Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Aileyi Koruma Görevi

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayımlanmıştır.

Bir hanım takipçim bireysel çalışma yapmak istediğini belirtti. Görüşmelerimizde, yaşadığı bazı olayların ardından hayatında hep olumsuzluklarla karşılaştığını ve çok bunaldığını anlattı. Düşüncelerin yaşamımızı etkilediğinin farkındaydı; ancak olaylar üst üste geldiği için ne yapacağını bilemiyordu.

Danışan annesini 13 yaşında kaybetmişti. Otuzlu yaşlarında, yalnız yaşayan, dışa dönük ve seyahat gerektiren işlerde çalışan bir kadındı. Ablası evlenmiş, ayrılmış ve daha sonra başka biriyle yaşamaya başlamıştı. Babası ise yalnız yaşıyordu. Annenin ölümünden sonra aile dağılmış; babasının kumar ve başka bağımlılıkları ile psikolojik sorunları ailenin yaşamını zorlaştırmıştı.

Danışan kendi ayakları üzerinde durmak için çalışmış ve iyi para kazanmıştı; ancak kazandığı parayı elinde tutamıyor, maddi sorunlar yaşıyordu. O sırada çalıştığı firmayla da ödeme konusunda sıkıntıları vardı.

Suçluluk duygusu ve kendini cezalandırma

Ben, danışanın geçmişte yaşadığı bir olay nedeniyle kendisini suçladığını ve bu suçluluk duygusunun hayatında kendisini cezalandırdığı bir döngüye dönüştüğünü düşünüyordum. Birçok insan gibi o da suç ve ceza düşüncesine sıkışmıştı. İnanç kalıplarımız nedeniyle her suçun mutlaka cezalandırılması gerektiğine inanabiliriz. Böyle olunca kendi yargıcımız, jürimiz ve celladımız olur; kendimizi kendi yarattığımız hapishaneye mahkûm ederiz. Bizi savunmaya gelecek kimse yokmuş gibi davranıp kendimizi cezalandırırız.

Kendi hayatımızın hâkimi ve yargıcıyız. Mükemmel insan olma çabası, yaptıklarımızı değerlendirirken kendimize karşı fazlasıyla katı olmamıza yol açabilir. Kendimize gösterdiğimiz acımasızlığı başkalarından görmeyebiliriz. İnancım gereği, Allah’ın kalben tövbe edildiğinde büyük günahların dışındaki şeyleri affedeceğini kutsal kitabımız Kur’an’da açıkladığını düşünüyorum. Buna rağmen kendimizi affetmekte zorlanabiliyoruz.

Kendini affetmenin ilk adımlarından biri, yaşanan şeyin gerçekten suç mu, yoksa bir hata ya da istemeden sebep olunan bir durum mu olduğunu sorgulamaktır. Bir başka zorluk da suçlu hissettiğimizde cezanın sınırını belirleyememektir. Hukukta kişi, kendisine verilen cezayı tamamladığında serbest bırakılır. Oysa insan, çok daha küçük bir hata nedeniyle bile kendisini yıllarca, hatta ömür boyu cezalandırabilir. Geçmişteki hatalar nedeniyle kendini suçlamak, kişinin kendisini küçümsemesine ve aynı acıyı zihninde tekrar tekrar yaşamasına dönüşebilir.

Yaşanan bir şiddet ya da aşağılanma olayı bitmiş olsa bile zihin o olayla ilgili yüzlerce senaryo kurabilir. Böylece kişi, olmuş bitmiş olayı tekrar tekrar yaşar. Bu anlatımım, olayın sorumluluğunu maruz kalana yüklemek için değil; zihnimizde devam eden tekrarların bizi nasıl yıpratabileceğini anlatmak içindir.

Çocukken aile sorumluluğunu üstlenmek

Danışanla konuştuğumuzda, annesinin vefatından önce ona ailesini ayakta tutma, babasını ve ablasını koruma görevi verdiğini öğrendim. Hastalığı nedeniyle hayata veda etmeye hazırlanan annesi, 13 yaşındaki kızına çok ağır bir sorumluluk yüklemişti. O yaştaki bir çocuğun bu görevin ne anlama geldiğini bütünüyle kavraması mümkün değildi. Danışan da annesini kırmamak için bu isteği kabul etmişti.

suçluluk duygusu

Bir çocuğun, kendisinden büyük ablası ve bağımlılık sorunları yaşayan babasıyla birlikte aileyi tek başına ayakta tutması mümkün değildi. Buna rağmen danışan, aile üyelerini kontrol etmeye çalışarak onları koruyabileceğini düşünüyordu. Kimse onun istediği gibi davranmıyordu. Ablası sorunlu bir evlilik yaşamış, babası bağımlılık sorunlarıyla uğraşmıştı. Danışan yaklaşık 17 yaşında evden ayrılmış, çalışmaya ve kendi hayatını kurmaya başlamıştı.

