Images

Holotropik Nefes Teknikleri

Holotropik nefes nedir?

Holotropik nefes, nefes ritminin bilinçli biçimde değiştirildiği; müzik, beden farkındalığı ve içsel gözlem gibi unsurların da eşlik edebildiği deneyimsel bir çalışmadır. Kişisel farkındalık, duyguları gözlemleme ve gündelik bilinç durumundan farklı öznel deneyimleri araştırma amacıyla uygulanır.

Bu çalışmalarda nefes, olağan ritminden daha hızlı ve derin bir hâle getirilebilir. Uygulamanın biçimine göre ritmik müzik ve kişinin dikkatini iç dünyasına yöneltmesine yardımcı olan bir ortam da sürece katılır. Dolayısıyla holotropik nefes çalışması yalnızca belirli bir nefes ritminden ibaret değildir; kişinin bedensel ve duygusal deneyimini nasıl gözlemlediği de önem taşır.

Images

Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim

Bilinçaltı kayıtlarıyla çalışmak için birçok teknik var. Daha önceki yazımda bunlardan söz etmiştim. Bu kez biraz daha derine inerek kendi içsel temizlik sürecimde yaşadıklarımı ve uyguladığım çalışmaları paylaşmak istiyorum. Anlattıklarım, benim deneyimim ve o dönemde kendime uyguladığım yöntemdir.

EFT (Duygusal Özgürleştirme Tekniği) ve Reiki çalışmaları yapmış olmama rağmen, çekim yasasının adımlarını uygulayıp isteklerimi sıralamaya başladığımda içimde çözemediğim bir direnç fark ettim. İsteklerimi düşünmek, onları zihnimde canlandırmak tek başına yeterli olmuyordu; bir yanım istediğim şeylere yönelirken başka bir yanım sanki bunlara hakkım olmadığını söylüyordu. Benim için bilinçaltı temizliği çalışmasını başlatan soru da buydu: Bu direnç nereden geliyordu?

Images

Düşünce Gücü: Düşünceleri Yönlendirmek

Düşünmenin kolay bir şey olduğunu zannediyoruz. Oysa bilinçli düşünmek ve düşünceleri yönlendirmek, göründüğü kadar kolay değildir. Bu yazıda düşünce gücünü ve onu nasıl daha iyi kullanabileceğimizi ele almak istiyorum.

Düşünce ve madde arasındaki ilişki

Düşüncenin işleyişini anlamak için önce bazı temel prensipleri bilmek gerekir. Bu yazının bakış açısına göre çevremizde gördüğümüz her şey enerjiden oluşur; fiziksel evren, farklı titreşim hızlarına ve niteliklerine sahip enerji biçimleriyle açıklanır. Düşünce, maddeye kıyasla daha ince, hafif ve hızlı değişebilen bir enerji biçimi olarak düşünülür. Madde ise daha yoğun olduğu için ağır hareket eder ve daha yavaş değişir.

Bu yaklaşımda enerji biçimleri birbirleriyle ilişki içindedir ve birbirlerini etkileyebilir. Düşünce ve duyguların da benzer nitelikteki enerjileri kendine çektiği kabul edilir. Günlük yaşamımızda arkadaşlık ve sevgi ilişkilerinde bunu hissederiz: Olumlu sinyaller aldığımız insanlara yaklaşır, onlarla bağ kurarız.

Çevremizdeki pek çok şeyin önce bir fikir olarak ortaya çıktığını da unutmayalım. Bir ressam, tablosunu çizmeden önce zihninde canlandırır; bir mühendis, bilgisayar programını yazmadan önce tasarlar. Elimize aldığımız bir bardak bile yıllar önce bir insanın zihninde şekillenmiş bir düşüncedir. Şekil, fikri takip eder: Bir şeyi yaratmadan önce onu düşüncede kurarız. Bu nedenle düşünce gücü, hayal ettiğimizi gerçekleştirme yolculuğunun başlangıç noktalarından biridir.

Olumlu düşüncenin gücü ve beklentiler

Düşünceler, bir merkezden yayılan ve çekim gücü taşıyan etkiler olarak anlatılır. “Ne ekerseniz, onu biçersiniz” sözü de evrene gönderdiğimizin bize geri yansıyacağı düşüncesini ifade eder. En çok düşündüğümüz, güçlü biçimde inandığımız, derinden beklediğimiz ya da zihnimizde canlı tuttuğumuz şeylere yöneliriz.

