KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN
Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
Her şey mümkün: The Secret mucizesi devam ediyor! The Secret’ta saklı kalanların anahtarını The Meta Secret’ta bulabilirsiniz. The Meta Secret kitabı, yalnızca çekim yasasını değil, onun da içinde yer aldığı evrensel yasalar fikrini ele alan bir kişisel gelişim kitabı olarak tanıtılıyor.
Kitabın temel vaadi, hayal ettiğiniz zenginlik, aşk ve mutluluğa ulaşma yolunda farklı düşünme ve davranma biçimlerine kapı aralamak. Metinde, dünya çapında tanınan uzmanların öğretilerine ve gerçek olaylara dayandığı belirtilen bir bilgelik anlatısına yer veriliyor. Meta Sır öğretmenleri, evrenin gizemli işleyişini tartışmaya davet ediyor; kitap da bu eski sırları keşfetmek için bir armağan ve anahtar olarak sunuluyor.
Sizce neden dünya nüfusunun yüzde 1’i, dünyadaki toplam maddi gelirin yüzde 96’sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bu soru, çekim yasası anlatısının dikkat çeken başlangıç noktalarından biri. Ancak metinde verilen bu oranı doğrulanmış bir veri gibi değil, anlatının ortaya attığı bir soru olarak değerlendirmek gerekir.

Amerika’da The Secret filmi, kitabı ve VCD’leriyle geniş yankı uyandırdığı dönemde, Remzi Kitabevi’nde dolaşırken Nil Gün’ün Çekim Yasası adlı kitabı elime geçti. Bir arkadaşım kitabı almam için ısrar ediyordu. İncelediğimde, New York’tayken Oprah Winfrey Show’da izlediğim ve The Secret kitabının yazarının katıldığı söyleşideki düşüncelerle büyük ölçüde benzerlikler fark ettim.
Başarı, yalnızca bir hedefe varmak değil; o hedefe giderken dikkatinizi, emeğinizi ve değerlerinizi bir arada tutabilmektir. Başarılı olmak için yapılması gerekenler her insanın amacıyla değişebilir; fakat hedefe bağlılık, elindekilerin kıymetini bilmek, işini özenle yapmak ve doğru davranışlarda ısrar etmek her yolculukta önem taşır. İşte başarıya ulaşma düşüncesini günlük yaşama taşıyan sekiz kural:
Bu kuralların ortak noktası, hedefe giderken dikkati ve samimiyeti korumaktır. Tırmanışınızda önünüzdeki adıma odaklanın, çevrenizdeki güzellikleri görün, işinizi özenle yapın ve yanlışınızı fark ettiğinizde düzeltin. Başarı, büyük bir gayenin yanında onu her gün taşıyan küçük ve tutarlı davranışlarla da şekillenir.
Kimlik duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve hayatta sizin için önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar. Fakat önem verdiğiniz şeyler, aynı zamanda sizi üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bu durum, kişisel farkındalık geliştirmek ve kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir başlangıç noktası olabilir.
Sizin için önemli olanlar yalnızca söylediklerinizden ya da inandığınızı düşündüğünüz şeylerden anlaşılmaz. Gerçek önceliklerinizi çoğu zaman yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkiler açığa çıkarır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler?
Küçük meseleler sizi kolayca üzüyor ve sinirlendiriyorsa, bunun altında kendinizi küçük ya da yetersiz görmenize yol açan bir inanç bulunabilir. Bu, bilinçaltınızda taşıdığınız bir düşünceyi fark etmeniz için bir işaret olabilir. Peki, küçük ve önemsiz görünen şeyler nelerdir? Bu bakış açısına göre, her şey gelip geçicidir; dolayısıyla hiçbir şey kalıcı olarak sizin kim olduğunuzu belirlemez.
Kim olduğunuzu düşündüğünüzü kendinize sorun. “Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum” ya da “Bu çılgın dünyadan bıktım, tek istediğim biraz huzur” diyebilirsiniz. Ancak telefon çalana, kötü bir haber gelene ya da planlarınız bozulana kadar böyle hissetmek kolaydır.
Borsanın çökmesi, bir anlaşmanın bozulması, arabanızın çalınması, yolculuğunuzun iptal edilmesi, eşinizin sizi terk etmesi ya da birilerinin sizden daha fazla para istemesi… Bu tür olaylar karşısında birden endişelenip öfkelenebilirsiniz. Sesiniz sertleşir; “Buna daha fazla dayanamıyorum” dersiniz. Başkalarını suçlayabilir, onlara saldırabilir veya kendinizi savunup haklı çıkarmaya çalışabilirsiniz. Üstelik bu tepkiler çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi ortaya çıkar.
Biraz önce huzurdan başka bir şey istemediğinizi söyleseniz bile, o anda hayatınızda huzurdan daha önemli tuttuğunuz başka şeyler olduğu görünür. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kaybetme ihtimali öne geçer. Böyle anlarda kendini tanıma ve farkındalık, sözlerinizle davranışlarınız arasındaki farkı görmenize yardımcı olur.
Şimdi kendinize sorun: Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi kaygılanıyorsunuz? Hayır; çoğu zaman ego için kaygılanırsınız. Küçük benlik, geçici şeylerde güvenlik ya da tatmin arar; aradığını bulamayınca öfkelenir. Böylece hangi düşüncenin ve beklentinin tepkinizi yönettiğini daha açık görebilirsiniz.
Eğer gerçekten istediğiniz şey huzursa, huzuru seçersiniz. Zorlayıcı insanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepkinizin farkında kalmak, hemen savunmaya geçmeden durumu görebilmek demektir. Bu yaklaşım, olanı görmezden gelmek değil; yaşananı önce olduğu hâliyle kabul edip kendinizi otomatik tepkilerden ayırabilmektir.
