsel

Yeni tanıştığım bir arkadaşımın yaşamak için altı aylık ömrü kalmıştı. Buna rağmen hayata bakış açısı henüz yeni şekillenmeye başlamış gibiydi. İnanılmaz pozitif düşünen, hayata olumlu bakan biriydi. Hayatında bu kadar kısa bir zaman kaldığı hâlde nasıl bu kadar pozitif olabildiğini sordum. Düşüncelerini bana şöyle anlattı:

“Her gün uyandığımda 24 tane altın param olduğuna inanırım. Günün her saati için bir altın param vardır. Bu paraların bir kısmını yemek yemek, uyumak, ailemle vakit geçirmek ve günlük sorumluluklarımı yerine getirmek için kullanmalıyım.

Ben bu paraların bir kısmını kendi eğlencem ve başkalarına yardım etmek için kullanmayı seçtim. Eğer hayatımda bir şeyleri ertelediysem bir miktar param kalıyor; ancak bunları büyük bir titizlikle harcamalıyım. Her güne sadece 24 altınla başlayabiliyorum, fazla değil. Bu yüzden onları dikkatlice harcamalıyım.”

24 altın para hikâyesinin verdiği ders

Ne kadar değerli bir hayat dersidir bu! Çok telaşlı, koşturmacalı hayatlar yaşıyoruz. Gün içinde yapmamız gerekenler bitmiyor; bazen kendimize, sevdiklerimize ya da uzun zamandır aklımızda olan işlere ayıracağımız zamanı sürekli erteliyoruz. Oysa bir günün süresi sınırlı ve harcanan zaman geri gelmiyor. 24 altın para hikâyesi, zamanın değerini bilmek ve onu bilinçli kullanmak için akılda kalıcı bir hatırlatma sunuyor.

Zaman yönetimi, her saati işlerle doldurmak ya da kendimize hiç mola vermemek demek değildir. Önemli olan, gün içinde hangi şeylere öncelik verdiğimizi fark etmek ve zamanı değer verdiğimiz insanlara, sorumluluklarımıza ve amaçlarımıza göre kullanmaktır. Yemek, uyku, aileyle geçirilen vakit ve günlük işler de bu 24 saatin doğal parçalarıdır. Bunların yanında dinlenmeye, keyif aldığımız şeylere ve başkalarına destek olmaya da yer açabiliriz.

Dünyada doğru şeyleri yapmak için her zaman kendiliğinden “doğru bir zaman” çıkmayabilir. Bu yüzden yalnızca uygun koşulları bekleyerek ertelemek yerine, bugün elimizde olan zamanı nasıl değerlendirebileceğimizi düşünmeliyiz. Hem kendimiz hem de gelecek nesil çocuklarımız için gün içinde sahip olduğumuz altınları bilgece ve dikkatle harcamayı öğrenmek önemlidir.

Zamanı verimli kullanmak için küçük öneriler

Günlük zamanı doğru kullanma konusunda büyük değişiklikler yapmak zorunda değilsiniz. Küçük ama anlamlı seçimlerle başlayabilirsiniz:

  • Yardıma ihtiyacı olan birine, isteğini dile getirmesini beklemeden destek olun.
  • Yeni bir kitaba ya da aklınızdaki projeye bugün başlayın. İlk adımın küçük olması da yeterlidir.
  • Kendinize veya ödevlerinize ayırdığınız zamana fazladan otuz dakika ekleyin.
  • Ailenizle ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanı, başka işlerin arasına sıkıştırmadan değerlendirin.

Bu öneriler, günün her anını kusursuz planlamak için değil; neye zaman ayırdığınızı daha bilinçli seçmek için. Zamanı verimli kullanma, bazen bir işi hemen başlatmak, bazen de önemli bulduğunuz insanlara dikkatinizi vermektir.

Günün sonunda kendinize sorun

Bir an durup şu sorular üzerinde düşünün:

  • Dün sahip olduğunuz 24 altın parayı, yani zamanınızı, nasıl harcadınız? Peki bugün nasıl değerlendirdiniz?
  • Ailenizle ya da arkadaşlarınızla, yalnızca bir gün için sahip olduğunuz 24 saati en iyi şekilde kullanma üzerine fikir alışverişinde bulundunuz mu?
  • Ertelediğiniz hangi küçük adımı bugün atabilirsiniz?

