Images

Neden Burun? Neden Diyafram?

    Birçok kişi doğru nefes almayı bilmemektedir. Birçok kişide doğru nefes aldığını düşünerek, doğal olmayan yollardan solunum yapmaktadır. Ortaya çıkan sonuç, bu konuda yetersiz bilgi kapasitesine sahip olduğumuzdur. Nefesi ağızdan almak çok sik karşılaşılan, vücut sistemimize uygun olmayan, arkasında anatomik bir rahatsızlığı gizleyen Sig bir alışkanlıktır. İnsanların büyük çoğunluğu nefes alırken omuzlarını ve göğsünü yukarı kaldırarak ve karni içeri çekerek nefes alır. Bu okul yıllarından beri bize yüklenmiş olan ve beden eğitimi derslerinde dik dur, karnini içeri çek, göğsünü şişir komutlarının bizde biriktiği izlerdir.

Oysa doğru nefes almak nerdeyse bu tanımlamanın tam tersidir. Rahat ve kendini kasmadan durarak, karnini dışarı doğru genişleterek, göğsünü ve omuzlarını kaldırmadan sessiz, doğal ve abartısız bir nefes almak önerilmelidir. Doğru ve kapasiteli nefes alabilmeniz için omuzlarınızdan değil diyafram adalesini kullanarak karnin hissedebileceğimiz en alt bölgesinden nefes amaliyiz. Bu ciğerlerimizin karnimizde olduğu anlamına gelmez.

    Ciğerlerin asil kapasiteli olan alt kısımlarının genişleyebilmesi için, bos alana ihtiyaçları vardır. Biz bağırsak, mide, dalak, karaciğer gibi organlarımızı aşağıya çekerek, ciğerlerimizin genişlemesi için yer açmaktayız. Bu yüzden mümkün olduğunca karnimizin hissedebildiğimiz ve becerebildiğimiz en alt kısımlarını kontrol altına alarak aşağı çekmek, en azından o bölgede genişlemek gerekmektedir. Doğru nefes burundan alınıp verilendir.

    Burun içi yapısı, yapışkan bir sivil ve kıllar içermektedir. Bu ortam, aldığımız nefesle ciğerlerimize gidecek olan havanın filtre edilmesini sağlar. Havadaki toz ve benzeri zerrecikler yapışkan sıvıya ve kıllara yapışarak ciğerlere ulaşmadan bir temizlenme işleminden geçerler. Burun içindeki ortam, ciğerlerimizdeki isi ve nem oranı acısından ayindir. Burun, içinden gecen havayı ciğerlerin ortamına uyumlar. Ancak burundan nefes alındığında yeterli basınç sağlanıp ciğerlerin buutunu solunuma sokulabilir.

    Nefes yolunu bir soba borusu gibi algılarsanız, o borudaki üflenen havanın basınç kuvvetinin borunun uzunluğuyla orantılı olacağını bilirsiniz. Siz burun ve diyaframı kullandığınızda, nefes yolunu en uzun mesafeyi oluşturacak şekilde kullanmış olursunuz. Bu basınç, az kuvvetle çok is yapmak anlamında tam kapasiteli bir ciğer kullanımı olarak akciğerlerin hava kesecikleri için yeterli oranda sıkışıp açılma kuvvetini oluşturur.

Burundan nefes aldığımızda, üzerinde ‘parana’ dediğimiz manyetik enerjiyi taşıyan hava, burnun hemen arkasındaki beyne en yakın sinüs boşluklarından geçerken, üzerinde taşıdığı ‘supta’ enerjiyi beyne temas ettirerek manyetik bir etki oluştururlar.

    Diyaframı gerdiğinizde ya da diyaframa dayandığınızda yumuşak damağa yani kubbe dediğimiz burun arkasına da otomatik dayanmış olursunuz. Yani burun ve diyafram birbirleriyle ilişkili ve kombine çalışırlar. Hangisine yönelirseniz yönelin diğerine de tesir yollamış ve aktive etmiş olursunuz.

Istar fizik bedeninizi ister duygu bedeninizi ister mantalitenizi iyileştirmeye çeliştirdiğinizde burun ve diyaframı beraberce kullanmak zorundasınız. Diyaframı altta ve kontrol altında tutmaya gayret ederken, yumuşak damağınızı da yukarı doğru açarak esnetmek zorunda sinizdir. Aradaki bu-tun orta solunum, üst solunum, yutak farenks ve larenks yardımcı elemanlardır. Kaçınılmaz olan burun ve diyafram birlikteliğidir.