Hayattan mutluluk, doyum ve güzellik bekliyorsak, bu beklentiler doğrultusunda insanlara, durumlara ve fırsatlara daha açık hale geliriz. Kurduğumuz düşlere ne kadar olumlu enerji yüklersek, onları yaşantımızda gerçekleştirmek için o kadar istekle çaba gösteririz. Elbette yalnızca düşünmek, bir fikri kendiliğinden hayata geçirmeye yetmez. Yaratıcı düşünce gücünü kullanmak, inancı ve beklentiyi yaşamın içindeki seçimlerimizle buluşturmayı gerektirir.

İnsan, yaşamının düşüncelerinden etkilendiğine inanıyorsa bu farkındalığı hayatının her anına taşımaya çalışır. Düşünceleri yönlendirmek de tam olarak burada önem kazanır: Zihnimizde neyi büyüttüğümüzü fark etmek ve dikkatimizi yaşamımıza katkı sağlayacak yönlere çevirmek.

Olumsuz düşüncelerden kurtulma ve içsel güç

Korkularımızı, olumsuzluklarımızı ve kıskançlığımızı yenmeye çalıştığımızda, hayal edebileceğimiz daha güzel bir yaşama alan açarız. Düşüncelerimizi nasıl yönlendireceğimizi anlatan pek çok kitap ve düşünce sistemi vardır. Bunları okumak elbette bize bir şeyler katabilir. Ancak düşüncelerimizi arıtmanın en güçlü araçlarından biri, özümüzden gelen istek ve ışıktır.

İnsan beyninin kullanılmamış kapasitesine dair sorular da bu düşünce yolculuğunda karşımıza çıkar. Geçmişte, beynimizin yalnızca küçük bir bölümünü kullandığımız ve geri kalan kapasitenin bir gün açığa çıkabileceği yönünde iddialar dile getirilmiştir. Burada önemli olan, bu oranları kesin bilgi gibi görmekten çok, insanın henüz keşfetmediği imkânlar üzerine düşünmektir. Atalarımızdan kalan mirasın kilitlerinin bir gün açılacağını, bugün hayal ettiğimiz pek çok şeyin eyleme ve maddeye dönüşebileceğini düşünmek bile ufkumuzu genişletir.

Yaratıcılık gücümüzün sınırsız olabileceğini hayal edin. (Düşünün, düşünün ki olsun.) Ancak bu kapasiteyi ne için kullanacağımız da en az onun kendisi kadar önemlidir.

Düşünce gücü ve yerküreye karşı sorumluluğumuz

Sizce insanoğlu bugünkü yaşantısıyla bu gücü hak ediyor mu? Düşüncelerini iyiye kullanmak yerine zarar verici amaçlara yönelttiği sürece, bence henüz hazır değil. Size bir küre verildiğini ve “Dile benden ne dilersen” denildiğini düşünün. İnsanların neler istediğine bakın; sonra kendinize şu soruyu sorun: “Biz ne isterdik?”

Güç, iyi insanların elinde iyilik için kullanılabilir; düşünce de böyledir. Küre bize, bu kuvvete sahip olabilecek kapasiteye henüz ulaşmadığımızı ve önümüzde yürümemiz gereken uzun bir yol bulunduğunu hatırlatır. Bize verilen en güzel kürelerden biri olan yerküremize iyi davranmayı bile başaramıyor, onu kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Düşüncelerimiz iyiye ve güzele yönelmediğinde bunun acısını her gün biraz daha fazla hissediyoruz. Filmin sonunda kürenin insanlığı terk ederek uzaklaşması, üzerinde yaşamayı doğru dürüst başaramadığımız yerkürenin bizden uzaklaşmasını hatırlatır. Düşünce gücünün neden önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Söylenecek daha çok söz var; belki de bunları benden önce söyleyenler olmuştur.

Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.

“Düşündüğümüz, bildiğimizden çok daha az. Bildiğimiz, sevdiğimizden çok daha az. Sevdiğimiz, var olandan çok daha az. Böylece gerçekte olduğumuzdan çok daha az kendimiziz.” Evren sevgi düşüncesiyle yaratıldı; onu sevgiyle koruyacak olanlar da kendi kendisi olmayı başaran insanlardır.

Işık ve sevgiyle kalın...
Düşünekalın...

