Images

Holotropik Nefes Teknikleri

   Bu özel teknikler bütünlüğü oluşturan veya başka manada dengeleyici nefes teknikleri olarak bilinmektedir Bilinç'in, hızlı solunum, uyarıcı müzik ve belirli kas gerici hareketlerle değiştirilmesidir. Ani ortaya çıkan ruhsal fenomenler ya da holotropik şuur halleri amaçlanır. Bu arada vucut kimyası çok hızlı değişir ve birçok konuda orijinal forma dönüş yaşanır.

   Holotropik nefes çalışmaları hızlı ve derin nefes alışlarla kana, alışık olduğu seviyenin üzerinde yüksek oranda oksijen yüklemeyi esas alır. Bu çalışmaların eğitmen eşliğinde ve kontrol altında yapılması gerektiğinden fazla açılmadan kendi düzenlediğim ve yeni başlayanlara uyguladığım, bir egzersizi bu konuda örnek olması için anlatayım.

   Önce yavaş ve sakin derin diyafram nefes alışverişleri ile kişi çalışmaya motive edilir, ortama alıştırılır ve dengelenmesi sağlanır. Nefes alışlar gittikçe tempo kazandırılarak hızlandırılır. Bu ön bir hazırlık aşamasıdır. Mümkünse çoşku yaratması için sert ritimli bir müzik açılır. Birkaç saniyelik bekleme süresinden sonra dudaklarınızın yirmi santim önünde imajine edilen muma doğum günü pastasının üflenerek söndürülmesi kuvvetinde, her seferinde ciğerlerin enaz üçte birinin boşalması temin edilecek şekilde, saniyede 2 kere ortalamasıyla üflenmeye başlanır. Üfleme sert ve kesik olmalıdır. Nefes alış verişinde konsantrasyon sadece nefes vermeye odaklıdır. Nefes alışlar dikkate alınmaz.

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN


***********************************************
   Çalışmayı daha da kuvvetlendirmek için; üç kısa, bir uzun üfleme peryodu çalışmanın etkisini yükseltir. Bu peryodu önce yedi kere, daha sonra ondört kere seri nefeslerle aralıksız uygulamak gerekir. Dikkat edilmesi gereken ritmde hızlanma eğiliminin önüne geçilmesidir. Bu çalışma son derece normal ilerlerse yirmibirli periyot denenebilir. Muhtemelen ilk çalışmalarda daha yedili periyotlarda iken bile baş dönmesi ve halsizlik görülebilir. Bu oluştuğunda baş dönmesi geçene kadar çalışmaya ara vermek gerekir. Mide bulanması, ağza safra gelişi ve yüzde sararma olursa çalışmayı daha uygun bir zamana tehir etmek gerekir.

   Bu çalışma herşey yolunda gittiğinde yirmibirli periyotların üç tur tekrarıyla tamamlanır. Yaklaşık yarım saati bulan bu çalışmanın günde en az iki kere tekrarlanması uygundur.

   Normalde ağızdan ve burundan beraberce nefes alıp verilir. Çalışma esnasında baş dönmesi ve mide bulanması oluştuğunda fren yapmak anlamında sadece burundan nefes alıp verilmeye geçilir. Çalışma devam edereken kendini iyi hissetmeye başladığında tekrar ağız nefesi de devreye sokularak ağız ve burundan beraberce nefes alışverişlere devam edilir.

    Holotropik nefes çalışmaları mutlaka bir eğitmen eşliğinde kontrol altında yapılmalı mümkün olduğunca kendi başına denenmemelidir. Çalışma belli bir trans yaratabilme ihtimali taşıdığından en azından ilk zamanlarda çalışmayı gözlemliyen veya yöneten birine ihtiyaç vardır.

    Çalışma esnasında, sonrasında veya çalışmaya devam edilen günlerin bir zamanında, muhtemelen uykuda aniden vucutta bacaklardan başlayan ve bütün vucuda geçecek olan bir vibrasyon oluşacaktır. Ve yaklaşık birkaç dakika sürecektir. Bu sağılmanın başladığı anlamını taşır. Bunun arkasından bilinçaltını meşgul eden semptomlar açığa çıkabilir. Örneğin yüz ağlamaklı bir hal alabilir, Yada anlamsız bir kahkahalarla gülme, yada neferetle bakan bir yüz ortaya çıkabilir.

