Images

Sevgi Elini Uzatmak: Affetmek ve Barışmak

Sevgi elini uzatmak

Pek çoğumuz bir tartışma, yanlış anlama ya da yetiştirilme biçimlerimizdeki farklılıklar yüzünden küçük kırgınlıklar yaşarız. Kırıldığımız kişi bir dostumuz ya da akrabamız olabilir. Bazen inatla onun bize el uzatmasını bekler, affetmek ve eski ilişkimizi yeniden başlatmak için ilk adımın mutlaka karşı taraftan gelmesi gerektiğine inanırız.

Küçük kırgınlıkları büyütmeden önce

Öfkemize saplanıp kaldığımızda, ufak şeyleri zihnimizde tekrar tekrar kurar ve zamanla gerçekten büyük meseleler hâline getiririz. Söylenen bir söz, yanlış anlaşılmış bir davranış ya da çözülebilecek bir anlaşmazlık, üzerinde durdukça aramızdaki mesafeyi artırabilir. Oysa küçük kırgınlıkları büyütmemek, yaşananları yok saymak değil; onları hayatımızın ve ilişkimizin tamamını belirlemesine izin vermemektir.

Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bu konuda haklı çıkmak mı, yoksa aramızdaki bağı korumak ve iç huzurumuza kavuşmak mı benim için daha önemli? Bu sorunun yanıtı her zaman aynı olmayabilir. Ancak yalnızca haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak, çoğu zaman barışmaya giden yolu zorlaştırır.

Affetmek, haklılıktan vazgeçmek demek değildir

Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan daha önemliymiş gibi davranabiliriz. Oysa haklı olmak, hemen her zaman kendimizi mutlu etmekten daha önemli değildir. Haklı olmaktan vazgeçip mutlu olmak, yaşananları onaylamak ya da kendi duygularımızı inkâr etmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca tartışmayı sürdürmeyi bırakmak, yargılarımızı bir yana koymak ve ilişkiye yeniden yaklaşmak için alan açmaktır.

Affetmek de unutmak ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda olmak değildir. Kırgınlığımızı fark ederken, öfkenin bizi yönetmesine izin vermemeyi seçebiliriz. Sevgi elini uzatmak, bu seçimin küçük ama anlamlı bir ifadesi olabilir.

Kırgın olduğun kişiye el uzatmak

Bir mesaj göndermek, hâlini hatırını sormak ya da sakin bir konuşma teklif etmek barışmak için bir başlangıç olabilir. İlk adımı atmak, bütün sorumluluğu üstlenmek veya haksız olduğunuzu kabul etmek değildir. Yalnızca aranızdaki gerginliğin azalmasını istediğinizi göstermektir. Bazen kısa ve samimi bir yaklaşım, uzun süredir bekleyen bir konuşmanın kapısını aralar.

Mutluluğun yolu yargıları bir yana atıp sevgi elini uzatmaktan geçebilir. Bırakın, başkaları haklı oluversin. Bu, sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Siz, işin ucunu bırakmanın ve kırgınlığın ağırlığını taşımamayı seçmenin huzurunu yaşayabilirsiniz.

Karşılık beklemeden atılan adımın huzuru

Elinizi uzatıp haklılığı başkalarına bıraktığınızda, karşı taraf da size karşı daha az savunmacı ve daha sevecen olabilir. Çoğu kez o da size el uzatır. Ancak bu her zaman gerçekleşmeyebilir. Barışmak için yaptığınız girişim karşılık bulmadığında kendinizi suçlamanız ya da hemen bir sonuç beklemeniz gerekmez. Başkasının vereceği yanıtı kontrol edemezsiniz; kendi yaklaşımınızı seçebilirsiniz.

Daha çok sevgi olan bir dünya yaratmak için size düşeni yapmanın huzuru da başlı başına değerlidir. Bazen affetmek ilişkiyi yeniden başlatır; bazen yalnızca içinizdeki yükü hafifletir. Her durumda sevgiyle atılan bir adım, küçük kırgınlıkların büyüyüp araya duvar örmesini önleyebilir.