Evden ayrıldıktan sonra da ablasının evlilik sorunlarıyla ilgilenmiş, babasının hastane ve tedavi masrafları konusunda zorluklar yaşamıştı. Ablasının çalışma ve hayatını sürdürme biçimini onaylamıyordu. Ablasının kendisine bağımlı olmamasını istiyor, aynı zamanda mutlaka bir işte çalışarak hayatını kazanması gerektiğini düşünüyordu. Oysa ablası kendi seçtiği biçimde yaşamını sürdürüyor ve danışana bağımlı değildi. Danışan, ablasının hayatını kendi ölçülerine göre şekillendirmesini beklediği için öfkeleniyor ve onunla sık sık tartışıyordu.

Görüşmemizde, ablasının nasıl yaşayacağını seçmenin ablasına ait olduğunu konuştuk. Annesinin verdiği ağır görev nedeniyle danışanın dikkati babasının ve ablasının hayatını zihnindeki hikâyeye uygun biçimde kontrol etmeye yönelmişti. Onları kontrol edemediği için suçluluk duyuyor, kendi hayatı ise arka planda kalıyordu.

Evden ayrılmasına rağmen, babasını ve ablasını koruyamadığı için kendisini suçluyordu. Annesine verdiği sözü tutamamış, ona ihanet etmiş gibi hissediyordu. Ailesinde sorunlar sürerken kendi hayatının daha iyi olmasını kabullenemiyor; işlerinde maddi kayıplar yaşadığında da bunu farkında olmadan kendini cezalandırmanın bir yolu gibi yorumluyordu.

Geçmişteki duygularla çalışmak

Önce, annesinin verdiği aileyi koruma görevini annesine iade etmesi üzerine kısa bir çalışma yaptık. Danışan, geçmişte annesinin bu görevi verdiği ana giderek, onu yerine getiremeyeceğini söyledi. Bu çalışma onu bir süre rahatlattı; ancak ablasıyla ve işle ilgili sorunları devam ediyordu. Annesine, babasına ve ablasına yönelik öfke çalışmaları yapmasına rağmen öfkesi dinmiyordu. Kendini suçladığı ve kabullenmekte zorlandığı başka konular olduğunu düşündüm.

Bu nedenle regresyon çalışması yapmayı uygun buldum ve telefonla randevulaştık. Danışan, ablasının yanına taşınmak zorunda kalmasından ve ablasının bunu ileride başına kakarak onu bencillikle suçlamasından korkuyordu. Bu duygudan yola çıkarak, suçlanma korkusunu yaşadığı anıları ele aldık. Babasını annesine şiddet uygulamakla ve annesinin hastalığıyla ilgili olarak suçladığı anılara; annesini mezarında suçladığı ana; ayrıca babasının hastane masrafları konusunda ablasıyla tartıştığı zamana gitti.

Önce, babasının hastane masraflarının yarısını kendisinin karşıladığını, diğer yarısını ablasından istediğini ve ablasının bu nedenle öfkelenerek onu bencillikle suçladığını anlattığı sahne üzerinde durduk. Orada ablasına söylemek istediklerini ifade etmesini ve onu olduğu gibi kabul etmesini istedim.

suçluluk duygusu

Ardından annesiyle ilgili anılara geçtik. Danışan kendisini yedi-sekiz yaşlarında, sokakta oynarken gördü. Kardeşi bisikletten düşmüş; annesi dışarı çıkarak neden kardeşine bakmadığını sormuş ve onu kovalamıştı. Danışan kaçarken birileri onu yakalayıp annesine teslim etmişti. Annesi onu eve götürmüş, mutfakta birkaç kez vurduktan sonra boğazına bıçak dayamıştı. Danışan çok korktuğunu ve ağladığını söyledi.

Önce suçlanma korkusu üzerine çalıştık. Çalışmada kullandığımız ifadeler şunlardı:

  • Benim suçlanma korkum var.
  • Ben suçlanma korkumu kabul ediyorum.
  • Ben suçlanma korkumu sevgiye dönüştürüyorum.
  • Ben suçlanma korkumu seviyorum.

Sonra ölüm korkusu için aynı ifadeleri kullandık: Benim ölüm korkum var. Ben ölüm korkumu kabul ediyorum. Ben ölüm korkumu sevgiye dönüştürüyorum. Ben ölüm korkumu seviyorum. Danışan daha sonra çaresizlik hissettiğini söyledi. Bu kez çaresizlik korkusu üzerine çalıştık: Benim çaresizlik korkum var. Ben çaresizlik korkumu kabul ediyorum. Ben çaresizlik korkumu sevgiye dönüştürüyorum. Ben çaresizlik korkumu seviyorum.

Biraz rahatladıktan sonra, imgelemede küçük kızın güçlü olduğunu düşünmesini ve annesinin elindeki bıçağı almasını istedim. Danışan bu sahnede annesine öfkesini ifade ettiğinde rahatladığını söyledi. Ardından babasıyla ilgili anıya geçtik.