    Kişinin bu ortaya çıkacak oluşumlara karşı eğitimli ve beklenti içinde olması gerekirki, sağılım başladığında endişe ve korku yerini, tam bir teslimiyete ve akışa bırakabilsin.

Images

Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme- İçsel Temizlik

Bizi hayatımızda yönlendiren en önemli noktamızın bilinçaltı kayıtlarımız olduğunu biliyorsunuzdur. Şimdi artık olumsuz bilinçaltı kayıtlarımızı temizleme ve yerlerine olumlu kayıtları koyma zamanı geldi. Bilinçaltı kayıtlarımız çoğunlukla bizim çocukluğumuzda oluşur. İlköğretim çağlarında yaşadığımız olaylar ve deneyimler çok önemlidir. Özellikle Anneden, babadan ve okulda öğretmenler ve arkadaşlarımızdan aldığımız kayıtlar çok önemli. Orada oluşan tüm kayıtlar bizi hayat boyu yönlendirir. Bu bilinçaltı kayıtları ilerleyen hayatımızda karşımıza ego olarak çıkar. Hayatınıza göz attığınızda nerede bir direnç gösterdiğiniz yer nerede yargıladığınız yer varsa egonuz devrededir.


Bilinçaltını bir bilgisayarın hard diski olarak düşünebiliriz. Ekranda görülenler sizin gerçeğiniz veya yaşantınızdır. Yani bilinçaltınızdaki olumlu, olumsuz inançlarınızın hayatımıza yansımalarıdır. Nasıl bir bilgisayar programında direkt emir şeklinde komutlar veriliyor ise bilinçaltımız da komutlarımızı alır ve gerçekliğimize uyarlar.



Images

Dusuncenin Gucu

    Düşünmenin kolay bir şey olduğunu  zannediyoruz, oysa bilinçli düşünme ve düşünceyi yönlendirme hiç de göründüğü gibi kolay değildir.Bu yazımda düşünce gücünü ve onu yönlendirmeyi aktarmak istiyorum.
     Düşüncenin işleyiş biçimini anlamak için bazı temel prensipleri bilmek gerekir. Etrafımızda gördüğümüz her şey bir enerjidir, yani fiziksel evren değişik titreşim frekanslarından oluşmuş bir enerjidir.Enerji farklı hızlarda titreşir, bu yüzden de inceden yoğuna farklı niteliklere ve çeşitlere sahiptir.Düşünce,nispeten ince, hafif ve bundan dolayı da çok hızlı ve kolayca değişebilen bir enerji seklidir.
    Madde ise nispeten yoğun ve bu yüzden de ağır hareket eden ve ağır değişim gösteren bir enerji seklidir.Madde de kendi içinde büyük çeşitlilik ve farklılık gösterir.Tum enerji şekilleri birbirleriyle karşılıklı ilişki içindedir ve birbirlerini etkileyebilirler.Enerji manyetiktir, belirli bir niteliğe ya da titreşime sahip enerji, kendisine benzer nitelik ve titreşime sahip enerjiyi çekme eğilimindedir.Düşünce ve duygular da manyetik enerjiye sahiptir; bunun sonucu olarak benzer yapıdaki enerjileri kendilerine çekerler.Gunluk yaşantımızdaki arkadaş ve sevgi ilişkilerinde de bunu yaşarız ve olumlu sinyaller hissettiğimiz insanlarla ilişkilere gireriz.Etrafımızda gördüğümüz tüm fiziksel evren başlangıçta bir düşünceydi.Sekil,fikri takip eder. Bir seyi yaratırken, önce onun bir düşünce seklinde yaratırız.Dusunce gibi hafif, devingen ve hızlı değişen enerji, maddeye dönüştüğünde ağır, durağan bir forma dönüşür. Fikirlerimizi gerçekleştirmek için doğrudan fiziksel bir eylemde bulunmadığımız zaman bile ayni prensipler geçerlidir. Sadece bir düşünceyi ya da fikri alıp onu zihnimizde tutmak bile bir enerjidir ve bu enerji bu sekli kendine çekip onu maddi düzlemde yaratmaya girişecektir. 
    Bir ressamın tablosunu çizmeden önce onu kafasında yaratması veya bir mühendisin bilgisayar programı yazmadan önce onu kafasında canlandırması gereklidir. Elimize aldığımız bir bardağın bile yıllar önce bir insanin kafasındaki düşünce olduğunu her zaman hatırlamak sanırım iyi olacaktır.


