pozitif insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Başarı Yolunda Altın Kurallar

Başarıya ulaşma yolunda başarı için altın kurallar

Başarı, yalnızca bir hedefe varmak değil; o hedefe giderken dikkatinizi, emeğinizi ve değerlerinizi bir arada tutabilmektir. Başarılı olmak için yapılması gerekenler her insanın amacıyla değişebilir; fakat hedefe bağlılık, elindekilerin kıymetini bilmek, işini özenle yapmak ve doğru davranışlarda ısrar etmek her yolculukta önem taşır. İşte başarıya ulaşma düşüncesini günlük yaşama taşıyan sekiz kural:

  1. Tırmandığınız kaya ile kertenkele kadar bütünleşin. Dağcı tırmanmaya başladığında bir maceraperest, tırmanış sırasında ise bazılarına göre düpedüz delidir. Zirveye ulaştığında herkesin gözünde kahramana dönüşür. Üstelik dağcımız, malzemesiz tırmanmaya çalışan iki kişiyi geride bırakır. Bunu nasıl başarmıştır? Motivasyon sayesinde. Zihni ve bedeni yalnızca o anla, tırmanışla bütünleşmiştir. Zirveyi düşünüp hayal kurmak yerine adımına odaklanmıştır. Başarıya ulaşmak için motivasyon, hedefi istemenin yanında o hedef için gereken ana dikkat verebilmektir. Önünüzdeki işe bütün varlığınızla yönelin.
  2. Çiçekleri görüyor musunuz? Etrafınıza bir daha göremeyecekmiş gibi bakın, bir daha duyamayacakmış gibi dinleyin. Böyle yaptığınızda her gün yanından geçip fark etmediğiniz güzellikleri seçmeye başlarsınız. Sonra da “Ben nelere sahipmişim?” diye şaşırır, elinizdekiler için şükredersiniz. Sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman kaybedince anlarız; oysa bir çiçeğe, tatlı bir gülümsemeye ya da masum bir bakışa dikkatle yönelmek, bugünün kıymetini hatırlatır. O çiçekte tüm sırlar, tüm kelimeler, tüm gerçekler gizlidir. İlerlemek, sahip olduklarınızı küçümsemeyi değil, onları görerek yola devam etmeyi gerektirir.
  3. Hedef, titremeyen bir el ister. Büyük bir gayeniz varsa dikkatinizi dağıtan mekanik zevklerin her çağrısına uymamayı öğrenmelisiniz. Bunlar, gayenize duyduğunuz büyük aşkı basit bir cilvelenmeye indirgeyebilir; her seferinde biraz daha sönmüş olarak geri dönebilirsiniz. İçinizdeki tatlı dile kulaklarınızı tıkamak, gerekirse onu susturmak kolay değildir. Fakat hayatınız, yaşam tarzınız ve isteklerinizle özdeştir. Hedef; dolu bir şarjör, iyi kavranmış bir kabza, örselenmiş bir yiv, tutukluk yapmayan bir mekanizma, gezden, gözden, arpacıktan bakan bir göz ve nihayet titremeyen bir el ister. Bu benzetme, kararlılığın ve dikkatin hedef yolundaki yerini anlatır.
  4. Bilgiyi kaynağına bakarak küçümsemeyin. Bir bilgiyi kimin söylediğine veya o kişinin bu bilgiden yarar sağlayıp sağlamadığına bakarak hemen reddetmek, sizi işe yarayabilecek bir düşünceden mahrum bırakabilir. Yemeğinize tat vermesi için tuz serpen kişinin değeri, tuzun yemeğe kattığı değeri azaltmaz. Bacakları yok diye bir adama adres sormaktan da kaçınmayın; belki yürüyemiyordur ama o bölgeyi en iyi bilen kişi odur. Bilgiyi değerlendirirken kaynağına körü körüne bağlanmak da onu peşinen küçümsemek de yerine, ne söylediğini anlamaya çalışın.
  5. İşinizi en iyi şekilde yapın. Ne yapıyor olursanız olun, onu özenle ve elinizden gelenin en iyisiyle tamamlamaya çalışın. İyi iş kendini gösterir; kolayca görmezden gelinemez ve değerini zamanla ortaya koyar. Bunun için yalnızca sonuç beklemek yetmez: İşinizin ehli olmak, sorumluluk almak ve gereken emeği vermek gerekir. Mükemmellik arayışı, her şeyin kusursuz olmasını beklemek değil, yaptığınız işe gereken dikkati göstermektir. İşinizi sahiplenin; gelişmek ve daha iyisini ortaya koymak için gereken fedakârlıktan kaçınmayın.
  6. İşinizin isimsiz kahramanı olabilin. İsimsiz kahraman, insanlığa fayda sağlayacak işlerde kendine de sorumluluk düşeceğine inanan ve bunun için fedakârlığa hazır olan kişidir. “Ben yardım etmezsem bu adam ölecek” ya da “Ben yardım etmezsem bu iş yarım kalacak” düşüncesi, samimiyetle yaşama biçiminizin parçası olmalıdır. Her çabanın alkış veya karşılık getirmesi gerekmez. İşinizin, amacınızın ve fikrinizin isimsiz kahramanı olabilirseniz, kahramanlığa isim olabilirsiniz. Buradaki ölçü, görünür olmak değil, yapılması gereken işe gerçekten katkıda bulunmaktır.
  7. İki insan olmayın. Başkalarının sizde görmesini istemediğiniz bir davranışı, yalnız kaldığınızda da yapmamaya çalışın. İnsanların içindeyken başka, tek başınayken başka davranmak, kişiliğinizde bütünlük kurmanızı zorlaştırır; dışarıya parça bölük bir görüntü verir. Tutarlılık, her koşulda hiç hata yapmamak demek değildir. Önemli olan, davranışlarınızın sorumluluğunu almak ve başkalarına gösterdiğiniz özeni kendi başınıza kaldığınızda da sürdürmektir. Başarı, yalnızca dışarıdan görünen sonuçlarla değil, o sonuçlara hangi tavırla ulaştığınızla da ilgilidir.
  8. Doğrularınız yanlışlarınızı örtsün. Hayat sizi samimi görmek ister. Bir yanlışın ardından doğru bir davranışa yönelmek, hatanızı fark ettiğinizi ve düzeltmeye çalıştığınızı gösterir. Her kötülükten sonra bir iyilik, her yanlıştan sonra bir doğru, yanlışların lekelerinin büyüyüp üzerinizi kaplamasını engeller. Temizlenmeyen her leke, bir sonrakine eklenir. Pantolonunuzda dört leke varsa beşincisinin gelmemesi için daha dikkatli olabilirsiniz; bu yüzden ilk lekeyi vakit kaybetmeden temizleyin. Yanlışları doğrularından fazla olan her öğrenci sınıfta kalır. Başarı yolunda kişisel gelişim de hatayı inkâr etmekten değil, onu görüp daha doğru bir seçim yapmaktan geçer.

