Images

İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?

Çekim Yasası ile Birini Kendine Çekmek: Kişiye Değil, Duyguya Odaklanmak

Günümüzde birçok insan ilişkilere belirli beklentilerle giriyor. Kimi sevilmek, kimi yalnızlığından kurtulmak, kimi maddi güvence bulmak, kimi de iç dünyasında eksik kalan bir duygunun tamamlanmasını istiyor. Bir ilişkiden beklentilerimizin olması doğaldır. Ancak bu beklentiler farkındalıkla ele alınmadığında ilişki, paylaşım alanı olmaktan çıkıp ihtiyaçların, korkuların ve bilinçaltı kayıtlarının birbirine karıştığı bir alana dönüşebilir.

İki insan arasında ilişki kurulması yaşamın doğal bir parçasıdır; ilişkiler kendimizi tanımamıza ve duygusal olarak olgunlaşmamıza da alan açar. Fakat egomuzu, beklentilerimizi ve farkında olmadığımız ihtiyaçlarımızı sürekli öne çıkardığımızda, bizi gerçekten mutlu edecek ilişki deneyimini yaşamakta zorlanabiliriz.

Images

Sevgi mi? Korku mu?

Dünyadaki yaşanılan her şey düşüncelerinizin eseri sonucu oluşmuştur. Başınıza gelen olayları farkında olarak ya da olmayarak siz yaratıyorsunuz. Düşüncelerinizi kontrol ettiğinizde istediğiniz biçimde yaratım gücüne sahipken, düşüncelerinizi etrafınızda olan bitene kaydırdığınızda ise olan bitenden etkilenerek istenmeyen bir yaratım oluşturuyorsunuz. İki türlüde başımıza gelen her şeyin sorumlusu ne yazık ki bizleriz.
O zaman neden istediğimiz gibi bir yaratım yapmayı seçmiyoruz?
Neden sahip olduğumuz gücün farkına vararak hayatımızın sorumluluğunu elimize alıp yaşamımızı istediğimiz gibi yeniden dizayn etmiyoruz?
Yüce Allah insanları yaratırken en değerli şeyi insanlara vermiş akıl ve sevgi. Biz bu iki öğeyi kullanarak yapmak istediğimizi yapabilecek olmak istediğimi olabilme imkânına sahibiz. Ancak sorun şu ki bir kısmımız bu gücün farkında değil diğer bir kısmımız ise kullanmak istemiyor.
Kullanmak istemeyenlerin en büyük sorunu yaşamlarının sorumluluğunu almak istememek. Burada en büyük sorun kişilerin kendilerine olan özgüven eksikliğinden kaynaklanmaktadır.  Özgüven eksikliği insanların tek başına ayakta durmalarının ve birine dayanmadan yaşamalarının önündeki en büyük engeldir.

Images

Allah İle Aldatmak – Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk - 2

Allah ile aldatmanın “Arapçacılık” ayağı

Arapça ibadet

Allah ile aldatmanın bu ayağı, Arap dilini kutsal ilan etmek için dinin kullanılmasıyla yürütülen bir zulümdür. Arapçanın “Allah’ın dili” olduğu ve onsuz ibadet yapılamayacağı iddiası, dinî bir dayatma hâline getirilmiştir. Oysa yazarın vurguladığı üzere, dinde dokunulmaz sayılan birçok fakihin görüşü de bu iddiayla örtüşmez. Arapçayı kutsallaştırma yoluyla yürütülen kültürel hegemonya, önündeki engellere yaşama hakkı tanımamıştır.

Öztürk, bu uygulamayı engizisyon papazlarının yaklaşımına benzetir. Ona göre bu anlayış, kendisini “bütün insanlığın, bütün zamanların dini” olarak tanıtan İslam’ı yalnızca Arapların dini gibi gösteren ağır bir haksızlıktır. Bu durumdan en çok zarar gören kitlelerden biri de Türk halkı olmuştur.

