Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Allah İle Aldatmak – Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk - 2

Allah ile aldatmanın “Arapçacılık” ayağı

Arapça ibadet

Allah ile aldatmanın bu ayağı, Arap dilini kutsal ilan etmek için dinin kullanılmasıyla yürütülen bir zulümdür. Arapçanın “Allah’ın dili” olduğu ve onsuz ibadet yapılamayacağı iddiası, dinî bir dayatma hâline getirilmiştir. Oysa yazarın vurguladığı üzere, dinde dokunulmaz sayılan birçok fakihin görüşü de bu iddiayla örtüşmez. Arapçayı kutsallaştırma yoluyla yürütülen kültürel hegemonya, önündeki engellere yaşama hakkı tanımamıştır.

Öztürk, bu uygulamayı engizisyon papazlarının yaklaşımına benzetir. Ona göre bu anlayış, kendisini “bütün insanlığın, bütün zamanların dini” olarak tanıtan İslam’ı yalnızca Arapların dini gibi gösteren ağır bir haksızlıktır. Bu durumdan en çok zarar gören kitlelerden biri de Türk halkı olmuştur.

Yazar, Diyanet İşleri Başkanlığının geçmişteki tutumunu da eleştirir. Aktardığına göre, Türkçe Kur’an okuyarak namaz kılınabileceği yönündeki yaklaşım uzun süre tartışma konusu olmuş; daha sonra Diyanet’in Tarabya’da topladığı bir şurada bu yönde hükme varılmıştır. Herkesin kendi diliyle ibadet etmesinin İslam’a uygun olduğu konusunda Öztürk’ün Ana Dilde İbadet Meselesi adlı eserine gönderme yapılır.

Images

Allah ile Aldatmak: Yaşar Nuri Öztürk’ten Arapçılık ve Dil Tartışması

Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah ile Aldatmak kitabından alınan bu bölüm, dini duyguların Arap ırkını veya Arapçayı üstün göstermek için kullanılmasına itiraz ediyor. Yazarın temel sorusu şu: Kutsal olan dil midir, yoksa dilin taşıdığı mesaj mı? Öztürk, bu soruyu Kur’an’daki Arap ve a’rab kullanımları, tarihsel örnekler ve ibadet dili tartışması üzerinden ele alıyor. Aşağıdaki değerlendirmeler, yazarın kitapta savunduğu görüşleri ve dayandırdığı kaynakları yansıtmaktadır.

Kur’an’da a’rab kelimesi ve Araplar

Öztürk, Arapları ifade etmek için Kur’an’da a’rabî veya arab kelimelerinin çoğulu olan a’rab sözcüklerinin kullanıldığını belirtir. Ona göre, sonraki bazı Arap dilcileri bu kullanımları yalnızca bedevîlerle, yani göçebe veya kırsal topluluklarla sınırlayarak açıklamıştır. Yazar, bu yorumun Kur’an’daki ifadelerin doğurduğu rahatsızlığı gidermeye yönelik olduğunu savunur. Kötülüğü köylülüğe bağlamanın doğru olmadığını vurgular ve bu açıklamanın şehirli Arapların hangi sözcükle ifade edildiği sorusunu cevapsız bıraktığını söyler.