Images

Beynin Performansını Artırmak İçin Nefes Çalışmaları

Nefes egzersizleri, nefesi fark etmeye, ritmini yavaşlatmaya ve dikkati bedene yöneltmeye yardımcı olan basit uygulamalardır. Burada amaç, nefesi zorla değiştirmek değil; onu daha bilinçli biçimde izlemek ve farklı ritimleri sakince denemektir. Aşağıdaki çalışmalar burun deliklerini sırayla kullanmayı, nefesi derinleştirip yavaşlatmayı ve kısa süreli nefes tutmayı içerir.

Burun deliklerini değiştirerek nefes alma

Burun deliklerini değiştirerek nefes alma, nefesi bir burun deliğinden alıp diğerinden verme ve ardından yönü değiştirme uygulamasıdır. Yazının yaklaşımında bu çalışma, kişinin iç ritmine ve dikkatine tesir eden bir pratik olarak ele alınıyor. Beynin sağ ve sol yarımkürelerinin farklı işlevlerle ilişkilendirilmesi de bu anlatımın parçasıdır; ancak tek bir burun deliğinden nefes almanın konuşmayı ya da yaratıcılığı doğrudan geliştireceği kesin bir sonuç gibi düşünülmemelidir.

Images

Neden Burundan ve Diyaframdan Nefes Almalıyız?

Birçok kişi doğru nefes almayı bilmediği hâlde doğru nefes aldığını düşünebilir. Oysa doğal olmayan solunum alışkanlıkları oldukça yaygındır. Nefesi ağızdan almak, bedenin işleyişine uygun olmayan bir alışkanlık olabilir; kimi durumlarda altta yatan anatomik bir rahatsızlıkla da ilişkili olabilir. Bu nedenle solunum biçimimizi fark etmek önemlidir.

İnsanların büyük bölümü nefes alırken omuzlarını ve göğsünü yukarı kaldırır, karnını ise içeri çeker. Bu alışkanlığın, okul yıllarında sık duyduğumuz “Dik dur, karnını içeri çek, göğsünü şişir” komutlarının bedenimizde bıraktığı izlerle ilişkili olduğu düşünülebilir.

Images

Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?

Ho’oponopono Nedir?

Son yıllarda kişisel gelişim, bilinçaltı dönüşüm ve içsel arınma alanlarında sıkça duyulan Ho’oponopono, Hawaii kökenli bir arınma ve farkındalık yaklaşımıdır. Telaffuzu ilk anda zor gelse de temel fikri sadedir: Hayatımızdaki olaylara ve kişilere verdiğimiz tepkileri fark etmek, bu deneyimlerin iç dünyamızda uyandırdığı duygulara sevgiyle yaklaşmak.
Bu yaklaşıma göre dışarıda yaşanan bir sorun, iç dünyamızda da bir karşılığa, yankıya ya da fark edilmeyi bekleyen bir ize dokunabilir. Bu nedenle Ho’oponopono yalnızca bir olumlama tekniği olarak değil; sorumluluk alma, içsel temizlik ve kişinin kendi tepkilerini gözlemleme pratiği olarak ele alınır.
Ho’oponopono yöntemi, yaşanan her olayın kişinin suçu olduğunu söylemez. Dikkati, olayın kendisini hemen değiştirmeye çalışmak yerine, olayın içimizde neleri harekete geçirdiğine çevirmeyi önerir.

Ho’oponopono’nun Temel Mantığı

Bir olay bizi etkiliyor, bir kişi bizi rahatsız ediyor ya da bir durum içimizde öfke, kırgınlık, korku veya direnç oluşturuyorsa, Ho’oponopono bu duyguları fark etmeye davet eder. Buradaki amaç kendini suçlamak değil; yaşanan deneyimin içimizde hangi duyguya veya eski kayda dokunduğunu merak edebilmektir.
Bu nedenle suçluluk ile sorumluluğu birbirinden ayırmak önemlidir. Suçluluk, insanı “Ben kötü bir şey yaptım” düşüncesine sıkıştırabilir. Sorumluluk ise “Bu deneyimin içimde hangi parçaya dokunduğunu görebilir miyim?” sorusuna alan açar. Böylece kişi, olayın kendisi kadar ona yüklediği anlamı ve verdiği tepkiyi de inceleyebilir.

