başarılı olma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Acaba…? Performans Kaygısı ve Başarısızlık Korkusu

İş yaşamında belirli bir görevi yerine getirirken duyulan performans kaygısı ve başarısızlık korkusu, yalnızca işin ya da çalışma ortamının özellikleriyle açıklanamaz. Bireyin kendisi hakkındaki algıları ve tutumları da bu duygularda önemli bir yer tutar. Bu nedenle performans kaygısı, yalnızca iş hayatında değil, gündelik yaşamın farklı alanlarında da kişinin kendilik algısı, kendisine duyduğu saygı ve belirli bir işi başarabilecek yeterlilikte olduğuna ilişkin inancıyla bağlantılıdır.

İşin zorluğu, belirsizliği veya kişiden beklenenler kaygıyı etkileyebilir; ancak kişi bu koşulları kendi yeterliliği hakkında nasıl yorumladığına göre farklı biçimlerde deneyimler. “Acaba yapabilecek miyim?” sorusu zamanla “Başaramazsam bu benim hakkımda ne söyler?” düşüncesine dönüşebilir. Bu noktada kendilik saygısı ve performans kaygısı arasındaki ilişkiyi anlamak, başarısızlık korkusunun nedenlerini daha açık görmeye yardımcı olur.

Images

Kişiler Başarısız Olmaz; Olaylar Başarısız Olur, Kişiler Öğrenir

Toplantıda yöneticiyi dinleyen iş insanları

“Kişiler başarısız olmaz; olaylar başarısız olur. Kişiler öğrenirler.” — Donald Winkler

Donald Winkler’ın bu sözü, zorluklarla başa çıkabilen liderlik anlayışının temelini anlatıyor: Yaşanan bir aksaklık, kişiyi başarısız olarak tanımlamak yerine öğrenmek ve ilerlemek için bir fırsat olarak görülebilir. Winkler’a göre organizasyonlarda kullanılan dil de bu bakış açısını desteklemeli; insanları suçlamak yerine gelişime ve çözüm arayışına yönlendirmelidir.

Zorluklarla başa çıkabilen liderin dili

Winkler, organizasyonel değişim için kullandığı dili bir strateji olarak ele alıyor. Bulunduğu ortamlarda “fakat” kelimesinin kullanılmasına izin vermediğini, daha yapıcı ve kapsamlı bulduğu “ama” bağlacını tercih ettiğini söylüyor. Buradaki vurgu, sözcüklerden çok, konuşma biçiminin düşünme ve birlikte çalışma şeklini etkileyebilmesinde.

Winkler bu düşünce yöntemini yıllar önce mühendis olarak çalışırken; sürekli gelişim ve farklı organizasyonların ihtiyaçları üzerine düşünerek oluşturmuş. İşe her şeyi yazarak başlıyor, dikkatle tuttuğu notlarla düşüncelerini zihninde canlandırıyormuş. Ardından amacı üzerinde uzun uzun düşünüyor ve bu amacı gerçekleştirmek için kişisel misyonunu nasıl sürdürebileceğini sorguluyormuş.

“Eğer bir şey benim için işe yarıyorsa, iş için de işe yaramalıdır” diyen Winkler, organizasyonun ortak bir amaç belirlemesi gerektiğini vurguluyor. Ona göre amaçlar ve stratejiler birlikte taslak hâline getirilmeli; çalışanlar nereye ulaşmaya çalıştıklarını anlayabilmeli. Winkler’ın zorluklarla başa çıkabilen liderlik tanımı, başka türlü gerçekleşmeyecek bir şeyi ortaya koymak ve başarıya giden yeni bir yol açmak üzerine kurulu. Liderlik hakkındaki ifadesinde, “kendileri emekleriyle bir yerlere gelmeyenleri o yerlerden almak” sözünü de kullanıyor.

Organizasyonlarda vizyon ve strateji

Winkler’a göre liderlik süreci, stratejik vizyonun, amacın ve değerlerin yeniden değerlendirilmesiyle başlar. İnsanları bir araya getirip ortak sorular üzerinde düşünmeye davet eder:

  • Biz neden buradayız?
  • Amaçlarımız anlaşıldığında nasıl bir tablo ortaya çıkacak?
  • Başarılı bir sonu hayal ettiğimizde ne göreceğiz?

Bu soruların amacı yalnızca bir vizyon cümlesi oluşturmak değildir. Winkler, vizyonun gerçekleştirilmesi ve organizasyondaki diğer kişilerle paylaşılması gerektiğini söylüyor. İlk uygulamalarında insanları yeni yollarla düşünmeye teşvik etmeyi, fikirlerini ortaya koymalarını sağlamayı ve yenilikçi yaklaşımlar için ilham vermeyi amaçlamış.

Winkler, herhangi bir işte “var olan görüş” ve “daha iyi görüş” olmak üzere iki görüş bulunduğunu ileri sürüyor. Var olan görüş çoğunlukla statik ve alışılmış yolu yansıtıyor. Daha iyi görüş ise sonsuz olasılıkları değerlendirmeye ve farklı seçenekleri görmeye dayanıyor. Bu ayrım, organizasyonların yalnızca mevcut işleyişi sürdürmekle yetinmeyip daha iyi bir yol aramalarına yardımcı olabilecek bir düşünme çerçevesi sunuyor.

Liderlikte hata korkusunu aşmak

Çalışanların katıldığı zorluklarla başa çıkabilen liderlik seminerlerinde Winkler, paradigmayı düşünmeyi sınırlayan ve büyümeyi engelleyen bir kutuya benzetiyor. İnsanların bu kutunun içinde kalmasının çeşitli nedenleri olduğunu, bunların başında ise hata korkusunun geldiğini ifade ediyor. Bu nedenle, sınırları aşmak için soru sormayı öneriyor:

  • Büyümeyi engelleyen stratejik konular nelerdir?
  • Bu konuları belirlemeye nereden başlanabilir?
  • Hangi projeler harekete geçirilebilir?