     Düşünceler, radyasyon gibi bir merkezden çıkarak yayılır ve çekim gücüne sahiptir.
      Bu, evrene ne gönderirseniz size geri yansıyacağı prensibidir. "Ne ekerseniz,onu biçersiniz" özdeyişi de bu prensibi içerir.Hayatta en cok düşündüğümüz,en güçlü biçimde inandığımız,en derinden beklediğimiz ve/veya hayalimizde en canli sekilde canlandırdığımız şeyleri kendimize cekeriz. Eğer temelde olumlu yaklaşımlara sahipsek, hayattan zevk, mutluluk ve doyum bekliyor ve bunların düşlerini kuruyorsak,bu olumlu beklentilerimize uyacak kişileri,durumlari ve olayları yaratir ve kendimize cekeriz. Böylece kurdugumuz düşlere ne kadar pozitif enerji yüklersek, o düş yaşantımızda o kadar cabuk ve yogun bir biçimde gerçekleşmeye baslar. Enerjinin degisim sureci sadece olumlu düşünce aracıyla olmaz, yaratici düşünce gücünü kullanmayı bilmek gereklidir. İnsan yaşamının düşünceler ile değiştiğine inanırsa bunu hayatinin her anına yansıtarak kullanmaya calisir. 
     Korkularımızı,olumsuzluklarimizi, kıskançlıklarımızı kısaca insanlığımızin kotu yönlerini yenmeyi başarırsak düşleyebileceğimiz en güzel yaşantı bizleri bekleyecektir.Düşüncelerimizi nasıl , ne şekilde daha iyi yönlendirebilecegimize dair pek cok kitap ve düşünce sistemi bulunmaktadir. Bunları okumak elbette bize bir seyler katar ama düşüncemizi arıtmayı başarmak icin en güçlü araç özümüzden gelen istek ve ışıktır. İnsanoğlu su anda beyninin %12'sinden fazlasını kullanamıyor. Fakat gelen her yeni nesil ile beyin kapasitesinin daha fazlasını kullanma yetisine sahip oluyor. En ilginc ve sırrı çözülememiş organımız olan beynimizdeki arta kalan %88 beyin hücresinin ne ise yaradığını hic merak
ettiniz mi?Beyin kapasitemizi kullanmayı arttırıyoruz, peki aslında cok eskiden beyin kapasitemizi cok daha iyi kullandığımızı hic düşündünüz mü?
    Belki o ise yaramadığını düşündugumuz atalarımızdan kalan mirasımızın kilitleri bir gun açılacak ve eski yetilerimize kavuşacağız. Belki su anda hayal ettiğimiz pek cok sey o zaman eyleme ve maddeye dönüşecek.
     Kapasitemizin artmasıyla birlikte enerji formları üzerinde daha etkili olduğumuzu ve yaratıcılık gücümüzün sınırsız olduğunu düşünün (Düşünün, düşünün ki olsun).
    Sizce insanoğlu bugünkü yaşantısıyla bunu hak ediyor mu? Düşüncelerini iyiye kullanmak yerine sapkınlıklara kullandığı surece bence bunu hak etmiyor. Size bir küre veriyorlar ve 'Dile benden ne dilersen' diye soruyorlar.
      Nelerin istendiğine bir bakin, sonra da kendimize de su soruyu soralım 'Biz ne isterdik'?Güç ve kuvvet iyi kişilerin elinde olduğu zaman iyiye kullanılır, düşünce de öyledir. Küre bize bunu hatırlattı, daha bu kuvvete sahip olacak kapasiteye ulaşmadığımızı ve önümüzde gitmemiz gereken cok yolumuz olduğunu hatırlattı. Biz, bize verilen en güzel küreye bile iyi davranmayı bilmiyoruz. Evrenin en guzel kürelerinden biri olan yerküremizi kendi ellerimizle olduruyoruz.
Düşüncelerimiz iyiye, güzele yönelemiyor ve bunun acısını her gun daha fazla hissederek yaşıyoruz. Filmin sonunda 'Küre ' insanlığı terk ederek uzaklaşıyor, tıpkı üzerinde yaşamayı doğru dürüst başaramadığımız yerküremizin bizden uzaklaşması gibi. Düşünce gücünün neden ve ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Aslında söylenecek cok soz var ama mutlaka birileri benden önce söylemiştir.

       Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.

    "Düşündüğünüz bildiğimizden cok daha az.Bildiğimiz sevdiğimizden cok daha az. Sevdiğimiz var olandan cok daha az. Böylece, gerçekte olduğumuzdan cok daha az kendimiziz." Evren sevgi düşüncesi ile yaratıldı, onu sevgi ile koruyacak olanlar da kendi kendisi olmayı başaran insanlardır.
Işık ve sevgiyle kalın ...
Düşünekalın...

(Dr. Levent Bilgin)

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN


***********************************************

Images

Çekim Yasasının Sırrı


     Çekim yasası ile ilgilenmem yaklaşık 4 sene öncesine dayanıyor. Çekim yasası maceram “The Secret” kitabını okumamla başladı. Hedefim aslında bir çok insanla aynıydı. Maddi anlamda kendimi daha iyi duruma getirmekti. Bu nedenle  konu ile ilgili çalışmalara başladım ama hep bir yerlerde bir şeyler eksik kalıyordu. Bunu da okumuş olduğum bir çok kitap ve makale sonrasında keşfettim.
     Gerçekten çekim yasasına inanan kişiler için başaramayacakları bir şey olmadığını biliyorum ve buna kesinlikle inanıyorum. Tabi ki işin sırrı nasıl isteyeceğinizi bilmekten geçiyor.
 Bir şeyi elde etmenin adımlarını kısaca göz atalım;
   1.  Ne istediğinizi bilmek ve tanımlamak
   2.  Tüm olumsuz ve sınırlayıcı inançları temizlemek
   3.  İstediğinize sahip olmanın, onu yapmanın ya da o olmanın nasıl bir şey olacağını hissetmek
  4.  İçgüdülerinize göre hareket ederken akışına bırakmak ve sonuçların kendilerini ifade etmelerine izin vermek.
   Yukarıdaki adımları gerektiği gibi uygulayabilirsen kesinlikle istediğini elde edeceğinize eminim.