Images

Bir Kadın Gittiğinde... – Bekir Coşkun

Bekir Coşkun

Bir kadının gidişi, yalnızca evde bir kişinin eksilmesi değildir. Günlük hayatın içindeki küçük izler, alışkanlıklar ve sesler de onunla birlikte kaybolur. Kaynak paylaşımda Bekir Coşkun imzasıyla yer alan bu metin, geride kalanların hissettiği boşluğu anlatıyor.

Bir Kadın Gittiğinde

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde “yetim-öksüz” kalan çok olur:

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.

Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.

Sık sık boynunu büker “sarıkız”.

O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz; değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.

Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider...

Bir dost...

Bir arkadaş...

Bir sevgili...

Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

Kapı eşiğindeki “Dikkat et...” duyulmaz, annesi gitmiştir “geç kalma”nın.

Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok “yetim” bırakmıştır arkasında...

Bekir Coşkun

Images

Sağlığı yaratmak.

Günümüzde sağlığı yaratmada olumlu düşüncenin önemi üzerinde sıkça durulmaya başlanmıştır. Her geçen gün bu konuda ya yeni bir kitap yada makale yayınlanmaktadır. Düşünce dediğimiz bu güç nasıl oluyor da sağlığımızı bozuyor veya yaratıyor?

Yazdığı kitaplarla ve verdiği konferanslarla dünyada alternatif tıp alanında çığır açan Dr. Deepak Chopra, “Sağlığı Yaratma” adlı kitabında bu konuda şöyle diyor. “Araştırmalara göre mutlu insanlar daha sağlıklıdırlar. Öyle görünüyor ki, olumlu düşünceler taşımak demek olan mutluluk, beyinde biyokimyasal değişiklikler yapmakta ve bu değişiklikler de vücut fizyolojisi üzerinde son derece yararlı etkiler göstermektedir. Öte yandan, üzücü ya da bunaltıcı düşünceler de beyin kimyasında değişiklikler yapmakta ama bu değişikliklerin fizyoloji üzerinde zararlı etkileri olmaktadır."

Düşünceler, mesaj-göndericiler denilen beyin kimyasalları aracılığıyla çalışırlar. Beyin dokusunda bunların en azından otuz türü olduğu saptanmıştır. İnsanın içinde bulunduğu ruh durumuna göre bu mesaj-göndericilerin birbirlerine göre oranları değişir. Düşünceler bilincimizin denetimi altında olduğuna göre, istediğimiz düşünceyi bilinçli olarak seçebiliriz, düşüncelerimizi kontrol edebiliriz. Aynı zamanda düşünmek, beyin kimyasını çalıştırmak demektir. Kimya, beynin farklı yerlerindeki hormonların salgılanmasını etkiler. Örneğin, hipotalamus ve hipofiz. Sonra da bu hormonlar vücuttaki organlara mesaj taşırlar.

Daha belirgin birkaç örnek verelim. Önce olumsuz düşünceleri ele alalım. Kızgınlık, düşmanca düşünceler insanda hemen kalp atışlarını hızlandırır, kan basıncını arttırır ve yüzü kızartır. Kaygılı düşünceler de aynı şeyleri yapar ve bunların yanısıra el titremesi, soğuk ter ve mide düğümlenmeside görülür. Görülüyor ki, değişik düşünceler kendilerini fiziksel olarak ortaya koyabilmek için gerekli olan kimyasal değişiklikleri beyinde yaratırlar. Düşünce bozuklukları ve beyin kimyası bozuklukları arasında bir ilişki vardır.

Aynı şekilde, mutluluk, sevgi, barış, huzur, şefkat, dostluk, iyilik, cömertlik, yakınlık, içtenlik düşünceleri de merkezi sinir sisteminde mesaj taşıyıcılar ve hormonların akması yoluyla fizyolojide kendilerine karşılık olacak bir durum yaratırlar. Olumlu düşüncelerin fizyolojide yarattığı derin değişimler insanı sağlığa götürür, çünkü mesaj-taşıyıcıların aracılık ettiği bu düşüncelerin bedende uyarıcı bir etkisi vardır.