Burnun iki delikli olmasının, bölgelere ve iklimlere göre değişik biçimlerde oluşmasının çok özel anlamları vardır. Örneğin sıcak ve nemli tropikal iklimin tipik insan burnu kısa ve geniş deliklidir. Soğuk iklim insanlarının burnu uzun ve dar deliklidir.

     Bütün fizik uygunlukların diğer boyutlarda karşılıkları vardır ve birbirinden ayrı ve çelişik değildirler. Burnun yanında ağızdan nefes almayı devreye sokmak ancak, burun yollarının hastalık veya bir travma neticesinde tıkanması durumunda düşünülmelidir. Uykuda horlama rahat sizliğinin sadece ağız yolu ile solunum yapanlarda görüldüğünü ve horlamanın tamamen doğru nefes alamama sorunu olduğunu bir kere daha tekrarlayalım.

Bazı özel durumlar da örneğin koşarken ve şarki söylerken yeterli nefesi yetiştirebilmek için burun nefesinin yanında ağız nefesini de kullanmak nadiren de olsa gerekebilir. Ciğerleri diyafram vasıtasıyla aşağıya çekmek, kalbin üzerindeki baskının azalmasını sağlar ve bu sayede mide ve bağırsak gazlarının kalbi sıkıştırması kısmen engellenmiş olur. Diyafram adalesinin kullanılmasıyla aşağı ve yukarı hareket etmek zorunda bırakılan organlar için bu hareketlilik masaj anlamı taşımaktadır. Rahat nefes almak için mide ve bağırsakların hacimsizlik nedeniyle şişkin kalmamalarını temin etmek gerekmektedir. Şişkinlik yaratacak besinlere nefesinizi yoğun kullanacağınız zamanlarda örneğin; bir konferans konuşması, şarki söyleme öncesi veya spor yapma öncesi dikkat etmek gerekebilir.

   Kapasiteli birkaç diyafram nefesiyle önemli toplantı veya sınav önceleri, yoğun stres hallerinde sinir krizlerinde, yolculuk esnasındaki araç tutması nedeniyle oluşan mide bulantılarında süratli bir iyileşme sağlayabilirsiniz. Kapasiteli birkaç diyafram nefesi ile önemli toplantı veya sınav önceleri, yoğun stres hallerinde, sinir krizlerinde, yolculuk esnasındaki mide bulantılarında süratli bir iyileşme sağlayabilirsiniz.

 

Mustafa Kartal

Images

Ho'oponopono Yöntemi Nedir

Ho'oponopono Yöntemini son zamanlarda sıkça duymaya başladık, birçoklarımıza göre telaffuzu zor gelen bir cümle ama kazandırdıkları ve kattığı değerler bir mucize.
Joe Vitale’nin  Dr.Ihaleakala Hew Len’den öğrenerek Zero Limit kitabında anlattığı şekliyle aktarıyorum.
Bu yöntem; karşımızdaki insanın yaşadığı duyduğumuz öğrendiğimiz anda bizim sorunumuz olarak algılayıp kendi içimizde bundan arınarak karşımızdakini de arındırma yolunu öğretiyor. Sadece insanlar değil her şeyi arındırıp temizlemenin yoludur bu. Tüm bilinen ya da bilinmeyen negatif enerjileri, pozitif olanla değiştirerek arındırır. Bunun içinde sevgi yi kullanır. 4 temel kalıp vardır.
 seni seviyorum
özür dilerim
lütfen beni affet
teşekkür ederim
 cümlelerinden oluşur. Uygulamada çok kolay ve kısa sürede de sonuç veriyor.

 Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için. 2 yıl önce, Hawaii'de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş. Bu hikâyeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm.



Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki? Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi? Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim.
Ta ki hikayeyi bir yol sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho'oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Anlatılanlar tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim. Şu ana kadar "sorumluluk" kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı. Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Bunun üzerine Len Hawaii Eyalet Hastanesi'nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi. Ve hikayesini anlattı.
Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş. Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş.
Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış.
"Birkaç ay sonra, daha önceden ellerli kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı," dedi bana. "Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı." Şaşkınlık içindeydim…
"Sadece bu kadar değil," diye devam etti. "Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı."
 Ve işte en önemli soru: "Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?" dedim
"Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece," dedi. Anlamadım…
Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi -aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın.
“Hmmm... Kolay sindirilebilir bir şey değil. “
Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır.
Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır. Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor. Onlar aslında yoklar… Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması…
Sorun onlarda değil, sende. Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin.
Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum.
Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len'le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho'opnopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım.
Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin.
Dr. Len'e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı?
"Sadece, tekrar ve tekrar 'özür dilerim' ve 'seni seviyorum' dedim," dedi.
Bu kadar mı?
Bu kadar.
Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir.
Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin:
Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len'in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden "Özür dilerim" ve "Seni seviyorum," dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım. Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. "Seni seviyorum" diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.
Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho'oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti.

"Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?" diye sordum.
"Onlar orada değiller,"dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. "Onlar hala içinde."
Dış dünya diye bir şey yok.
Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz.
Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.
"İçine baktığında, bunu sevgiyle yap."

1.Ne olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.
İçinizde ve etrafınızda olan her şeyin, bilinçli ya da bilinçsiz, farkında olmanıza imkan yoktur. Bedeniniz ve aklınız şu anda çalışmaktadır ve bunun farkında değildir. Ve havada, radyo dalgalarından düşünce formlarına kadar görünmeyen sayısız sinyal bulunmaktadır ve sizler bunların hiç birini bilinçli olarak algılamazsınız. Gerçeği söylemek gerekirse, tam şu anda kendi gerçeğinizi yaratmaktasınız ama bu olay bilinçli bilginiz ya da kontrolünüzün dışında, bilinçsizce olmaktadır. Bu nedenle istediğiniz kadar olumlu düşünün gene de yaralanırsınız. Yaratıcı olan bilinçli zihniniz değildir.
2. Her şeyi kontrolünüz altında tutamazsınız
Elbette ki olan her şeyden haberiniz olmadığı için, onları kontrol edemezsiniz. Dünyaya emredebileceğinizi düşünmek egosal bir hatadır. Şu anda dünyada neler olduğunun çoğunu egonuz göremediğine göre, sizin için en iyisine egonuzun karar vermesine izin vermek hiç de bilgece olmaz. Seçim sizin elinizde, ama kontrol değil. Ne deneyimle meyi tercih edeceğinize karar vermek için bilinçli zihninizi kullanabilirsiniz, ama onu ifade edip edemeyeceğinizi ya da bunu nasıl ve ne zaman yapacağınızı kendi haline bırakmalısınız. Teslimiyet anahtardır.
3. Yolunuza her ne çıkarsa onu iyileştirebilirsiniz.
Yaşamınızda önünüze çıkan her şey, oraya nasıl geldiğine bakmaksızın, iyileştirmek içindir, çünkü şu anda sizin radarınızdadır. Buradaki varsayım, eğer onu hissedebiliyorsanız, onu iyileştirebilirsiniz de. Eğer onu bir başkasında görebiliyorsanız ve bu sizi rahatsız ediyorsa, o zaman iyileştirmek için oradadır demektir. Ya da Oprah'ın bir keresinde söylemiş olduğu gibi, "Eğer onu fark edebiliyorsanız, ona sahipsinizdir." Onun neden hayatınızda olduğuna ya da oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikriniz olmayabilir, ama artık farkında olduğunuza göre, onu serbest bırakabilirsiniz. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar iyileştirirseniz, tercih ettiklerinizi ifade etmede o kadar net olursunuz, zira başka şeyleri kullanmak için gereken enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.
4. Tüm deneyimlerinizden %100 sorumlusunuz.
Hayatınızda başınıza gelenler sizin suçunuz değildir, ama sizin sorumluluğunuzdadır. Kişisel sorumluluk kavramı söylediğiniz, yaptığınız ya da düşündüğünüzün ötesindedir. Hayatınızda yer alan diğer herkesin dediklerini, yaptıklarını ve düşündüklerini de içerir. Yaşamınıza meydana gelen her şeyin sorumluluğunu tamamen alırsanız, o zaman herhangi bir kişi bir sorunu su yüzüne çıkardığında, o sizin de sorununuz olur. Bu üçüncü ilkeye bağlanır, yani yolunuza çıkan her şeyi iyileştirebilirsiniz. Kısacası, şu anki gerçeğiniz için hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi suçlayamazsınız. Tüm yapabileceğiniz onun sorumluluğunu almak, yani onu kabul etmek, ona sahip çıkmak ve onu sevmektir. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar çok iyileştirirseniz kaynak ile o kadar uyumlu olursunuz.
5. Sıfır limite iletiniz "seni seviyorum" cümlesini söylemektir.
Sizi her şeyin ötesindeki huzura, iyileştirmeden ifade etmeye götürecek bilet sadece "seni seviyorum" cümlesidir. Bu cümleyi Tanrı'ya söylemek içinizdeki her şeyi temizler ve böylece şu anın mucizesini yaşayabilirsiniz: sıfır limiti. Amaç her şeyi sevmek. Fazla kiloyu, bağımlılığı, sorunlu çocuğu ya da konuyu, eşi sevin; hepsini sevin. Sevgi sıkışıp kalmış enerjiyi değiştirir ve serbest bırakır. "Seni seviyorum" demek Tanrıya deneyimleme dileğinizin gerçekleşmesidir.
6. İlham niyetten daha önemlidir.
Niyet zihnin oyuncağıdır; esinlenme Tanrı'dan bir bildirimdir. Bir an gelir, yalvarmak ve beklemek yerine teslim eder ve dinlemeye başlarsınız. Niyet egonun sınırlı görüşünü temel alarak hayatı kontrol etmeye çalışmaktır; esinlenme ise Tanrı'dan gelen mesajı almak ve buna göre hareket etmektir. Niyetler işe yarar ve sonuç verir; esinlenme ise işe yarar ve mucizeler getirir. Hangisini tercih edersiniz?

