Images

30 Günlük Mucize Üstatlığı Programı (Quantum Olumlama) – 16–30. Günler

30 günde mucizeler programı: 16–30. günler

Programın bu bölümünde inançlarınızı, şükran duygunuzu ve günlük seçimlerinizi mucize listenizle birlikte gözden geçiriyorsunuz. Amaç yalnızca bir sonuç beklemek değil; düşüncelerinizi, niyetinizi ve eylemlerinizi istediğiniz yaşamla uyumlu hâle getirmek. Her gün listenize dönün, kendinize sorular sorun ve ilerlemenin bazen küçük adımlarla ortaya çıkabileceğini hatırlayın.

  1. Gün
    Neye İnanıyorsunuz?

İnançlarınız; kendiniz, yetenekleriniz, çevrenizdeki dünya, potansiyeliniz ve hatta Evren’in (Tanrı’nın) sizi ne kadar sevdiği hakkındaki düşüncelerinizi kapsar. Bu yaklaşımda, sözcükleriniz ve eylemleriniz inançlarınızdan doğar; inandıklarınız da yaşamınızı nasıl yorumladığınızı ve hangi adımları attığınızı etkiler. Bir inanç her zaman farkında olduğunuz bir düşünce olmayabilir, ancak davranışlarınıza yön verebilir.

Images

Çekim Yasasının Sırrı: İstemek Yeterli mi?

“Hayattan alabileceklerin, bilincinin hak ettiğini düşündüğü ve inandığı kadardır.”
Benzerlik Yasası

Bir önceki yazımda, çekim yasasının işleyişindeki önemli adımlardan birinin ne istediğini bilmek ve istediğine sahip olmayı hissetmek olduğunu anlatmıştım. Burada sözünü ettiğim, istediğin henüz hayatında yokken bile ona sahip olan kişi gibi düşünebilmek ve hissedebilmektir. Peki bunu yapmak neden her zaman kolay değildir? Çekim yasasının sırrı nedir; yalnızca istemek yeterli midir?

Images

Çekim Yasasının Sırrı: İstemek Yeterli mi?

İstemeye devam etmek mi, istediğine sahip olmayı seçmek mi?

Çekim yasasına inanan kişiler için, başarabilecekleri pek çok şey olduğuna inanıyorum. Ancak ne istediğini bilmek kadar, istediğine henüz sahip değilken o isteğe sahip olan kişi olmayı öğrenmek de önemli. Çünkü yalnızca bir hedef belirlemek, ona ulaşmak için atılacak adımların yerini tutmuyor.

Bir önceki yazımda ne istediğimizi nasıl anlayabileceğimizle ilgili kolay bir uygulamadan söz etmiştim. Ne yazık ki birçok insan, ne istediğini bilememenin kısır döngüsünde sıkışıp kalıyor. Bu yazıda ise istediğine henüz sahip değilken, o isteğe sahip olan kişi olmanın önündeki engelleri ve istemekten seçmeye geçmenin ne anlama geldiğini anlatmak istiyorum.

Images

Ne İstiyoruz? Neden İstiyoruz? Nasıl İstemeliyiz?


İnsanlar kendilerine, kendileri ve düşünceleri hakkında sorular sorulmasından ve yorumlar yapmaktan çok hoşlanırlar. Ama nedense kendi kendilerine soru sormayı hiç sevmezler. Ve hayatımızda kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan iki tanesi, bu yazının başlığında var.
Ne istiyoruz?
Neden istiyoruz?
Bir çok insan ne istediğini bildiğini sanıyor. Ama aslında çocukluğundan itibaren kendisine öğretilen şeyleri istiyor veya istediğini sanıyor. Ve zaman zaman içinde farklı istekler oluştuğunda bunu savuşturarak ”mutlu” yaşamına devam ediyor. Çünkü korkuyor. Bildiğinin dışına taşmaktan korkuyor. Farklı şeyler için adım atmaktan, başarısız olmaktan, elinde tuttuğu alışkanlıkları kaybetmekten korkuyor. Ve bana sorarsanız hayatı bu şekilde yaşayıp bitirdiğinizde yaşamış sayılmazsınız. Kendini tanımadan, şekillendirilmiş bir hamur olarak ama kendinizce ”güvende” yaşanılmış bir hayat! Bilemiyorum, kararı siz vereceksiniz.
 Şimdi ”ne istiyoruz?” sorusuna bir bakalım. Herkes çekim yasası, pozitif düşünce ve beyin gücü konularında az çok bilgi sahibidir eminim. En çok istediğin şeye sahip olursun diyor bu yasalar. Pek çok kişi de bu kuralı uygulamak için harekete geçiyor. Ve çok istediği şeyleri durmadan düşünmeye başlıyor. Mucizeleri için zaman belirliyor. İstiyor, istiyor, istiyor. Düşünmeden, bilmeden, çılgınca, bilinçsizce, şımarık bir çocukmuşçasına istiyor. O araba benim olsun, bu kız benim sevgilim olsun, o adam benim kocam olsun, bu evi alayım, şu işe sahip olayım, şu kişi bana aşık olsun, öbürü ondan ayrılsın veya büyük ikramiye bana çıksın gibi örnekler. Yazdıklarımı okurken, bu kişileri kafanızda canlandırın. Hatta bahsedilen kişi siz bile olabilirsiniz, dürüst olun kendinize.
Images

