Images

Aşktan Korkma ve Ego: Sevgiye Teslim Olmak

Bana gelip aşktan korktuğunu söyleyen insanların çokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Aşk korkusu nedir? Osho’nun yaklaşımında bu korkunun ardında, birini gerçekten sevdiğinde egonun eriyip kaybolmaya başlaması vardır. Ego ile birlikte sevemezsin; çünkü araya bir engel koyar. Sen kendinle diğer kişi arasındaki bu engeli kaldırmak istediğinde ego, “Bunun sonu ölüm olacak, dikkat et!” der.

Aşk korkusu egodan kaynaklanır mı?

Bu anlatımda egonun ölümü, senin ölümün değildir; aksine, yaşam olasılığının önünü açar. Ego, insanın etrafında biriken ve zamanla kabuk hâline gelen şeylere benzetilir. Bir seyyahın elbiselerine ve bedenine yol boyunca tozların yapışması gibi, biz de yaşadığımız deneyimlerin, edindiğimiz bilginin ve geçmişin izlerini taşırız. Bu toz birikir; fark edilip bırakılmadığında koruyucu bir kabuğa dönüşebilir.

Images

TUZ VE SU

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli bir şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şey den mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.Çırak, yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye cevap verdi.usta kıkırdayarak çırağının kolundan tuttu dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bu kez göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: “Tadı nasıl?” “Ferahlatıcı” diye cevap verdi genç çırak.“Tuzun tadını aldın mı?” diye sordu yaşlı adam,“Hayır” diye cevapladı çırağı .Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağını yanına oturdu ve şöyle dedi:“Yaşamda ki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır nede çok. Istırabın miktarı aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sende artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Images

Mevlana: İnci, Elmas ve Körlük Üzerine

Mevlana

İnciyi ve elması tanımak

Bak... Bil ki domuzların önüne inciler serilmez.
Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez.
Ne fark eder ki kör insan için elmas da birdir cam da.
Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma.

— Mevlana

Mevlana adıyla paylaşılan bu dizeler, her değerin onu tanıyabilecek bir göz ve anlayışla fark edildiğini hatırlatır. İnci ve mücevher, kıymetli olanı; onları tanıyan sarraf ise değerini ayırt edebilen kişiyi anlatan imgeler olarak karşımıza çıkar. Dizelerin ilk bölümündeki inciler, her yerde ve herkesin önünde aynı anlamı taşımayabilir: Bir şeyi sunmak kadar, onun değerini görecek birine ulaşması da önemlidir.

Mevlana'nın incilerle ilgili sözü ne anlatıyor?

“Domuzların önüne inciler serilmez” dizesi, kıymetli olanı takdir etmeyen kişilere emek ve değer sunmanın boşa gidebileceğini ifade eder. Buradaki inci benzetmesi yalnızca bir mücevheri değil, insanın kıymet verdiği düşünceyi, sözü ya da emeği de çağrıştırır. Bu nedenle Mevlana'nın incilerle ilgili sözü, değerli olanı kiminle paylaşacağımızı düşünmeye davet eden bir öğüt gibi okunabilir.

Ardından gelen sarraf imgesi, değer bilgisine dikkat çeker. Bir mücevherin kıymetini herkes aynı ölçüde anlayamayabilir; onu tanımak, dikkatle bakmayı ve ayırt etmeyi gerektirir. Bu karşıtlık, şiirin temel fikrini sade biçimde kurar: Bir şeyin değer görmemesi, onun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Körlük, elmas ve cam benzetmesi

“Ne fark eder ki kör insan için elmas da birdir cam da” dizesinde körlük, mecazi anlamda ayırt edememeyi anlatır. Elmas ile camın aynı görünmesi, bakan kişinin değerlendirmesindeki sınırı gösterir; elmasın değerini ortadan kaldırmaz. Mevlana'nın körlük ve elmasla ilgili sözü, insanın kendi kıymetini yalnızca başkalarının yargısına göre belirlememesi gerektiğini düşündürür.

Son dizedeki “sakın kendini camdan sanma” ifadesi, bu düşüncenin doğrudan öğüdüdür. Bir kişi seni göremiyor, anlayamıyor ya da değerini fark edemiyorsa, bu durum senin değerini belirlemez. Mevlana'nın kendini camdan sanma sözü, dışarıdan gelen her yargıyı mutlak kabul etmemeyi ve kendi kıymetini unutmamayı hatırlatır.