Ailenin yükünü bırakmak ve kendi hayatına dönmek

Danışan, babasının annesiyle kavga ettiği bir sahneye gitti. Babası, kumar oynamak için annesinden para istiyordu; annesi evde sakladığı parayı vermek istemediği için şiddete maruz kalıyordu. Bu sahne, danışanın para kazanıp biriktirmekte neden zorlandığına dair kendi yorumunu da içeriyordu: Çocukluk anısında evde para tutmak tehlikeyle ve kavgayla yan yana gelmişti.

Sahnede önce annesine yardım ederek babasına karşı koymasını, sonra babasının ve annesinin ne hissettiğine bakmasını istedim. Annesi üzgündü; babasının parayı harcamasından korkuyordu. Danışan babasına yönelik öfkesini ifade etti. Ardından anne ve babasının yaşadıklarının sorumluluğunu onlara bırakmasını ve onların sorunlarını kendisinin çözmek zorunda olmadığını söylemesini istedim. Anne ve babasının birbirine sarıldığını, sonra kendisinin de onlara sarılarak ihtiyaç duyduğu sevgi akışını hissettiğini imgelemesini söyledim.

suçluluk duygusu

Sonra danışan anne ve babasına veda ederek onları yaşadıklarıyla baş başa bırakıp o sahneden ayrıldı. Beyaz bir koridordan geçtiğini, bulutların üzerinde olduğunu ve sonunda kendi evine ulaştığını söyledi. Üzerindeki ağırlığın kalktığını ve rahatladığını ifade etti.

Annesinin çocuk yaşta verdiği görevi başaramamanın huzursuzluğunu taşıyordu. Ablasını ya da babasını kontrol edememişti; onları kurtarma rolü ise onu bunaltmıştı. Evden ayrılmak bu yükü ortadan kaldırmamış, yalnızca fiziksel olarak uzaklaşmasını sağlamıştı. Ailesinin hayatını kontrol edemediği için kendini suçluyor; maddi sorunlarını da kendisini cezalandırmasının bir parçası gibi görüyordu.

Oysa babası da ablası da kendi hayatlarını bir şekilde sürdürüyordu. Ablası danışana bağımlı değildi ve kendi yaşamını kurmuştu. Babası da kendi hayatını yaşıyordu. Kendi hayatını yaşamayan, onların hayatlarını kontrol etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını arka plana atan danışandı.

suçluluk duygusu

İhtiyacı olan en önemli şey kendi hayatına dönmek, kendini affetmek ve kendini sevmekti.

Byron Katie’nin sözlerini bir kez daha hatırladım: Hayatta üç türlü iş vardır; “kendimizinki, başkalarınınki ve Allah’ın işi.” Bizim kontrol edebileceğimiz kendi işimizdir; başkalarınınkini ya da Allah’ın işini kontrol etmeye çalıştığımızda canımız yanar. Yağmur yağacaksa yağar; bizim yapabileceğimiz, ıslanmamak için tedbir almaktır. Karşımızdaki kişi istemediği sürece ona bir şeyi yaptıramayız. Geriye kendi düşüncelerimiz ve kendi hayatımız kalır. Düşüncelerimizi değiştirmek, hayatımızı kolaylaştırmanın yollarından biridir.

Sevgiyle,
Halis Şhnr

Images

Huzurlu Yaşam İçin Olanı Olduğu Gibi Kabullenmek

Olanı olduğu gibi kabullenmek ne anlama gelir?

Doğuştan itibaren öğrenir, deneyimler ve hissederiz. Yaşamın içinde sürekli bir hareket, değişim ve döngü vardır. Buna rağmen biz insanlar bazen zihnimizde geçmişe tutunur, olduğumuz yerde kalmaya hatta geriye gitmeye çalışırız. Akıntıya karşı kürek çekip ilerleyemediğimizi söyler, değişime direnerek huzursuzluğumuzu artırırız.

Kabullenmek, yaşanan her şeyi beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeden beklemek değildir. Önce içinde bulunduğumuz durumu olduğu hâliyle görebilmek, ardından elimizde olan imkânlarla nasıl ilerleyeceğimize karar vermektir. Olanı olduğu gibi kabul etmek, akışa teslim olup eylemsiz kalmak değil; gerçeği inkâr etmeden ona uygun bir adım atabilmektir.

Images

Kendimi Keşif Yolculuğum: Kendini Tanımak ve Değişmek

Her yolculuk ilk adımla başlar

Kendini keşfetme yolculuğumu ve bu süreçte öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Yıllar içinde birçok kişiyle tanıştım; farklı yöntem ve teknikler öğrendim, sonra bunları kendi hayatımda uyguladım. Zamanla şunu anladım: Beni değiştiren, bildiklerimden çok eyleme döktüğüm çalışmalardı.

Kitap okumayı severim. Evimde bu konuda onlarca kitap var; yeni çıkanları da takip etmeye çalışıyorum. Bazı kitapları daha iyi özümsemek için iki kez okudum. Başlangıçta her yeni bilgi bende büyük bir heyecan yaratıyor, hemen çalışmaya başlayıp kısa sürede sonuç almayı bekliyordum. Oysa hızlı başarı isteğim, bir süre sonra yorulup vazgeçmeme neden oluyordu.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Bilinçaltı Kayıt Temizliği

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayımlanmıştır.

