Images

En Derin Hipnozumuz: Değersizlik İnancı – Dr. Bülent Uran

Değersizlik Duygusu mu, Değersizlik İnancı mı?

Değersizlik bir duygu değil, bir inançtır. Bu yaklaşımda söz konusu olan, bilinçaltının derinlerine yerleşmiş ve kişinin kendisi hakkında doğru kabul ettiği köklü bir düşüncedir. Duygu ile inanç arasındaki bu ayrım önemlidir; çünkü ikisi aynı şekilde ortaya çıkmaz ve aynı biçimde ele alınmaz.

“Bu ayrıntının ne önemi var?” diyebilirsiniz. Ha duygu, ha inanç demek kolaydır; ama arada büyük fark vardır. Duygular geçicidir: ortaya çıkar, ifade edilir ve kullanılır. İfade edilmeyen duygular zamanla birikebilir; yine de birikmiş duyguların boşaltılması, bedenden akıp gitmesine izin verilmesi mümkündür. Duygular çoğunlukla bir eylem ya da durum karşısında, özellikle de riskli algılanan bir olayda üretilir.

Images

Danışan Geri Bildirimi: Üç Seanslık Çalışmadan Notlar

Bir danışanla bağ kesme çalışması, içindeki çocuğu sevme çalışması ve Access prosesleri yaparak üç seanslık bir süreç yürüttük. Seansların ardından verilen ev ödevleriyle birlikte çalışma devam etti ve sonrasında harika bir danışan geri bildirimi geldi.

Üç seanslık çalışmanın ardından gelen geri bildirim

Bu paylaşımın arka planında tek bir uygulama değil; farklı çalışmaların yer aldığı üç seans ve seanslar arasında verilen ödevler bulunuyor. Bağ kesme, içindeki çocuğu sevme ve Access prosesleri, bu danışmanlık sürecinde birlikte ele alınan çalışmalardı. Geri bildirim de bu sürecin ardından geldi.

Her danışanın deneyimi kendine özgüdür; bu nedenle bir kişinin yorumunu herkes için aynı sonucu vaat eden bir ölçü gibi düşünmemek gerekir. Buradaki bireysel danışmanlık yorumları, belirli bir kişinin kendi deneyimini ve çalışmaya dair izlenimini yansıtır. Görsellerde paylaşılan geri bildirimi de bu kişisel bağlamıyla okumak önemlidir.

Danışan geri bildirimi neden anlamlıdır?

Bir danışan geri bildirimi, yürütülen çalışmanın danışan tarafından nasıl karşılandığını görmeye yardımcı olur. Danışmanlık seansı danışan deneyimi açısından değerlendirildiğinde, yalnızca seanslarda yapılanlara değil, sürecin bütününe ve seanslar arasında verilen ödevlere de bakılır. Bu paylaşımda da üç seanslık çalışma ile ev ödevleri birlikte anılıyor; dolayısıyla geri bildirim bu sürecin ardından geliyor.

Geri bildirimin değeri, herkese aynı şeyi söylemesinde değil, yaşanan deneyime dair bir pencere açmasındadır. Bir kişinin paylaşımı başka bir danışanın ne yaşayacağını önceden belirlemez. Yine de çalışma biçiminin ve danışanın kendi değerlendirmesinin görünür olması, danışmanlık hakkında fikir edinmek isteyenler için anlamlı olabilir. Bu nedenle bireysel danışmanlık yorumlarını okurken kişisel deneyim ile genel bir sonuç vaadini birbirinden ayırmak gerekir.

Çalışmanın ardından gelen sorular

Bu güzel geri bildirimin ardından aklıma yine şu sorular geliyor: “Bundan daha iyi nasıl olur?” ve “Daha başka neler mümkün?” Bu sorular, yaşanan deneyimi tek bir sonuç cümlesine indirgemek yerine merakla karşılamaya davet ediyor. Burada belirli bir sonuç ya da herkes için geçerli bir yanıt iddiası yok; danışanın paylaşımına duyulan memnuniyet ve yeni olasılıklara açık kalma hâli var.

Bağ kesme çalışması ya da içindeki çocuğu sevme çalışması gibi uygulamalar, bu örnekte üç seanslık sürecin parçaları olarak yer alıyor. Danışan deneyimini anlamak için bu çalışmaların adlarını bilmek kadar, sürecin danışan tarafından nasıl değerlendirildiğini de görmek gerekir. Paylaşılan yorumlar bu açıdan, seans sonrasında gelen kişisel geri dönüşü aktarıyor; başka bir danışanın deneyimi hakkında kesin bir şey söylemiyor.