Mevlana sözlerinin kısa hatırlatması

Bu dizelerin etkisi, yalın imgelerle güçlü bir karşıtlık kurmasından gelir: inci ile sıradanlık, sarraf ile ayırt edemeyen kişi, elmas ile cam. Mevlana sözleri arasında paylaşılan bu metin, değer bilmenin önemini anlatırken kişinin kendine bakışını da sorgulatır. Başkalarının göremediği bir değer, sırf fark edilmedi diye yok olmaz.

Images

Başarı Yolunda Altın Kurallar

Başarıya ulaşma yolunda başarı için altın kurallar

Başarı, yalnızca bir hedefe varmak değil; o hedefe giderken dikkatinizi, emeğinizi ve değerlerinizi bir arada tutabilmektir. Başarılı olmak için yapılması gerekenler her insanın amacıyla değişebilir; fakat hedefe bağlılık, elindekilerin kıymetini bilmek, işini özenle yapmak ve doğru davranışlarda ısrar etmek her yolculukta önem taşır. İşte başarıya ulaşma düşüncesini günlük yaşama taşıyan sekiz kural:

  1. Tırmandığınız kaya ile kertenkele kadar bütünleşin. Dağcı tırmanmaya başladığında bir maceraperest, tırmanış sırasında ise bazılarına göre düpedüz delidir. Zirveye ulaştığında herkesin gözünde kahramana dönüşür. Üstelik dağcımız, malzemesiz tırmanmaya çalışan iki kişiyi geride bırakır. Bunu nasıl başarmıştır? Motivasyon sayesinde. Zihni ve bedeni yalnızca o anla, tırmanışla bütünleşmiştir. Zirveyi düşünüp hayal kurmak yerine adımına odaklanmıştır. Başarıya ulaşmak için motivasyon, hedefi istemenin yanında o hedef için gereken ana dikkat verebilmektir. Önünüzdeki işe bütün varlığınızla yönelin.
  2. Çiçekleri görüyor musunuz? Etrafınıza bir daha göremeyecekmiş gibi bakın, bir daha duyamayacakmış gibi dinleyin. Böyle yaptığınızda her gün yanından geçip fark etmediğiniz güzellikleri seçmeye başlarsınız. Sonra da “Ben nelere sahipmişim?” diye şaşırır, elinizdekiler için şükredersiniz. Sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman kaybedince anlarız; oysa bir çiçeğe, tatlı bir gülümsemeye ya da masum bir bakışa dikkatle yönelmek, bugünün kıymetini hatırlatır. O çiçekte tüm sırlar, tüm kelimeler, tüm gerçekler gizlidir. İlerlemek, sahip olduklarınızı küçümsemeyi değil, onları görerek yola devam etmeyi gerektirir.
  3. Hedef, titremeyen bir el ister. Büyük bir gayeniz varsa dikkatinizi dağıtan mekanik zevklerin her çağrısına uymamayı öğrenmelisiniz. Bunlar, gayenize duyduğunuz büyük aşkı basit bir cilvelenmeye indirgeyebilir; her seferinde biraz daha sönmüş olarak geri dönebilirsiniz. İçinizdeki tatlı dile kulaklarınızı tıkamak, gerekirse onu susturmak kolay değildir. Fakat hayatınız, yaşam tarzınız ve isteklerinizle özdeştir. Hedef; dolu bir şarjör, iyi kavranmış bir kabza, örselenmiş bir yiv, tutukluk yapmayan bir mekanizma, gezden, gözden, arpacıktan bakan bir göz ve nihayet titremeyen bir el ister. Bu benzetme, kararlılığın ve dikkatin hedef yolundaki yerini anlatır.
  4. Bilgiyi kaynağına bakarak küçümsemeyin. Bir bilgiyi kimin söylediğine veya o kişinin bu bilgiden yarar sağlayıp sağlamadığına bakarak hemen reddetmek, sizi işe yarayabilecek bir düşünceden mahrum bırakabilir. Yemeğinize tat vermesi için tuz serpen kişinin değeri, tuzun yemeğe kattığı değeri azaltmaz. Bacakları yok diye bir adama adres sormaktan da kaçınmayın; belki yürüyemiyordur ama o bölgeyi en iyi bilen kişi odur. Bilgiyi değerlendirirken kaynağına körü körüne bağlanmak da onu peşinen küçümsemek de yerine, ne söylediğini anlamaya çalışın.