Alıntıdır : Zero Limit - Joe Vitale, Dr.Ihaleakala Hew Len



************************************************


 Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için kitaplarımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?



Kontrol Sende - Çekim Yasası ve Bilinçaltı Dönüşüm Rehberi Kitabı - 2019 - 2 nci Baskı


 KONTROL SENDE
İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN
Çekim yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi

Düzenlemiş İkinci Baskı


************************************************


Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı


Daha İyi Bir yaşam için

BİLİNÇLİ YARATMA SANATI


******************************

Kitapları Temin İçin : cekimyasasi@hotmail.com

Tel/Whatsapp : 0 553 06 00 464

www.halissahiner.com




*********************************************
Images

Nefes Teknikleri İle Öfke Ve Kızgınlık Kontrolü

Kızgınlık çok hafif bir etkiden, şiddete kadar gidebilen bir duygudur. Öfkeyle birlikte beden üzerinde bir takım fizyolojik ve psikolojik değişimler görülür. Vücut biyokimyasında adrenalin ve noradrenalin hormonunun salınımı artar. Nefes alıp verme ve kalp atışı hızlanır. Göz bebekleri büyür ve tansiyon çıkar.

Kızgınlık birçok  nedene bağlı olarak kolayca gelişebilir. Bunlar kişinin dış dünyası ile ilgili olduğu kadar  içselde olabilir. Belli bir dozda kızgınlık normal ve hayatın devamı için gerekli sayılır. Belli bir düzeyi aşan kızgınlık durumlarında ise kendisine veya çevresine zarar verme görülebilir. Kızgınlık kontrol edilebilir bir duygudur ve önemli olan o sınırı koruyabilmektir.
Kızgınlık ve öfke kontrolünde kullanılan savunma sistemleri genellikle kızgınlığını sergileme,  sakinleştirme ve bastırma şeklindedir.
Kızgınlığını sergileyerek ifade etmek kontrolsüz bir şekilde saldırgan davranmak değil, gerektiği kadar hoşnutsuzluğunu bilinçli olarak gösterebilme durumudur.  Önemli olan duygu ve düşünceleri amacına uygun olarak diğerlerine doğru bir şekilde ifade etmektir. Kızgınlık ifade edilmek istendiğinde kontrolsüzlüğü engellemek için nefes kontrolü gerekir. Hızlanmış, kontrolden çıkmış duygu ve düşünce sistemini yavaşlatarak gerçek ihtiyacı belirlemek ve buna uygun davranış sergilemek için hiç ara vermeden on derin nefesi burundan hızla alıp, ağızdan yavaşça ohhh diyerek ya da hohlayarak vermek enerji blokajını çözer.
Sakinleştirme; dışsal tepkilerimizden çok içsel tepkilerimizi kontrol altına almamız anlamına gelir. Gerçekten kızgın ve kontrolsüz olmanın karşılığı olan bir nefes alma şekli vardır. Bu sakin ve gevşemiş durumda olduğunuzun tam tersi bir durumdur. Sakin ve kontrollü olduğunuzda nefes alışınız hızlı ama verişiniz yavaştır. Kızgın ve kontrolsüz olduğunuzda ise genellikle ağızdan yavaşça alınan nefes burundan hızla verilir. Halk arasında “burnundan soluyor” veya “boğalar gibi burnundan alev saçıyor”  sözleri kızgınlığın iyi birer ifadesidir.
Derin, düzenli ve dikkat odaklı nefes alış verişler vücut sistemini yavaşlatır. Daha uzun zamanda düşünerek hareket etmemizi sağlar. Kalp atışlarımızı ve hormonal sistemimizi dengeye sokar. Gereksiz adrenalin üreterek savaş ya da kaç etkisi yaratmamızı engeller. Kızgınlığın makul ve katlanılabilir bir seviyeye çekilmesine imkan sağlar.