Bu kuralların ortak noktası, hedefe giderken dikkati ve samimiyeti korumaktır. Tırmanışınızda önünüzdeki adıma odaklanın, çevrenizdeki güzellikleri görün, işinizi özenle yapın ve yanlışınızı fark ettiğinizde düzeltin. Başarı, büyük bir gayenin yanında onu her gün taşıyan küçük ve tutarlı davranışlarla da şekillenir.

Images

DOSTLARI OLMALI İNSANIN

İnsan, hayatın dalgaları yükseldiğinde sığınabileceği; yeniden yola çıkarken de onu sevgiyle uğurlayan dostlara ihtiyaç duyar. Bu şiir, dostluğu gemilerin limanlarına benzeterek anlatıyor: Bazen yükünü bırakıp soluklandığın, bazen de açık denizlere uğurlandığın güvenli bir liman gibi.

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Dostluğun limanı ve açık denizi

Şiirde dost, yalnızca zor zamanlarda yanında duran kişi değildir. Yükünü bırakabileceğin bir sığınak olur; ardından kendi yoluna devam etmen için seni cesaretle uğurlar. Liman ve açık deniz imgeleri, yakınlığın yanında özgürlüğe ve yeniden kavuşma umuduna da yer açar.

Dizelerdeki bilge dost, insanın göremediği yönleri gösterir; gerektiğinde güven verir, yolunu aydınlatır ve hayatı şekillendirmeyi öğretir. Soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleği paylaşma düşüncesi ise dostluğun özündeki fedakârlığı sade ama güçlü biçimde anlatır.

Bu dizeler, dostluk şiirleri ve arkadaşlık şiirleri arasında samimiyeti, özlemi ve karşılıksız paylaşmayı öne çıkaran bir dostluk üzerine şiir olarak okunabilir. Dostları olmalı insanın şiiri, gerçek dostluğun hem sığınacak bir liman hem de yola çıkma cesareti olduğunu hatırlatıyor.

Images

Var Olmanın Gücü: Kişisel Farkındalık ve Gerçek Benlik

Kimlik duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve hayatta sizin için önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar. Fakat önem verdiğiniz şeyler, aynı zamanda sizi üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bu durum, kişisel farkındalık geliştirmek ve kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir başlangıç noktası olabilir.

Sizi rahatsız eden şeyler ne söylüyor?