Images

Konrolleri Bırakmak

    Gelişen dünyamızda sorun yaşamaya devam ettiğimiz en önemli şey kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmek istiyoruz. Birçoğumuz kontrollerin farkında bile değiliz. Üzerimizdeki kontrollerin farkına varıp  özgürleştirebilirsek, diğerleri üzerindeki kontrollerimizi de bırakmayı deneyebiliriz. 
    Düşüncelerimizi kontrol etmeye çalışıyoruz. Kötü düşüncelere sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Kötü bir insan olmanın korku ve endişesini taşıyoruz. Bu şekilde dengelerimizi bozan kontrollü bir yargıya sahip oluyoruz. Pozitif düşünmek, hayırlı düşünmek gibi kavramlar yaratıyoruz. “Olumsuz düşünceye sahip olamam, ben sadece iyi olanlara sahip olabilirim, bunun için İyi şeyler düşünmeliyim” diyoruz. 
     “Negatif sözler söyleyemem, sonra negatif  büyür, pozitifi ele geçirir” gibi şeyler söylüyoruz. Karanlık sözcüğünü bile söylemememiz gerektiğini düşünüyoruz ve bu sebepten bu kelimeyi bile kontrol ediyoruz. Aslında yaptığımız şey kendimizi sınırlamak ve üzerimizden akan enerjinin akışını kesmek oluyor.
     Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl görüntü verdiğimizi kontrol etmeye çalışıyoruz.  Kendimize çeki düzen verirken, giyinip kuşanırken hep kontrol ediyoruz.  Kendimizce beğenmediğimiz taraflarımızı saklayarak, kamufle ederek, içimizi dışımızdan farklı göstererek gelecek eleştirilere karşı kendimizi kontrol ediyoruz. Şimdi, bir an için kontrolleri bırakalım. Aynada gördüğümüz yüzümüz yerine, kendi gerçek benliğinize samimi bir bakış atalım. Gerçekten kim olduğunuzu görmeye çalışalım. Bazılarımız kontrol edip şöyle diyecek "Ben kendimi iyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmak zorundayım” Bazıları da “Hiç de güzel değilim” diyecek. Buradan anlayacağız ki biz kendimizi kontrol ediyoruz. Biz önce yargılıyor, sonra yargımıza inanıyor ve yapışıp kalıyoruz. O yargıda bize yapışıp kalıyor. Nasıl göründüğümüzü kontrol ederek üzerimizde yeni kontroller oluşturuyoruz. Kontrolleri bile kontrol ediyoruz. Bir sabah kontrol etmeden özgürce istediğiniz gibi giyinin, nasıl giyineceğinizi kontrol etmeden, yargıları dikkate almadan, sadece olmak istediğiniz gibi. Ama kendimize izin vermeyeceğinizi göreceksiniz. Çünkü kontrolleri de kontrol ediyoruz.
     Ruhsallığımızı ve inançlarımızı kontrol etmeye çalışıyoruz. Varlığımızı bir seviyeye kadar geliştirdik ama şimdi de neyin doğru, neyin yanlış olduğu hakkında yeni kontroller oluşturuyoruz. Spiritüel inançlarınız sadece belirli şeyleri yapabileceğiniz noktasında kontroller oluşturmaya çalışıyorsa bunları da bırakmamız gerekiyor. O zaman bunu yıkmak adına bilerek kötü bir şey yapmalı, karşı kutbu deneyimleyerek ezberleri bozmaya çalışmalıyız.
     Kendi bolluğumuzla ilgili tüm şeyleri kontrol ediyoruz. Bolluğumuzu kontrol ederken şöyle diyoruz, "kazanabildiğim sadece bu kadar. Bu kadarına hakkım var. Sadece bu kadarına değerim" gibi yargılarla varlığımızı, tüm potansiyellerimizi ve bereketimizi kontrol ediyoruz. Fazlasıyla zengin olmak nasıl olurdu bir hayal edelim! Ama bunu yine de kontrol edeceğiz. Bir yandan istiyoruz, diğer yandan yine kontrol ederek sınırlıyoruz. Kişisel gelişim  öğretilerinde, ahlak, din ve felsefe konularında eğitim verenlerin para kazanmalarını ve gelir elde etmelerini kontrol ediyoruz. Onların kazançlarının ne olması ve olmaması konusunda kontroller oluşturuyor ve yargılıyoruz. Ama bu kontrollerin aslında kendi bereketimizi kontrol etmek, kendi imkânlarımızı sınırlamak ve bolluğumuzu kapatmak anlamına geldiğini hiç düşünmüyoruz.  
    Şu anda gerçeklik dünyamızda kendimize yüklediğimiz bir sürü kontrol var. En ilginçlerinden biriside, kendimize kızmamız için bile izin vermiyor oluşumuz. Erdemli bir insan olduğunuzu söyleyerek kızmamak gerektiğini düşünüyoruz. Tanrı kızmaz, diyoruz. Oysaki Tanrı kızar. Tanrı bunu bizde bedenlenerek üzerimizde deneyimler. Tanrının kızması bunun diğer insanlara zarar verecek biçimde gelişmesini gerektirmiyor. 
     Nazik konuşmaya çalışarak kontrol etmeye çalışıyoruz. Ve “bunu sevgi adına yapıyorum” diyoruz. Ama bu sevgi değil, kendimizi boğuyoruz, çevremizdeki diğer insanları boğuyoruz. “Tüm kontrolleri kaldırırsam birini dövebilirim. İstemediğim şeyleri söyleyerek canını acıtabilirim” diyoruz. Dürüst ve açık olmak yerine kontrol etmeyi tercih ediyoruz.
    Diyoruz ki,” kontrolü elden bırakırsam buzdolabında ve yiyecek dolabında ne varsa mideye indiririm. Kontrol etmem gerekiyor, çünkü bunu yapmazsam şişmanlayacağım. Çikolatalar, kekler, pastalar, şarap ve diğer içkiler için kendimi kontrol etmek zorundayım. Toplumda saygı kazanmam için toplumun kabul ettiği gibi görünmem gerekiyor, topluluk içinde gürültü çıkartmamak için kendimi kontrol etmek zorundayım” diyoruz.