Üçüncü yol ise bastırmadır. Burada öfke o an için bastırılıp daha sonra olumlu duygularla yer değiştirilerek kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu yol sürekli kullanıldığında her zaman olumlu duygulara çevirmek mümkün olmayabilir. Bu durumda öfke içe yönelerek depresyon, somatizasyon gibi çeşitli rahatsızlıklara dönüşebilir. Duyguların gereği gibi zamanında ve ortamında ifade edilememesi birçok değişik rahatsızlıklara yol açar. Kişinin kızgınlık duyguları bastırıldığında daha sonra değişerek kin ve intikam alma gibi yollarla kendini gösterebilir. Kızgınlığın bastırılması çok özel durumlar dışında önerilmez.
Kızgınlığın kontrol altına alınması nefes teknikleri;
Her zaman nefes farkındalığı içinde olarak davranışları kontrol altında tutmak gerekir.
Gereksiz kızgınlığa yol açacak adrenalin salgısı oluşturmamak için sempatik sinir sistemini aktive edecek üst solunumdan kaçınmak, bunun yerine düzenli yumuşak damak ve diyafram eşleşmesi ile bütünsel nefes almaya ve kanın ph değerini düşük tutacak nefes döngüsü oluşturmaya gayret etmek gerekir.
Kızgınlık belirtileri görüldüğünde veya kızgınlığın farkına varıldığında on adet derin nefes arka arkaya alınması kalp ve karın bölgesinde oluşan blokajın dağılmasına ve elektriğin topraklanmasına yarar. 
Kızgınlık yaşama ihtimali yüksek olan bir durum öncesinde burundan hızla alıp yavaşça ağızdan vereceğiniz nefeslerle fizik, duygu ve düşünce bedenler üzerinde yavaşlama, sakinleşme ve gevşeme sağlanarak potansiyel kızgınlıklara karşı önlem alınabilir.
Her türlü önlem alınmasına rağmen giderilemeyen, obsesif bir görüntü alarak takıntı durumuna geçen kızgınlıklar için değiştirici ve dönüştürücü nefes teknikleri ile beyin sapı ve medulla üzerinde yoğunlaşan elektriği tamamen nötr hale getirmek mümkündür.
  
Nefes teknikleri içinde yer alan üç kısa bir uzun nefes çalışmaları Timus bezini ve bağışıklık sistemini aktive ettiği için kızgınlığa karşı dengeleme oluşturmak için kullanılması uygundur.

Mustafa Kartal


************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN


***********************************************
Images

İçsel Temizlik-Başarı Öyküsü

İçsel temizlik çalışması yaptığımız bir hanımın hayatını anlatacağım. İsmi Özlem olan hanımefendi evli ve 2 çocuğu var.
Özlem hanım oldukça sıkıntılı bir çocukluk geçirmiş. Kardeşi olduğunda bir anda ikinci planda atıldığını düşünmüş. Ailesi okuması için okula göndermiş ama aynı zamanda oldukça fazla sıkmışlar. Kimseyle arkadaşlık yapamamış. Hiç erkek arkadaşı olmamış. Babası ve abisi oldukça tutucu oldukları için buna söz hakkı vermemişler. Sonuçta okul biter bitmez de mevcut durumdan kurtulmak için  hemen ilk gelen kişi ile evlenmiş bir hanımefendidir.
 Ve hayatın sürpriz bitmemiş ve evlendiği kişide babasının huylarına fazlasıyla sahip olarak, baskı, şiddet taciz ne dersen Özlem’in üzerinde uygulamış. İş yeri açmışlar Özlem sabah erkenden gidip dükkânı açmış eşi çocukları öğleye kadar yatıp öğleden sonra dükkana gelmişler. Evde baskı şiddet dövme taciz hakaret son sürat devam etmiş. Devamında işler ters gitmeye başlamış. İflas noktasına gelmişler. Özlem intiharın eşiğine gelmiş ilaç kullanmaya başlamış. Adam yerine kimse koymamış herkes hor görmüş. Çocukları ile bağı bile pamuk ipliğine bağlı hale gelmiş.