Gününüzü değerlendirmek, kendinizi yargılamak için değil, yarın neyi farklı yapabileceğinizi görmek içindir. Her sabah yeni 24 altınla başlıyoruz; onları neye ayıracağımıza karar verme fırsatımız var.

Şunu hiçbir zaman unutmayın: Doğru şeyleri yapmak için doğru zamandasınız.

Kaynak: selfgrowth

Images

Bazen Olmaz: Hayat İstediğini Sunmaz, Sunsa da Uymaz

Bazen olmaz… Hayat istediğini sunmaz, sunsa da uymaz. Ya zaman yanlıştır, ya mekân; belki de insan. Ne kadar istesen, gönlünü isteğinin yoluna düşürsen de bazen olmaz. Hayatın istediklerini vermemesi, insanın içinde iki damla yaş bırakabilir. Ama o yaşların arkasında ruhunun her kayıpta kazandıklarını sakın ha hafife alma.

Hayatın istediklerini vermemesi: Bazen neden olmaz?

Hayat her zaman istediğimiz gibi akmaz. Çok çalışır, çabalarsınız ama aldığınız puan istediğiniz okula yetmez. Uzun zamandır beklediğiniz, emek verdiğiniz bir iş vardır; görüşme tarihi size uymaz. Canınız kadar sevdiğiniz dostunuz zaman içinde başka yollara sapar ve onun yolu sizin yolunuzla artık örtüşmez. Aşıksınızdır; onu görünce eliniz ayağınıza karışır, bir gülüşü içinizi yakar. Ama ne yazık ki zaman ayrılığı çalar.

Images

Yaşamın Kuralları

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.

1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2. Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir..

3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir.  “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7. “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları  doğrulukla belirler — dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13. Tüm bunları unutacaksınız.

14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

Cherie Carter-Scott’un “If Life is a Game, These are the Rules” adlı kitabından alınmıştır.
Images

İçinde Bulunduğun Anı Yaşamak

anı yaşamak
“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

Anı yaşamak neden önemlidir?

Kendimizi iyi hissetmemiz, büyük ölçüde içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün ya da bir yıl önce neler olduğu, yarın neler olabileceği kadar, şu anda nerede ve nasıl olduğumuz da önemlidir. Çünkü var olduğumuz yer, her zaman içinde bulunduğumuz andır.

Bu, geçmişi tümüyle unutmak ya da geleceğe dair hiçbir plan yapmamak anlamına gelmez. Ancak geçmişte yaşananları ve geleceğe ilişkin ihtimalleri sürekli zihnimizde taşımak, bugünü fark etmemizi zorlaştırabilir. Şimdiki ana odaklanmak, dikkatimizi kontrol edebildiğimiz zamana geri getirmenin bir yoludur.

Hayatı ertelemek ve gelecek kaygısı

Çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme konusunda ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlar ve geleceğe yönelik endişeler yaşadığımız ana hükmettikçe, kaygı ve ümitsizlik içinde kalabiliriz. Böyle zamanlarda hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteler; gelecekte “bir gün” her şeyin bugünden daha iyi olacağına inanırız.

Ne var ki, geleceğe bakmamızı söyleyen bu düşünce biçimi kendini tekrar eder ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Biz başka planlar yapmakla meşgulken çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınır; kimi hayatını kaybeder. Bedenimiz değişir, hayallerimiz de zamanla uzaklaşabilir. Kısacası, sürekli başka bir zamanı beklerken hayatı ıskalayabiliriz.

Kontrol edebildiğimiz tek zaman

Çoğu insan hayatını, gelecekte giyeceği bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa yarın burada olacağımızın güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Bu nedenle anı yaşamak, sadece güzel zamanların tadını çıkarmak değil; bugün yapabileceklerimize, yanımızda bulunan insanlara ve şu anda yaşananlara dikkat vermektir.

Aklımızı yaşadığımız ana verebildiğimizde, gelecekle ilgili korkuların bizi yönetmesine daha az alan açarız. İleride parasız kalabileceğimizi, çocuklarımızın başının derde girebileceğini, yaşlanacağımızı ve öleceğimizi düşünerek duyduğumuz endişeler, henüz yaşanmamış ihtimallerle ilgilidir. Bu ihtimalleri düşünmek bugünkü zamanı da kaygıyla dolduruyorsa, dikkatimizi yeniden şu ana çevirmek yardımcı olabilir.