Yapmış olduğum bir bilinçaltı kayıt çalışmasını paylaşmak istiyorum. Bir hanım takipçim sitem üzerinden bana ulaşıp yardım istedi. Öncelikle konu hakkında altyapı oluşturması için kendisini sitemde bulunan “Bilinçaltı kayıt temizlik rehberi” yazısına yönlendirdim. Kişilerin gerçekten ne istedikleri konusunda netleşmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bilinçaltının işleyişi hakkında temel bilgi sahibi olmak, çalışmada doğru noktalara ulaşmaya ve sürecin daha anlaşılır ilerlemesine yardımcı olabilir.

Yazılarımı okuduğunu ve özel çalışma yapmak istediğini belirtti. Randevu için öğlen civarında aradığında genel bir konuşma yaptık. Öncelikle problemini netleştirmek amacıyla şu soruları sordum: “Şu anda hayatınızda sizi rahatsız eden şey nedir?”, “Hayatınızda değiştirmek istediğiniz şey nedir?” ve “Ne istiyorsunuz?”

Danışanın yaşadığı sorun ve kendine bakışı

bilinçaltı kayıt temizliği

Geçmişiyle ilgili bazı sıkıntılar yaşadığını ve yazılarımdaki kimi durumların kendisinde de karşılık bulduğunu söyledi. Yeniden, “Şu anda hayatınızda sizi rahatsız eden konu nedir?” diye sordum. Nişanlısından düğüne iki gün kala ayrıldığını anlattı.

Ayrılık nedenini konuştuğumuzda, aralarında sık sık tartışma çıktığını ve nişanlısının kendi başına hareket etmeyi sevdiğini söyledi. Evlendikten sonra da aynı sorunları yaşamak istemediği için ilişkiyi bitirmeye karar vermişlerdi. Tartışmaları çoğunlukla kendisinin başlattığını; nişanlısı, gitmek istemediği yerlere gitmek isteyince buna tepki gösterdiğini belirtti. Taleplerini nişanlısına açıkça ifade edip etmediğini sorduğumda önce yuvarlak cevap verdi. Daha önce söylediğini, ancak ne kadar net konuştuğunu hatırlamakta zorlandığını anlattı.

“Bu yaşadıklarınla ilgili ne hissediyorsun?” diye sordum. Daha anlayışlı olabileceğini ve nişanlısına layık davranamadığını düşündüğünü söyledi. “Nişanlısına layık olmak ne demek?” diye sorduğumda onu iyi, şefkatli ve korumacı biri olarak tarif etti; kendisine iyi davrandığını ekledi.

Sözlerinde bir çelişki vardı. Benim dikkatimi çeken, “Nişanlıma layık değilim” diyerek kendisine nasıl baktığını göstermesiydi. Kendi değerini düşük gördüğü için onu kabul eden herkesi kendisinden daha değerli ve iyi kabul ediyordu. Ben bunu düşük benlik değeriyle ilgili bir sıkıntı olarak yorumladım.

Ben de uzun süre benzer bir durum yaşamıştım. Kendi değerimi düşük gördüğüm için insanların beni kabul etmeyeceğini, dışlayacağını düşünüyordum. Onların beni kabul etmesini bekliyordum. Fakat sorun, başkalarının beni dışlamasından çok, kendimle ilgili değer yargılarım, dayatmalarım ve kendimi suçlamamla ilgiliydi. Kendimi kabul edilmez biri olarak tanımladığım için hissettiğim dışlanma duygusunu başka birinin benim yerime çözmesi mümkün değildi.

Bu durum, insanın kendisini bir kafese koyup kapısını kilitlemesi ve anahtarı cebine koyduktan sonra başkalarına kapıyı açmaları için yalvarmasına benziyordu. Kendimi dışlayan ben olduğum hâlde, diğer insanların durumdan haberi yokken beni kabul etmedikleri için onlara öfke duyuyordum. Mağduriyet içindeydim ve kurban rolü oynuyordum.

Konuşmamızın ardından, akşama kadar ne istediğini beş duyusunu da katarak imgelemesini ve bu sırada ortaya çıkan olumsuz duygularını not etmesini istedim.

Regresyon ile çocukluk anılarına yolculuk

Akşamki randevumuzda yaptığı çalışmayı ve tespit ettiklerini anlattı. Takıldığı konuların merkezinde farkına varılmamak, tercih edilmemek, dikkate alınmamak, dışlanmak, önemsenmemek, duyulmamak ve yalnız kalmak vardı.