Kızgınlık, sevgisizlik, düşmanlık, gücenme, çelişki ve hüzün gibi duygular vücudun bağışıklık sistemini zayıf düşürür. Bunun tersi olan olumlu duygular ise vücudun direncini arttırır. Kısaca hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan yalnızca düşüncelerdir.”

Şimdi konuya bir başka açıdan yaklaşalım. Akupunktur, T’ai Chi, Chi Gong, Yoga gibi alternatif terapiler, insan bedenini tamamen çevreleyen bir elektromanyetik alandan bahsederler. Buna “Aura” veya “enerji beden” denir. Ayrıca bu enerji bedende “Chakra” adı verilen yedi adette enerji merkezi bulunur. Bütün bu terapiler temelde hastalığı şöyle tarif eder. Hastalık, herhangi bir düzeyde bloke edilmiş, akışı engellenmiş bir enerjinin yansımasıdır. Varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur. Aura ve Chakra’lardaki enerji akışında meydana gelen bu dengesizlikler, fizik bedende hastalıkların oluşmasına sebep olur. Bütün dengesizliklerin nedeni ise, insanın içinde bulunduğu ruhsal durum’dur.

Düşüncelerimiz, duygularımız, birer enerjidir. Olumlu düşünceler auramızı güçlendirir, enerjimizi arttırır ve sağlık içinde olmamızı sağlar. Olumsuz düşünce ve duygular ise, enerjimizi azaltır hastalığa davetiye çıkartır.

Eğer sağlıklı olmak istiyorsak, enerji tüketen duygu ve düşüncelerimizi, enerji üreten duygular haline çevirmeliyiz. Onun için “düşünce ve duygularımızı her zaman kontrol etmeyi” öğrenmeliyiz.


”Dr. Deepak Chopra

Images

Sözlerimize Dikkat Edelim


Sözlerimiz çok güçlü.

Sözlerimizle hayatımızı şekillendiriyoruz.

Geçen gün markette kasada beklerken, iki kişinin sohbetine kulak misafiri oldum.

Gördükleri harikulade bir araba hakkında konuşuyorlardı.

Birden birisinin diğerine, “Yaa, 40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.” dediğini başımdan aşağı kaynar sular dökülerek duydum.

Dönüp, bu kişiye “Söyleme şu sözleri yaa!!!” dememek için kendimi zor tuttum.

İşte çekim yasası öğretmeni olmanın bazı zararları.

Sevgili öğrencilerim, arkadaşlarım, benim onları bu şekilde uyarmamı kabul edebilirler ama sokaktaki, marketteki insanlara bu şekilde yaklaşmam mümkün olamıyor maalesef.

Sözlerinin, kararlarının, inançlarının hayatlarını şekillendirdiğini pek çok insan maalesef bilmeden, bu şekilde cahil cahil konuşuyorlar ve cahil cahil yaşıyorlar.

Aynı bizim bir zamanlar yaşadığımız gibi.

“Yaa, 40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.”

Bu şekilde konuşmak bizim gibi çekim yasasını bilen, anlayan kişilere artık yasak.
Dileklerimize TEZ zamanda kavuşmak istiyorsak, sözlerimize dikkat etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Nasıl mı dikkat edeceğiz?

1.  “Asla” “Hep” “Hiç” “Her zaman” türünden sözlerimize dikkat edip, bunların dileklerimizle uyumlu olup olmadığına, onlarla çelişip çelişmediğine bakalım.

Bunları hep, dileklerimizle uyumlu olacak ve onlarla çelişmeyecek şekillerde kullanalım.

Örnek:

“40 yıl didinsek, böyle bir arabaya asla sahip olamayız.” değil de, “Ne güzel arabaydı. Allah’ın izni ve yardımıyla bizim de olur inşallah.” (veya olabilir, olsun, olmasını dilerim,vb.) şeklinde konuşalım ve buna yürekten inanalım. 