Yazar, Diyanet İşleri Başkanlığının geçmişteki tutumunu da eleştirir. Aktardığına göre, Türkçe Kur’an okuyarak namaz kılınabileceği yönündeki yaklaşım uzun süre tartışma konusu olmuş; daha sonra Diyanet’in Tarabya’da topladığı bir şurada bu yönde hükme varılmıştır. Herkesin kendi diliyle ibadet etmesinin İslam’a uygun olduğu konusunda Öztürk’ün Ana Dilde İbadet Meselesi adlı eserine gönderme yapılır.

Images

Allah ile Aldatmak: Yaşar Nuri Öztürk’ten Arapçılık ve Dil Tartışması

Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah ile Aldatmak kitabından alınan bu bölüm, dini duyguların Arap ırkını veya Arapçayı üstün göstermek için kullanılmasına itiraz ediyor. Yazarın temel sorusu şu: Kutsal olan dil midir, yoksa dilin taşıdığı mesaj mı? Öztürk, bu soruyu Kur’an’daki Arap ve a’rab kullanımları, tarihsel örnekler ve ibadet dili tartışması üzerinden ele alıyor. Aşağıdaki değerlendirmeler, yazarın kitapta savunduğu görüşleri ve dayandırdığı kaynakları yansıtmaktadır.

Kur’an’da a’rab kelimesi ve Araplar

Öztürk, Arapları ifade etmek için Kur’an’da a’rabî veya arab kelimelerinin çoğulu olan a’rab sözcüklerinin kullanıldığını belirtir. Ona göre, sonraki bazı Arap dilcileri bu kullanımları yalnızca bedevîlerle, yani göçebe veya kırsal topluluklarla sınırlayarak açıklamıştır. Yazar, bu yorumun Kur’an’daki ifadelerin doğurduğu rahatsızlığı gidermeye yönelik olduğunu savunur. Kötülüğü köylülüğe bağlamanın doğru olmadığını vurgular ve bu açıklamanın şehirli Arapların hangi sözcükle ifade edildiği sorusunu cevapsız bıraktığını söyler.

Images

Eckhart Tolle: Kabullenmek ve Teslim Olmak

Eckhart Tolle: Kabullenmek ve teslimiyet

Eckhart Tolle’nin bu yaklaşımında kabullenmek, her koşulu beğenmek ya da değiştirmekten vazgeçmek değildir. Önce, şu anda olanı ve ona karşı içinizde oluşan tepkiyi fark etmektir. Bulunduğunuz yer, birlikte olduğunuz kişi ya da yaptığınız iş ile duygularınız arasında bilinçsizce bir çatışma yaratıyor musunuz? Olana içsel olarak karşı koymanın ne kadar yorucu ve acı verici olduğunu hissedebiliyor musunuz?

Bu çatışmayı fark ettiğinizde, onu sürdürmek zorunda olmadığınızı da görebilirsiniz. Olanı olduğu gibi kabul etmek, yaşananı zihninizde sürekli yargılamayı ve bu anla içinizden savaşmayı bırakmaya alan açar. Tolle’nin vurguladığı teslimiyet, dış koşullara boyun eğmekten çok, bu anın gerçekliğine karşı içsel direnişi fark edip gevşetmektir.

Images

Eckhart Tolle – Şimdi

Yüzeyden bakıldığında şimdiki an, gün boyunca yaşanan binlerce andan yalnızca biri gibi görünür. Oysa daha derin bir dikkatle baktığımızda, hayatın daima tek bir anda yaşandığını fark ederiz. Yaşam ebediyen “bu an” değil midir?

Eckhart Tolle’nin Şimdi üzerine bu düşünceleri, dikkatimizi kaçamayacağımız tek yere, içinde bulunduğumuz ana yöneltir. Yaşamımız ne kadar değişirse değişsin, deneyimlediğimiz her şey daima şimdide gerçekleşir.