Bu kontroller nedir biliyor musunuz?
   
Enerjinin kısıtlanmasıdır. Enerjinin sınırlanmasıdır. Kontroller aslında tam anlamıyla gelişmemizi yavaşlatıyorlar, bizi hapsediyorlar. Bu içsel varlığımızın kendi yolunu bulamamasının sonucu olarak kendi kimliğine tutunmasıdır. Eski anlayışlarımız karşısında , yeni anlayışlar oluşturamadığımız için benlik kendini korumaya çalışıyor, hepsi bu. Bu yazıdan etkilenseniz ve kontrol etmemek noktasında karar verseniz bile yinede kendimizi kontrol edebiliriz.  “Bir ya da iki kontrolü bırakıyormuş gibi yapıp bir deneyeyim, Ama kontrollerimin tamamını bırakacak olursam kendimi aptal yerine koymuş olabilirim. Sonra kim bilir yaşantım ne olur? Başkaları buna ne der?” diyerek sınırlar koyabiliriz. Buna şimdiden hazırlıklı olmak gerekiyor. Çünkü onlar söyleyecekler, hem de korktuğumuz ve duymak istemediğimiz şeyleri söyleyecekler ama onların söyleyeceklerinin hiç bir önemi yok.
    Kendimize izin verdiğimiz zaman, her şey değişebilir. Gerçek değişimlere hazır mıyız? Kendinize tümüyle güvenmeye hazır mıyız?  İşte bütün mesele bu. Sahip olduğunuz sembolik kontrolleri ve gerçek kontrolleri bırakabilecek kadar bütüne ve kendimize güveniyor muyuz? Kontrolleri bırakabilir miyiz?
    Şimdi, tüm bunlar için savaşmamız gerektiğini söyleyerek söyle diyeceğiz. Belli şeyleri yapmak içinde, yine kontrollere sahip olmam gerekiyor. Bunlardan kurtulmak için gerçekten kontrollere ihtiyacınız var mı?  Örneğin “arabamı kullanırken kontrol etmem gerekiyor” diyoruz. Düşünün bakalım siz arabanızı aşırı dikkat verdiğiniz ve çarpmamaya dikkat ettiğiniz zaman mı, yoksa rahat ve her şeye izin verdiğiniz zaman mı daha iyi ve sağlıklı kullanıyorsunuz. Ayrıca kontrol gerekiyor mu? 
       Ama görüyoruz ki, kontroller, inanç sistemleri, gelenekler, toplum psikolojisi bizi etkilemiş. Peki onlarla ilgili ne yapmalıyız? Onları severiz, onları kutsarız, izin veririz, bırakırız ve giderler. Yani onları salıvermemiz gerekiyor. Her şeyi kontrol etmediğimiz, kontrol etmek için enerji harcamadığımız bir yaşam acaba nasıl olurdu?  Birçoğumuz toplu bilincin ötesine geçmeye kabul verdik. Yükselmeye çalışıyoruz. Ama şimdi kontrolleri bırakmamız gerekiyor ki oluşturduğumuz kalitemiz ortaya çıksın. Şapka düşsün kel görünsün. Bunun için kendimizi kandırmaktan ve olduğumuzdan fazlasını göstermekten vazgeçmemiz gerekiyor.