2 “Hastayım” “İyi değilim” “Kötüyüm.” ve benzeri söz ve inançlarla hastalıkları daha da fazla çekmeyelim.

Hayatta belki de üzerimizde en etkili olan sözlerimiz, “………..yım.” şeklinde söylediğimiz sözler oluyor.

Allah’ın bize verdiği bu gücü, bu son derece etkili aracı doğru kullanalım.

3. “Nefret” kelimesini sözlüğümüzden çıkartalım.

Sevgi, şükür, affetme, af dileme sözlüğümüzdeki en temel kelimeler olsun.

4. Bol bol “harika” “harikulade” “fevkalade” “mükemmel” “çok güzel” “çok sevindim.” “çok mutlu oldum” şeklinde beğeni, mutluluk, şükür ifade eden sözler söyleyelim.

5. Ağzımızı açıp gözümüzü yummayalım. Sözlerimizi bilerek sarfedelim. Kalbimizden konuşalım.

Ve kalbimizde hep sevgi, anlayış, şükür, af dileme, affetme olmasına dikkat edelim.
Images

Mutluluk: Mutlu Olduğunuzda Yalnızca Siz Etkilenmezsiniz

Mutlu olduğunuzda mutluluğu yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi, barış ve huzur içinde olduğunuzda da bu duyguları yalnızca kendi içinizde yaşamazsınız. Bu yazının temel düşüncesi, insanın iç dünyasında yaşadığı hâlin çevresine ve başkalarının hayatına da uzanabileceğidir.

Mutluluk enerjisi çevreye nasıl yansır?

İnsan bazen kendi duygularını yalnızca kendisine ait sanır. Oysa sevgiyle, kabulle ve huzurla yaşadığımızda, bu hâllerin başkalarına da dokunabileceği fikri üzerinde durmaya değer. Mutlu olmak burada yalnızca iyi hissetmek değil; içinde bulunduğumuz hâlin çevremize nasıl yansıdığını da fark etmektir.

Sevgi dolu olduğunuzda sevgiyi yaşayan yalnızca siz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, bu duyguların anlamı da kişisel sınırlarınızın ötesine taşar. Mevlana olmanın, yani Mevlanalığı yaşamanın da yazıda bu şekilde anılması, kişinin kendi iç dünyasındaki dönüşümün başkalarına uzanan yönünü vurgular.

Bu yaklaşımda mutluluk enerjisi, insanın yaşadığı duyguların toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebileceği düşüncesiyle ele alınır. Kişi bunu fark etse de etmese de, inansa da inanmasa da, kendi hâlinin daha geniş bir bütüne katkı sunduğu anlatılır. Dolayısıyla mutluluğun çevreye etkisi, yalnızca bir gülümsemenin ya da güzel bir sözün anlık karşılığı olarak değil, kişinin nasıl bir hâl içinde yaşadığına ilişkin daha geniş bir bakışla değerlendirilir.

Pozitif enerjinin insanlara etkisi

Yazıda, insanın yaşadıklarıyla oluşan enerjinin düşük ya da yüksek frekansta olabileceği belirtilir. Bu düşünceye göre kişinin enerjisi, toplu bilinçteki yaşam enerjisini etkileyebilir. Buradaki ana çağrı, kişinin kendi duygularına ve yaşam biçimine dikkat etmesidir: İçimizde taşıdığımız sevgi, kabul, barış ve huzur hâlleri yalnızca kendimiz için mi vardır, yoksa başkalarına da ulaşabilir mi?

Metinde Kanadalı doktor David Hawkins'in araştırmaları sonucu ulaştığı belirtilen değerler şöyle aktarılıyor:

  • Pozitif olan ve her şeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerjinin, 90.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği ifade ediliyor.
  • Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın enerjisinin, 750.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği belirtiliyor.
  • Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın enerjisinin, 10 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği aktarılıyor.
  • Mevlanalığı yaşayan bir insanın enerjisinin, 70 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği söyleniyor.
  • Peygamber ya da Mevlana seviyesinde yaşayan bir insanın enerjisinin ise tüm insanlığın yaydığı düşük enerjiyi dengelediği ifade ediliyor.

