insana saygı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Ne Kusursuz İnsan Ara Ne de İnsanda Kusur: Kusurlarıyla Sevmek

Günün birinde kendi hâlinde bir adamın yolu bir dergâha düşer. İçeride bir Mevlevi ile bir Bektaşi’nin sohbet ettiğini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır; dergâhı merak ettiğini ve zikrin nasıl edildiğini görmek için geldiğini söyler.

Erenler adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya başlar. Her biri kendi yolunu en tatlı dille anlatmaya çalışır. Adam onları dinlerken gözleri giysilerine takılır.

Mevlevi’nin kıyafetinin kolları öylesine geniş ve uzundur ki içine birkaç kişinin kolu sığabilir; uzunluğu ellerini de örter. Bektaşi’nin kıyafetinde ise bunun tam tersi bir görünüm vardır: Kollar daracık, neredeyse tenine yapışık ve bileklerine kadar kısadır.

Bu farklılığa hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Önce Mevlevi’ye sorar:

“Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun? Bunun özel bir sebebi var mı?”

Mevlevi, hiç beklemediği bu soru karşısında şaşırır. İki kolunu biraz yukarı kaldırır, ellerini birleştirerek kollarını daire biçimine getirir ve şöyle der:

“Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.”

Yanıttan hoşnut olan adam, aynı merakla bu kez Bektaşi’ye döner:

“Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahlarını ve ayıplarını örtmez misiniz?”

Bektaşi kendi kollarına bakar. Birkaç saniye dalgın kaldıktan sonra gülümser ve cevap verir:

“Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.”

Ne kusursuz insan ara ne de insanda kusur

Bu kısa hikâyenin sonunda akılda kalan düşünce yalındır: Seveceksen, insanı olduğu gibi sev. Kusursuz birini aramak da sürekli kusur aramak da insanı mutsuz eder. Çünkü kusursuz insanı bulamazsın; her insanda kusur ararsan da karşındaki kişiyi tanımak ve onunla bağ kurmak yerine eksiklerine odaklanırsın.

“Ne kusursuz insan ara ne de insanda kusur” sözü, kimsenin hata yapmadığını ya da her davranışın kabul edilmesi gerektiğini söylemez. Hikâyenin hatırlattığı, insanı yalnızca kusurlarından ibaret görmemektir. Birini sevmek, onu kusursuz sanmak değil; güçlü ve güzel yanlarının yanında eksikleri de olan bir insan olduğunu kabul edebilmektir. Kusurlarıyla sevmek, farklılıkları ve insani yanılgıları anlayışla karşılamaya çalışmaktır.

İnsanı olduğu gibi sevmek ne demek?

Mevlevi’nin geniş kolları, başkasının ayıbını örtmeye; Bektaşi’nin dar kolları ise kusuru görmemeye dair iki ayrı yaklaşımı anlatır. İkisinde de incitmemek, yargılamamak ve insanın değerini tek bir hataya indirgememek vardır. Hikâyedeki nükteli karşılık, kusur aramadan bakmanın da insan sevgisinin bir yolu olabileceğini gösterir.

Günlük hayatta birinin eksiklerini fark etmek kolaydır. Fakat her gördüğümüz kusuru dile getirmek ya da onu kişinin bütün karakteriymiş gibi değerlendirmek, aramızdaki yakınlığı zedeleyebilir. Bazen anlayışla yaklaşmak, hemen hüküm vermemek ve karşımızdakini bütünüyle görmeye çalışmak daha değerlidir. İnsanların kusurlarını görmemek ifadesi de burada, yanlışları bile bile onaylamak değil; kusurları insanın tamamı sanmamaktır.

Kusursuz insan arama sözü, ilişkilerde gerçekçi ve şefkatli bir bakışa çağırır. Sevdiklerimizi değişmesi gereken birer liste gibi görmek yerine, onları dinlemek ve paylaşabildiğimiz duygulara değer vermek bağı güçlendirir. Elbette bu, sınırları yok saymak anlamına gelmez; yalnızca her insanın eksikleri olabileceğini unutmadan, sevgiyi yargının önüne koymayı hatırlatır.

Seveceksen öylece sev

Özetle: Seveceksen öylece sev. Ne kusursuz insan ara ne de insanda kusur. Birincisini zaten bulamazsın; ikincisinde ise bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni mutsuz eder: Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun...

“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.” [Mevlâna]

Yaşam paylaşmakla... Hayat sevince güzel...

Images

NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ

“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”

“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”

 Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.

Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.

Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.

Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.

Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.

O. Swett Marden
Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.

Images

DOSTLARI OLMALI İNSANIN

İnsan, hayatın dalgaları yükseldiğinde sığınabileceği; yeniden yola çıkarken de onu sevgiyle uğurlayan dostlara ihtiyaç duyar. Bu şiir, dostluğu gemilerin limanlarına benzeterek anlatıyor: Bazen yükünü bırakıp soluklandığın, bazen de açık denizlere uğurlandığın güvenli bir liman gibi.

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Dostluğun limanı ve açık denizi

Şiirde dost, yalnızca zor zamanlarda yanında duran kişi değildir. Yükünü bırakabileceğin bir sığınak olur; ardından kendi yoluna devam etmen için seni cesaretle uğurlar. Liman ve açık deniz imgeleri, yakınlığın yanında özgürlüğe ve yeniden kavuşma umuduna da yer açar.