    Hem duyularımızı kontrol ediyoruz. Hem de akışa bırakmak, yargılamamak, ummamak, beklememek ve neticeye bağlamamak gerektiğini bildiğimizi söylüyoruz. Kontrolleri bırakmak gerektiğini bilsek bile en uygunsuz zamanlarda kontroller oluşturmaya ve akışa karşı kürek çekmeye devam ediyoruz. Oysaki ışığı ve aydınlığı düşündüğümüz bir çalışmaya adanmışlığımızla ilgili kontroller oluşturuyoruz. “Sadece iyi düşünmeliyiz, çünkü kötü düşünecek olursak kesinlikle dünyaya zarar vereceğiz ve doğal yaşamı engelleyeceğiz” gibi bir varsayımla kontrol oluşturuyoruz. Oysaki uzun zamandır böyle düşünmemize rağmen dünya hâlâ sağlam ve beklenildiği gibi kıyamet gelmiyor.
    Paramızı o denli kontrol ediyoruz ki bu bize acı veriyor. Paranın her şeye bedel olduğuna inanıyoruz. Kasamıza, cebimize ve çek defterimize bakıp kontrol ediyor ve her bir kuruşu hesap etmek ve dengeli bir bütçe oluşturmak gerektiğini zannediyoruz. Neyi paylaşırsak onu çoğaltacağımızı, kontrolü elden bıraktığınız da hayal bile edemeyeceğiniz yollardan bize geri geleceğini bildiğimiz halde yorucu, kısıtlayıcı, doğal olmayan ve uygunsuz para kontrolünden vazgeçemiyoruz. Birkaç doları alıp yere atarsak ne olur? Cüzdanımız da tuttuğumuz paraları dökmekten, saçmaktan korkuyoruz.  Para enerjisinin bizi terk edeceğini sanıyoruz? Ekonomi ile ilgili bilgimiz olmadığını, finansal pazarlara ait ilgimiz olmadığını düşünüyoruz ve şu anki işimizi ve ya gelir akışımızı kaybettiğimizde her şeyin sonu gelecek zannediyor, kont roller ve kısıtlamalar koyuyor, bunlara sahip çıkıyor ve kabul veriyoruz! Belki de para kazanmak yeniden akışa sokulacak en kolay şeyler den biridir ve biz bunu hiç düşünmüyoruz.
     Her türlü kontrolü bırakmamız gerekiyor. Belli bir fiziksel özüre sahip olduğumuzu söyleyen kontrolü de bırakacağız. Kendimizin saf hale dönmemize izin vereceğiz. Bunların tamamının bizi götüreceği yer kontrollerin salınması, hikâyenin salıverilmesidir. Her bir kontrolümüzü  kutsamanın, özgür ve açık olmasını istemenin bizi götüreceği yer hepinizin üzerinde konuşacağı, yazacağı ve diğerlerine öğreteceği bir şeydir. Bu eş zamanlı yaşamdır.
   Geçmişte enerjimizi maddede tutmak çok zordu. Buraya kadar gelebilmek için kontrol oluşturduk, çünkü oluşturmamız gerekiyordu.  Bu yüzden bizi burada tutacak, dünyada oluşumuzu kolaylaştıracak bir sürü kontroller oluşturduk. Yaşamımızı bu kontrollerin üzerine kurduk. Şimdi onları salıvermek zamanıdır. Artık bilinçli olarak kontrolleri elden bırakalım. Kontrolsüz, kısıtlamasız, her şeyin akışta olduğu bir hali isteyelim Daha fazlasını oluşturabilmek ve diğer potansiyellerimizi aktive edebilmek için kendimize ve diğerlerine izin vermek tüm kontrollerimizi sonlandırmak zorundayız. Varlığımızın tümüyle burada, şimdide ve aynı zamanda tüm olasılıklarda var olabilmesi için artık o kontrollere ihtiyacımız yok. Kontroller bitti.