Şimdiki ana dönmek

Gelecek kaygısından kurtulmak için en iyi yol, dikkati tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Kendinize bulunduğunuz yeri, şu anda yaptığınız işi ve dikkatinizi verebileceğiniz şeyi hatırlatın. Zihniniz geçmişteki bir soruna ya da henüz gelmemiş bir güne yöneldiğinde, onu yargılamadan bugüne geri getirmeye çalışın.

Geçmişi ve geleceği düşünmeden yaşamak her zaman mümkün olmayabilir; önemli olan, bu düşüncelerin bugünün tamamını ele geçirmesine izin vermemektir. Geçmişten ders alabilir, gelecek için plan yapabiliriz. Ardından dikkatimizi yeniden yaşadığımız ana çevirebiliriz. Anı yaşayarak mutlu olmak, hayatın tüm sorunlarının ortadan kalkması değil; elimizde olan zamanı fark ederek değerlendirmektir.

Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Dr. Richard Carlson

Images

Aşktan Korkma ve Ego: Sevgiye Teslim Olmak

Bana gelip aşktan korktuğunu söyleyen insanların çokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Aşk korkusu nedir? Osho’nun yaklaşımında bu korkunun ardında, birini gerçekten sevdiğinde egonun eriyip kaybolmaya başlaması vardır. Ego ile birlikte sevemezsin; çünkü araya bir engel koyar. Sen kendinle diğer kişi arasındaki bu engeli kaldırmak istediğinde ego, “Bunun sonu ölüm olacak, dikkat et!” der.

Aşk korkusu egodan kaynaklanır mı?

Bu anlatımda egonun ölümü, senin ölümün değildir; aksine, yaşam olasılığının önünü açar. Ego, insanın etrafında biriken ve zamanla kabuk hâline gelen şeylere benzetilir. Bir seyyahın elbiselerine ve bedenine yol boyunca tozların yapışması gibi, biz de yaşadığımız deneyimlerin, edindiğimiz bilginin ve geçmişin izlerini taşırız. Bu toz birikir; fark edilip bırakılmadığında koruyucu bir kabuğa dönüşebilir.

Images

TUZ VE SU

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli bir şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şey den mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.Çırak, yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye cevap verdi.usta kıkırdayarak çırağının kolundan tuttu dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bu kez göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: “Tadı nasıl?” “Ferahlatıcı” diye cevap verdi genç çırak.“Tuzun tadını aldın mı?” diye sordu yaşlı adam,“Hayır” diye cevapladı çırağı .Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağını yanına oturdu ve şöyle dedi:“Yaşamda ki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır nede çok. Istırabın miktarı aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sende artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.

Images

Evlilik: Aşk, Beklentiler ve Birlikte Yaşam

Pırıl pırıl ütülü giysiler içindeki, mis gibi parfüm kokan, saçları taralı ve dişleri fırçalanmış birini sevmek kolaydır. Oysa aşk, aynı insanı sabahın köründe uykusundan uyandırdığında en sinirli hâliyle de kabul edebilmektir. Aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek; diz yapmış pijamalarıyla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile ona şefkatle yaklaşabilmektir.

Evlilikte aşk, gündelik hayatın içinde yaşar

Âşıksan, sevdiğin insanla aynı havayı solumak bile hoşuna gider. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi, onun evde olduğunu haber verir ve insana huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar yakışacağını, pişirdiğin yemeği ne kadar seveceğini düşünürsün.

Onun mutluluğu için bazen kendi istediğinden vazgeçersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinci çiftiyle sevineceğini bildiğin için, istediğin gömleği almayı ertelersin. Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Evlilikte aşkın önemi biraz da burada ortaya çıkar: Sevgi, yalnızca büyük sözlerde değil, gündelik hayatın küçük düşünceli davranışlarında da kendini gösterir.

Evlilikte beklentiler: Amerikan filmi değil, gerçek hayat

Ancak evlilik yalnızca aşktan ibaret değildir. Kadının evlilikte iki kişiye yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütü yapacak bir anne gibi görülmesi; onun saçlarının hiç yağlanmadığının, erkeğin geceleri hiç terlemediğinin düşünülmesi gerçekçi değildir. Hiç kavga edilmeyeceğini, lavabo tamir edilirken bile gülüşüp öpüşüleceğini beklemek de öyle.