Bu sorular, liderlikte hata korkusunun karar alma ve yeni fikirleri deneme üzerindeki etkisini görünür kılabilir. Winkler’a göre düşünce kalıplarının dışına çıkmak tek başına yeterli değildir; sonraki adım vizyonu stratejiye dönüştürmektir. Bunu “yapabilecek en zor iş” olarak tanımlar. Çünkü uygulama aşamasında, vizyonun pratikte nasıl karşılık bulacağı ve hangi konuların gerçekten öncelikli olduğu konusunda karar vermek gerekir.

Değişimi zaman içinde değerlendirmek

Winkler konferanslarında katılımcılardan, kendi bakış açılarına göre hangi stratejik konuların önemli olduğuna karar vermelerini istiyor. Bunun birçok yönetici için zor olabildiğini; karar verildikten sonra ise tartışma ve görüş alışverişinin başladığını belirtiyor. Böylece ortak amaçlar, farklı fikirlerin ele alınabileceği bir zemine dönüşüyor.

Winkler’a göre iş yerindeki değerler değiştiğinde, organizasyon zorluklarla gerçekten baş etmeye başlamış demektir. Ancak bu değişimin bir gecede görülemeyeceği konusunda uyarıyor. Bazı göstergeler olumlu yönde hareket etse bile, organizasyonda kalıcı bir gelişme olup olmadığını anlamak için iş yeri kültürünü üç ya da beş yıl boyunca gözlemlemek gerektiğini söylüyor. Bu yaklaşım, organizasyonel değişimi yalnızca kısa vadeli sonuçlarla değil, zaman içinde oluşan değerler ve çalışma kültürüyle değerlendirmeye çağırıyor.

Sevgiyle kalın.

Alıntı: Funda TAŞDEMİR
Kaynakça: Los Angeles Times Syndicate Int. / Dünya Globus Yayın Grubu, 2001 Ekonomi.

Images

Başarının 12 Sırrı

İş dünyası karmaşık ve sürekli değişen bir yapıya sahip. Teknolojiyle birlikte yeniliklerin hız kazandığı bu ortamda, güçlü ve yenilikçi olanlar ayakta kalıyor. Teknolojiyi yakalamak, her zaman kolay değil; kendini bu alanda öne çıkarmış kişiler bile zaman zaman değişimin gerisinde kalabiliyor. Başarılı olmanın yolları üzerine düşünürken, bu nedenle hem işin temelini sağlam tutmak hem de gelişime açık olmak gerekiyor.

Aşağıdaki 12 başlık, iş hayatında başarılı olmanın yolları konusunda yol gösteren alışkanlıkları bir araya getiriyor. Bunlar bir anda sonuç veren kestirme yollar değil; niyet, emek, güven ve süreklilikle güçlenen temel yaklaşımlar.

Başarının sırları: İş hayatında öne çıkaran 12 özellik

1. Güçlü bir niyet taşı

Başarı için ne yapması gerektiğini insanın önce kendi zihninde netleştirmesi gerekir. Güçlü bir niyet, tutkulu bir ideale dönüştüğünde enerjiyi iş üzerinde toplamaya yardımcı olur. Nereye ulaşmak istediğini bilen kişi, çabasını daha bilinçli biçimde yönlendirir.

2. Temel kuralları bil

İşin temel kurallarını öğrenmek için kararlılık şarttır. Bilgi edinmeden girişilen işler büyük kayıplara veya başarısızlığa yol açabilir. Başarılı insanlar, işin inceliklerini öğrenmekle yetinmez; öğrendiklerini uygulayarak deneyim kazanır.

3. Farklılık yarat

Günde iki saati işi geliştirmeye ve yenilik düşünmeye ayırmak, sıradanlığın dışına çıkmak için iyi bir başlangıçtır. Herkesin yaptığını yapmak ya da 55 vagonlu bir trenin 56. vagonu olmak bir süre sonra insanı da işi de yıpratabilir. Lokomotif, yani lider ve öncü olmaya çalış; hangi işi yapıyorsan ona hayranlık uyandıran bir fark kat.

4. Prensipli ol

Başarıda kişisel bütünlük vazgeçilmezdir. Girişimcilik; çalışanlarla, tedarikçilerle ve müşterilerle iş birliği kurmayı gerektirir. Bu ilişkilerde güven oluşturmanın yolu, prensipli davranmaktan geçer. Prensiplerin her zaman yazılı olması gerekmez; ancak açık ve anlaşılır olmalı, davranışlarına yön vermelidir.

İnsanlar hangi durumda nasıl tepki vereceğini bildiklerinde seninle çalışırken daha rahat eder, inisiyatiflerinin sınırlarını daha iyi anlar. Özü, sözü ve davranışı birbirini tamamlayan kişiler güven verir. Bu iç bütünlük, prensiplere bağlılıkla gelişir.

5. İşleri takip et

Başarı hikâyelerinin odağında işleri takip etme alışkanlığı bulunur. Olumlu gelişmeleri ileri taşımak, olumsuzluklara karşı zamanında önlem almak için süreci izlemek gerekir. Takip edilmediğinde fırsatlar gözden kaçabilir, sorunlar büyüyebilir. Kısacası, kazanmak takip etmeyi gerektirir.