Sitem aracılığıyla bana ulaştı. İşleri toparlamak için internet üzerinden bir şeyler yapıp para kazanmayı düşünüyordu. Bu şekilde kendini eşine çocuklarına ispat edeceğini düşünüyordu. Özlem kendini ifadede oldukça zorlanıyordu. Ama bir taraftan da düşmüş olduğu durumdan çıkmaya çalışıyordu. Sonrasında yaptığımız sohbetler sonrasında gerçek konunun bu olmadığı aslında olayların oldukça vahim olduğunu keşfettik ve kendisine kişisel gelişim çalışmaları önerdim.


Images

İlişkilerde Çekim Yasası-Bağımlılık

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Evrende her şey enerjidir. Siz kendi enerjine uygun yayın yaparsınız ve karşınıza sizin enerjinize uygun kişiler çıkar.
Siz etrafa ne yayarsanız, karşılığında onu bulursunuz. Korku enerjisi yayarsanız korkularınıza, sevgi enerjisi yayarsanız sevginize uygun kişileri kendinize çekersiniz.



İlişkilerinizde hep hüsran mı yaşıyorsunuz? O zaman evrene yaydığınız enerjinize bakınız.
Dünyada milyarlarca kadın ve erkek bulunmakta herkes için birçok farklı seçenek sunulmaktadır. Ancak birçok insan yaşamalarını yaşadıkları olumsuzluklara ve maruz kaldıkları psikolojik ve fiziksel şiddete rağmen buldukları kişiye takılıp kalıyorlar. Tüm dünyalarını o kişi etrafında kuruyorlar. Kendi yaşamlarında bir kısır döngü oluşturup yaşadıkları olumsuzluklara rağmen o çemberden, o ortamdan vazgeçemiyorlar.
Bunun nedeni olarak ben, korkularının olduğunu düşünüyorum. Bu korkularının sebebiyle de bulundukları ortama ve birlikte olduğu kişilere karşı bağımlılık duygusuna sahipler. Sahip oldukları korkular o kadar güçlü ki bulundukları çemberin dışına çıkamıyorlar.

Images

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Birbirine çok yakın anlamlarda kullanılan bu iki sözcük aslında birbirinin tam tersi olan iki farklı durumu ifade ederler.
Değişim, varlığın kendi gelişim sürecinde kendi istek arzusu karşılığı olan bilinçli seçimleri ile bireysel varlığını yok etmeden tüm tesirler karşısında denge ve uyum oluşturmasıdır.
Dönüşüm ise varlığın karşı koyamadığı şartlar karşısında kendi bireysel duruşunu yitirdiği ve başka bir kimliğe büründüğü bir durumdur.
Değişim kolay ve zevkli, dönüşüm ise acılı ve zorlayıcıdır. Değişim esneyerek izin vermeyi, dönüşüm direnç göstererek kırılmayı içerir. Değişim gerçek yaşamla iyi senkronize olmayı, dönüşüm tüm değerleri sıfırlamayı sağlar. Değişim sürecinin başlangıç ve bitiş serüveninin iyi algılanması ve yönetilmesi ancak farkındalığın geliştirilmesi ile sağlanabilir. Farkındalık geliştirilemediğinde dönüşüm kaçınılmazdır.
Her canlının gelişme sürecinde evreler vardır. Başlangıç ve sonuç arasındaki deneyimlerin getirdiği farkındalık içeren bilgelik değişimin göstergesidir. Her deneyimin başka bir deneyime geçiş yaparak sürdüğünü fark ettiğinizde değişmişsinizdir. Bunun farkına bile varamadığınızda başka bir şeye dönüştünüz demektir. Değişmek diyalektik bir kuraldır, dönüşmekse sistemsel dayatmayla gerçekleşir.
Değişimin farkında lığı sizin için varlığınızı sürdürmenize sağlayan ve yok olmanızı engelleyen koruyucu bir sistem oluşturur. Doğal değişim bütünlük içerisinde elde ettiğiniz deneyimsel bilgeliğin uygulanması ile başlar. Varlığın değişime olan direnci, dönüşmesine yol açar. Bu süreçte en olumsuz etken katı kurallara bağlı kalmak ve holistik bir dünya görüşüne sahip olamamaktır. Değişim sürecinizin farkında olma ölçünüz değişimin hızını ve kolaylaşmasını belirleyecektir.
Kaynak : Mustafa Kartal
Images