(Dr. Levent Bilgin)


KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

düşünce gücü

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Çekim Yasasının Sırrı

Çekim yasasıyla ilgilenmeye yaklaşık dört yıl önce başladım. Bu macera, “The Secret” kitabını okumamla başladı. Hedefim birçok insanınkiyle aynıydı: Maddi açıdan daha iyi bir duruma gelmek. Konuyla ilgili kitaplar okumaya, araştırmaya ve öğrendiklerimi uygulamaya başladım. Fakat bir şeylerin eksik kaldığını hissediyordum. Okuduğum kitap ve makaleler çoğaldıkça, meselenin yalnızca ne istediğini söylemekten ibaret olmadığını fark ettim.

Çekim yasası nasıl uygulanır? Önce ne istediğinizi bilin

Benim inancıma göre, bir şeyi elde etme sürecinde önce isteğimizi açıkça tanımlamamız, sonra da ona yaklaşmamıza engel olan düşünceleri fark etmemiz gerekir. İşin sırrı, yalnızca istemekte değil; nasıl istediğimizi, bu isteğe ne kadar açık olduğumuzu ve hedefimize doğru nasıl hareket ettiğimizi anlamakta yatıyor. Başlangıç için izlenebilecek adımları şöyle özetleyebilirim:

Images

Kontrolleri Bırakmak

Kontrolü bırakmak ve hayatı akışına bırakmakGelişen dünyada sorun yaşamaya devam ettiğimiz konulardan biri, kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmeye çalışır, çoğu zaman bu kontrollerin farkına bile varmayız. Önce üzerimizdeki kontrolleri fark edip gevşetebilirsek, başkaları üzerindeki kontrolümüzü de bırakmayı deneyebiliriz.

Düşüncelerimizi ve görünüşümüzü kontrol etmek

Düşüncelerimizi denetlemeye çalışırız. Olumsuz bir düşünceye sahip olmanın bizi kötü biri yapacağından korkar; “Sadece iyi şeyler düşünmeliyim” deriz. Negatif sözlerin çoğalıp pozitifi ele geçireceğine inanır, karanlık kelimesini bile kullanmaktan kaçınabiliriz. Böylece kendimizi sınırlarken içimizden geçenleri olduğu gibi görmemizi de zorlaştırırız.

Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl göründüğümüzü kontrol etmeye çalışırız. Beğenmediğimiz taraflarımızı saklayıp eleştiriden korunmak için dışarıya farklı bir görüntü veririz. Bir an durup aynadaki yüzümüzün ötesine, kendi benliğimize samimiyetle bakmayı deneyelim. “İyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmalıyım” ya da “Hiç güzel değilim” diyen iç sesimiz, çoğu zaman önce yargılayıp ardından kendi yargımıza tutunduğumuzu gösterir. Görünüşümüzü kontrol ederken yeni kontroller yaratır, hatta kontrolleri bile kontrol ederiz.

Bir sabah, başkalarının yargılarını düşünmeden, nasıl giyineceğimizi uzun uzadıya denetlemeden istediğimiz gibi giyinmeyi deneyebiliriz. Belki de kendimize buna izin vermediğimizi fark ederiz. Çünkü bazen özgürleşmeye çalışırken bile sınırlarımızı korumaya devam ederiz.

İnançlar, duygular ve ilişkiler üzerindeki sınırlar

Ruhsallığımızı ve inançlarımızı da kontrol etmeye çalışırız. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair yeni kurallar koyarız. İnançlarımız yalnızca belirli şeyleri yapabileceğimizi söylüyor ve bizi daraltıyorsa, bu sınırları sorgulamak gerekir. Yazının önerdiği gibi, karşıt kutbu düşünmek ezberleri görmemize yardımcı olabilir; bunu başkalarına zarar vermek olarak değil, katı yargılarımızın nereden geldiğini fark etmek olarak ele alabiliriz.

Kendimize kızmaya bile izin vermediğimiz olur. Erdemli olmanın hiç öfkelenmemek anlamına geldiğini düşünürüz. Oysa öfkeyi fark etmek, onu başkasına zarar verecek biçimde dışa vurmakla aynı şey değildir. Benzer biçimde, nazik konuşmayı sevgi adına yaptığımızı söylerken bazen kendimizi ve çevremizdekileri boğarız. Dürüst ve açık olmak yerine, yanlış bir şey söyleme korkusuyla kontrol etmeyi seçeriz.

“Kontrolü bırakırsam buzdolabındaki her şeyi yerim”, “Toplumda kabul görmek için belli bir biçimde görünmeliyim” ya da “Sesimi çıkarmamalıyım” gibi düşünceler, kendimizi nasıl kısıtladığımızı gösterir. Buradaki mesele sorumluluğu yok saymak değil; her şeyi kontrol etme isteğinin hayatımızı ne kadar daralttığını fark etmektir.