6. Kendini motive et

Yapılan işten duyulan sevinç, insanın kendi kendini motive etmesine ve bu duygunun zamanla alışkanlığa dönüşmesine yardımcı olur. Başarı üretmekten ve başkalarına fayda sağlamaktan duyulan gurur, çalışmayı sürdürmek için güçlü bir dayanak olabilir. “İnsan başkaları için yaşadığı zaman insandır” sözü, başarılı insanların zihninde yer eden bu düşünceyi anlatır. Kendini yenileyen yatırımlara yönelten duygu da budur.

7. Kendini sorgula

Kendine ayna tutabilmek, özgüvenin gelişmişliğini gösterir. İnsan mükemmel değildir; bu nedenle eksiklerini fark edip onları gidermeye çalışmalıdır. Kendine aşırı güvenen kişilerin de kendilerini sorgulayabilmeleri önemlidir. İç dünyasında gördüğü boşlukları doldurmak için kendine yatırım yapan kişi gelişimini sürdürür.

8. İsabetli ve hızlı karar ver

Kararlılık, başarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Çabuk usanmak, sürekli başka bir işe yönelmek veya üzerinde durulan konunun derinliklerine sabırla inememek kararsızlığa yol açabilir. Başarı hikâyeleri, işin üzerinde durmayı ve sabırla yoğunlaşmayı gerektirir. Hızlı karar vermek kadar, işi ciddiyetle ele alıp kararın arkasında durmak da önemlidir.

9. Başkalarının deneyimlerinden faydalan

Kendi bilgi ve tecrübenden yararlanmak önemlidir; başkalarının deneyimlerinden faydalanabilmek de öyle. Sana doğruyu söyleyecek bir arkadaşın olmalı. Başarılı insanlar, kendilerini farklı açıdan değerlendirebilen ve hatalarını dürüstçe gösterebilen kişilere değer verir. İlk bakışta aykırı görünen fikirleri dinlemek, gözden kaçan noktaları fark etmeyi sağlayabilir.

10. Paylaşmayı bil

Başarıda başkalarının payını vurgulamak herkesin kolayca yaptığı bir şey değildir. Oysa eşin, ortağın veya yakın dostların katkısını kabul etmek, emeğin paylaşımını görünür kılar. Bilginin zenginlik üretimindeki önemi arttıkça paylaşmanın önemi de artar; çünkü bilgi paylaşıldıkça büyür.

Cama can katan Yusuf Usta, usta olmanın ölçüsünü şöyle anlatıyor: “Bir insana usta denmesi için şu özelliğe sahip olmalı: Bütün bildiğini sabah çıraklarına, kalfalarına öğretmeli; akşam evde yine yeni bir şeyler öğrenerek ertesi gün onlara yine yeni bir şeyler öğretecek değerlere sahip olmalı.”

11. İşini sev

İşini sevmeyen kişi ona saygıyla bağlanmakta zorlanır. İşi yalnızca para kazanma aracı olarak görmek yerine, insan hayatını kolaylaştıran ve değer üreten bir uğraş olarak değerlendirmek üretkenliği destekler. Sevgi olmadan doğru, tutarlı ve sürekli bir çalışma ortaya koymak zordur.

12. Yedek plana sahip ol

Hayatın ne gibi sürprizler getireceği belli olmaz. İşinde başarının doruğunda olsan bile ihtimalleri düşünerek bir yedek plan bulundur. Zorlandığında veya kayıpla karşılaştığında teslim olmak yerine mücadele etmeyi seçenler, gerektiğinde bu planı devreye sokarak işlerini yeniden toparlayabilir.

Başarı için bu alışkanlıkları birlikte geliştir

İş hayatında başarı için yapılması gerekenler, güçlü niyetle başlayıp öğrenme, farklılaşma, güven ve sabırla devam eder. İşini takip etmek, kendini sorgulamak, başkalarının deneyimlerine açık olmak ve paylaşmayı bilmek de bu süreci güçlendirir. Başarı için gerekli özellikler tek başına değil, birlikte ve tutarlı biçimde uygulandıklarında anlam kazanır.

Images

Herkes Zengin Olmak İstiyor

Zenginlik nedir? Önce neyi zenginlik saydığımıza bakalım

Doğru mu, değil mi? Bu, zenginliği nasıl yorumladığınıza ve zenginleri nasıl algıladığınıza bağlı. Çoğumuz zengin olmayı yalnızca maddi varlıkla, parayla ilişkilendiririz. Oysa zenginlik, sahip olduğumuz paradan ibaret değildir. Dost zengini olmak, bilgi zengini olmak, yürek zengini olmak, fikir zengini olmak ve zaman zengini olmak da hayatımıza başka bir değer katar. Doğanın zenginliğini yaşamak, keyfini çıkarmak da bir zenginliktir. Hele sağlık, başlı başına bir zenginlik.

Öyleyse zenginlik çeşitleri nelerdir? Belki sizin için güvenebileceğiniz dostlara sahip olmak, belki merak ettiğiniz konularda öğrenmeye devam etmek, belki de zamanınızı dilediğiniz gibi değerlendirebilmek… Herkesin yanıtı aynı olmak zorunda değil. En azından birkaç alanda çok zengin olmayı siz de istiyorsunuz, değil mi? Haydi seçin şimdi: Hangi zenginlik size gerçekten çekici geliyor? Hayallerinizi hangi zenginlik süslüyor?

Images

Kişisel Gelişiminiz İçin Neler Yapabilirsiniz?

Kişisel gelişimin en önemli noktası, kişinin kendisini en iyi şekilde tanımasından geçer. Neleri iyi yaptığınızı, hangi konularda eksik hissettiğinizi ve hangi durumlarda sorun yaşadığınızı anlamak, gelişim için sağlam bir başlangıçtır. Kendinize şu soruları sorun: “Kendimi hangi konuda geliştirmek istiyorum?” ve “Hangi durumlarda problem yaşıyorum?” Yanıtlarınızı düşünmekle yetinmeyip bir yere not edin; böylece hangi adımlara öncelik vereceğinizi daha kolay görebilirsiniz.