Bu sayılar, yazının aktardığı Hawkins atfının bir parçasıdır. Buradaki anlatımın odağı, değerleri bir hesaplama yöntemi olarak kullanmaktan çok, sevgi ve huzur içinde yaşamanın önemini hatırlatmaktır. Mutluluğun ve pozitif enerjinin insanlara etkisi üzerine düşünürken, bu ifadelerin metindeki spiritüel yaklaşımı yansıttığını göz önünde bulundurabiliriz.

Bugün 90 bin insanı mutlu etmeye ne dersiniz?

İnsan her zaman peygamber ya da Mevlana seviyesinde yaşayamayabilir. Yazının sonunda gelen soru da tam burada anlam kazanıyor: Böyle bir seviyeye ulaşmış olmasanız bile, bugün 90 bin insanı mutlu etmeye ne dersiniz? Bu soru, büyük ve uzak görünen bir hedefi gündelik hayata taşımaya çağırıyor.

Mutlu olmak, sevgiyle yaklaşmak ve huzuru korumak kişisel bir başlangıç olabilir. Bu yazının bakışına göre, yaşadığımız hâl çevremize de uzanır; bu nedenle mutluluk yalnızca kendi içimizde olup biten bir duygu olarak görülmez. Bugün kendinizde büyüttüğünüz sevgi, kabul ve huzurun başkalarına nasıl yansıyabileceğini düşünün. Belki de mutluluk, önce kendi içinizde başlar; sonra etkisi sizin öngöremediğiniz kadar geniş bir alana yayılır.

Images

Güçlü Kadınlar: İlişkilerde Güçlü Olmanın Görünmeyen Bedeli

Güçlü kadınlar vardır; her işlerini kendileri halletmeye çalışırlar. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilmiş, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmişlerdir. Kendi paralarını kazanmak, faturalarını yatırmak, evdeki tamirat ve tadilat işlerini çözmek isterler. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını sürdürebileceklerini bilirler. Hatta yalnızca kendi işlerini değil, çevrelerindeki insanların yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da; güçlüdürler çünkü...

Güçlü kadınların aşk hayatı

Âşık olduklarında duygularını hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmamaya çalışırlar. Bütün gün çalışıp yorulmuş olsalar bile, sevgilileri buluşmayı önerdiğinde hazırlanır ve onun bulunduğu yere giderler; sevgililerinin gelip kendilerini evden almasını beklemezler.

Bu bağımsızlık, güçlü kadın özellikleri arasında sayılan dayanıklılığın ve kendi hayatını yönetebilmenin bir parçasıdır. Fakat her şeyi tek başına yapabilmek, her zaman her şeyi tek başına yapmak zorunda olmak anlamına gelmez. Bu anlatıda güçlü kadının aşkı, sevgilisine yük olmamak için çabalarken kendi ihtiyaçlarını ve yorgunluğunu geri plana atmasıyla gölgelenir.

Sorun çıkarmamak, sorun yaşamamak değildir

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının, yaşadıkları sıkıntılardan haberi bile olmaz. Çünkü yansıtmazlar. Para sıkıntısı mı vardır, işyerinde bir sorun mu yaşamıştır, birine mi canı sıkılmıştır; birlikte olduğu erkeği bunlarla yormak istemez. Kimsenin kendisine acımasını da istemez.

Ancak güçlü görünmenin görünmeyen bir bedeli vardır: İnsanlar, her şeyi halledebilen birinin yardıma ya da anlayışa ihtiyaç duymadığını düşünebilir. Böylece sorun çıkarmamak zamanla bir alışkanlığa, hatta yaşam tarzına dönüşür. Oysa bir gün dayanamayarak sorunlarını paylaşmaya kalktığında, bu kadın bu kez “sorunlu”, “kaprisli” ya da “tahammül edilmez” diye damgalanmaktan çekinir.