Durumu kabullenip onunla mücadele etmek yerine uyanık kaldığınızda, bir cevap ortaya çıkabilir. Bu cevabı veren, olduğunuzu sandığınız kişi değil, gerçek benliğinizdir. Kendinizi güçlü ve etkili hissetmek için her insanı ya da durumu düşman olarak görmeniz gerekmez. Sorunlarla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkiler, kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızın en gerçekçi göstergelerinden biridir.
Kimse size kim olduğunuzu kesin biçimde söyleyemez. Bir başkası sizin için bir tanım yaptığında, bu yalnızca yeni bir kavram olur; sizi bütünüyle açıklamaz. Kimliğe ilişkin inançlar, gerçekte kim olduğunuzu doğrudan göstermek yerine bir engel hâline gelebilir. Zaten kim olduğunuz, bir tanıma sığdırmanızla değişmez.
Yine de farkındalık olmadan gerçek kimliğinizi dünyaya ifade etmeniz zorlaşır. Gerçek benliğiniz, ifade edilmemiş hâlde kalabilir. Bu, bankasında 100 milyon dolar olduğu hâlde sokakta dilenen yoksul bir adamın durumuna benzer: Sahip olduğu zenginlik görünür ve ifade edilir hâle gelmemiştir.
Kendini tanıma ve farkındalık, özellikle zorlandığınız anlarda neye tutunduğunuzu görmenizi sağlar. Öfkenizi, kaygınızı ve savunma ihtiyacınızı izleyerek ego ile gerçek benlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilirsiniz. Var olmanın gücü, kim olduğunuz hakkında yeni bir tanım bulmaktan çok, tepkilerinizin ardındaki gerçeği fark etmekte yatar.
Var Olmanın Gücü — E. Tolle
Hayat oyunu, hepimizin şöyle ya da böyle oynadığı; kuralları, esneklikleri, özgürlükleri ve kısıtlamaları olan bir oyundur. Hedefleri ve sonuçları vardır; kazananları da kaybedenleri de… Yaşamak ve bu oyunu oynamak için dünyaya geldik.
Bu yazı, hem bilgisayar, kâğıt, taş gibi araçlarla oynanan oyunlara ilgi duyan hem de çekim yasasıyla hayatına bolluk, mutluluk ve başarı çekmek isteyen arkadaşlara sesleniyor. Sizi çok iyi anlıyor ve çok seviyorum. Yine de hayat oyununu oynarken dikkat etmemiz gereken bazı noktaları birlikte düşünmemizi istiyorum.
Çekim yasası, hayat oyununun kurallarını daha bilinçli biçimde görmemize yardımcı oluyor. Kazananlardan olmak istiyorsak önce içinde saklandığımız yalan oyunları bırakıp gözümüzü dört açmamız gerekiyor. Bir oyunu gözü kapalı, yarım gönülle, yalnızca dileyerek ya da umut ederek oynayamayız. İstek ve umut önemli olabilir; ancak oyunun içinde olup biteni fark etmeye, adım atmaya ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmaya da ihtiyaç var.
Bir oyun ancak bize bir şey öğretiyorsa, gelişmemize katkıda bulunuyorsa oynanmaya değer. Öğrenmemiz gereken şeyi öğrendikten sonra aynı oyunu sürdürmek, kendimize ve hayata haksızlık, hatta zalimlik olabilir. Bu nedenle bizi geliştirdiğine inanmadığımız oyunları oynamayı reddetmemizi canı gönülden diliyor ve rica ediyorum.
Sonuçta odaklanmamız gereken tek oyun, “Hayat Oyunu”dur. Hayat oyununun amacı herkes için aynı olmak zorunda değil; kişiye özel olabilir. Önce kendi amacımızı bulmalı, ardından ona ulaşmayı hedef edinmeliyiz. Bu amaç, hayata ya da başka insanların hayatlarına değer katmak olabilir. İyiye, güzele ve doğruya erişmek; bu yolda başkalarına yardım etmek, hayat kurtarmak, hizmet etmek ya da destek olmak da amaçlarımız arasında yer alabilir.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Benim için anlamlı olan hedef ne ve bu hedef doğrultusunda hangi adımı atabilirim? Yanıtımız farklı olsa bile, amacımızı fark etmek ve ona doğru ilerlemek hayat oyununu daha bilinçli oynamamıza yardımcı olur.
Hayat oyunu, birbirimize karşı oynadığımız bir oyun değil; beraber oynanan bir oyundur. Ben kazanırsam siz de kazanırsınız, siz kazanırsanız ben de kazanırım. Bu bakış açısında başkasının başarısı bizim yenilgimiz değildir. Birbirimize destek olabilir, öğrendiklerimizi paylaşabilir ve daha iyiye ulaşmak için yan yana ilerleyebiliriz.
Hayat oyunu felsefesi içinde başarı, yalnızca kişisel bir hedefe ulaşmakla sınırlı değildir. Hayatın sekiz parçasının hepsinde başarıya ulaşıp kazananlardan olmak, kendimizi ve tüm hayatı anlamak ve sevmek de bu oyunda önemlidir. Buradaki temel davet, hayatın farklı yönlerini gözetmek ve gelişme yolculuğumuzu sürdürmektir.
Haydi hep beraber, yalan oyunları bırakalım ve gerçek oyunumuz olan hayat oyununu oynamaya başlayalım. Amacımızı bulalım, kuralları anlamaya çalışalım, önümüze çıkan fırsatları değerlendirelim ve öğrendiklerimizle gelişelim. Birbirimizin karşısında değil, yanında duralım.
Haydi hep beraber oynayalım ve kazanalım:
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?