Kendinizi tanıyın ve gelişim alanlarınızı belirleyin

Kişisel gelişim için neler yapılabilir sorusunun ilk yanıtı, ihtiyaçlarınızı fark etmektir. Her konuda aynı anda ilerlemeye çalışmak yerine, günlük yaşamınızda veya iş hayatınızda size güçlük çıkaran birkaç alana odaklanın. Örneğin kendinizi ifade etmekte zorlanıyorsanız iletişim becerilerinizi; zamanınızı planlamakta zorlanıyorsanız günlük düzeninizi gözden geçirebilirsiniz. Bu değerlendirme, gelişiminizi başkalarının beklentilerine göre değil, kendi ihtiyaçlarınıza göre şekillendirmenize yardımcı olur.

Öğrenmeye zaman ayırın

Kendinize bir seminer planı yapın. İlginizi çeken kişisel gelişim seminerlerini araştırın, seçenekleri not alın ve hangi konularda eğitim almanız gerektiğine karar verin. Ardından ihtiyaçlarınıza uygun seminerlere katılmayı değerlendirin. Eğitim seçerken yalnızca popüler olmasına değil, geliştirmek istediğiniz beceriyle gerçekten örtüşmesine de dikkat edin.

Okumayı da gelişim planınızın bir parçası hâline getirin. Kaynak yazıda önerildiği gibi, her ay en az üç kişisel gelişim kitabı okumayı hedefleyebilirsiniz. Bu hedef size fazla geliyorsa kendi temponuza uygun bir okuma düzeni kurun; önemli olan öğrendiklerinizi hayatınızda kullanmaya çalışmaktır. Bir kitaptan dikkatinizi çeken fikirleri veya denemek istediğiniz önerileri not etmek, okuduklarınız üzerinde düşünmenizi kolaylaştırır. Bu adımlar, kişisel gelişim yolları ararken öğrenmeyi düzenli bir alışkanlığa dönüştürmenize yardımcı olabilir.

Hayat amacınızı ve hedeflerinizi netleştirin

Amacınız ne? Kendinize bir hayat amacı belirleyin ve şu an yaşadığınız hayatı gerçekten yaşamak isteyip istemediğinizi düşünün. Eğer yaşamınızın gidişatından memnun değilseniz, neleri değiştirmek istediğinizi ve bunun için hangi adımları atabileceğinizi kendinize sorun. Yanıtları hemen bulmak zorunda değilsiniz; sorular üzerinde düşünmek bile önceliklerinizi fark etmenizi sağlayabilir.

Asıl hedefinize odaklanın. Ulaşmak istediğiniz büyük başarılar için ilerlerken küçük hedefler belirleyin ve bu hedeflerin peşinden gidin. Günlük işler içinde kaybolup asıl amacınızı gözden kaçırmamaya çalışın. Bir yandan da kolay olanla başlayın: Önce yapabileceğiniz adımları seçin, ilerledikçe daha fazla çaba gerektiren konulara yönelin. Henüz hazır olmadığınız şeylere aşırı yoğunlaşmak yerine, gelişiminizi aşama aşama sürdürün.

Motivasyonunuzu ve zamanınızı yönetin

Motivasyon... Motivasyon! Kendinizi ve başkalarını motive etmenin yollarını öğrenin; ihtiyaç duyduğunuzda bunları hayatınızın farklı alanlarında uygulayın. Sizi harekete geçiren hedefleri hatırlamak ve ilerlemenizi görmek, başladığınız işi sürdürmenize destek olabilir. Başkalarını motive ederken de onların ihtiyaçlarını ve hedeflerini dikkate alın.

İpler elinizde olsun: Gününüzü, hatta saatlerinizi nasıl geçirdiğinizi takip edin. Yapmanız gerekenleri belirlemek ve öncelik sırasına koymak, zamanınızı daha bilinçli kullanmanıza yardımcı olur. Planınız beklediğiniz gibi işlemediğinde bunu başarısızlık olarak görmek yerine düzeninizi gözden geçirin ve yeni bir plan yapın. Hatalarınızdan ders alın; onları sizi başarıya ulaştıracak hatırlatmalar olarak değerlendirin.

Kendinize inanın, iletişiminizi geliştirin

Kendinize inanın. Elinizi kolunuzu bağlayan inançlar yerine, sizi güçlendiren ve ilerlemeye teşvik eden düşünceleri seçin. Bu, her şeyin kolay olacağı anlamına gelmez; hedeflerinize ulaşmak için çaba gösterebileceğinizi kendinize hatırlatmanız demektir. Kendi ilerlemenizi başkalarınınkiyle kıyaslamak yerine, belirlediğiniz hedeflere doğru attığınız adımlara odaklanın.

İletişiminize de dikkat edin. İnsan ilişkileri, hitabet ve beden dili konusunda eğitim almayı değerlendirin. Bu alanlarda öğrenmek, kendinizi ifade etme biçiminizi gözden geçirmenize ve iletişim becerilerinizi geliştirmenize katkı sağlayabilir. Öğrendiklerinizi günlük konuşmalarınızda uygulamaya çalışın; böylece yeni becerileriniz üzerinde pratik yapabilirsiniz.