Bu duyguların kendisini değersiz görmesiyle bağlantılı olduğunu düşündüm. Danışan da hayatında benzer durumları sıkça yaşadığını söyledi. Bir işi için bir yere gittiğinde başkalarının işi çabucak görülürken kendisinin bekletildiğini, kendisine saygı gösterilmediğini hissediyordu. Çalışmada odaklanacağımız konu, onun kendisini nasıl gördüğüydü.

bilinçaltı kayıt temizliği

Regresyon çalışmasına geçtik. Gevşeme ve transa geçme telkinlerinin ardından, üzerinde durduğumuz duyguya odaklanmasını istedim. Duyguyu yoğun hissettiği sırada midesinde ağrı olduğunu söyledi. Ben o dönemde bu hissi, bazı şeyleri hazmedememe temasıyla ilişkilendirdim.

Ardından geçmişine doğru bir yolculuğa başladık. İlk sahnede çocukluğunda bir kiraz bahçesindeydi. Oyun oynamak isterken annesi kiraz toplaması için ısrar ediyor, sonunda da onu dövüyordu.

Duyguların kaynağının bu sahne olup olmadığını anlamak için ikinci bir yolculuk yaptık. Bu kez kendisini çok küçükken annesinin kucağında, bir hamamda gördü. Annesi başka bir kadınla konuşuyordu. Danışanın dikkati kurnadaki suyun sıcaklığındaydı; suyun çok sıcak olduğunu annesine anlatmak istiyordu. Ancak annesi konuşmaya devam ettiği için duyulmadığını hissetti. Annesi suyun sıcaklığına dikkat etmeden ayaklarını suya sokunca ayaklarının yandığını ve ağladığını gördü. Bu sahnede yaşadığı yoğunluk sırasında ağlamaya başladı.

Korku duygusunun kaynağını anlamak için yeniden yolculuk yaptığımızda, kendisini çok küçükken sobalı bir odada gördü. Babası televizyon izlerken o emekleyerek sobanın altına giriyor ve kül yiyordu. Yanma riski bulunduğu hâlde babasının kendisini fark etmediğini anlattı. Ardından babası tarafından salıncakta sallandırıldığı, ancak dikkat edilmediği için salıncaktan düştüğü bir sahne gördü.

Öfkeyi ifade etme ve affetme çalışması

Gittiği sahnelerde ortak tema; duyulmamak, dikkate alınmamak, önemsenmemek ve değer verilmemekti. “Başka bir konu var mı?” diye sorduğum bir sonraki yolculukta doğum anına gitti. Anlattığına göre babası kız çocuğu olduğu için yüzünü ekşitmiş ve onu istememişti. Bu sahnenin son durak olup olmadığını anlamak için yeniden yolculuk yaptığımızda başka bir sahneye gitmedi.

Danışanın anlattığı sahneler ve bunlara yüklediği anlamlar üzerinde çalışmaya başladık. Anne ve babasına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duyuyordu. Bu nedenle öfkesini ifade etme ve affetme çalışması yaptık.

Ortada iki sandalye bulunan, beyaz duvarlı bir oda imgelemesini istedim. Bir sandalyeye kendisinin, diğerine annesinin oturduğunu hayal etmesini söyledim. Annesine, geçmişte yaşadığı olaylardan dolayı hissettiği öfkeyi ifade edebilmesini istedim. Örneğin, “Anne, hamamda ayağım yandığı için sana öfkeliyim” ya da “Ben oyun oynamak isterken beni dövdüğün için sana öfkeliyim” diyebilirdi. İçinden ne geliyorsa söylemesini istedim.

Duygularını ifade etmek, özellikle şimdiye kadar karşı gelemediği birine ve üstelik yabancı birinin yanında, kolay değildi. Yine de annesine söylemek istediklerini dile getirdi. Sözleri bittikten sonra annesinin yüzüne bakmasını ve onun ne söylediğini görmesini istedim. Annesini üzgün ve çaresiz gördüğünü anlattı. “Söylenecek başka sözün var mı?” diye sordum; olmadığını söyledi. “Annene karşı affetmeye hazır mısın?” diye sorduğumda derin bir nefes aldı ve affedebileceğini belirtti. Annesine sarılıp onu affettiğini hayal etti.

Daha sonra diğer sandalyeye babasını oturtmasını istedim. Babasına yönelik duygularını ifade etmekte daha çok zorlandı. Affedip affedemeyeceğini sorduğumda babasını affetmekte zorlandığını söyledi. Öfkesinin büyüklüğünü kabul ederek, “Bu öfkenin sona ermesi için içinde neye ihtiyaç duyuyorsun?” diye sordum. Aklına babasını dövüp dışarı atmak geldiğini söyledi. Bir yastık alarak bunu güvenli biçimde dışa vurmasını önerdim. Telefonu kapatıp bunu rahatça yapmak istedi; birkaç dakika sonra yeniden aradığında rahatlamıştı.

Ardından kendisini diğer sandalyeye oturtup kendisini suçladığı konularla ilgili öfke ve kızgınlığını ifade etmesini önerdim. Yaşadığı yoğun duygular ve özel nedenler olabileceği için isterse bunu daha sonra yapabileceğini söyledim. Ayrıldığı nişanlısı için de ayrıca bir çalışma yapmasının kendisine iyi gelebileceğini belirttim.