Çekim Yasasının Sırrı – Egomuzu Nasıl İkna Edebiliriz?

Çekim yasası ve ego: Egomuzu nasıl ikna edebiliriz?

Bir önceki yazımda kurban olma deneyimimden söz etmiş ve egomuzu ikna etmemiz gerektiğini belirtmiştim. Peki bunu nasıl yapacağız? Benim için cevap, egoya bağırıp onu susturmaya çalışmakta değil; onu sabırla dinleyip elindeki inançları gerçek örneklerle yeniden değerlendirmekte yatıyor.

Çevrenizde çocuk sahibi olan aileleri gözlemleyin. Çocuklar yaramazlık yaptığında anne babalarının çoğu zaman sabırla yaklaştığını görürsünüz. Dışarıdan bakınca insanı zorlayan bir durumda bile ebeveynler, çocuklarının neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışır. Aykut Oğut’un son kitabında yer alan bir örnek, bu yaklaşımı düşünmek için iyi bir başlangıç.

Images

EFT ile Bolluk ve Bereket: Para ile İlgili Sınırlayıcı İnançlar

EFT ile para konusundaki sınırları fark etmek

Sınırlarla yaşarız. Yalnızca parayla ilgili düşünce ve duygularımızı değiştirerek hayatımıza daha çok para çekebileceğimize inanmak çoğumuz için kolay değildir. Çünkü paranın zor kazanıldığını öğrendik: Üniversite okumak, büyük bir şirkette sağlam bir işe girmek ve özel yaşamımızdan fedakârlık ederek çalışmak… Daha çok para kazanmanın ancak bu yollarla mümkün olduğuna alıştığımızda, EFT ile düşünce ve duygularımız üzerindeki çalışmanın para konusundaki algımızı etkileyebileceği fikrini kavramak da zorlaşır. EFT bolluk bereket üzerine çalışırken ilk fark edebileceğimiz şeylerden biri, bu yerleşik kabullerin ne kadar güçlü olduğudur.

Para kazanmayı hak etmek ne demektir?

Bolluk ve bereketi hayatımıza çekmenin önündeki engellerden biri de “hak etmek” düşüncesidir. Bunu açıkça dile getirebiliriz; fakat “Hak etmiyorum” duygusunu fark etmek çoğu zaman daha zordur. Hak etmek neye bağlıdır? “Hak verilmez, kazanılır” deriz. Peki, hak nasıl kazanılır?

Images

Beynin Solu Liberal, Sağı Muhafazakâr mı?

İngiltere’de yürütülen bir araştırma, beynin fiziksel yapısı ile kişinin siyasi görüşü arasında bir bağlantı olabileceğini öne sürdü. Araştırmanın haberleştirilen sonuçlarına göre, empati ve uzlaşmayla ilişkilendirilen özellikler liberal eğilimlerle; duygusal tepkiler ve tehdit algısı ise muhafazakâr eğilimlerle birlikte görülebiliyordu.

University College London’dan (UCL) Doktor Ryota Kanai’nin 90 kişi üzerinde yürüttüğü çalışma, beyin ve siyasi görüş arasındaki ilişkiyi ele aldı. Bulgular, siyasi duruşun yalnızca çevre koşullarıyla açıklanamayabileceği tartışmasını gündeme getirdi. Ancak araştırmanın haberlerde aktarılan sonuçlarını, siyasi görüşün doğrudan beyin yapısı tarafından belirlendiği şeklinde yorumlamamak gerekir.

Araştırmada ne incelendi?