Hayal kurmaktan korkmayın

Düşleyin! Hayal kurmaktan korkmayın; çünkü hayal gücü insanın en önemli silahlarından biridir. Hayallerinizi belirgin hedeflere dönüştürmek için onlara ulaşma yolunda atabileceğiniz küçük adımları düşünün. Böylece kişisel gelişim önerileri yalnızca okunup geçilen tavsiyeler olarak kalmaz, günlük yaşamınızda uygulayabileceğiniz bir plana dönüşür. Kişisel gelişim nasıl sağlanır sorusuna tek bir yanıt yoktur: Kendinizi tanımak, öğrenmek, hedef belirlemek ve öğrendiklerinizi uygulamak bu yolculuğun temel adımlarıdır.

Kaynak: www.yenibiris.com

Images

Başarı Üzerine Söylenmiş Güzel Sözler

Başarı her insan için aynı anlama gelmeyebilir. Kimi için bir hedefe ulaşmak, kimi için öğrenmeye devam etmek, kimi içinse karşılaştığı güçlükler karşısında yeniden denemektir. Bu başarı sözleri; elindekilerle harekete geçmekten hayal kurmaya, deneyimden kararlılığa kadar bu yolculuğun farklı yönlerini hatırlatıyor.

Başarı ile ilgili güzel sözler yalnızca sonuca odaklanmaz. Bazen insanın sahip olduklarından çok henüz gerçekleştiremediklerini, bazen de yol boyunca edindiği deneyimleri düşünmeye çağırır. Aşağıdaki başarı üzerine söylenmiş sözler arasında size yakın gelen bir düşünceyi seçip üzerinde durabilir; onu kendi hedeflerinize nasıl uyarlayabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Images

Sorunlarınızı Sorularınızla Çözün

ÇÖZÜM DENKLEMİ
SORU(N)=SORU 
 Yukarıdaki deklemle birçok sorununuzu çöze bileceğinizi söylesem ne dersiniz? Çaresiz değilsiniz.çare SİZsiniz. Sorunlar içerisinde çözümleri de barındırır.Doğru sorularla sağlıklı ,cözümsel bir bakış açısına sahip olabiliriz. Bir sorun karşısında ,her şeyden önce kişisel sorumluluğumuzu farketmeliyiz. "Benim suçum değil" ,"Benim sorunum değil" ,“Benim sorumluluğumda değil.” ,“ Bu hatayı kim yaptı?" "kim suçlu''?... Genellikle hayal kırıklığına uğradığımızda veya bir mücadele içinde olduğumuzda ilk olarak olumsuz ve savunmacı bir tepki veririz.Bu cümleler masum gibi gözükse de, kişisel sorumluluk eksikliğini göstermektedirler. kişisel sorumluluğumuzu reddetmek suçlu aramak şu ana kadar gördüğümüz fikirlerin en verimsizi ve yaygın olanıdır. Ayrıca, yaşamda karşılaştığımız birçok problemin de kaynağıdırlar.suçlu aramaktan vazgeçip kişisel sorumluluklarımızı uygulamaya başlarsak potansiyelimize ulaşma şansımızı arttırırız.Sizinle başarı arasında sizin kontrolünüzde olmadan duran kişi veya durum nedir? Düşüncelerimizi tersine çevirip kendimize sorumlu sorular sormak, kendimizi ve kurumlarımızı geliştirmek için en güçlü ve etkili yollardan biridir. “Fark yaratmak için ne yapabilirim?"  ,“Ne yapmalıyım?” ,“Nasıl yapmalıyım?”... daha iyilerini yapabilme özgürlüğü iyi bir başlangıçtır. Bazen  hiçbir seçeneğimiz olmadığını düşünürüz,  Fakat her zaman bir seçeneğimiz vardır.  “seçmeme kararı” bile bir seçenektir. Bunun farkında olmak ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak, hayatımızda olmasını istediğimiz büyük olayların gerçekleşmesi için önemli bir adımdır.""Biz sadece kendimizi değiştirebiliriz." Karşımızdakini değiştirmek güçtür ve gerçekçi değildir. Bu nedenle kendimize "Diğerleri benim dediğimi ne zaman yapacaklar?" yerine "Ben kendi isteklerimi ne zaman gerçekleştireceğim?" sorusunu soralım.Düşüncelerini disiplin altına al. Daha iyi sorular sorarak ne yapacağına karar ver harekete geç. Bu kişisel sorumluluğun gerçek uygulanışıdır.Sorularımızın kalitesi cevaplarımızın kalitesini belirler.Soruya "Ne" ve "Nasıl" ile başlayalım.
"Neden", "Ne zaman" veya "Kim" bizi çoğu zaman çıkmaza sürükler.Sorumuz "Ben" sözcüğünü içersin.  "Onlar", "biz" veya "sen"i değil. Eyleme odaklanalım."Ne yapabilirim?" işte bu önerge  "Ne" ile başlıyor, içinde "ben" var ve bir harekete odaklanmakta."Neden diğerleri daha çok çalışmıyor?"
"Bu neden benim başıma geliyor?"
"Neden işimi yapmamı bu kadar zorlaştırıyorlar?"
Yüksek sesle söyleyin. Bu sorular sizi nasıl hissettiriyor?
"Neden ben?" tipinde sorular "Ben çevrenin ve etrafımdaki insanların bir kurbanıyım" demektedir. Verimli bir düşünce olmamasına karşılık sürekli bu soruyu sorarız.
Bu sorular yerine şunları sorsaydık neler olabileceği hakkında düşünün:
"Bugün işimi daha iyi nasıl yapabilirim?"
"Durumun daha iyiye gitmesi için ben ne yapabilirim?"
"Diğerlerine nasıl destek olabilirim?"Sürekli yeni kaynaklar edinmekten öte, elinizdeki kaynakları değerlendirmek için çözüm yolları arayın. Kendinize yönelttiğiniz soru “Ne zaman yeni bir şeyler duyacağız?” değil “Daha önce duyduklarımı nasıl uygularım?" olmalıdır.Neye sahip olmadığımızı düşünmek zaman ve enerji kaybıdır. Fark yaratmak istiyorsak, enerjimizi çerçevenin içindekilere odaklayalım: "Elimdeki kaynaklarla nasıl başarabilirim?"
Ne yapabileceğini, başarabileceğini ya da yaratabileceğini sorarsan, yeni şeyler üretebilirsin. Bu kadar basit. Ancak harekete geçerek bir şeyi başarabilirsin.
Yanlış ve Doğru Sorular
 Hepimiz hayatta birçok rol oynarız ve bu rollerin her birinin kendine özgü zorlukları ve sinir bozucu özellikleri vardır.Rolümüz ne olursa olsun, birileri bizi izleyip davranışlarımızı taklit etmeye çalışır. Model olmak en güçlü öğretmenliktir. Bu nedenle davranışlarında sahip olduğun rollerin sorumluluğunu da hesaba katmalısın.
Aşağıda belli rollere göre, doğru ve yanlış soru örnekleri karşılaştırılmıştır.
Y:
"Ne zaman çocuğum beni dinlemeye başlayacak?"
"Neden kızım o çocuklarla takılıyor?"
"Ne zaman oğlum bana açılacak?"
D:
"Onu daha iyi nasıl tanıyabilirim?"
"Ebeveynlik becerilerimi nasıl geliştirebilirim?"
"Bu zor yıllan aşmasında ona nasıl yardımcı olabilirim?"
Y:
"Neden arkadaşlarımı sevmiyorlar?"
"Ne zaman anne babam beni anlayacak?"
D:
"Daha iyi iletişim kurmak için ne yapabilirini?''
''Anne baba olarak nasıl düşünüyorlardır?''
Y:
"Neden o eski hikâyeyi tekrarlamaktan vazgeçmiyor?"
"Beni ne zaman takdir edecek?"
"Neden her şeyi ben yapmak zorundayım?"
D:
"Bugün kendimi nasıl geliştirebilirim?"
"Ona yardımcı olmak için ne yapabilirim?"
"Nasıl sınırlarımı daha iyi tespit edip "hayır" diyebilirim?"