Sizin için önemli olanlar yalnızca söylediklerinizden ya da inandığınızı düşündüğünüz şeylerden anlaşılmaz. Gerçek önceliklerinizi çoğu zaman yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkiler açığa çıkarır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler?

Küçük meseleler sizi kolayca üzüyor ve sinirlendiriyorsa, bunun altında kendinizi küçük ya da yetersiz görmenize yol açan bir inanç bulunabilir. Bu, bilinçaltınızda taşıdığınız bir düşünceyi fark etmeniz için bir işaret olabilir. Peki, küçük ve önemsiz görünen şeyler nelerdir? Bu bakış açısına göre, her şey gelip geçicidir; dolayısıyla hiçbir şey kalıcı olarak sizin kim olduğunuzu belirlemez.

Zorlayıcı anlarda ego ve gerçek benlik arasındaki fark

Kim olduğunuzu düşündüğünüzü kendinize sorun. “Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum” ya da “Bu çılgın dünyadan bıktım, tek istediğim biraz huzur” diyebilirsiniz. Ancak telefon çalana, kötü bir haber gelene ya da planlarınız bozulana kadar böyle hissetmek kolaydır.

Borsanın çökmesi, bir anlaşmanın bozulması, arabanızın çalınması, yolculuğunuzun iptal edilmesi, eşinizin sizi terk etmesi ya da birilerinin sizden daha fazla para istemesi… Bu tür olaylar karşısında birden endişelenip öfkelenebilirsiniz. Sesiniz sertleşir; “Buna daha fazla dayanamıyorum” dersiniz. Başkalarını suçlayabilir, onlara saldırabilir veya kendinizi savunup haklı çıkarmaya çalışabilirsiniz. Üstelik bu tepkiler çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi ortaya çıkar.

Biraz önce huzurdan başka bir şey istemediğinizi söyleseniz bile, o anda hayatınızda huzurdan daha önemli tuttuğunuz başka şeyler olduğu görünür. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kaybetme ihtimali öne geçer. Böyle anlarda kendini tanıma ve farkındalık, sözlerinizle davranışlarınız arasındaki farkı görmenize yardımcı olur.

Şimdi kendinize sorun: Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi kaygılanıyorsunuz? Hayır; çoğu zaman ego için kaygılanırsınız. Küçük benlik, geçici şeylerde güvenlik ya da tatmin arar; aradığını bulamayınca öfkelenir. Böylece hangi düşüncenin ve beklentinin tepkinizi yönettiğini daha açık görebilirsiniz.

İç huzur ve kabullenme

Eğer gerçekten istediğiniz şey huzursa, huzuru seçersiniz. Zorlayıcı insanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepkinizin farkında kalmak, hemen savunmaya geçmeden durumu görebilmek demektir. Bu yaklaşım, olanı görmezden gelmek değil; yaşananı önce olduğu hâliyle kabul edip kendinizi otomatik tepkilerden ayırabilmektir.

Durumu kabullenip onunla mücadele etmek yerine uyanık kaldığınızda, bir cevap ortaya çıkabilir. Bu cevabı veren, olduğunuzu sandığınız kişi değil, gerçek benliğinizdir. Kendinizi güçlü ve etkili hissetmek için her insanı ya da durumu düşman olarak görmeniz gerekmez. Sorunlarla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkiler, kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızın en gerçekçi göstergelerinden biridir.

Gerçek kimliğin farkına varmak

Kimse size kim olduğunuzu kesin biçimde söyleyemez. Bir başkası sizin için bir tanım yaptığında, bu yalnızca yeni bir kavram olur; sizi bütünüyle açıklamaz. Kimliğe ilişkin inançlar, gerçekte kim olduğunuzu doğrudan göstermek yerine bir engel hâline gelebilir. Zaten kim olduğunuz, bir tanıma sığdırmanızla değişmez.

Yine de farkındalık olmadan gerçek kimliğinizi dünyaya ifade etmeniz zorlaşır. Gerçek benliğiniz, ifade edilmemiş hâlde kalabilir. Bu, bankasında 100 milyon dolar olduğu hâlde sokakta dilenen yoksul bir adamın durumuna benzer: Sahip olduğu zenginlik görünür ve ifade edilir hâle gelmemiştir.

Kendini tanıma ve farkındalık, özellikle zorlandığınız anlarda neye tutunduğunuzu görmenizi sağlar. Öfkenizi, kaygınızı ve savunma ihtiyacınızı izleyerek ego ile gerçek benlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilirsiniz. Var olmanın gücü, kim olduğunuz hakkında yeni bir tanım bulmaktan çok, tepkilerinizin ardındaki gerçeği fark etmekte yatar.