Bolluk, para ve kontrol etme isteği

Bolluğumuzu da kendi yargılarımızla sınırlandırabiliriz: “Ancak bu kadar kazanabilirim”, “Bundan fazlasına hakkım yok” ya da “Bu kadarına değerim.” Bir yandan daha fazlasını ister, diğer yandan mümkün olanı kendi düşüncelerimizle kısıtlarız. Kişisel gelişim, din veya felsefe alanında eğitim verenlerin gelirleri üzerine yargılar kurarken, bu yargıların kendi imkânlarımıza bakışımızı da etkileyebileceğini gözden kaçırırız.

Parayı her şeyin ölçüsü gibi görüp her kuruşu hesap etmek, gelirimizdeki her değişikliği felaket saymak yorucu olabilir. Yazı, paylaşmanın ve akışa güvenmenin önemini hatırlatırken, parayla ilgili korkularımızın da kontrol alışkanlığımızın bir parçası olabileceğini söylüyor. Hayatı akışına bırakmak, tüm kararları düşünmeden vermek değil; kaybetme korkusunun bizi bütünüyle yönetip yönetmediğini fark etmektir.

Kontrolleri fark etmek ve akışa güvenmek

Bu kontroller nedir biliyor musunuz? Yazının yanıtı, enerjinin kısıtlanması ve gelişimin yavaşlamasıdır. Eski anlayışlarımızın yerine yenilerini koyamadığımızda benliğimiz kendini korumaya çalışır. Kontrolü bırakmaya karar verdiğimizi söylesek bile “Bir iki kontrolü bırakayım ama hepsini değil; sonra başkaları ne der?” diyerek yeni sınırlar oluşturabiliriz. Başkalarının söyleyeceklerinden korksak da onların yargıları hayatımızın tek ölçüsü olmak zorunda değildir.

Kontrolü bırakmak ve akışa güvenmek, her koşulda dikkatsiz davranmak anlamına gelmez. Örneğin araba kullanırken gereken dikkat ile kaygı içinde her şeyi aşırı denetlemeyi birbirinden ayırabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Daha sağlıklı karar vermemizi sağlayan şey sakin ve uyanık olmak mı, yoksa korkuyla her ihtimali kontrol etmeye çalışmak mı?

İnanç sistemleri, gelenekler ve toplumun beklentileri bizi etkileyebilir. Bunları fark etmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve artık bize hizmet etmeyenleri salıvermek mümkün. Duyularımızı ve düşüncelerimizi sürekli denetlerken akışa bırakmaktan söz etmek kolaydır; asıl mesele, uygun olmayan anlarda yeniden kontrol kurduğumuzu fark etmektir. Yalnızca iyi düşünmemiz gerektiği inancı da düşüncelerimizi yargılamamıza yol açabilir.

Geçmişte, dünyada var olabilmek ve yaşamımızı sürdürebilmek için bazı kontroller oluşturmuş olabiliriz. Şimdi ise bunların hangilerinin hâlâ gerekli olduğunu, hangilerinin bizi sınırladığını sorgulayabiliriz. Her şeyi denetlemediğimiz ve kontrol etmek için sürekli enerji harcamadığımız bir yaşam nasıl olurdu? Kendimize güvenmek, olduğumuzdan fazlasını göstermeyi bırakmak ve başka olasılıklara izin vermek bu soruya yaklaşmanın yollarıdır. Kontrolleri fark edip gevşetmeye başladığımızda, kendi potansiyellerimize ve hayatın akışına daha açık olabiliriz.

Kaynak: Mustafa Kartal

Images

Beynimizle İlgili Müthiş Keşif: Beyin Plastisitesi

İnsan beyninin yapabileceklerinin sınırları bitmiyor. Michigan Üniversitesi’nden bilim insanlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, beynin bazı bozulmalara rağmen önemli işlevlerini yeniden düzenleyebildiğine dair dikkat çekici bir örnek sunuyor. Bu esnekliğe genel olarak beyin plastisitesi deniyor.

Beyin, bazı bozulmalara karşı işlevlerini yeniden düzenleyebilir

Üniversiteden Geoffrey Murphy’nin açıklamalarına ve üniversitenin basın duyurusuna göre, farelerin beyinleri bazı bozulmalar yaşandığında önemli özelliklerin yerini değiştirebiliyor. Başka bir deyişle beyin, hasar veya işleyişteki aksama karşısında bazı görevleri yeniden organize edebiliyor.