  5. İşinizi en iyi şekilde yapın. Ne yapıyor olursanız olun, onu özenle ve elinizden gelenin en iyisiyle tamamlamaya çalışın. İyi iş kendini gösterir; kolayca görmezden gelinemez ve değerini zamanla ortaya koyar. Bunun için yalnızca sonuç beklemek yetmez: İşinizin ehli olmak, sorumluluk almak ve gereken emeği vermek gerekir. Mükemmellik arayışı, her şeyin kusursuz olmasını beklemek değil, yaptığınız işe gereken dikkati göstermektir. İşinizi sahiplenin; gelişmek ve daha iyisini ortaya koymak için gereken fedakârlıktan kaçınmayın.
  6. İşinizin isimsiz kahramanı olabilin. İsimsiz kahraman, insanlığa fayda sağlayacak işlerde kendine de sorumluluk düşeceğine inanan ve bunun için fedakârlığa hazır olan kişidir. “Ben yardım etmezsem bu adam ölecek” ya da “Ben yardım etmezsem bu iş yarım kalacak” düşüncesi, samimiyetle yaşama biçiminizin parçası olmalıdır. Her çabanın alkış veya karşılık getirmesi gerekmez. İşinizin, amacınızın ve fikrinizin isimsiz kahramanı olabilirseniz, kahramanlığa isim olabilirsiniz. Buradaki ölçü, görünür olmak değil, yapılması gereken işe gerçekten katkıda bulunmaktır.
  7. İki insan olmayın. Başkalarının sizde görmesini istemediğiniz bir davranışı, yalnız kaldığınızda da yapmamaya çalışın. İnsanların içindeyken başka, tek başınayken başka davranmak, kişiliğinizde bütünlük kurmanızı zorlaştırır; dışarıya parça bölük bir görüntü verir. Tutarlılık, her koşulda hiç hata yapmamak demek değildir. Önemli olan, davranışlarınızın sorumluluğunu almak ve başkalarına gösterdiğiniz özeni kendi başınıza kaldığınızda da sürdürmektir. Başarı, yalnızca dışarıdan görünen sonuçlarla değil, o sonuçlara hangi tavırla ulaştığınızla da ilgilidir.
  8. Doğrularınız yanlışlarınızı örtsün. Hayat sizi samimi görmek ister. Bir yanlışın ardından doğru bir davranışa yönelmek, hatanızı fark ettiğinizi ve düzeltmeye çalıştığınızı gösterir. Her kötülükten sonra bir iyilik, her yanlıştan sonra bir doğru, yanlışların lekelerinin büyüyüp üzerinizi kaplamasını engeller. Temizlenmeyen her leke, bir sonrakine eklenir. Pantolonunuzda dört leke varsa beşincisinin gelmemesi için daha dikkatli olabilirsiniz; bu yüzden ilk lekeyi vakit kaybetmeden temizleyin. Yanlışları doğrularından fazla olan her öğrenci sınıfta kalır. Başarı yolunda kişisel gelişim de hatayı inkâr etmekten değil, onu görüp daha doğru bir seçim yapmaktan geçer.

Bu kuralların ortak noktası, hedefe giderken dikkati ve samimiyeti korumaktır. Tırmanışınızda önünüzdeki adıma odaklanın, çevrenizdeki güzellikleri görün, işinizi özenle yapın ve yanlışınızı fark ettiğinizde düzeltin. Başarı, büyük bir gayenin yanında onu her gün taşıyan küçük ve tutarlı davranışlarla da şekillenir.

Images

Son (Can Dündar)

Can Dündar Son

Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı... Şöhrete ve paraya doymuş. Yaşadığı büyük kentin gürültüsünden, sürekli çalan telefonların sesinden, ha bire “Kendini toparla” diyen sıkıcı öğütlerden sakınabilmek için müzikle tıkıyor kulaklarını.

Arabayla eve döndüğü bir gece yarısı, yine kulağında notalarla keskin bir virajı alırken ölümcül bir kazadan kıl payı kurtuluyor. Çarpmak üzere olduğu aracın penceresinde ölümün yüzünü görüyor. Azrail’iyle yüzleşiyor.