Böyle beklentiler, evliliği değil, bir Amerikan filmini yaşamayı hayal etmektir. Evlilikte beklentiler, iki insanın gündelik hayatı ve onun kusurlarıyla birlikte paylaşabileceği şekilde kurulmalıdır. Çünkü hayat yalnızca özenle hazırlanmış anlardan oluşmaz; yorgunluk, dağınıklık ve anlaşmazlık da aynı evin içindedir.

Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firketeyi çıkarmaya çalışır. Gelin de damat firketeleri çıkaramayınca “s....m böyle kuaförü” diye söylenir. Evlilik sandıkları şeyin çatırdaması için bazen büyük bir olay değil, gerçek hayatla karşılaşılan böyle küçük bir an yeter.

Evlilik: ev arkadaşlığı, kankalık ve sırdaşlık

Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesabın idaresi, ayrı kökenlerin birleşmesi ve başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar; ama tek başına her şeyi ayakta tutamaz. Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşayabilirsiniz, fakat kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Oysa birlikte gülmek, dertleşmek ve sır paylaşmak da ortak hayatın parçalarıdır.

Canın sıkıldığında hâlâ onu değil de anneni arıyorsan, bu birlikteliğin bir tarafı eksik kalmış olabilir. Sevilen insanın aynı zamanda arkadaş, sırdaş ve evin içindeki hayatın ortağı olabilmesi önemlidir. Evlilikte aşk, yakınlığı ve tutkuyu besler; arkadaşlık ve paylaşım ise o ilişkinin gündelik hayatta da karşılık bulmasına yardım eder.

Evlilikte anlayış ve tahammül

Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döküldüğünde aşk bir anlığına bitebilir; ama o halıyı temizleyebilirse yeniden âşık olursun. Aradaki sinir evresini aşabilmek, küçük pürüzleri bütün ilişkinin önüne koymamak gerekir. Evlilikte anlayış ve tahammül, her şeye göz yummak değil; birlikte yaşamanın kaçınılmaz aksaklıklarını aşabilmek ve birbirine yeniden yaklaşabilmektir.

Bu küçük olaylar, evliliğin değerini ölçen büyük sınavlar gibi görünmeyebilir. Yine de gündelik hayatın içinde biriken kırgınlıkları aşabilen, sevgiye ve arkadaşlığa yeniden dönebilen çiftler birlikte uzun yıllar geçirebilir. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.

Zafer, direnenlerin olur.

Images

DOSTLARI OLMALI İNSANIN

İnsan, hayatın dalgaları yükseldiğinde sığınabileceği; yeniden yola çıkarken de onu sevgiyle uğurlayan dostlara ihtiyaç duyar. Bu şiir, dostluğu gemilerin limanlarına benzeterek anlatıyor: Bazen yükünü bırakıp soluklandığın, bazen de açık denizlere uğurlandığın güvenli bir liman gibi.

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Dostluğun limanı ve açık denizi

Şiirde dost, yalnızca zor zamanlarda yanında duran kişi değildir. Yükünü bırakabileceğin bir sığınak olur; ardından kendi yoluna devam etmen için seni cesaretle uğurlar. Liman ve açık deniz imgeleri, yakınlığın yanında özgürlüğe ve yeniden kavuşma umuduna da yer açar.

Dizelerdeki bilge dost, insanın göremediği yönleri gösterir; gerektiğinde güven verir, yolunu aydınlatır ve hayatı şekillendirmeyi öğretir. Soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleği paylaşma düşüncesi ise dostluğun özündeki fedakârlığı sade ama güçlü biçimde anlatır.

Bu dizeler, dostluk şiirleri ve arkadaşlık şiirleri arasında samimiyeti, özlemi ve karşılıksız paylaşmayı öne çıkaran bir dostluk üzerine şiir olarak okunabilir. Dostları olmalı insanın şiiri, gerçek dostluğun hem sığınacak bir liman hem de yola çıkma cesareti olduğunu hatırlatıyor.

Images

Var Olmanın Gücü: Kişisel Farkındalık ve Gerçek Benlik

Kimlik duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve hayatta sizin için önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar. Fakat önem verdiğiniz şeyler, aynı zamanda sizi üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bu durum, kişisel farkındalık geliştirmek ve kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir başlangıç noktası olabilir.

Sizi rahatsız eden şeyler ne söylüyor?

Sizin için önemli olanlar yalnızca söylediklerinizden ya da inandığınızı düşündüğünüz şeylerden anlaşılmaz. Gerçek önceliklerinizi çoğu zaman yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkiler açığa çıkarır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler?

