anın değerini bilme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kaderini Sev: Belki Seninki En İyisidir

Kaderini sevmek: Taşçının hikâyesi

Deniz kıyısında ihtiyar bir taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı’ya yakarır: “Keşke güneş olsaydım.”

“Ol,” der Tanrı. Taşçı güneş oluverir.

Fakat bulutlar gelir, güneşi örter; hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. “Ol,” der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu; bulut, rüzgârın oyuncağı olur. Bu kez rüzgâr olmak ister. Ona da “Ol,” der Tanrı.

Rüzgâr her yere egemen olur; fırtına, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.

Oradan eser, buradan eser; kaya “bana mısın” demez! Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir. Artık dünyaya karşı dimdik ve güçlü durmaktadır. Sırtında bir acıyla uyanır…

Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır…

Hikâyenin döngüsü bize ne anlatıyor?

Taşçının hikâyesi, her seferinde başka bir güce dönüşmek isteyen birinin yolculuğunu anlatır. Güneş olur, ama bulutların önüne geçemez. Bulut olur, ama rüzgâr onu sürükler. Rüzgâr olur, ama kaya karşısında durur. Sonunda kaya olmayı seçtiğinde bile, sırtında hissettiği acı onu başlangıçtaki taşçıya geri götürür.

Bu dönüşümlerin her birinde taşçı, bulunduğu hâlin eksik ya da güçsüz tarafına bakıp başka bir biçimde daha iyi olacağını düşünür. Oysa yeni hâli, onu bütün sınırlardan kurtarmaz; yalnızca karşısına başka bir sınır çıkarır. Hikâyenin çarpıcı tarafı da burada: En güçlü görünen kaya bile taşçının elinde yontulabilir. Her yeni biçim, bir öncekinden kesin olarak üstün değildir.

Kaderi kabullenmek, kendinden vazgeçmek değildir

“Kaderini sev, belki seninki en iyisidir” sözü, yaşanan her zorluğun iyi olduğunu söylemek ya da hiçbir şeyi değiştirmeden beklemek anlamına gelmek zorunda değil. Hikâyenin içinden bakınca, taşçının sürekli başka bir şeye dönüşme isteği ile kendi bulunduğu yeri görmesi arasındaki fark belirginleşiyor. Kaderi kabullenmek, insanın karşılaştığı her durumu onaylaması değil; kendi hayatını yalnızca başka bir hayatla kıyaslayarak değerlendirmekten vazgeçebilmesidir.

Bir şeyleri değiştirmek istemek doğaldır. Fakat değişme arzusu, “Ben ancak başkası olursam değerli ya da güçlü olurum” düşüncesine dönüştüğünde, insan bugünkü hâlini görmezden gelebilir. Taşçı da güneşin, bulutun, rüzgârın ve kayanın gücünü ister; ama her yeni biçimde başka bir engelle karşılaşır. Hikâye, sahip olmadığımızı sandığımız özelliklere özenirken kendi konumumuzu ve imkânlarımızı unutabileceğimizi düşündürür.

Kaderini sevmek ve kabullenmek üzerine

Kaderini sevmek ve kabullenmek, her şeyi olduğu gibi bırakmak değil; nerede bulunduğunu dürüstçe görebilmektir. Bu bakış, “Başka biri olsaydım her şey daha iyi olurdu” düşüncesini fark etmeye ve bugünkü hayatına yalnızca eksikleri üzerinden bakmamaya alan açar. İnsan kendi durumunu gördüğünde, değiştirebileceği şeylerle değiştiremeyeceği şeyleri birbirine karıştırmadan değerlendirebilir.

Bu hikâyeyi okurken kendimize şu soruyu sorabiliriz: Şu an hangi özelliğimizi, koşulumuzu ya da hayatımızın hangi parçasını yetersiz görüp başka birinin yerinde olmayı diliyoruz? Bu soru, kendimizi suçlamak için değil; sürekli başka bir biçime dönüşme isteğinin ardındaki karşılaştırmayı fark etmek için sorulabilir. Taşçının her dileği ona yeni bir şekil verir, fakat hikâyenin sonunda yine başladığı yerde, kayayı yontarken buluruz onu.

Metnin sonunda yer alan “Nietzsche” imzası, bu anlatının yazıdaki atfını korur. “Nietzsche kaderini sev sözü” diye arayanların karşılaştığı temel düşünce de burada, taşçının bitmeyen dönüşüm isteğiyle görünür olur: Belki de mesele, her zaman başka biri olmayı istemek değil; kendi hayatına daha dikkatli bakabilmektir. Kaderini sev belki seninki en iyisidir.

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Mutluluk Üzerine Küçük Bir Ders

Kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı.

Dilenciye “Dile benden ne dilersen” dedi.
Dilenci güldü ve;
“Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” diye yanıtladı.


Kral dilencinin bu sözlerinden çok alındı ve dilencinin istediğini yerine getireceği konusunda ısrar
etmeye başladı:

“Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim” dedi.

“Sen söyle hele; ne istiyorsun?”

Dilenci “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım”dedi.

Dilenci sıradan bir dilenci değildi. Kralın ilk yaşantısında öğretmeni olmuştu ve ona şu sözü vermişti:

“Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.”

Kral bu olayı çoktan unutmuştu. Bu yüzden ısrar ediyordu:

“Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir kralım” dedi.

“Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.”

Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp,
“Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misin?” diye sordu.
Images

Yaşadığımız Hergünden Hayata Dair Ders Almak

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.
Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz – bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri – ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.
Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.
Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.
Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.
Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.
Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!
Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır. Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.
Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?
Sharon Zeff