Az kalsın tabutu olacak arabasından inip yürümeye başlıyor. O andan itibaren, kendisini kovalayan ecelin peşine düşüyor. Ve ölümü kovalarken yaşamı keşfediyor.

Palermo’da ikinci bir hayat

Hayranı olduğum Alman film yönetmeni Wim Wenders’in “Palermo Shooting” (“Palermo’da Yüzleşme”) filmi, izleyicisini hayatı, ölümü ve kendini sorgulamaya davet ediyor. Bu Palermo'da Yüzleşme filmi, ölümle burun buruna gelen bir insanın eski hayatına başka gözlerle bakmaya başlamasını anlatıyor.

Ölümle yüzleşmesinin ardından Palermo’da ikinci hayata başlayan fotoğrafçı, eski hayatını kirli bir elbise gibi çıkarıp atıyor üzerinden. Bu güzelim Akdeniz adasında, kulağında müzikle saatlerce yürüdükten sonra cep telefonuna göz atıyor:

“Yokluğumda 23 kişi aramış,” diyor.

“Yokluğum” dediği, “varlığı” aslında... Belki de ilk kez kendisi için “var” olduğu saatler. Telefonların, işlerin ve başkalarının beklentilerinin dışında geçirdiği bu zaman, ona hayatında neyin eksik kaldığını düşündürüyor.

O adada tanışıp sevdiği kıza, “Görmediğim hiçbir şeye inanmam,” deyince şu cevabı alıyor:

“Bense sadece görmediklerime inanırım:
Tanrı, aşk, yaşam gibi...”

Her şeyi son kez yaşar gibi

Filmin bir sahnesinde çobanlık yapan zengin bir işadamı, yeni hayatına doğru yürüyen fotoğrafçıya bir hayat dersi veriyor. Bazen bir şeyi son kez yaptığımızı o an fark etmeyebileceğimizi hatırlatıyor:

“Bazen bir şeyleri son kez yaptığımızı fark etmeyiz. Belki o yüzü son görüşümüzdür ya da o yoldan son geçişimiz... Bir şarkıya kulak verirken onu bir daha hiç dinleyemeyeceğimizi bilmeyiz; birinde tattığımız aşkı, bir daha hiç yakalayamayacağımızı bilemediğimiz gibi...”

“İşte o yüzden, her şeyi son kez yaşar gibi doyasıya yaşamalıyız.”

Bu sözler, hayat ve ölüm üzerine düşünürken insanın gündelik anlara nasıl yaklaşabileceğini de gösteriyor. Son olduğunu bilmediğimiz bir karşılaşma, bir yolculuk ya da bir şarkı, sonradan hafızamızda bambaşka bir yere yerleşebilir. Her anı değerli kılan da belki, onun tekrar edip etmeyeceğini bilemememizdir.

Hayatın kendi “son” planı

Michael Jackson’ın “son konseri”ne hazırlanırken ölüvermesi bana bu sahneyi hatırlattı. Basın toplantısında kararlı bir edayla, “Bu kesinlikle en son konserim olacak,” diyordu. En iyisi olsun diye çabalıyordu.

Bizse gençliğimizin efsanevi pop starını sahnede son kez izleyebilmek için bilet arıyorduk. Oysa hayat, kendisine rağmen plan yapılmasından hiç hoşlanmazdı. Onun başka bir “son” planı vardı.

İnsan geleceğe dair kararlar alabilir, bir sonraki buluşmayı ya da dinleyeceği şarkıyı planlayabilir. Ama neyin gerçekten son olacağını bilemez. Hayat bazen sonuncuyu çoktan yaşatmıştır size; esaslı bir finali bile çok görür. Bazense “Bir daha olmaz,” zannettiğiniz şeyi ummadık anda karşınıza çıkarıverir.

Hiçbir şey için “son” demeyin

O yüzden siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin. Neyin gerçekten son olduğunu bilemezsiniz. Hayatı son kez yaşar gibi yaşamak, her şeyin biteceğini düşünerek kaygılanmak değil; elimizdeki ana hakkını vermektir.