Aşağıdaki görsellerde danışanın geri bildirimi yer alıyor. Her yorumun kendi sahibine ait olduğunu hatırlayarak okuyabilir, bu üç seanslık çalışma ve verilen ödevlerin ardından gelen paylaşımı doğrudan inceleyebilirsiniz.

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Duygular ve Hisler: Hislerin Farkında Olmak ve Hipnozdan Çıkmak

Duygular Somuttur, Kavramlar Soyuttur

Duygular somuttur. Somut derken beş duyumuzla algılayabildiğimiz şeyi kastediyorum: görür, duyar, dokunur, tadar veya koklarız. Sandalye somuttur; görür, dokunuruz. Başarı ise soyut bir kavramdır; onu doğrudan göremeyiz ya da koklayamayız. Düşünce de bu anlamda soyuttur. Elektrik görünmez ama dokunulduğunda hissedilir. Hisler de bedende duyum olarak fark edildikleri için somut bir karşılığa sahiptir.

Duygular ve hisler birbiriyle bağlantılı olsa da aynı şey değildir. Bir duygu yaşandığında bedenimizde değişimler ortaya çıkar; his dediğimiz şey, bu değişimleri içeriden algılayışımızdır. Bu nedenle duygu hissetmek yalnızca göğsümüzde bir sıkışma yaşamak anlamına gelmez. Kulakta sızı, baş ağrısı, karında bir duyum ya da bedendeki başka bir his de yaşadığımız deneyimin parçası olabilir.

Images

Duygusal Ağrı Tablosu – Deneyimlerimizi Şekillendiren Düşünce Kalıpları

Duygusal ağrı, yalnızca zihnimizde yaşadığımız bir deneyim değildir. Stres, korku, öfke, kaygı ve uzun süre taşıdığımız duygusal yükler bedenimizde de çeşitli tepkiler oluşturabilir. Bazen farkında olmadan omuzlarımızı kasar, stresli dönemlerde çenemizi sıkar, yoğun kaygı yaşadığımızda bedenimizin belirli bölgelerinde gerginlik hissederiz.

Peki bedenimizde hissettiğimiz her ağrının arkasında belirli bir duygu olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır. Fiziksel ağrıların kas-iskelet sistemi sorunlarından yaralanmalara ve çeşitli hastalıklara kadar birçok tıbbi nedeni olabilir. Bu nedenle bir ağrıyı yalnızca duygusal bir nedene bağlamak doğru değildir.

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: Kadınlığını Kabul Etmek

Bir danışanımla yaptığım bireysel danışmanlık çalışmasının devamını paylaşmak istiyorum. İlk iki seansta yoğun biçimde sevgi açlığı üzerinde durmuştuk. Üçüncü seans da önceki çalışmalar kadar etkili geçti.

Konuşmaya geçen haftayı değerlendirerek başladık. Danışanım, çalışmaların kendisini rahatlattığını ve zihni onu yeniden sınamaya çalıştığında düşünce döngüsünü durdurup rutinini değiştirebildiğini anlattı. Yine de içinde bir sıkıntı vardı. Eşi pişman olup özür dilemiş, o da eşini affetmişti. Ancak aklında şu soru dönüp duruyordu: “Ya bunu yeniden yaparsa? Yeniden bunalıma düşer miyim?”

kadınlığını kabul etmek

Özgüven ve kendini beğenme üzerine

Aslında bu konu, ilk hafta gündeme gelen meselelerden biriydi; sevgi açlığına öncelik verdiğimiz için şimdi üzerinde duruyorduk. Danışanım, başka bir kadının eşinin aklını yeniden çelebileceğini düşünüyor, kendisini diğer kadınlardan eksik ve yetersiz görüyordu. Bu düşüncenin özgüveniyle ilgili olduğunu fark etmesi, onu değiştirebilmesi için önemliydi.