Güçlü kadınların ilişkilerde yaşadığı sorunlar, tam da bu sessizlikte belirginleşir. Terk edildiklerinde bile seslerini çıkarmamaları, acı çekmedikleri anlamına gelmez. Onu terk eden erkek, kadının onsuz da yaşayabileceğini bilir; fakat içinde kopan fırtınalardan habersiz kalabilir. Sonra güçlü kadın bir dostundan, eşinden ya da tanıdığından, kendisini terk eden erkeğin muhtaç yaşayacağını düşündüğü biriyle birlikte olduğunu duyar.

Bu anlatının eleştirdiği nokta, erkeğin kendisine ihtiyaç duyulmasından hoşlanmasıdır. Bir kadının ona muhtaç olduğunu görmek, erkeğin bazı duygularını okşar; kendisini daha “erkek” hissetmesini sağlar. Bu bakışta zayıf kadın, erkeğe bağımlıdır; güçlü kadın ise kendi hayatını tek başına sürdürebildiği için terk edilme karşısında daha az korunmaya ihtiyaç duyuyormuş gibi görülür.

Bağımsız kadın ve erkek ilişkisi

Metindeki zayıf kadın portresi, güçlü kadının tam karşısına yerleştirilir. Faturaları yatırmayı bilmediği, alışveriş yapamadığı ve ağır torbaları taşıyamadığı anlatılır. Gününü spor salonu, kuaför ve mağazalarda geçirdiği için akşam yemeği hazırlamaya vakit bulamaz; eşi eve geldiğinde dışarıda yemek yemeyi önerir ya da sipariş verir. Çocuğuna bakacak gücü kendinde bulamadığı, pamuklar içinde yaşamaya alıştığı ve kendisini altın tepside sunduğu söylenir.

Bu kadın huysuzluk eder, hiçbir şeyi beğenmez ve mutsuzluğunu dile getirir. Kıskançlık krizleriyle kocasının ya da sevgilisinin hayatını zorlaştırsa da erkek onu terk etmez. Çünkü kırılgan ve muhtaç olduğu düşünülür; korunup kollanması gerektiğine inanılır. Güçlü kadın ise sorun çıkarmadığı için aynı ilgiyi göremeyebilir.

Bu karşıtlık, bağımsız kadın ve erkek ilişkisi üzerine düşündürür: İlişkide değer görmek için gerçekten muhtaç olmak mı gerekir, yoksa kendi ayakları üzerinde durmak da sevgi ve özenle karşılanabilir mi? Güçlü olmak, her şeyi sessizce üstlenmek ya da hiçbir zaman destek istememek değildir. Metnin çizdiği güçlü kadın, kendi hayatını sürdürebilen ama bunun karşılığında anlaşılmayı ve yanında birinin durmasını da hak eden kadındır.

Güçlü görünmek ve değer görmek

Metnin sonunda zayıf kadınların çökmediği, buruşmadığı ve yıpranmadığı; buna karşılık her zaman daha değerli görüldüğü söylenir. Geride kalan güçlü kadınlar ise bunun nasıl mümkün olduğuna bakakalır. Bu sözler, güçlü olmanın tek başına takdir ve karşılık getirmediğine dair kırgın bir gözlem taşır.

Elbette bu kadın portreleri keskin bir karşıtlıkla çizilir; her kadın ya da erkek bu kalıplara sığmaz. Fakat anlatının temel sorusu yerini korur: Kendi işini yapabilen, özgürlüğünü seven ve dik duran bir kadın, yorulduğunu söylediğinde de duyulabilir mi? Güçlü olmak, ihtiyaçları yok saymak değil; gerektiğinde paylaşabilmek ve destek görmektir.

AYLİN KOTİL SARIGÜL

Images

Sizin pencereniz nereye açılıyor

Pencereler vardır, dağlara bakar. Dağların yüksekliği kadar yükselir bakışlar. Dağların ardı gibi ulaşılmazlara da sahiptir, dağların bu tarafındakiler gibi, engelleri beraber aşacak dâvâ arkadaşlarına da. ..