Beynin küçük ölçekte kendini yeniden düzenlemesi ve öğrenme ile hafıza gibi önemli işlevlerle bağlantılı süreçleri yeniden ele alabilmesi araştırmacıların dikkatini çekti. Bu bulgular, beyin hasarından sonra beynin kendini yeniden organize etmesi ve beynin öğrenme ve hafıza işlevlerini yeniden düzenlemesi üzerine yürütülen çalışmalar açısından önem taşıyor.

Geoffrey Murphy’nin açıklaması

Murphy, beynin bu koşullar altında kendini yeniden organize etmesini şaşırtıcı bulduklarını belirterek mekanizmanın henüz tam olarak anlaşılmadığını söylüyor:

“Bu durum altında beynin kendini yeniden organize etmesi çok şaşırtıcı. Şu anda beynin bunu moleküler boyutta tam olarak nasıl başardığını anlamaya çalışıyoruz ancak beynimizin bizim için tüm bunları yapması bile içimizi biraz rahatlatıyor.”

Bu açıklama, araştırmacıların önemli bir gözlem yaptığını ancak beynin bu değişimi moleküler düzeyde nasıl gerçekleştirdiğini çözmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyduğunu da gösteriyor.

Nöronların etkinliği ve beynin kendini yenilemesi

Daha önce yapılan bir deneyde farelerin beynindeki bazı nöronların çalışması radyasyonla engellenmişti. Deneyin ardından beynin kalan nöronlarının daha aktif hâle geldiği ortaya çıkmıştı. Aktarılan bulgulara göre beyin, kalan nöronların etkinliğini artırmanın yanı sıra yeni nöronlar oluşturarak da kendini yeniden organize ediyordu.

Bu gözlemler, beyin hasarı sonrası nöronların yeniden organize olması ve beynin kendini yenilemesi konularını anlamaya yönelik araştırmaların neden ilgi çektiğini ortaya koyuyor. Ancak burada aktarılan sonuçlar fareler üzerinde yapılan deneylere dayanıyor; mekanizmanın ayrıntıları ise araştırmacılar tarafından incelenmeye devam ediyor.

Beyin plastisitesi neden dikkat çekiyor?

Beynin işlevlerini yeniden düzenleyebilmesi, onun değişen koşullara verdiği yanıtı anlamak bakımından önemli. Fare deneylerinde gözlenen bu yeniden yapılanma, öğrenme ve hafıza gibi işlevlerle ilişkili süreçlerin beyin içinde nasıl değişebileceğine dair araştırmalara katkı sunuyor. Beynin bunu moleküler düzeyde nasıl başardığı henüz tam olarak açıklanmış değil; yine de bu bulgular, beynin uyum sağlama kapasitesine ilişkin dikkat çekici bir keşif olarak değerlendiriliyor.

Images

EGO nedir?

Ego, düşündüğünüzün doğru olduğuna inanmanıza; düşünme biçiminizin açık, net ve sorunsuz olduğunu varsaymanıza sebep olabilir. Bu yazıda ego, yalnızca bir duygu ya da tek bir düşünce olarak değil, insanın kendisi ve yaptıkları hakkında kurduğu “ben” algısını besleyen düşünceler ve inançlar bütünü olarak ele alınıyor.

Ego nedir ve düşüncelerimizi nasıl etkiler?

Ego, konuya basitçe ve tam olarak yaklaştığınızı düşünmenizi sağlayabilir. Düşüncelerinizin az, önemsiz ya da sizi rahatsız etmeyecek türden olduğuna inanmanıza da yol açabilir. Oysa bu anlatımda, kişinin kendi düşüncelerine duyduğu güven ve bu düşünceleri sorgulamadan doğru kabul etmesi de egonun işleyişinin bir parçasıdır.

Bir konuya hâkim olduğunuzu ve dikkatinizi yeterince yoğunlaştırdığınızı düşünürsünüz. Ancak bu kesinlik, fark edilmesi zor bir ego biçimi olabilir. Ego, yaptığınıza inanmanızı ve bu inançların birbirine eklenerek bir zincir oluşturmasını sağlar. İki fikirden yeni bir çıkarım doğduğunda, hatta birkaç fikir birleşip yeni bir düşünce ortaya çıkardığında, ego bu düşünceyi kendi “ben” anlatısına katabilir.