Kaynak : Mustafa Kartal
Images

Beynimizle İlgili Müthiş Keşif!

İnsan beyninin yapabileceklerinin sınırları bitmiyor. İşte beynimizle ilgili son müthiş keşif...

Michigan Üniversitesi’nden bilim adamları beyinle ilgili yeni bir gelişmeyi daha su yüzüne çıkarttılar. Üniversiteden Geoffrey Murphy’nin açıklamalarına ve üniversitenin basın açıklamasına göre; farelerin beyinleri bazı bozulmalara karşın önemli özelliklerin yerini değiştirebiliyor.

Beyinde oluşan herhangi bir bozulmaya karşın, mikro boyutta beynin kendini yeniden organize etmesi ve öğrenme ve hafıza gibi önemli özelliklere bağlı önemli işlevleri yeniden düzenlemesi bilim dünyasını oldukça şaşırttı. Murphy konu hakkında şunları söylüyor; "Bu durum altında beynin kendini yeniden organize etmesi çok şaşırtıcı. Şu anda beynin bunu moleküler boyutta tam olarak nasıl başardığını anlamaya çalışıyoruz ancak beynimizin bizim için tüm bunları yapması bile içimizi biraz rahatlatıyor."

Daha önce yapılan bir deneyde de farelerin beynindeki bazı nöronların çalışması radyasyonla engellenmiş ve daha sonra beynin kalan nöronlarının daha aktif hale getirdiği ortaya çıkmıştı. Kalan nöronları daha aktif hale getiren beyin ayrıca kendini yeni nöronlar oluşturarak yeniden organize ediyor.


Images

EGO nedir?

Ego, düşündüğünüzün doğru olduğunu düşünmenize sebep olur. Ego, düşünmenin net ve sorunsuz olduğunu düşündürür.
Ego, düşünmenizin basit ve konuya tam yaklaşım içerisinde olduğunuzu düşünmenize sebep olur.
Ego, kolaylıkla bahane üretebilir.
Ego, düşüncelerinizin az ve sizi rahatsız etmeyecek türde olduğuna düşünmenize sebep olur.
Tüm bu düşündükleriniz egodur. Ego, tüm düşündüklerinizdir.
Ego, bir konuya hakim olduğunuza ve dikkatinizi yoğunlaştırdığınıza inanmanızı sağlar. Bu gizlenen egodur.
Ego, yaptığınıza inanmanızı sağlar. İnançlar zinciri oluşturur.
Ego, iyileşmeniz gerektiğine inanmanızı, her türden yardıma açık olmanızı sağlar. Ancak arka kapıdan yardımı reddetmenize de sebep olur.
Ego, camı açıp atlamanızı sağlar. Ve bu yaptığınızı yapana kadar onun anlamlı olduğuna inanmanız için tüm bahaneleri yaratır.
Ego, tüm yaptıklarınız için bahane sağlar.
Ego, doğru olduğunuza ilişkin “siz” benliği oluşturmanızı ve bahane üretebilme becerisi sağlar.
Ego, rahatlamanızı veya öyle hissetmenin uygun olduğuna inanmanızı sağlar.
Yüzeysel olmanızı veya gerektiğinde karmaşık problemleri çözebilecek gücü sağlayan beyne hükmetmek Egosal varlığın karmaşık işidir.
Ego, özünüze yönelik herhangi bir çabanızı tahrip edebilen, sizi tesirsiz hale getirme mekanizmalarını sürekli gelişim halinde tutar.
Tüm bunların (yukarıda yazılanların) hepsini bir arada, komplike, ustalıkla, görülmemiş hızda işler; ardışık ya da iç içe karmaşık mekanizmalar yaratır.
Ego, çevresinde olmanızı sağlar.
Ego, ona inanmanızı sağlar.
Ego, patlatılamaz. Tesirsiz hale getirilebilir. Ama buna izin vermeyecektir.
Ego, “ben” dediğiniz her şeydir.
Ego, sizin “ben” olanınızı anlattığımda bir başkasından bahsediyormuşum izlenimi içinde olmanızı sağlar.
Ego, “ben” olduğunuzu söylediğim siz halinizin sahte olduğunu söylediğimde anlama yönünüzü başka yöne kaydırmanızı sağlar.
Ego, “ben” sıfatının arkasına eklenmiş veya eklediğiniz, beraberinizde sahiplendiğiniz her şeyinizdir. Neyi yapıp neyi yapmadığınızdır.
Ego, düşünceniz olan sahte sizdir.
Ego, iki fikirden doğan yeni bir çıkarımdır. Bir kaç fikir birleşerek yenisi ortaya çıkıyorsa tehlikedesiniz demektir. Ego çalışmaktadır.
Ego, yapmanızı istenene verdiğiniz tepkidir. Sizin güvende olmadığınızı düşündüren egodur. Egonun gölgesinde asla güvenlik yoktur ama güvenlik söz konusu olduğunda ego güvenli hissetmenizi sağlar.

Geliştirici: Erdinç Gürsözer