                                                                             II
SORULARLA DÜŞÜNME
Sorulara hayatımızdaki düşündürücü öğretici kısıtlayıcı,yargılayıcı taraflarındanda bakıp ele almalıyız.....Sorular bizim problemimizi çözmekle birlikte düşüncemizde de farklı, öğretici açılımlar yaratır.Çoğu zaman sorduğumuz soruların güç bela bilincindeyiz. Oysa sorular yaşamamızın hemen her anında düşünce sürecimizin parçasıdır.Sorular sonuçlara götürür. Sorular davranışlarımızı ve olası sonuçları programlar.Soruların bir kısmı öğretici bir kısmı yargılayıcıdır. Çoğu zaman öğretici ve yargılayıcı yollar arasında ileri geri gidip geliyoruz. Yaptığımız seçimin bizim kontrolümüzde olduğunun güç bela farkına varsak da her an bir seçeneğimiz var. Gerçek seçim kendi düşüncemizi gözlemleyebildiğimizde başlar. Kendi düşüncemizi yönetemezsek başka bir şeyi yönetemeyiz.Başımıza gelecekleri her zaman seçemesek de, başımıza gelenlerle ne yapacağımızı seçebiliriz.Olumsuz içsel sorular, farkında olmadan bizi olumsuz etkilemekte.
İyi ya da kötü, yanlış ya da doğru yoktur. Yanlıca olanlar vardır. Ve olanlarla ne yaptığın. Seçeneğin devreye girdiği nokta burası. Sorularla düşünmenin özü budur. Soruları değiştir, düşüncen değişsin.Gergin, üzgün, engellenmiş hissediyorsan ve kendine yargılayıcı konumda mıyım diye sorduğunda cevap evetse, “Olmak istediğim yer burası mı?”diye sor. “Başka ne şekilde düşünebilirim?”, “Neye ihtiyacım var?” gibi öğretici sorular size daha yararlı olabilir.
Bir tartışma sırasında iki kişi de yargılayıcı olduğunda, ilk uyanan avantajlıdır. Bu kişinin öğreticiye geçmesiyle, kişi sürücü koltuğuna oturup durumu her ikisi için de tersine çevirebilir.
Kendi kendimize sorduğumuz bilinçli ya da bilinçsiz sorular, en kötü düşmanımız veya en büyük yardımcımız olabilir. İki farklı soru grubunun bizi nasıl etkilediğine bakalım. Kasların duruşuna ve nefesin ve bedenin değişik bölgelerinde neler tecrübe ettiğimize dikkat edelim.
Yargılayıcı
*Yanlış nerede?
*Kimi suçlayabilirim?
*Haklı olduğumu nasıl kanıtlayabilirim?
*Kendi sahamı nasıl koruyabilirim?
*Kontrolü nasıl elimde tutabilirim?
*Nasıl olur da kaybedebilirim?
*Nasıl olur da zarar görürüm?
*Bu insan neden bu kadar aptal ve sinir bozucu? 
*Neden canımı sıkıyor?
<="">
Öğrenici sorular
*Ben ne istiyorum?
*Seçeneklerim neler?
*Ne tür varsayımlarda bulunuyorum?
*Sorumluluklarım neler?
*Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
*Diğer insan ne düşünüyor?
*Neyi kaçırıyorum ya da sakınıyorum?
*Bu kişiden ya da durumdan…Bu hatadan ya da başarısızlıktan…Bu başarıdan… ne öğrenebilirim?
*Hangi soruları sormalıyım? (kendime ya da başkalarına)
*En çok anlam ifade eden eylem basamakları hangileri?
*Bunu nasıl bir kazan-kazan ilişkisine dönüştürebilirim?
*Mümkün olan ne?
Hepimiz her iki türlü sorular sorarız. Hangi soruları soracağımızı seçme gücüne sahibiz. Kendi tepkilerini karşındakinin davranışlarından ayırabilirsin. Karşımızdakinin davranışlarına göre tepki verdiğimizde, özgür düşünce ve davranışlarımız olmayabilir. Güç kaybedip, ipleri başkalarının elinde bir kukla gibi olma ihtimalimiz var.
Karşımızdakinin yaptığıyla, onun yaptığına karşılık, yapmayı seçtiğimiz şey arasındaki farkı fark etmeliyiz.
Bir tartışmayı kazanmak mı yoksa güzel bir gece geçirmek mi istiyorum?Sorunları yargılayıcı sorularla  çözmek zordur. Kişiyi felç edebilir. çaresiz ,çözümzüz hissetmesine neden olur.Öğretici sorular zihni açar seçenekler yaratmakta ve durumu iyileştirmekte özgürkılar.
Öğrenici/Yargılayıcı Kafa Yapıları
 Yargılayıcı
 *Yargısaldır(kendine ve başkalarına karşı)
 *Tepkisel ve otomatiktir
 * Her şeyi bilir
* İnatçı ve katıdır
* Ya bu/ya da şu diye düşünür
* Kendi haklılığından emindir
* Meraklıdır 
*Değişiklikten korkar
* Yalnızca kişisel bakış açısına sahiptir
* Varsayımları savunur  
* Olasılıklar sınırlı görülür   
* Temel ruh hali koruyucudur
 Öğrenici
*Kabullenicidir(kendine ve başkalarına karşı)
* Uyumlu ve düşüncelidir
* Bilmemeye değer verir
*Esnek ve intibak eder
 * Her ikisi de/ve diye düşünür
* Değişikliğe değer verir
* Başkalarının bakış açısını değerlendirir 
* Varsayımları sorgular
* Olasılıklar sınırsız görülür
* Temel ruh hali meraklıdır