Images

Nefes Teknikleri İle Öfke Ve Kızgınlık Kontrolü

Kızgınlık çok hafif bir etkiden, şiddete kadar gidebilen bir duygudur. Öfkeyle birlikte beden üzerinde bir takım fizyolojik ve psikolojik değişimler görülür. Vücut biyokimyasında adrenalin ve noradrenalin hormonunun salınımı artar. Nefes alıp verme ve kalp atışı hızlanır. Göz bebekleri büyür ve tansiyon çıkar.

Kızgınlık birçok  nedene bağlı olarak kolayca gelişebilir. Bunlar kişinin dış dünyası ile ilgili olduğu kadar  içselde olabilir. Belli bir dozda kızgınlık normal ve hayatın devamı için gerekli sayılır. Belli bir düzeyi aşan kızgınlık durumlarında ise kendisine veya çevresine zarar verme görülebilir. Kızgınlık kontrol edilebilir bir duygudur ve önemli olan o sınırı koruyabilmektir.
Kızgınlık ve öfke kontrolünde kullanılan savunma sistemleri genellikle kızgınlığını sergileme,  sakinleştirme ve bastırma şeklindedir.
Kızgınlığını sergileyerek ifade etmek kontrolsüz bir şekilde saldırgan davranmak değil, gerektiği kadar hoşnutsuzluğunu bilinçli olarak gösterebilme durumudur.  Önemli olan duygu ve düşünceleri amacına uygun olarak diğerlerine doğru bir şekilde ifade etmektir. Kızgınlık ifade edilmek istendiğinde kontrolsüzlüğü engellemek için nefes kontrolü gerekir. Hızlanmış, kontrolden çıkmış duygu ve düşünce sistemini yavaşlatarak gerçek ihtiyacı belirlemek ve buna uygun davranış sergilemek için hiç ara vermeden on derin nefesi burundan hızla alıp, ağızdan yavaşça ohhh diyerek ya da hohlayarak vermek enerji blokajını çözer.
Sakinleştirme; dışsal tepkilerimizden çok içsel tepkilerimizi kontrol altına almamız anlamına gelir. Gerçekten kızgın ve kontrolsüz olmanın karşılığı olan bir nefes alma şekli vardır. Bu sakin ve gevşemiş durumda olduğunuzun tam tersi bir durumdur. Sakin ve kontrollü olduğunuzda nefes alışınız hızlı ama verişiniz yavaştır. Kızgın ve kontrolsüz olduğunuzda ise genellikle ağızdan yavaşça alınan nefes burundan hızla verilir. Halk arasında “burnundan soluyor” veya “boğalar gibi burnundan alev saçıyor”  sözleri kızgınlığın iyi birer ifadesidir.
Derin, düzenli ve dikkat odaklı nefes alış verişler vücut sistemini yavaşlatır. Daha uzun zamanda düşünerek hareket etmemizi sağlar. Kalp atışlarımızı ve hormonal sistemimizi dengeye sokar. Gereksiz adrenalin üreterek savaş ya da kaç etkisi yaratmamızı engeller. Kızgınlığın makul ve katlanılabilir bir seviyeye çekilmesine imkan sağlar.
Üçüncü yol ise bastırmadır. Burada öfke o an için bastırılıp daha sonra olumlu duygularla yer değiştirilerek kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu yol sürekli kullanıldığında her zaman olumlu duygulara çevirmek mümkün olmayabilir. Bu durumda öfke içe yönelerek depresyon, somatizasyon gibi çeşitli rahatsızlıklara dönüşebilir. Duyguların gereği gibi zamanında ve ortamında ifade edilememesi birçok değişik rahatsızlıklara yol açar. Kişinin kızgınlık duyguları bastırıldığında daha sonra değişerek kin ve intikam alma gibi yollarla kendini gösterebilir. Kızgınlığın bastırılması çok özel durumlar dışında önerilmez.
Kızgınlığın kontrol altına alınması nefes teknikleri;
Her zaman nefes farkındalığı içinde olarak davranışları kontrol altında tutmak gerekir.
Gereksiz kızgınlığa yol açacak adrenalin salgısı oluşturmamak için sempatik sinir sistemini aktive edecek üst solunumdan kaçınmak, bunun yerine düzenli yumuşak damak ve diyafram eşleşmesi ile bütünsel nefes almaya ve kanın ph değerini düşük tutacak nefes döngüsü oluşturmaya gayret etmek gerekir.
Kızgınlık belirtileri görüldüğünde veya kızgınlığın farkına varıldığında on adet derin nefes arka arkaya alınması kalp ve karın bölgesinde oluşan blokajın dağılmasına ve elektriğin topraklanmasına yarar. 
Kızgınlık yaşama ihtimali yüksek olan bir durum öncesinde burundan hızla alıp yavaşça ağızdan vereceğiniz nefeslerle fizik, duygu ve düşünce bedenler üzerinde yavaşlama, sakinleşme ve gevşeme sağlanarak potansiyel kızgınlıklara karşı önlem alınabilir.
Her türlü önlem alınmasına rağmen giderilemeyen, obsesif bir görüntü alarak takıntı durumuna geçen kızgınlıklar için değiştirici ve dönüştürücü nefes teknikleri ile beyin sapı ve medulla üzerinde yoğunlaşan elektriği tamamen nötr hale getirmek mümkündür.
  