En iyisi, her şarkıya son kez dinler gibi kulak vermek, her baharı bir dahakini göremeyecekmiş gibi içine çekmek; her dostla, ana babayla son buluşmaymış gibi sımsıcak kucaklaşabilmek. Her aşkı da en sonuncuymuş gibi doyasıya yaşayabilmektir.

Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.

Images

Evlilik: Aşk, Beklentiler ve Birlikte Yaşam

Pırıl pırıl ütülü giysiler içindeki, mis gibi parfüm kokan, saçları taralı ve dişleri fırçalanmış birini sevmek kolaydır. Oysa aşk, aynı insanı sabahın köründe uykusundan uyandırdığında en sinirli hâliyle de kabul edebilmektir. Aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek; diz yapmış pijamalarıyla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile ona şefkatle yaklaşabilmektir.

Evlilikte aşk, gündelik hayatın içinde yaşar

Âşıksan, sevdiğin insanla aynı havayı solumak bile hoşuna gider. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi, onun evde olduğunu haber verir ve insana huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar yakışacağını, pişirdiğin yemeği ne kadar seveceğini düşünürsün.

Onun mutluluğu için bazen kendi istediğinden vazgeçersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinci çiftiyle sevineceğini bildiğin için, istediğin gömleği almayı ertelersin. Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Evlilikte aşkın önemi biraz da burada ortaya çıkar: Sevgi, yalnızca büyük sözlerde değil, gündelik hayatın küçük düşünceli davranışlarında da kendini gösterir.

Evlilikte beklentiler: Amerikan filmi değil, gerçek hayat

Ancak evlilik yalnızca aşktan ibaret değildir. Kadının evlilikte iki kişiye yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütü yapacak bir anne gibi görülmesi; onun saçlarının hiç yağlanmadığının, erkeğin geceleri hiç terlemediğinin düşünülmesi gerçekçi değildir. Hiç kavga edilmeyeceğini, lavabo tamir edilirken bile gülüşüp öpüşüleceğini beklemek de öyle.

Böyle beklentiler, evliliği değil, bir Amerikan filmini yaşamayı hayal etmektir. Evlilikte beklentiler, iki insanın gündelik hayatı ve onun kusurlarıyla birlikte paylaşabileceği şekilde kurulmalıdır. Çünkü hayat yalnızca özenle hazırlanmış anlardan oluşmaz; yorgunluk, dağınıklık ve anlaşmazlık da aynı evin içindedir.

Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firketeyi çıkarmaya çalışır. Gelin de damat firketeleri çıkaramayınca “s....m böyle kuaförü” diye söylenir. Evlilik sandıkları şeyin çatırdaması için bazen büyük bir olay değil, gerçek hayatla karşılaşılan böyle küçük bir an yeter.

Evlilik: ev arkadaşlığı, kankalık ve sırdaşlık

Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesabın idaresi, ayrı kökenlerin birleşmesi ve başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar; ama tek başına her şeyi ayakta tutamaz. Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşayabilirsiniz, fakat kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Oysa birlikte gülmek, dertleşmek ve sır paylaşmak da ortak hayatın parçalarıdır.

Canın sıkıldığında hâlâ onu değil de anneni arıyorsan, bu birlikteliğin bir tarafı eksik kalmış olabilir. Sevilen insanın aynı zamanda arkadaş, sırdaş ve evin içindeki hayatın ortağı olabilmesi önemlidir. Evlilikte aşk, yakınlığı ve tutkuyu besler; arkadaşlık ve paylaşım ise o ilişkinin gündelik hayatta da karşılık bulmasına yardım eder.

Evlilikte anlayış ve tahammül

Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döküldüğünde aşk bir anlığına bitebilir; ama o halıyı temizleyebilirse yeniden âşık olursun. Aradaki sinir evresini aşabilmek, küçük pürüzleri bütün ilişkinin önüne koymamak gerekir. Evlilikte anlayış ve tahammül, her şeye göz yummak değil; birlikte yaşamanın kaçınılmaz aksaklıklarını aşabilmek ve birbirine yeniden yaklaşabilmektir.

Bu küçük olaylar, evliliğin değerini ölçen büyük sınavlar gibi görünmeyebilir. Yine de gündelik hayatın içinde biriken kırgınlıkları aşabilen, sevgiye ve arkadaşlığa yeniden dönebilen çiftler birlikte uzun yıllar geçirebilir. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.

Zafer, direnenlerin olur.