Düşüncelerini sorgularken ona, “Sence eşin neden başka kadınlara bakma ihtiyacı hisseder?” diye sordum. “Ben yeterince güzel değilim,” dedi. “Sana kendinin güzel olmadığını düşündüren şey ne?” diye devam ettim. Kilosunun olduğunu söyledi. Boyu yaklaşık 1,60, kilosu 75’ti. Kendini hangi kiloda güzel hissedeceğini sorduğumda 65 yanıtını verdi. O kiloya ulaşırsa eşinin onu beğeneceğini ve güzel olduğunu söyleyeceğini düşünüyordu. Eşi ise ona hiç “Güzelsin” demiyordu.

Hızlı bir yönlendirmeyle kendisini 65 kilodaymış gibi hayal etmesini; bir giyim mağazasına gidip istediği kıyafetleri giyerek eşinin karşısına çıkmasını istedim. Ardından eşinin ona “Güzelsin” dediğini imgelemesini söyledim. Ne hissettiğini sorduğumda “Hiçbir şey” yanıtını verdi. Yıllardır beklediği söz kulağına gelmişti ama ona kendisini güzel hissettirmemişti. 75 kilodaki hâliyle 65 kilodaki hâli arasında, fiziksel değişimin ötesinde, içinde bir fark olmadığını gördü. Beklediği onay, kendi değer algısındaki rahatsızlığı gidermemişti.

65 kiloya ulaştığında eşinin onu beğeneceği düşüncesi, kendisini beğenmemesini eşine bağlayan bir bahaneydi. Danışanım, bu düşünce biçimini fark ederek kendi kendini yıllarca nasıl kandırdığını görmeye başladı.

Çocukluk yaşantılarının özgüvene etkisi

Yıllar boyunca birçok mağazada bedenine uygun kıyafet bulamamıştı. Kayınvalidesi de alışverişlerde başkalarına bir şeyler alırken ona uygun beden bulamıyordu. Kilosu sık sık yüzüne vuruluyordu. Konuşma ilerledikçe bu meselenin çocukluk yıllarından beri hayatında olduğunu hatırladı.

Çocukken pantolon giydiğinde babası, kalçaları belli olmasın diye gömleğini pantolonunun içine sokmasına izin vermiyor, dışarıda tutmasını istiyordu. Ablası için aynı türden bir uyarı yoktu. Aynı evde iki kız kardeşe farklı davranılıyordu. Danışanım bu yaşantıları, kendisinde bir sorun olduğu düşüncesiyle ilişkilendiriyordu.

Bir yandan da kendini suçladığı için kendini cezalandıracak davranışları hayatına çektiğini ve böylece vicdanını rahatlatmaya çalıştığını düşünüyordu. Onu rahatsız eden konunun kaynağını anlamak için regresyon çalışmasına başladım.

Geçmişte yaşanan suçluluk duygusuyla baş etmek

İlk olarak 13 yaşlarındaki bir sahneye gitti. Evde tadilat yapan işçilerden genç biri ona bakıyordu. Danışanım bunu fark ettiğinde içinde bir kıpırtı hissetmiş, aynı anda babasıyla göz göze gelmişti. Babası da gencin baktığını fark etmişti. Danışanım o anda yakalanmış gibi hissetmiş ve içine suçluluk duygusu dolmuştu. Duygularına odaklanıp bedenini kontrol etmesini istediğimde yüzünün kıpkırmızı olduğunu ve yandığını söyledi.

Bu duyguya odaklanarak geçmişe döndüğümüzde 7-8 yaşlarındaki hâlini gördü. Evlerinin önünde oynarken babası onu öfkeyle içeri çağırıyordu. Elinde, sınıf arkadaşı bir erkek çocuğuna duyduğu hisleri yazdığı bir mektup vardı. Babası mektubu bulmuş, ona kızıyordu:

“Sen erkeklerle gezmek mi istiyorsun?”
“Sen … mı olacaksın?”
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?”

Küçük kız suçluluk içinde büzüşmüş, konuşamıyordu. Annesi ve ablası da odadaydı. Babası mektubu onlara okuyor, bir yandan da kızıyordu. Yaşadıkları içinde önemli bir sahneye ulaşmıştık. Başka bir sahneye gidemeyince bu anıya döndük ve çalışma sırasında üzerinde durduk.

Danışanıma 7-8 yaşlarındaki hâlinin yanına gidip ona destek olmasını söyledim. Küçük kızın duygularını yazdığını ve bunların saf, temiz çocuk duyguları olduğunu ifade etmesini istedim. Babasının karşısında, “Evet, onları ben yazdım. Güzel yazmış mıyım?” diyebilmesi için onu teşvik ettim. Başta zorlandı; sonra şöyle söyledi:

“O yazdıklarım benim duygularım. Ben bir kızım; birisine karşı bir şey hissetmem doğal bir şey. Ben de duygularımı yazdım. Bu duygular benim duygularım. Ben duygularımı kabul ediyorum. Ben kendimi dişi olarak kabul ediyorum.”