Çalışmaya katılan 90 gönüllünün siyasi görüşleri öğrenildikten sonra beyin MR görüntüleri alındı. Araştırmacılar, bu görüntüleri karşılaştırarak beyin yapısındaki farklılıklarla katılımcıların politik eğilimleri arasında bir ilişki olup olmadığını inceledi. Böylece, daha önce beynin faaliyetleri ile siyasi tutumlar arasındaki ilişkiye odaklanan araştırmalardan farklı olarak, yapısal özellikler de değerlendirmeye alındı.

Çalışmanın haber aktarımında, beynin sol tarafındaki bazı bölgelerin daha gelişmiş olması liberal görüşler, tolerans ve uzlaşmacı tutumlarla ilişkilendirildi. Duygusal tepkiler ve hafızayla ilişkilendirilen sağ taraftaki bölgeler ise daha muhafazakâr görüşler ve tehdide karşı daha güçlü tepki verme eğilimiyle birlikte anıldı. Bu çerçeve, “beynin solu liberal, sağı muhafazakâr” fikrinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Amigdala ve siyasi eğilimler arasındaki bağlantı

Haberde özellikle amigdala üzerinde duruluyor. Duyguları algılama ve tehditlere verilen tepkilerle ilişkilendirilen bu bölgenin sağ tarafta daha büyük olduğu kişilerin daha muhafazakâr görüşlü olabildiği ve tehdit karşısında daha agresif tepki verme eğilimi gösterebildiği aktarılıyor.

Buna karşılık, sol ön lobu daha geniş olan katılımcıların liberal görüşlere, toleransa ve uzlaşmaya daha yatkın olduğu belirtiliyor. Bu gözlemler, liberal ve muhafazakâr görüşlerin beyinle ilişkisi konusunda dikkat çekici bir tartışma başlatmıştı. Araştırmacıların yaklaşımı, insanların psikolojik özelliklerinden hareketle siyasi eğilimleri hakkında tahmin yürütülebileceği fikrini de gündeme taşıdı.

Beyin yapısı siyasi görüşü belirler mi?

Bir araştırmada iki özellik arasında ilişki görülmesi, birinin diğerine kesin olarak neden olduğunu göstermez. Bu nedenle 90 kişiyle yürütülen çalışmanın sonuçları, bütün insanların siyasi görüşlerini açıklayan bir kural gibi değerlendirilmemeli. Bulgular, beyin yapısı ve siyaset arasında araştırılmaya değer bir bağ olabileceğini gösteren bir gözlem olarak okunabilir; siyasi görüşlerin yalnızca beyin yapısıyla oluştuğunu kanıtlamaz.

Bu ayrım, “beyin yapısı siyasi görüşü etkiler mi?” sorusuna temkinli yanıt vermeyi gerektiriyor. Araştırma haberinde çevresel etkenlerin siyasi duruş üzerindeki rolünün sorgulandığı ifade edilse de, çalışmanın aktarılan bulguları çevrenin etkisini ortadan kaldırdığı anlamına gelmiyor. Haberde öne çıkan sonuç, beyin yapısının siyasi eğilimlerle bağlantılı olabileceği yönünde.

Aynı şekilde, beynin sağ ve sol lobu siyasi görüşü etkiler mi sorusunu “sol taraf liberal, sağ taraf muhafazakâr” biçiminde kesin bir eşleştirmeye indirgemek doğru olmaz. Araştırmanın bulguları bir grup katılımcının görüntülerinin ve siyasi görüşlerinin karşılaştırılmasına dayanıyor. Bunlar, her bireyin siyasi düşüncesini beyin taramasıyla belirlemenin mümkün olduğu sonucunu tek başına ortaya koymuyor.

Çalışmanın önemi ve sınırları

Ryota Kanai’nin araştırması, siyasi görüş ile beyin arasındaki ilişkiyi yalnızca beyin faaliyetleri açısından değil, fiziksel yapı açısından da incelemesiyle dikkat çekti. Uzmanların sonuçların tesadüf olmadığı yönündeki değerlendirmeleri ve Kanai’nin psikolojik özelliklerden siyasi eğilimleri tahmin etme olasılığına dair sözleri, çalışmanın haberlerde öne çıkan noktaları arasındaydı.

Yine de başlıkta kullanılan sol-sağ karşıtlığı, araştırma bulgularını kolay anlaşılır biçimde özetleyen bir ifade olarak görülmeli; kişileri siyasi görüşlerine göre sınıflandıran kesin bir bilimsel ölçüt gibi sunulmamalı. Çalışmanın katkısı, beyin yapısı ile siyasi duruş arasında olası bir ilişkiyi gündeme getirmesidir.

Kaynak: Milliyet.com.tr