Şimdiki anla dost olmak

Şimdi, kaçamayacağımız tek şeydir. Öyleyse neden onu hoş karşılamayalım, onunla dost olmayalım? Şimdiki anla dost olduğunuzda, nerede bulunursanız bulunun kendinizi daha rahat hissedersiniz. Şimdi’de rahat değilseniz, nereye giderseniz gidin huzursuzluğu ve rahatsızlığı da yanınızda taşırsınız.

Şimdiki an olduğu gibidir; daima. Onun böyle olmasına izin verebilir misiniz? Anda kalmak ve huzur, yaşananları zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, önce mevcut olanı olduğu gibi görebilmekten doğar.

Eckhart Tolle Şimdi

Geçmiş ve gelecek zihnin düşünceleridir

Yaşamı geçmiş, şimdi ve gelecek olarak bölmek zihin ürünüdür; bu bölünme, Tolle’nin yaklaşımında, gerçekliğin kendisi değil zihinsel bir soyutlamadır. Geçmiş ancak şimdi hatırlanabilir: Hatırlama eylemi de şu anda gerçekleşir. Gelecek geldiğinde ise yine şimdi olur. Bu nedenle gerçek olan ve daima var olan tek şey şimdiki andır.

Bu bakış, geçmişi yok saymak ya da geleceği hiç düşünmemek anlamına gelmez. Önemli olan, düşünceleri yaşanan anın kendisi sanmamaktır. Geçmişi anımsayabilir, geleceğe yönelik plan yapabilirsiniz; ancak anımsama ve planlama da şu anda gerçekleşir.

Şimdi’ye dikkat vermek

Dikkatinizi Şimdi’ye vermek, yaşamınızda gerekeni yadsımak değildir. Önce neyin birincil, neyin önemli olduğunu fark etmektir. Bulaşıkları yıkamak, bir iş stratejisi hazırlamak ya da bir geziyi planlamak gerekebilir. Fakat kendinize şu soruları sorun: Önemli olan yalnızca yapmak mı, yoksa yaparken bulunduğunuz an mı? Şimdiki an mı daha önemli, yoksa gelecekte ulaşmayı umduğunuz sonuç mu?

Bu anı aşılması gereken bir engel, gelecekteki bir anı da bugünden daha değerli görüyorsanız, yaşamı sürekli erteliyorsunuz demektir. Gelecek, şimdiki zaman olarak geldiği an dışında hiçbir zaman gelmez. Onu bekleyerek yaşamak, alttan alta huzursuzluk, gerilim ve hoşnutsuzluk yaratabilir; çünkü böyle bir tutum, daima şimdi olan yaşamı onurlandırmaz.

Şimdi’yi düşmanınız değil, dostunuz kılın. Onu kabul edin, tasdik edin ve onurlandırın. Bu, hiçbir şey yapmamak ya da sorumluluklardan kaçmak değildir. Şimdi yaşamınızın temeli ve birincil odağı olduğunda, yapılması gerekenlerle daha açık biçimde ilgilenebilirsiniz.

Basit bir farkındalık uygulaması

Bedeninizin içindeki canlılığı hissedin. Dikkatinizi bedene yöneltmek, sizi şimdiki ana demirler. O anda zihninizin geçmişe ya da geleceğe sürüklendiğini fark ederseniz, duyularınıza ve bedeninizdeki canlılığa yeniden dikkat verin.

Bu anın sorumluluğunu üstlenmek, olanı içsel olarak inkâr etmemek ve “olanla” sürekli tartışmamak demektir. Bu, her durumu onaylamak ya da hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak değildir; önce mevcut olanla uyum kurup sonra bu anda yapılabilecekleri görmektir. Tolle’nin anlattığı kabulleniş, içeride ortaya çıkanları ve dış koşulları fark etmeye yönelik basit ama radikal bir uygulamadır.

Şimdi, yaşananların ortaya çıktığı alandır

Çoğu insan Şimdi’yi, o anda olup bitenlerle karıştırır. Oysa Tolle’nin ifadesiyle Şimdi, olayların içeriğinden daha derindir; olup bitenin ortaya çıktığı alandır. Düşünceler, duygular, duyusal algılar ve deneyimler yaşamın içeriğini oluşturur; fakat Şimdi, bu içerikten ibaret değildir.