Strese Karşı Senkronize Nefes Teknikleri

Sağlıklı ve uzun ömürlü olmanın sırrı; yaşanılan pek çok rahatsızlıkların stres baskısı ile kişinin kendi kişisel tutumumdan kaynaklandığının bilinmesidir. Bu bilince ulaşan kişi otomatik olarak değişime geçer ve seçimlerini sağlıklı olmak yönünde kullanmaya gayret eder.  Aksi takdirde kaderine teslim olarak, kendi bedeni için özel hiçbir şey yapamadan yalnızca tedavi yöntemlerinin ve ilaçların peşinden koşmaya başlar. Stresin vücudunuzda yarattığı tahribatı strese girdiğinizde gözlerinizi bedeninize çevirip gözlemleyebilirsiniz.
İnsanların ve hayvanların yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayan en temel mekanizma otonom sinir sistemidir. Bu sistem sürüngenler, memeli hayvanlar ve insanların bütün organlarının çalışmasından sorumludur. Bu sistem nefes düzeninden ısı düzenlenmesine, tükürük salgısından mide asit salgılanmasına, kalp atımından damar basıncına, bağırsakların çalışmasından yumurtlamaya, hormonal düzenlemeden bağışıklık sistemine kadar geniş bir etki alanına sahiptir. İnsan bütün vücut sistemlerini, organ ve hormonlarını düzenli çalıştırmayı sağladığı surece sağlıklı yaşamayı sürdürebilir.
    Bu sistem yaşam döngüsü içerisinde varlığımız kendini tehdit altında hissetmeye başladığında stres adını verdiğimiz bir alarm durumuna geçerek kendi içerisindeki sakinlik durumunu bozar. Bu alarmda savunma sistemi de dâhil olmak üzere tüm sistemlerin sağlıklı çalışması bozulur. Buna en iyi örneklerden biri sınav öncesi veya iş görüşmesine girmeden hemen önceki halimiz olabilir. Vücudumuzun otonom sinir sistemi stresli durumu sezip adrenalin salgısı yayarak alarm zilini çaldığında kalbimizden barsak hareketlerine varıncaya bütün ritimlerimiz düzensizleşecektir. Bu durumun nedeni aslında otonom sinir sisteminin canlıları korumak için uyguladığı bir koruma bicimidir. Kedi gören fareyi veya karşısına ayı çıkan bir insanın düşünceden daha hızlı koruyarak otomatik hareket etmesini sağlayan bir sistemdir.
Böyle bir durumda, otonom sinir sistemi vücudun sadece iki tercihi olduğunu bilir ve ona göre iç organların çalışmasını tekrar düzenler çünkü 'savaşmak ya da kaçmak' olan bu iki seçenekte de iç organlar açısından yapılacaklar aynıdır. Her iki durumda da hızlı koşmak gerekeceğinden iç organlardaki kan damarları kasılır ve bacaklara daha fazla kan gitmesi sağlanır. Giden kani daha da artırmak için kalp daha hızlı çarpmaya başlar. Nefes hızlanır. Kanla birlikte enerji yani şeker karaciğerden kana salınır. Bu durum için gereken tüm özel hücresel haberciler olan hormon ve sitokinler de kana salınır. Bu sayede bu tehdit durumundan kurtulmak için yasayan canlıya en fazla şans tanınır.
    Bu gibi anlık hallerde hayat kurtarıcı olan otonom sinir sistemi günümüz hayatında süreğen stresle karşı karşıya olduğundan vücudu sürekli hafif bir alarm halinde tutar. Bu alarm derecesi kişinin maruz kaldığı stres'e bağlı olarak daha da artar. Bunun sonucundan, iç organların beslenmesi bozulur, kalp ritim bozuklukları ortaya çıkar ve 'anlık' alarm yanıtında faydalı olan hücresel haberciler başta hafıza ve bağışıklık sistemine zarar vermeye baslar. Kronikleşen otonom sinir sisteminin alarm durumu kolay yakalanan gribal enfeksiyonlardan, çarpıntı ve tansiyon şikâyetlerine, adet düzensizliklerinden mide asit salgılanmasına kadar uzanan bir yelpazede sağlık sorunların kaynağını oluşturmaktadır.
    Kronik stresin beynin hard diski sayılan hafıza merkezindeki hücreleri de erittiği yapılan çalışmalarca gözlenmiştir. Bu hücrelerin arasındaki bağlantıların erimesi beraberinde unutkanlık problemlerini de getirmektedir. Nefes teknikleri uygulamaları düzenli tatbik edildiğinde beyni strese karşı korumuş oluruz. Nefes Tekniklerinin hipokampus'u aktive ederek ve inflamatuar sitokinleri baskılayarak beyni koruduğu bilinmektedir.