Bu bakışta ego, düşüncelerin dışında duran ayrı bir şey değildir: “Tüm bu düşündükleriniz egodur. Ego, tüm düşündüklerinizdir.” Bu ifade, kişinin her düşüncesini doğru ya da yanlış diye sınıflandırmaktan ziyade, düşünceleriyle kurduğu özdeşliği sorgulamaya çağırır.

Ego nasıl çalışır: inançlar, tepkiler ve bahaneler

Ego kolaylıkla bahane üretebilir. Yaptıklarınızı açıklayan gerekçeler sunar; hatta doğru olduğunuza ilişkin bir “siz” benliği kurmanıza yardımcı olur. Bu nedenle ego, yalnızca bir davranışı değil, davranışın arkasındaki açıklamayı ve kişinin kendisi hakkında oluşturduğu hikâyeyi de etkiler. Rahatlamanızı ya da rahat hissetmenin uygun olduğuna inanmanızı sağlayabilir.

Bir şey yapmanız istendiğinde verdiğiniz tepki de ego tarafından şekillendirilebilir. Ego, güvende olmadığınızı düşündürebilir; aynı zamanda güvenlik söz konusu olduğunda kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Metnin ifadesiyle, egonun gölgesinde gerçek bir güvenlik yoktur; buna rağmen ego, güvenli olduğunuz hissini verebilir.

Ego, iyileşmeniz gerektiğine inanmanıza ve her türlü yardıma açık olduğunuzu düşünmenize yol açabilir. Fakat aynı anda, fark ettirmeden yardımı reddetmenize de sebep olabilir. Bir yandan yardım istediğinizi söylerken öte yandan gelen desteği kabul etmemek, burada anlatılan çelişkiye örnektir.

Yazı, bu mekanizmanın ne kadar güçlü olabileceğini göstermek için sarsıcı bir örnek verir: Ego, camı açıp atlamanızı sağlayabilir ve bunu yapana kadar davranışın anlamlı olduğuna inanmanız için bahaneler üretebilir. Bu, yapılması gereken bir davranışa dair öneri değil; egonun tehlikeli bir kararı bile kişiye makul gösterebileceğini anlatan uç bir örnektir.

“Ben” dediğimiz şey ve gizlenen ego

Ego, “ben” dediğiniz her şeyle ilişkilendirilir: “Ben” sıfatının arkasına eklediğiniz, kendinize ait saydığınız özellikler ve yaptıklarınız kadar yapmadıklarınız da bu anlatının içindedir. Bu açıdan ego, düşüncelerinizde kurduğunuz bir “siz”dir; metnin ifadesiyle, “düşünceniz olan sahte siz”.

Birisi “ben” diye tanımladığınız bu hâli anlattığında, sanki başka birinden söz ediliyormuş gibi hissedebilirsiniz. “Ben” dediğiniz kişinin sahte olduğu söylendiğinde ise dikkatiniz başka yöne kayabilir. Yazının vurgusu, egonun yalnızca “ben” algısını kurmakla kalmadığı; o algı sorgulandığında konuyu değiştirme veya kendini savunma eğilimini de besleyebildiğidir.

Ego, özünüze yönelik çabaları etkisiz hâle getirebilecek mekanizmaları sürekli geliştirebilir. Bazen yüzeysel düşünmeye, bazen de karmaşık problemleri çözebilecek gücü kullanmaya yönelir. Bu iki farklı işleyişi bir arada tutmak, egosal varlığın karmaşık tarafıdır.

Ego fark edildiğinde

Yukarıda anlatılan süreçler bir arada, hızlı ve ustalıkla çalışabilir; art arda ya da iç içe geçmiş mekanizmalar oluşturabilir. Ego, kişinin çevresinde olmasını ve ona inanmasını sağlar. Bu yüzden onu fark etmek kolay olmayabilir: Ego patlatılıp yok edilemez; ancak tesirsiz hâle getirilebilir. Ne var ki ego, buna izin vermemek için de devreye girebilir.

Ego ne demek sorusuna bu yazının verdiği yanıt, kişinin kendisi hakkında düşündüğü ve “ben” diye sahiplendiği şeylere bakar. Ego insanı nasıl etkiler sorusu ise düşüncelerin kesin görünmesi, inançların birbirine eklenmesi, bahanelerin ortaya çıkması ve tepkilerin yön değiştirmesi üzerinden ele alınır. Bu anlatıda önemli olan, egoyu dışarıda aramak değil; düşüncelerin, kabullerin ve kişinin kendini tanımlama biçiminin nasıl işlediğini fark etmektir.

Geliştirici: Erdinç Gürsözer