Var Olmanın Gücü — E. Tolle

Images

Hayat Oyunu

Hayat oyunu, hepimizin şöyle ya da böyle oynadığı; kuralları, esneklikleri, özgürlükleri ve kısıtlamaları olan bir oyundur. Hedefleri ve sonuçları vardır; kazananları da kaybedenleri de… Yaşamak ve bu oyunu oynamak için dünyaya geldik.

Bu yazı, hem bilgisayar, kâğıt, taş gibi araçlarla oynanan oyunlara ilgi duyan hem de çekim yasasıyla hayatına bolluk, mutluluk ve başarı çekmek isteyen arkadaşlara sesleniyor. Sizi çok iyi anlıyor ve çok seviyorum. Yine de hayat oyununu oynarken dikkat etmemiz gereken bazı noktaları birlikte düşünmemizi istiyorum.

Hayat oyununun kuralları: Bilinçli oynamak

Çekim yasası, hayat oyununun kurallarını daha bilinçli biçimde görmemize yardımcı oluyor. Kazananlardan olmak istiyorsak önce içinde saklandığımız yalan oyunları bırakıp gözümüzü dört açmamız gerekiyor. Bir oyunu gözü kapalı, yarım gönülle, yalnızca dileyerek ya da umut ederek oynayamayız. İstek ve umut önemli olabilir; ancak oyunun içinde olup biteni fark etmeye, adım atmaya ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmaya da ihtiyaç var.

  • Her oyunun kuralları ve o kuralları bilenleri vardır.
  • Her oyunun öğretenleri, hedefleri ve atılması gereken adımları bulunur.
  • Karşımıza çıkan fırsatları değerlendirmek, hatalarımızı görmek ve acılardan ders çıkarmak oyunun parçalarıdır.
  • Her oyunun, öğrenilenlerin ardından gelen ödülleri vardır.

Bir oyun ancak bize bir şey öğretiyorsa, gelişmemize katkıda bulunuyorsa oynanmaya değer. Öğrenmemiz gereken şeyi öğrendikten sonra aynı oyunu sürdürmek, kendimize ve hayata haksızlık, hatta zalimlik olabilir. Bu nedenle bizi geliştirdiğine inanmadığımız oyunları oynamayı reddetmemizi canı gönülden diliyor ve rica ediyorum.

Hayat oyununun amacı nedir?

Sonuçta odaklanmamız gereken tek oyun, “Hayat Oyunu”dur. Hayat oyununun amacı herkes için aynı olmak zorunda değil; kişiye özel olabilir. Önce kendi amacımızı bulmalı, ardından ona ulaşmayı hedef edinmeliyiz. Bu amaç, hayata ya da başka insanların hayatlarına değer katmak olabilir. İyiye, güzele ve doğruya erişmek; bu yolda başkalarına yardım etmek, hayat kurtarmak, hizmet etmek ya da destek olmak da amaçlarımız arasında yer alabilir.

Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Benim için anlamlı olan hedef ne ve bu hedef doğrultusunda hangi adımı atabilirim? Yanıtımız farklı olsa bile, amacımızı fark etmek ve ona doğru ilerlemek hayat oyununu daha bilinçli oynamamıza yardımcı olur.

Birbirimize karşı değil, birlikte

Hayat oyunu, birbirimize karşı oynadığımız bir oyun değil; beraber oynanan bir oyundur. Ben kazanırsam siz de kazanırsınız, siz kazanırsanız ben de kazanırım. Bu bakış açısında başkasının başarısı bizim yenilgimiz değildir. Birbirimize destek olabilir, öğrendiklerimizi paylaşabilir ve daha iyiye ulaşmak için yan yana ilerleyebiliriz.

Hayat oyunu felsefesi içinde başarı, yalnızca kişisel bir hedefe ulaşmakla sınırlı değildir. Hayatın sekiz parçasının hepsinde başarıya ulaşıp kazananlardan olmak, kendimizi ve tüm hayatı anlamak ve sevmek de bu oyunda önemlidir. Buradaki temel davet, hayatın farklı yönlerini gözetmek ve gelişme yolculuğumuzu sürdürmektir.

Haydi, hayat oyununu birlikte oynayalım

Haydi hep beraber, yalan oyunları bırakalım ve gerçek oyunumuz olan hayat oyununu oynamaya başlayalım. Amacımızı bulalım, kuralları anlamaya çalışalım, önümüze çıkan fırsatları değerlendirelim ve öğrendiklerimizle gelişelim. Birbirimizin karşısında değil, yanında duralım.

Haydi hep beraber oynayalım ve kazanalım:

  • Kendimiz için,
  • Ailemiz için,
  • Arkadaşlarımız ve Türkiye için,
  • Tüm insanlık için,
  • Dünya ve evren için,
  • Ruhlarımızın iyiliği için
  • ve Allah için…