Anne ve babası hakkında yaptığı çalışmanın ardından ilerleyen günlerde onları suçladığı başka olayları hatırlayabileceğini; böyle bir durumda duygularını ele alabileceğini konuştuk. Bu affetme çalışması, danışanın ilişkilerinin mutlaka değişeceği ya da aynı sonucun herkeste görüleceği anlamına gelmiyor. Kendi önceki çalışmalarımda, anne ve babasına yönelik öfkesini ele alıp affetmeye yönelen bazı kişilerin ilişkilerinde daha hoşgörülü bir değişim yaşadıklarını gözlemlemiştim.

Çalışma sonrasında değişen sahneler

Çalışmanın sonunda daha önce gittiği sahnelere yeniden dönmesini ve neler gördüğünü anlatmasını istedim. İlk sahnede kendisini kiraz ağacının altında oyuncaklarıyla mutlu biçimde oynarken gördü. İkinci sahnede annesi hamamda onu daha özenli yıkıyordu. Üçüncü sahnede babasının kucağında televizyon izliyordu. Doğum anında ise babasının onu kucağına alıp sevdiğini gördü.

Danışanın anlattığı bu imgelerde, daha önceki sahnelere yüklediği anlam değişmişti. Ardından kendisini değerli hissetmesine yardımcı olacak olumlamalar gönderdim. Benim yaklaşımımda, çalışma sonrasında oluşan boşluğun istenen bilgiyle doldurulması önemlidir.

Bilinçaltı kayıtları nasıl temizlenir?

Bu çalışma öyküsünde regresyon ile bilinçaltı temizliği; rahatsız eden duyguyu belirleme, geçmiş sahneleri danışanın anlatımıyla ele alma ve bu sahnelere yüklenen anlamlar üzerinde çalışma adımlarından oluşuyordu. Buradaki süreç, tek bir danışanın deneyimini ve benim o dönemki çalışma yaklaşımımı anlatır; herkese aynı biçimde uygulanacak bir yöntem ya da kesin sonuç vaadi değildir. Çocukluk anılarının bilinçaltına etkisi konusundaki bu anlatı da danışanın çalışmada aktardığı sahneler üzerinden şekillenmiştir.

Yaşamımızdaki olayları, içinde bulunduğumuz ruh hâliyle yorumlar ve o anlamları yıllarca taşıyabiliriz. Oysa hayat durmadan gelişip değişir. Anlam değiştiğinde, olaya bakışımız da değişebilir. Biz hâlâ eski kalıplara takılı kaldığımızda bir yandan ileri gitmeye çalışırken diğer yandan geçmişin etkisiyle frenlenmiş hissedebiliriz. Mücadele ederken bazen gözden kaçırdığımız şey, içinde bulunduğumuz andır.

Sevgiyle,
Halis Şahiner

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

bilinçaltı kayıt temizliği

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Bolluk ve Zenginlik Telkin Cümleleri

Bolluk ve zenginlik telkin cümleleri, refahı hak ettiğinizi, kendinize güvendiğinizi ve çevrenizdeki fırsatları fark edebileceğinizi hatırlatan ifadelerdir. “Sen parayı çekiyorsun” ya da “Sen kendi fırsatlarını kendin yaratıyorsun” gibi cümleler, burada kendinize yöneltebileceğiniz olumlu hatırlatmalar olarak yer alıyor.

Bu zenginlik telkinleri, bolluk düşüncesini farklı yönleriyle ele alır: kendine inanmak, parayı ve refahı kabul etmek, başarıya açık olmak ve ihtiyaçlarına ulaşabileceğini hatırlamak. Her cümleyi aynı şekilde benimsemek zorunda değilsiniz. Size yakın gelenleri seçip sakin bir anda okuyabilir, zamanla kendi dilinize uyarlayabilirsiniz.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Affetme ve Regresyon Çalışması

Bu çalışma hikâyesi, danışanın özel hayatına saygı kapsamında izni alınarak yayınlanmıştır.

Affetmek, huzurlu bir yaşam için ihtiyaç duyduğumuz önemli adımlardan biridir. Kur’an’da da bağışlamanın değerine işaret edilir:

“Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.” (Şura Suresi, 40)

Öfke, kızgınlık ve kin gibi duygular geçmişte yaşananlara takılı kalmamıza neden olabilir. Bu duyguları fark edip ifade edebilmek, affetme sürecine alan açar. Başkaları bize haksızlık yapmış ya da biz kendimize karşı yanlış davranmış olabiliriz. Yaşananları yok saymadan da bu duyguların yükünü taşımayı bırakabiliriz.

Affetmek, bu nedenle kendimize verebileceğimiz bir hediyedir. Geçmişi silmek ya da yapılanı doğru bulmak değil; kendi kendimizi cezalandırmayı sürdürmemeyi seçmektir.