Hepimiz her iki kafa yapısına ve herhangi bir anda hangisini kullanacağımızı seçme gücüne sahibiz.
Öğrenici/Yargılayıcı İlişki Yapıları
Yargılayıcı        
*Kazan-kaybet ilişkisi
* Başkalarından ayrı hisseder
* Farklılıklardan korkar
* Tartışır  
* Kusur bulur
* Geri besleme ret olarak algılanır  
*Saldırır ya da savunur 
Öğrenici
* Kazan-kazan ilişkisi
* Başkalarıyla arasında bağ hisseder 
* Farklılıklara değer verir
* Konuşur
* Eleştirir
* Geri besleme değerli olarak algılanır 
* Çözer ve yaratır

Hepimiz ilişkilerimizi her iki kafa yapısını da kullanarak kuruyoruz ve herhangi bir anda nasıl ilişki kuracığımızı seçme gücüne sahibiz.Dünya sonsuz olanaklarla dolu olsa da yargılayıcı gözlerle baktığında ya da yargılayıcı kulaklarla duyduğunda kullanımın sınırlı kalır.
Yargılayıcıda olabileceğini sezdiğin anda, dur, derin bir nefes al ve kendine sor: “Yargılayıcı yolunda mıyım?” Cevabın evetse, şunun gibi basit sorular sorarak Değişim Hattına geçebilirsin: “Bu konuda daha başka nasıl düşünebilirim ve nerde olmak isterdim?”
Bu şekilde Öğrenici yolda ilerleyebilirsin.(Farkındalık-Nefes-Merak-Seçim Yöntemi)Öğrenici ve yargılayıcı yolları arasında ikilem yaşadığında F-N-M-S Yöntemi sana yol gösterebilir.
Farkındalık
 Yargılayıcı yolda mıyım?
Nefes
 Geri çekilip, durarak bu duruma daha tarafsız bakmaya ihtiyacım var mı?
Merak
 Bütün gerçekleri biliyor muyum? Burada neler oluyor?
Seçim
 Seçimim ne?
SONUÇ...
Yargılayıcıyı fark et, öğreniciyi uygula. Bu sloganı beynine kazı. Şu şekilde düşün:
Hiçbir zaman saf öğrenici olmayacaksın, ama dikkatini nereye çevireceğin konusunda seçim yapmayı öğrenebilirsin.
Ne zaman dikkatini yargılayıcıya verecek olsan, başka şeylere enerjin kalmaz. Bu durumun, etrafındaki insanları nasıl etkileyeceğini gözünde canlandırabilirsin.
 ***İyi sonuçlar, iyi sorularla başlar.***

DEĞİŞİM İÇİN 12 TEMEL SORU:
1.  Ben ne istiyorum?
2.  Seçeneklerim neler?
3.  Ne tür varsayımlarda bulunuyorum?
4.  Sorumluluklarım neler?
5.  Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
6.  Diğer insan ne düşünüyor?
7.  Neyi kaçırıyorum ya da sakınıyorum.
8.  Bu kişiden ya da durumdan…
     Bu hatadan ya da başarısızlıktan…
     Bu başarıdan…
     ne öğrenebilirim?
9.  Hangi soruları sormalıyım? (kendime ya da başkalarına)
10. En çok anlam ifade eden eylem basamakları hangileri?
11. Bunu nasıl bir kazan-kazan ilişkisine dönüştürebilirim?
12. Mümkün olan ne?
 Sorularla düşünme sistemini nasıl kullanılacağı bir kere anlaşıldığında bütün parçalar yerine oturur. Bu yeni araçlar ve yöntemler kişiyi daha etkili, üretken ve başarılı kılar. Sonunda, tereddütlerin ötesinde büyük bir sıçrama yapabilirsinHer şeyi sorgulayın. Haklı olduğunu kanıtlamaya çalışman karşındakiler tarafından nasıl karşılanıyor?Kendi düşüncelerinin,duygularının,ve onların neden olduğu davranışlarının  sorumluluğunu üstlenmeye istekli misiniz?
Ne kadar gönülsüz olursa olsun, kendini affetmek hatta kendine kahkahalarla gülmek istiyor musun?
Deneyimlerinin, özellikle en zor olanların taşıdığı değeri araştıracak mısın?
Yaşadıklarından ders çıkartmaya ve buna bağlı değişiklikler yapmaya istekli misin?
Nur Meriç