    En önemli özelliği adaptasyon olan beyin, yeni durumlara yönelik hücre çalışmasını ya da görev dağılımını devamlı değiştirebilmektedir. Bu özelliğin uyarılabilmesi için de sürekli ve düzenli gelen bir uyarı gereklidir. Bir trafik kazasında kolu kopan bir insanın beyninde koldan duyu alan hücrelerin her gün koldan ben yokum sinyalini alması sonucu bir ayın sonunda yüz bölgesinden duyu almak için görev değişikliğine uğradıkları gösterilmiştir. Yine bir annenin beyninde göğsünü temsil eden hücre sayısı bebek süt emdikçe artmaktadır. İşte Norofeedback uygulamalarının temelini oluşturan beynin adaptasyon yeteneğini kullanmaktır ve bu yeteneği ortaya çıkartmak için de düzenli aralıklarla istenilen düzeyde uyarı yapmak birinci şarttır. Bu durumda da her insanda beynin adaptasyon yeteneği farklı olduğundan aynı hastalıkta dahi norofeedback'in faydası kişiden kişiye farklı olacaktır.
   Nefesin kontrol edilmesi ile sağlanan uyum, vücudu kronik strese bağlı olarak ortaya çıkan devamlı alarm durumundan çıkartır. Canlı doğasının kendisi nefes uygulamalarının temelini oluşturmaktadır. Nefes uygulamaları doğal olan biyolojik ritim egzersizleridir. Doğada Koala gibi metabolizması yavaş olan hayvanlar bu metabolizmaya nefes ve kalp atımlarını da yavaşlatarak uyum sağlamaktadırlar. Yeni doğan bir bebeğinde metabolizması sürekli bir gelişim halinde olduğundan daha hızlıdır. Bu yüzden nefes ve kalp atımı yetişkin bir insana göre çok daha fazladır.
   Doğayı ilk gözlemleyen insanlar, metabolizması yavaş olan hayvanların nefes alma sekilerlini meditasyon uygulamaları haline getirmişler ve yıllar suren nefes meditasyon eğitimleri için tapınaklar inşa etmişlerdir. Otonom sinir sistemini rahatlatmak için düzenli/ senkronize ve yavaş nefes tekniği öğrenilmesi gerekmektedir. Yavaş nefes alıp vermek herkesin kısa surede yapabileceği bir uygulama iken, asıl zor olan bu şekilde nefes alıp vermede senkronizasyonu yakalamaktır. Bu zorluk yıllar süren meditasyon seansları sonucunda yakalanabilen bir seviyedir. Yogiler ve Tibet tapınaklarındaki rahipler üzerinde yapılan çalışmalar stres içeren beyin dalgalarının kalıcı şekilde azalttıklarını göstermenin yanında, bağışıklık sistemlerinin de aşılamaya karşı cok daha fazla antikor oluşturduğunu ortaya çıkarmıştır.
    Şehir hayatına geçiş beraberinde stresi de yani otonom sinir sistemi için alarm durumunu da beraberinde getirmiştir. İş hayatının koşuşturması içerisinde nefes meditasyonu yapabilmek zaten olağan dışıdır. Teknolojik Nefes Teknikleri yaklaşımları ile yıllar boyunca yapılan nefes meditasyonları sağlanmaya çalışılan nefes senkronizasyonu, 5-10 dakika gibi bir surede elde edilebilmektedir. Bu sayede çok az vakit ayırarak otonom sinir sistemimize etkili bir sakinleşme egzersizi yaptırabilirsiniz. Nefes ve nabız düzenleyici biofeedback nefes uygulamalarını haftada 3- 4 kez uygulanabilir. Biofeedback nefes uygulamalarının etkili olması için egzersizlerde senkronizasyon ana şarttır.
   Bu uygulamalar stresin alarm durumunda olan otonom sinir sistemine ve diğer sistemlere yönelik aşırı uyarımlarını azaltmaktadır. Örneğin nefes biofeedback egzersizlerinin, kalp damar sağlığını da pozitif etkileyerek hipertansiyon şikâyetlerinde anlamlı sonuçlar doğurduğu yapılan çalışmalarca kanıtlanmıştır. Bütün bu olumlu etkilerinden dolayı Biofeedback otonom sinir sisteminin ulaştığı tüm organ sorunlarında düzenleyici ve destekleyici amaçla kullanılmaktadır.

Mustafa Kartal