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi, 263)

Affetmek zaman isteyen bir süreçtir. Birikmiş kırgınlıklar, bugünkü yaşamımızda keyif ve sevgiye yer açmamızı zorlaştırabilir. Birine öfkeli olduğumuzda, güzel bir ortamda bile dikkatimizi o kişiye ve yaşananlara verebilir; intikam düşünceleriyle bulunduğumuz anın tadını kaçırabiliriz. Öfkemizi anlamak ve onunla güvenli biçimde çalışmak, odağımızı yeniden kendi hayatımıza çevirmemize yardımcı olabilir.

Affetmek unutmak ya da sınırları kaldırmak değildir

Affetmek, yapılan zararı unutmak, karşı tarafı yeniden güvenilir bulmak veya davranışını hoş görmek anlamına gelmez. Zarar veren birine sınır koyabilir, mesafeyi koruyabilir ve gerekiyorsa adaletin işlemesini bekleyebilirsiniz. Affetme, başkasının davranışını onaylamak değil; kendi öfkenizin ve geçmişin yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmaktır.

Günlük hayatta öfkelenmek insani bir tepkidir. Önemli olan, öfkenin ardından nasıl davranacağımızdır. Bir danışanım, çocuklarının etkinlikleri nedeniyle aynı ortamda bulunduğu başka bir kadına; çocukları dışladığı, arkalarından konuştuğu ve oyun çevirdiği düşüncesiyle öfkeliydi. Ona karşılık vermek için bir plan yapmıştı. Bu karşılığın yeni bir çekişmeye yol açabileceğini konuştuk ve kendisine bir öfke çalışması yapmasını önerdim.

Danışanım, çocukların kamp yaptığı otelden ayrılıp sakin bir yere gitti. Sorun yaşadığı kişiyi zihninde canlandırarak öfkesini ifade etti ve ardından onu affetmeye çalıştı. Otele döndüğünde, daha önceki günlerden farklı olarak çalışanların kendisine ilgi gösterdiğini, içecek ikram edildiğini ve gruptaki kişilerle, sorun yaşadığı kişi de dâhil olmak üzere, güzel bir gün geçirdiğini anlattı. Yaşadıklarını kendi enerjisindeki değişimle ilişkilendirdi. Bu, danışanımın kişisel deneyimiydi; burada önemli olan, intikam planı yerine kendi duygularıyla ilgilenmeyi seçmesiydi.

Duyguların bedende nasıl hissedildiği kişiden kişiye değişebilir. Çalışmalarımda bazı kişiler öfke ve kırgınlığı belirli bölgelerde hissettiklerini anlatıyor. Bu tür bedensel hisleri kesin bir tanı ya da herkes için geçerli bir açıklama olarak değil, kişinin kendi deneyiminin bir parçası olarak ele almak gerekir.

Kendini affetmek ve regresyon çalışması

Önemli konulardan biri de kendini affetmektir. Suçluluk duyduğumuzda kendimizi cezalandırmamız gerektiğine inanabilir, geçmişteki bir olayı tekrar tekrar hatırlayabiliriz. Ancak önce şu sorulara bakmak yararlı olabilir: Olanlardan gerçekten ne ölçüde sorumluyum? O günkü yaşım, bilgim ve koşullarım neydi? Kendime, sevdiğim birine davranacağım kadar anlayışlı davranıyor muyum?

Bir takipçimle, daha önce değersizlik duygusu üzerine yaptığımız çalışmanın ardından ikinci kez görüştüm. Önceki çalışmadan sonra mide ağrıları yaşadığını ve anne babasıyla ilgili bazı öfke duygularının aklına geldiğini belirtti. Daha sonra nişanlısından ayrıldığı için kendisini suçladığını, yeterince iyi ve anlayışlı olmadığına inandığını söyledi. Nişanlısını melek gibi görürken kendisini canavar olarak tanımlıyordu. Bu yoğun öz suçlamayla ilgili regresyon çalışmasına başladık.

Gevşeme telkinlerinin ardından odaklandığımız duyguyu hissetmesini istedim. Danışanım midesinde bir ağrı hissettiğini söyledi. Sonra çocukluk döneminden bir sahne anlattı: Yedi-sekiz yaşlarındayken kardeşiyle sokakta oynarken başka çocuklar kardeşinin başına kum atmış, kendisi ise bunu engelleyememişti. Dayısı gelip kardeşinin başını temizlemiş ve ona neden yardım etmediğini sormuştu. Danışanım bu anıyı suçlulukla hatırlıyor, kardeşinin “Neden beni kurtarmıyorsun?” dediğini duyumsuyordu.

O sırada kendisinin de çocuk olduğunu, yaşananları bugünkü yetişkin bakışıyla değerlendirdiğini konuştuk. Çalışmada anne ve babasının kardeşinin rahatsızlığı nedeniyle tartıştığı başka sahneler de ortaya çıktı. Danışanım, evdeki huzursuzluğu kendi üzerine aldığını ve kardeşini bunun kaynağı olarak gördüğünü anlattı. Ardından annesi, babası ve kardeşiyle ilgili öfkesini ifade etmeye, kendisine yönelttiği suçlamaları gözden geçirmeye odaklandık. Sonraki günlerde kardeşine ve kendisine yönelik öfkesinin azaldığını; kendini kabul etme ve affetme konusunda ilerleme kaydettiğini söyledi.