Kitabımı edinerek kendinize ve bana katkıda 

bulunmak ister misiniz?


Images

Her başarının altında disiplin vardır.

Başarı çoğu zaman büyük ve gösterişli anlarla değil, her gün tekrarlanan küçük seçimlerle kurulur. Yazı masasının başına geçmek, dikkati dağıtan şeyleri geride bırakmak, gerektiğinde yazdığını silip yeniden başlamak… Disiplin, yazarlıkta tam da bu sıradan görünen eylemlerin devamlılığında kendini gösterir.

Can Dündar’ın Milliyet’te aktardığı bu anlatıda Orhan Pamuk’un çalışma düzeni; sabah yürüyüşlerinden kahveye, yazılan cümleleri yeniden okumaktan evin içinde volta atmaya kadar uzanan kişisel alışkanlıklarla şekillenir. Bu küçük törenler, yazıya her gün yeniden yaklaşmanın ve yazarlık disiplini kurmanın yollarıdır.

Images

Başarmak sizin elinizde!

Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.

Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?

Images

Kaybetmek için doğanların 10 ortak özelliği

Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de, isterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi ve yaparsanız neler kazanacağınızı biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp yapmanızı engelleyen biri de yok.


başarısızlık nedenleri

Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.

Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazılarının yokluğu anlaşılmaz. Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir; bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.

Kazanmak gibi kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip kaybetmeyi kimlik hâline getirmek mümkündür. Bu bağlamda ‘param yok’ demekle ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik hâline getirmek —bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir— kaybetmeyi kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ kılar.

Hiç kimse durduk yerde kaybeden olmaz. Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, davranmak ve inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!

Kaybetmeye yatkın insanların 10 ortak özelliği

Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?

1. İç disiplin yetersizliği

Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücünün zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek bir amaca doğru harekete geçirememek, bu insanların en büyük eksiğidir.

İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp bu gücü bir amaca yöneltmesidir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.

2. Zaman kullanım bilincinde zayıflık

Başarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır; farkı yaratan, bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri bir zaman çerçevesine oturtan, yani ‘işleri takvime bağlayan’ ve sonra kendini programına göre denetleyen kişi, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur.

Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler zamanın değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!

3. Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi

Bernard Shaw, ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuçları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir.

Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için başarısızlığı “Rüzgâr karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi gerekçelerle açıklarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa öğrenmeye zaman bulamaz.

4. ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık

Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise ‘başka şartlarda olsalardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu, ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceklerini anlatırken, bu tür erkekler de ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar.

Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelmeyenlerin dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle, “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”

5. Arabeskleşmeye yatkınlık

Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü, sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kişi kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür.

Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar söylemek yerine söylenmeye, anlatmaktan çok alınmaya yatkındır. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır; eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur ve ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.

6. Atalet ve tembelliğe yatkınlık

İçinizde olup sizi durduran nedir? Atalet!

Atalet; miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek ve yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hâli, tembellik ve atalet psikolojisidir.

7. Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama

Bir araştırma, insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır.

Başarı korkusu, bazı kişilerin başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini ya da insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını düşünerek başarıdan uzak durmasıdır.

Bir başka grup ise ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durur. Kısacası başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!

8. Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık

Başarısız insanların zihninde psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Bir yanları inşa ederken diğer yanları imha eder; bir yanları ileri iterken diğer yanları geri çeker.

Neyin doğru, neyin yanlış; neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığı yaşarlar. Kafası net olmayan insanların eylemleri de net olmayacaktır. Nazım’ın bir deyişini biraz değiştirirsek: “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”

9. Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatkınlık

Az gelişmiş insanların katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘az gelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunlukta oldukları için yaygınlıktan gelen bir rahatlığa sahiptir. Kurnazlık, otoriter ve az gelişmiş toplumlarda yaygındır.

Ege Cansen’in deyişiyle, ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.

10. Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak

Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır: Başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemez. Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter. Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir.

Başarı da futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikâyeleri’yle doludur. Başarısızların yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil; başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!

Yazarı: Mümin Sekman
Images

Hayatta Muvaffak Olma Yolunun Tehlikeleri ve Düşmanları

Yetişme ve muvaffak olma yolunun genç yolcusu! Bil ki tuttuğun yolda tehlikeli geçitler ve yol kesen düşmanlar vardır. Hayat yolunun her yolcusu bunlarla karşılaşabilir; fakat tecrübesiz ve yolun henüz başındaki gençler, bu tehlikelere karşı daha savunmasız olabilir.

Müsaade et de sana, yolunu bekleyen düşmanları ve rastlayabileceğin tehlikeleri göstereyim. Başarının önündeki engeller bazen açıkça karşına çıkmaz; insanın kendi içinde bir mazeret, çevresinde ise dostça görünen bir telkin olarak belirir. Bu yazıda iki düşmana dikkat çekiliyor: tembellik ve kötü arkadaş.