Şimdi’ye dikkat verdiğinizde, düşünce akışının sizi bütünüyle içine çekmediğini fark edebilirsiniz. Düşünceler arasındaki boşluklar ve dinginlik belirginleşir. Böylece kendinizi yalnızca düşüncelerinizden ibaret görmemeye, onların ötesinde daha geniş ve derin bir farkındalık bulunduğunu idrak etmeye başlarsınız.

Tolle’nin Budistlerin uzun zamandır bildiğini, fizikçilerin de doğruladığını söylediği düşünce, hiçbir şeyin bütünüyle yalıtılmış olmadığıdır. Yüzeyde ayrı görünen şeyler birbirine bağlıdır; her şey, bu anın aldığı biçimi meydana getiren bütünün parçasıdır. Olanı kabul etmek, yaşamla uyum kurmanın ve dünyada olumlu değişimin temsilcisi olmanın başlangıcı olarak sunulur.

Tüm dikkatinizle Şimdi’ye girdiğinizde, algıladığınız her şeyin ve yaşamın kendisinin değerini daha derinden hissedersiniz. Varoluşun sade sevincini fark etmek için olağanüstü bir ana gerek yoktur: Bu an, olduğu gibi vardır.

Benlik duygusunun ötesinde

“Yaşamım” dediğiniz şey, düşünceler, duygular, duyusal algılar ve deneyimler gibi içeriklerden oluşur. Fakat bunların hiçbiri, Tolle’nin işaret ettiği en derin “Ben’im” duygusunun tamamı değildir. Bu temel farkındalık, yaşamın içeriğinden bağımsız olarak değişmeden kalır; çocuklukta ya da yaşlılıkta, sağlıkta ya da hastalıkta, başarıda ya da başarısızlıkta aynı kalır.

İnsan bu değişmeyen varoluş hissini çoğu zaman yaşamının içeriğiyle karıştırır. Koşullar ve düşünce akışı, dikkati kaplayınca kişi Şimdi’yi ve Var’lık duygusunu gözden kaçırabilir; kendini dünyadaki olayların içinde kaybedebilir. Tolle, bu unutkanlığın karmaşa, öfke, depresyon, şiddet ve çatışmayla ilişkili olduğunu dile getirir.

Gerçeği hatırlamak ve “yuvaya” dönmek, yaşanan içeriği kendiniz sanmamaktan geçer. Düşünceleriniz, duygularınız, duyusal algılarınız ve deneyimleriniz sizde belirip geçer; siz yalnızca bunlardan ibaret değilsiniz. Siz, her şeyin olup bittiği alan, bilinç ve Şimdi’siniz.

Ben düşüncelerim, duygularım, duyusal algılarım ve deneyimlerim değilim. Ben yaşamımın içeriği değilim. Ben Yaşam’ım; içinde her şeyin olup bittiği alanım. Ben bilincim. Ben Şimdi’yim.

Ben’im.

Images

Eckhart Tolle: Egosal Benlik

Eckhart Tolle’un yaklaşımına göre zihin, yalnızca düşünce değil, kimlik ve benlik duygusu için de sürekli besin arar. Egosal benlik bu arayışla var olur ve kendisini yeniden yaratır. Peki, egosal ne demek? Tolle’ın düşüncesinde bu kavram, geçmişin hikâyeleriyle ve geleceğe dönük beklentilerle kurulan, zihnin “ben” diye sahiplendiği kimlik duygusunu anlatır.

Egosal Benlik: Ego ve Benlik İlişkisi

Kendiniz hakkında düşündüğünüzde ya da konuştuğunuzda, “Ben” dediğinizde, genellikle sözünü ettiğiniz şey “ben ve benim öyküm”dür. Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyler, korkularınız ve arzularınız bu öykünün parçalarıdır. Buradaki “ben”, ne kadar elde ederse etsin uzun süre tatmin olmayan benlik duygusudur.