Bu hikâye, regresyon terapisi yaklaşımıyla yürütülen kişisel bir çalışma deneyimidir; tek başına bir yöntem ya da herkes için aynı sonucu garanti eden bir uygulama olarak değerlendirilmemelidir. Yoğun duygularla baş etmekte zorlanıyorsanız, çalışmayı sürdürmeden önce bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız uygun olabilir.

Öfke boşaltma ve affetme çalışması

Aşağıdaki uygulama, daha önce “Bilinçaltı Kayıt Temizliği Rehberi” yazısında paylaştığım öfke boşaltma ve affetme çalışmasının düzenlenmiş hâlidir. Bu bir öz farkındalık egzersizidir; profesyonel desteğin yerine geçmez. Sakin, mahrem ve güvenli bir alan seçin. Kendinize ya da başka birine zarar verebileceğinizi düşünüyorsanız uygulamayı yapmayın. Bağırmak veya yastığa vurmak yerine yazmak ya da sessizce düşünmek gibi daha güvenli bir ifade biçimi de seçebilirsiniz.

  1. İki sandalye hazırlayın. Birine kendiniz oturun; diğerinde öfkeli olduğunuz kişinin bulunduğunu hayal edin. İsterseniz bunu zihninizde, iki sandalyeli bir odada canlandırabilirsiniz.
  2. Duygularınızı adlandırın. Kendinizi zorlamadan, söylemek istediklerinizi sesli ifade edin veya yazın. Örneğin: “Sana şu davranışın için öfkeliyim.” “Şöyle davrandığın için kırıldım.” “Neden bunu yaptığını anlamak istiyorum.”
  3. Durup değerlendirin. Söyleyecekleriniz bittiğinde, karşınızdaki kişinin ne cevap verebileceğini düşünün. Bu, gerçek kişinin savunması değil, sizin zihninizde oluşan bir yanıt olabilir. Bu yanıtın sizi tatmin edip etmediğini ve şu anda affetmeye hazır olup olmadığınızı kendinize sorun. Hazır değilseniz affetmek için kendinizi zorlamayın.
  4. Kendinize yönelik öfkeyi de ele alın. Aynı sandalyeye kendinizi oturtup kendinize yönelttiğiniz suçlamaları fark edin. Bir çalışmada her şey aklınıza gelmeyebilir; ihtiyaç duyduğunuzda başka bir gün yeniden düşünebilirsiniz.

Hazır hissediyorsanız, kendi sözlerinizi kullanarak şöyle diyebilirsiniz:

“Seni affediyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerini sevgiyle kabul ediyorum; sana verdiklerimi de sevgiyle bırakıyorum. Sana yaşamında iyilik, sağlık ve huzur diliyorum. Sen özgürsün, ben de özgürüm. Yolun açık olsun.”

Bu sözleri söylemek zorunda değilsiniz; affetme çalışması bir başkasına mesaj göndermeyi ya da onunla yeniden ilişki kurmayı gerektirmez. Yakınlarımızla ilgili öfke ve kırgınlıkları ele alırken anne, baba, aile üyeleri veya hayatımızda etkili olmuş diğer kişileri düşünebiliriz. En önemlisi, kendimize yönelttiğimiz suçlamaları da şefkatle incelemektir. Birini affedemediğinizi fark ederseniz, bunu kesin bir suçluluk işareti saymak yerine hangi duyguya, sınıra veya karşılanmamış ihtiyaca işaret ettiğini merak edebilirsiniz.

Kontrol Sende: kendi kendinizin yaşam koçu olun

Kontrol Sende kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz? Kendi kendinizin yaşam koçu olun.

affetme

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Huzurlu bir yaşam için geçmişi, hayatımızda yer etmiş kişileri ve en önemlisi kendimizi affetmeye çalışabiliriz. Affetmeyi kendimiz için yaparız; öfke duyduğumuz kişiye bunu söylemek, onu hoş görmek ya da yeniden hayatımıza almak zorunda değiliz. Yıllardır taşıdığımız yükleri fark edip, hazır olduğumuz ölçüde bırakmak geleceğe daha canlı yürümemize yardımcı olabilir.

Sevgiyle

Images

Kendi Gerçekliğinizi Kendiniz Yaratırsınız: Mağduriyet Psikolojisi

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…
Mahatma Gandhi

Kendi gerçekliğinizi kendiniz yaratırsınız. Kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız siz O’sunuz; ne bir eksik ne bir fazla. Bu düşünce, yaşadığımız her şeyin yalnızca bizim seçimimiz olduğu anlamına gelmez. Ancak olaylara verdiğimiz anlamı, odağımızı ve kendi tepkilerimizi fark etmek; mağduriyet duygusuyla aramıza mesafe koymamıza yardımcı olabilir.