hayata bakış açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Son Yaprak Hikayesi: Konusu ve Ana Fikri

Johnsy’nin Hastalığı ve Yaşama İsteği

New York’un düşük kiraları yüzünden sanatçılarla dolu olan Greenwich Village’ında üç katlı bir binanın en üst katındaydı Sue ve Johnsy’nin stüdyoları. Amerikanın 2 ayrı ucundan gelen kızlar bir lokantada tanışmış ve ortak sanat zevkleri olduğunu anlayınca ortak bir ev tutmaya karar vermişlerdi. Bu olay Mayıs ayındaydı. Kasım ayında ise bölgeye doktorların zatürree adını verdiği soğuk bir yabancı gelip buz gibi parmaklarıyla orayı burayı yoklamaya başlamıştı.

California rüzgarlarıyla kanı sulanmış ufak tefek, ince yapılı bir kızcağız olan Johnsy’yi de yatağa sermişti. Zavallı kızcağız demir karyolasına yatmış, yandaki evin tuğla duvarlarını seyrederek kıpırdamadan yatıyordu doktor geldiğinde. Doktor kır kaşlarını sağa sola oynatarak Sue’yu koridora çağırdı.

Images

Kaybetmek için doğanların 10 ortak özelliği

Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de, isterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi ve yaparsanız neler kazanacağınızı biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp yapmanızı engelleyen biri de yok.


başarısızlık nedenleri

Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.

Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazılarının yokluğu anlaşılmaz. Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir; bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.

Kazanmak gibi kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip kaybetmeyi kimlik hâline getirmek mümkündür. Bu bağlamda ‘param yok’ demekle ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik hâline getirmek —bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir— kaybetmeyi kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ kılar.

Hiç kimse durduk yerde kaybeden olmaz. Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, davranmak ve inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!

Kaybetmeye yatkın insanların 10 ortak özelliği

Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?

1. İç disiplin yetersizliği

Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücünün zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek bir amaca doğru harekete geçirememek, bu insanların en büyük eksiğidir.

İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp bu gücü bir amaca yöneltmesidir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.

2. Zaman kullanım bilincinde zayıflık

Başarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır; farkı yaratan, bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri bir zaman çerçevesine oturtan, yani ‘işleri takvime bağlayan’ ve sonra kendini programına göre denetleyen kişi, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur.

Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler zamanın değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!

3. Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi

Bernard Shaw, ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuçları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir.

Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için başarısızlığı “Rüzgâr karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi gerekçelerle açıklarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa öğrenmeye zaman bulamaz.

4. ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık

Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise ‘başka şartlarda olsalardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu, ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceklerini anlatırken, bu tür erkekler de ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar.

Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelmeyenlerin dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle, “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”

5. Arabeskleşmeye yatkınlık

Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü, sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kişi kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür.

Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar söylemek yerine söylenmeye, anlatmaktan çok alınmaya yatkındır. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır; eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur ve ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.

6. Atalet ve tembelliğe yatkınlık

İçinizde olup sizi durduran nedir? Atalet!

Atalet; miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek ve yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hâli, tembellik ve atalet psikolojisidir.

7. Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama

Bir araştırma, insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır.

Başarı korkusu, bazı kişilerin başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini ya da insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını düşünerek başarıdan uzak durmasıdır.

Bir başka grup ise ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durur. Kısacası başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!

8. Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık

Başarısız insanların zihninde psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Bir yanları inşa ederken diğer yanları imha eder; bir yanları ileri iterken diğer yanları geri çeker.

Neyin doğru, neyin yanlış; neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığı yaşarlar. Kafası net olmayan insanların eylemleri de net olmayacaktır. Nazım’ın bir deyişini biraz değiştirirsek: “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”

9. Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatkınlık

Az gelişmiş insanların katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘az gelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunlukta oldukları için yaygınlıktan gelen bir rahatlığa sahiptir. Kurnazlık, otoriter ve az gelişmiş toplumlarda yaygındır.

Ege Cansen’in deyişiyle, ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.

10. Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak

Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır: Başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemez. Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter. Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir.

Başarı da futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikâyeleri’yle doludur. Başarısızların yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil; başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!

Yazarı: Mümin Sekman
Images

Sağlık Olsun Şiiri

Sağlık Olsun şiiri, sıradan bir günü özenle yaşamanın ve hayatın küçük güzelliklerini fark etmenin değerini hatırlatıyor. Sabahın ilk anlarından akşam sofrasına, dostları aramaktan sağlığın kıymetini bilmeye uzanan bu dizeler, güne güzel başlamak ve günün tadını çıkarmak üzerine içten bir çağrı sunuyor.

Sağlık Olsun şiir sözleri

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama, yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, “Ohh, ne güzel yine uyandım,” diye sevin.
Pencereni aç, yağmur da olsa fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma; adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.

Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.

Günün küçük güzelliklerini fark etmek

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis.
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle; karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine; dünden önceki günden,
hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla.
Ohhh, şöyle bir hafifle...

Bir güzel kahve ısmarla kendine; seni mutlu eden sesi duymak için “Alo” de.
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın; hatta üşü hava soğuksa.
Yürü; yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al.

Dostları hatırlamak, akşamın tadını çıkarmak

Sonra şöyle bir düşün: Kimler sana yol açtı?
Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı?
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları, değil mi?
Hadi hemen, uğrayabilirsen uğra; arayabilirsen ara.
Hatırlarını sor; öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor.

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi, değil mi? Akşamın da güzel olsun.
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun.
Saklama tabakları, bardakları misafire.
Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada?

Ailecek kurulun sofraya; öyle acele acele, vazife yapar gibi hiç değil.
Şöyle keyfe keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.

Gece evinde dostların olsun.
Sohbet mezen, kahkahan, içkin olsun.
Arkadaşım, hayat bu; daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

[Can YÜCEL]

Güne güzel başlamak, bir kahvenin keyfini sürmek, dostları aramak ve akşamı sevdiklerinle paylaşmak… Şiirin hatırlattığı gibi, bütün bu güzelliklerin başında sağlık geliyor.

Images

Hayatınızda Bir Şeyleri Değiştirmek İstediğinizde…

Binlerce yeni yol düşledim. Uyandım ve yine eski yoldan yürüdüm.
Çin Atasözü

Hayatınızda bir şeyleri değiştirmek istediğiniz çok olmuştur, değil mi? Belki yeni yıl yaklaşırken kendinize bir liste yaptınız: Sağlıklı beslenmek, 5 kilo vermek, düzenli spor yapmak, hobilerinize vakit ayırmak, tiyatroya gitmek, stresten uzak durmak ya da sigarayı bırakmak… Peki, yılın sonuna yaklaşırken listenize baktığınızda, bunlardan hangileri gerçekten hayatınızın parçası oldu?