Dizelerdeki bilge dost, insanın göremediği yönleri gösterir; gerektiğinde güven verir, yolunu aydınlatır ve hayatı şekillendirmeyi öğretir. Soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleği paylaşma düşüncesi ise dostluğun özündeki fedakârlığı sade ama güçlü biçimde anlatır.

Bu dizeler, dostluk şiirleri ve arkadaşlık şiirleri arasında samimiyeti, özlemi ve karşılıksız paylaşmayı öne çıkaran bir dostluk üzerine şiir olarak okunabilir. Dostları olmalı insanın şiiri, gerçek dostluğun hem sığınacak bir liman hem de yola çıkma cesareti olduğunu hatırlatıyor.

Images

Ekmek Nimettir, Peki İnsan Nimet Değil mi?

Prof. Üstün Dökmen, saygı konusundaki tutumumuzu düşündüren şu sözü söylüyor:

“Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm.”

Bu söz, ekmeğe gösterdiğimiz özenle insanlara davranışımız arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Yere düşen ekmeği kaldırıp kenara koymayı bir sorumluluk sayabiliyoruz. Peki zor durumda kalan, küçümsenen ya da haksızlığa uğrayan bir insana karşı da aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? Üstün Dökmen, birbirimize saygılı olma konusunda sıkça yaptığımız üç temel hatayı anlatıyor.

1. Herkes öyle yapıyor diye davranmak

Avrupa’da yaşayan bir vatandaşımızın oradayken yere çöp atmadığını, Kapıkule’den ülkeye girer girmez ise tükürmeye ve çöp atmaya başladığını düşünelim. “Burada neden böyle yapıyorsun?” diye sorulduğunda verdiği cevap, “Herkes böyle yapıyor” oluyor.

Buradaki sorun, davranışı kendi düşüncemize ve doğru bulduğumuz ölçülere göre değil, çevremizde gördüklerimize göre belirlememiz. Bir yerde kurallara uymak, başka bir yerde uymamak; saygıyı bulunduğumuz ortama göre değişen bir alışkanlığa dönüştürüyor. Oysa toplumda saygılı davranışlar, yalnızca başkaları bizi izlerken ya da çevremiz uygun olduğunda sergilenen davranışlar olmamalı. Çevrenin tutumu ne olursa olsun, ortak alanlara ve orada yaşayan insanlara karşı sorumluluğumuzu hatırlamalıyız.

2. İnsanlara görünüşlerine göre farklı davranmak

Dökmen’in anlattığı ikinci hata, karşımızdaki kişiye fiziksel görünüşüne göre muamele etmek. İri yarı birini görünce “Buyur abi” derken ufak tefek birine “Ne var lan!” diye çıkışmak, saygıyı kişinin kim olduğuna değil, bizde uyandırdığı izlenime bağlamaktır.

Oysa insan onurunun herkes için eşit olması, saygının da herkese gösterilmesi gerektiğini hatırlatır. Bir insanın bedeni, görünüşü ya da karşısındakine ne kadar güçlü göründüğü, ona nasıl hitap edeceğimizi belirlememeli. İnsan onuruna saygı, yalnızca bize karşı koyabilecek ya da işimize yarayabilecek kişilere nazik davranmak değildir. Karşımızdaki kim olursa olsun, sözlerimizde ve davranışlarımızda onun değerini gözetmektir.

3. Saygıyı keyfimize göre göstermek

Üçüncü hata, davranışlarımızı o anki ruh hâlimize göre değiştirmek. Keyfimiz yerindeyken eve girip “Merhaba millet” demek, canımız sıkkınken ise yüzümüzü asıp kimseyle ilgilenmemek… Hepimiz zaman zaman yorgun ya da huzursuz olabiliriz. Ancak kendi duygularımız, başkalarına nasıl davrandığımızı bütünüyle belirlememeli.

İnsanlara saygılı davranmanın önemi, tam da günlük ve sıradan görünen anlarda ortaya çıkar. Selam vermek, karşımızdakini dinlemek, kırıcı bir sözden kaçınmak ya da birine özenli bir dille karşılık vermek küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat saygı, yalnızca büyük sözlerle değil, bu gündelik tutumlarla da gösterilir. Keyfimiz yerinde olsun ya da olmasın, başkalarını değersiz hissettirmemek için çaba göstermeliyiz.

Ekmek nimettir; insan da saygıyı hak eder

Yerdeki ekmeğe basmamak, onu tekmelememek ve kenara koymak konusunda ortak bir hassasiyet taşıdığımızı söylüyoruz. Ekmek nimettir diye düşünüyor, ona saygı gösteriyoruz. Öyleyse insanın incinmesine, aşağılanmasına ya da dışlanmasına neden olan davranışlara neden aynı dikkatle yaklaşmıyoruz?

Saygı, bir kişiyi gözümüzde büyütmek ya da onun her davranışını doğru bulmak demek değildir. İnsanlara saygı, farklı durumlarda ve farklı kişiler karşısında temel bir özeni korumaktır. Başkalarının onurunu; görünüşlerine, çevrenin davranışına veya kendi keyfimize göre değişen bir ölçüye bağlamamaktır.

Yerdeki ekmeğe gösterdiğimiz duyarlılık, insanlara karşı davranışlarımızı da düşünmeye vesile olsun. Ekmek nimettir, kabul. Peki insan nimet değil mi?