Nefes teknikleri içinde yer alan üç kısa bir uzun nefes çalışmaları Timus bezini ve bağışıklık sistemini aktive ettiği için kızgınlığa karşı dengeleme oluşturmak için kullanılması uygundur.

Mustafa Kartal

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN



Images

İçsel Temizlik: Bir Başarı Öyküsü

İçsel temizlik çalışmaları sırasında tanıştığım Özlem’in yaşam yolculuğunu anlatacağım. Evli ve iki çocuk annesi olan Özlem, çocukluğundan itibaren kendisini çoğu zaman geri planda ve değersiz hissetmişti. Bu, onun hayatındaki zorlukları anlamaya çalışırken üzerinde durduğumuz önemli noktalardan biriydi.

Özlem’in çocukluğu ve evliliği

Kardeşi olduğunda ikinci plana atıldığını düşünmüş; ailesi onu okula göndermiş, ancak hayatını da sıkı biçimde kontrol etmişti. Arkadaşlık kurmakta zorlanmış, babası ve abisinin tutucu tavırları nedeniyle kendi kararlarını vermesine pek fırsat bulamamıştı. Okulu bitirince, içinde bulunduğu durumdan uzaklaşmak umuduyla karşısına çıkan ilk kişiyle evlendi.

Images

İlişkilerde Çekim Yasası ve Bağımlılık

Çekim Yasası ve İlişkilerde Bağımlılık

Çekim yasası yaklaşımına göre istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çekeriz. Evrende her şeyin enerji olduğu düşüncesinden hareketle, kendi enerjimize uygun bir yayın yapar ve karşımıza bize uygun kişilerin çıktığını varsayarız. Etrafa ne yayarsak, karşılığında onu bulduğumuz söylenir: Korku enerjisi korkularımıza, sevgi enerjisi ise sevgiye uygun kişilere yönelmemize neden olur. Bu, yazarın çekim yasasına dayanan yaklaşımıdır.

İlişkilerinizde hep hüsran mı yaşıyorsunuz? O zaman evrene yaydığınızı düşündüğünüz enerjiye ve ilişkilerinizde tekrar eden seçimlere bakabilirsiniz. Dünyada milyarlarca kadın ve erkek, herkes için de farklı seçenekler var. Buna rağmen bazı insanlar, yaşadıkları olumsuzluklara, hatta psikolojik ya da fiziksel şiddete rağmen tek bir kişiye takılıp kalabiliyor; bütün dünyalarını onun etrafında kurabiliyor. Böylece kendilerini, zarar gördükleri hâlde çıkamadıkları bir döngünün içinde bulabiliyorlar.

Images

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Birbirine çok yakın anlamlarda kullanılan değişim ve dönüşüm, Mustafa Kartal’ın bu yazıdaki yaklaşımında birbirinden farklı, hatta karşıt iki durumu anlatır. Değişimde kişi gelişirken kendi bireysel varlığını korur; dönüşümde ise karşı koyamadığı şartlar karşısında duruşunu yitirerek başka bir kimliğe bürünür. Bu nedenle değişim ve dönüşüm arasındaki fark, yalnızca ortaya çıkan sonuçta değil, o sonuca hangi süreçle ulaşıldığında da aranmalıdır.

Değişim ve dönüşüm ne anlama gelir?

Değişim, varlığın kendi gelişim sürecinde, istek ve arzularına karşılık gelen bilinçli seçimler yapmasıdır. Kişi karşılaştığı etkileri yok saymadan, onlarla denge ve uyum kurmaya çalışır; bunu yaparken kendi bireysel varlığını ortadan kaldırmaz. Değişmek, yaşananları dikkate alıp onlardan öğrenerek yaşamla daha iyi senkronize olmaktır.