Konuştukça sesinin tonu değişiyordu. Bir süre daha, kendini ifade etmeyi öğrenmesi için o sekiz yaşındaki hâliyle karşılıklı diyaloğu sürdürdük. Ben itiraz ettikçe o da kendisini daha kararlı ve net biçimde ifade etti. Bu, savunmaya geçmek değil, kendi duygularını kabul edip anlatmaktı.

Bir süre sonra rahatladı. Babasının ona sarıldığını ve onu affettiğini imgelemesini istedim. Ardından mektubun annesiyle ablasına okunmasını, danışanımın da bunu daha eğlenceli bir anıya dönüştürmesini çalıştık: “Nasıl, güzel yazmış mıyım? Anneciğim, ablacığım?” Yıllarca suçluluk hissettiren mektup artık onun için başka bir anlam kazanmıştı. Mektubu o zamanın hatırası olarak saklamak istedi; katlayıp cebine koydu.

Kadınlığını kabul etmek ve yeni bir hedef

Sonra 13 yaşındaki sahneye döndük. Oradaki genç ona bakıyordu ama bu kez danışanım bundan rahatsız olmadı; suçluluk duygusu kaybolmuştu. Çalışma sırasında, erkeklerle konuşmak ya da güzel giyinmek istediğinde suçluluk duyma ve insanların bakışlarından korkma hâlini, geçmişte yaşadığı sahneyle ilişkilendirdi. Kendini beğenmeyerek kapanmasının ve insanlardan uzak durmasının onu koruduğunu düşünüyordu.

Çalışmanın sonunda dişiliğini ve kadınlığını kabul etme yönünde telkinler ve çalışmalar verdim. Başlangıçla bitiş arasında belirgin bir fark olduğunu, düşünce biçiminin değiştiğini gözlemledim. Bundan sonraki hedefi, ekonomik özgürlüğünü sağlayacak adımlar atmaktı.

Sevgiyle,
Halis Şahin


KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

kadınlığını kabul etmek

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Çekim Yasası Serisi – 5: Şükretmek

Çekim Yasası Çalışmalarında Şükretmenin Önemi

Şükretmek, çekim yasası çalışmalarında önemli bir yere sahiptir. Çünkü şükür, dikkatimizi sürekli sahip olmadıklarımıza yöneltmek yerine hayatımızda zaten var olanları da fark etmemizi sağlar. Böylece yalnızca eksiklikleri gören bir bakış açısından çıkar, sahip olduklarımızı da görebildiğimiz daha geniş bir bakış açısına geçebiliriz.

Çekim yasasında şükretmenin önemi, bizi yokluk duygusundan sahiplik ve varlık bilincine taşımasında görülür. Zihnimizi sürekli “Bende ne eksik?” sorusuna yöneltmek yerine, “Benim hayatımda neler var?” diye sormaya başlarız. Bir şeylere sahip olduğumuzu fark etmek ve onların değerini bilmek, kendi içsel durumumuzu da etkiler.

Images

Çekim Yasası Serisi – 4: Serbest Bırakmak ve Harekete Geçmek

Adım 3: Serbest Bırakın ve Yaratıcı Adımlar Atın

Mutluluğa giden yolda önemli bir adım, neyi kontrol edebileceğimizi ve neyi akışına bırakmamız gerektiğini ayırt etmektir. Kontrolümüzde olmayan şeyleri yönetmeye çalışarak gereksiz yere endişelenebiliriz. Öte yandan değiştirebileceğimiz konularda hiçbir adım atmayıp her şeyi akışına bırakmak da sonradan pişmanlık yaratabilir.

Çekim yasası yaklaşımımda mesele yalnızca bir şeyi istemek değildir; kendi sorumluluğumuzu almak, kontrolümüzün dışındaki kısmı ise güvenle bırakabilmektir. Çekim yasası nasıl uygulanır diye düşündüğümüzde bu ayrımı görmek, isteğe doğru ilerlerken nerede çaba göstereceğimizi ve nerede sonucu zorlamayacağımızı anlamamıza yardımcı olur.