Küçük meseleler sizi kolayca üzüyor ve sinirlendiriyorsa, bunun altında kendinizi küçük ya da yetersiz görmenize yol açan bir inanç bulunabilir. Bu, bilinçaltınızda taşıdığınız bir düşünceyi fark etmeniz için bir işaret olabilir. Peki, küçük ve önemsiz görünen şeyler nelerdir? Bu bakış açısına göre, her şey gelip geçicidir; dolayısıyla hiçbir şey kalıcı olarak sizin kim olduğunuzu belirlemez.

Zorlayıcı anlarda ego ve gerçek benlik arasındaki fark

Kim olduğunuzu düşündüğünüzü kendinize sorun. “Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum” ya da “Bu çılgın dünyadan bıktım, tek istediğim biraz huzur” diyebilirsiniz. Ancak telefon çalana, kötü bir haber gelene ya da planlarınız bozulana kadar böyle hissetmek kolaydır.

Borsanın çökmesi, bir anlaşmanın bozulması, arabanızın çalınması, yolculuğunuzun iptal edilmesi, eşinizin sizi terk etmesi ya da birilerinin sizden daha fazla para istemesi… Bu tür olaylar karşısında birden endişelenip öfkelenebilirsiniz. Sesiniz sertleşir; “Buna daha fazla dayanamıyorum” dersiniz. Başkalarını suçlayabilir, onlara saldırabilir veya kendinizi savunup haklı çıkarmaya çalışabilirsiniz. Üstelik bu tepkiler çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi ortaya çıkar.

Biraz önce huzurdan başka bir şey istemediğinizi söyleseniz bile, o anda hayatınızda huzurdan daha önemli tuttuğunuz başka şeyler olduğu görünür. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kaybetme ihtimali öne geçer. Böyle anlarda kendini tanıma ve farkındalık, sözlerinizle davranışlarınız arasındaki farkı görmenize yardımcı olur.

Şimdi kendinize sorun: Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi kaygılanıyorsunuz? Hayır; çoğu zaman ego için kaygılanırsınız. Küçük benlik, geçici şeylerde güvenlik ya da tatmin arar; aradığını bulamayınca öfkelenir. Böylece hangi düşüncenin ve beklentinin tepkinizi yönettiğini daha açık görebilirsiniz.

İç huzur ve kabullenme

Eğer gerçekten istediğiniz şey huzursa, huzuru seçersiniz. Zorlayıcı insanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepkinizin farkında kalmak, hemen savunmaya geçmeden durumu görebilmek demektir. Bu yaklaşım, olanı görmezden gelmek değil; yaşananı önce olduğu hâliyle kabul edip kendinizi otomatik tepkilerden ayırabilmektir.

Durumu kabullenip onunla mücadele etmek yerine uyanık kaldığınızda, bir cevap ortaya çıkabilir. Bu cevabı veren, olduğunuzu sandığınız kişi değil, gerçek benliğinizdir. Kendinizi güçlü ve etkili hissetmek için her insanı ya da durumu düşman olarak görmeniz gerekmez. Sorunlarla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkiler, kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızın en gerçekçi göstergelerinden biridir.

Gerçek kimliğin farkına varmak

Kimse size kim olduğunuzu kesin biçimde söyleyemez. Bir başkası sizin için bir tanım yaptığında, bu yalnızca yeni bir kavram olur; sizi bütünüyle açıklamaz. Kimliğe ilişkin inançlar, gerçekte kim olduğunuzu doğrudan göstermek yerine bir engel hâline gelebilir. Zaten kim olduğunuz, bir tanıma sığdırmanızla değişmez.

Yine de farkındalık olmadan gerçek kimliğinizi dünyaya ifade etmeniz zorlaşır. Gerçek benliğiniz, ifade edilmemiş hâlde kalabilir. Bu, bankasında 100 milyon dolar olduğu hâlde sokakta dilenen yoksul bir adamın durumuna benzer: Sahip olduğu zenginlik görünür ve ifade edilir hâle gelmemiştir.

Kendini tanıma ve farkındalık, özellikle zorlandığınız anlarda neye tutunduğunuzu görmenizi sağlar. Öfkenizi, kaygınızı ve savunma ihtiyacınızı izleyerek ego ile gerçek benlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilirsiniz. Var olmanın gücü, kim olduğunuz hakkında yeni bir tanım bulmaktan çok, tepkilerinizin ardındaki gerçeği fark etmekte yatar.

Var Olmanın Gücü — E. Tolle