Images

NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ

“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”

“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”

 Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.

Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.

Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.

Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.

Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.

O. Swett Marden
Images

İçinde Bulunduğun Anı Yaşamak

anı yaşamak
“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

Anı yaşamak neden önemlidir?

Kendimizi iyi hissetmemiz, büyük ölçüde içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün ya da bir yıl önce neler olduğu, yarın neler olabileceği kadar, şu anda nerede ve nasıl olduğumuz da önemlidir. Çünkü var olduğumuz yer, her zaman içinde bulunduğumuz andır.

Bu, geçmişi tümüyle unutmak ya da geleceğe dair hiçbir plan yapmamak anlamına gelmez. Ancak geçmişte yaşananları ve geleceğe ilişkin ihtimalleri sürekli zihnimizde taşımak, bugünü fark etmemizi zorlaştırabilir. Şimdiki ana odaklanmak, dikkatimizi kontrol edebildiğimiz zamana geri getirmenin bir yoludur.

Hayatı ertelemek ve gelecek kaygısı

Çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme konusunda ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlar ve geleceğe yönelik endişeler yaşadığımız ana hükmettikçe, kaygı ve ümitsizlik içinde kalabiliriz. Böyle zamanlarda hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteler; gelecekte “bir gün” her şeyin bugünden daha iyi olacağına inanırız.

Ne var ki, geleceğe bakmamızı söyleyen bu düşünce biçimi kendini tekrar eder ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Biz başka planlar yapmakla meşgulken çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınır; kimi hayatını kaybeder. Bedenimiz değişir, hayallerimiz de zamanla uzaklaşabilir. Kısacası, sürekli başka bir zamanı beklerken hayatı ıskalayabiliriz.

Kontrol edebildiğimiz tek zaman

Çoğu insan hayatını, gelecekte giyeceği bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa yarın burada olacağımızın güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Bu nedenle anı yaşamak, sadece güzel zamanların tadını çıkarmak değil; bugün yapabileceklerimize, yanımızda bulunan insanlara ve şu anda yaşananlara dikkat vermektir.

Aklımızı yaşadığımız ana verebildiğimizde, gelecekle ilgili korkuların bizi yönetmesine daha az alan açarız. İleride parasız kalabileceğimizi, çocuklarımızın başının derde girebileceğini, yaşlanacağımızı ve öleceğimizi düşünerek duyduğumuz endişeler, henüz yaşanmamış ihtimallerle ilgilidir. Bu ihtimalleri düşünmek bugünkü zamanı da kaygıyla dolduruyorsa, dikkatimizi yeniden şu ana çevirmek yardımcı olabilir.

Şimdiki ana dönmek

Gelecek kaygısından kurtulmak için en iyi yol, dikkati tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Kendinize bulunduğunuz yeri, şu anda yaptığınız işi ve dikkatinizi verebileceğiniz şeyi hatırlatın. Zihniniz geçmişteki bir soruna ya da henüz gelmemiş bir güne yöneldiğinde, onu yargılamadan bugüne geri getirmeye çalışın.

Geçmişi ve geleceği düşünmeden yaşamak her zaman mümkün olmayabilir; önemli olan, bu düşüncelerin bugünün tamamını ele geçirmesine izin vermemektir. Geçmişten ders alabilir, gelecek için plan yapabiliriz. Ardından dikkatimizi yeniden yaşadığımız ana çevirebiliriz. Anı yaşayarak mutlu olmak, hayatın tüm sorunlarının ortadan kalkması değil; elimizde olan zamanı fark ederek değerlendirmektir.

Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Dr. Richard Carlson

Images

Hasta Olmak İstemiyorsan: Duygusal Sağlık İçin 7 Hatırlatma

duygusal sağlık

“Eğer hasta olmak istemiyorsan, duygularını anlat!” Bu söz, iyi olma sanatını yalnızca bedene değil; insanın kendisiyle, kararlarıyla ve çevresiyle kurduğu ilişkilere de bakarak düşünmeye çağırıyor. Duygusal sağlık, her zaman mutlu görünmekten çok, yaşadıklarımızı fark etmek ve onları daha sağlıklı yollarla ifade edebilmekle ilgilidir.

Aşağıdaki maddeler, Dr. Dráuzio Varella’ya atfedilen metindeki temel düşünceleri koruyarak aktarır. Buradaki ifadeler tıbbi tanı veya tedavi önerisi değildir. Duyguların bastırılmasının tek başına belirli bir hastalığa yol açtığı ya da bir hastalığı önlediği sonucu çıkarılmamalıdır; sağlık sorunu yaşayanlar bir sağlık uzmanına danışmalıdır.

Hasta olmamak için iyi olma sanatından 7 hatırlatma

1. Duygularını anlat

Saklanan ya da dile getirilemeyen heyecanlar ve duygular insanın içinde ağırlık yaratabilir. Sırları, hataları ve yaşananları güvenilen biriyle paylaşmak, kişinin kendini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Diyalog, konuşma ve kelimeler bu açıdan güçlü birer destek ve terapi aracı gibi görülür. Duyguları ifade etmenin sağlığa etkisi üzerine düşünürken, konuşmanın profesyonel desteğin yerine geçmediğini de unutmamak gerekir.

2. Karar vermeye çalış

Kararsızlık, endişeyi ve çatışmayı artırabilir; insanı güvensiz ve huzursuz hissettirebilir. Karar vermek her zaman kolay değildir. Bazen bir seçenek uğruna diğerinden vazgeçmek, bazı avantajları geride bırakmak gerekir. Önemli olan, seçenekleri değerlendirmek ve sorumluluğunu üstlenebileceğin bir yönde adım atmaktır. Karar almak, bütün sonuçları kontrol etmek değil; belirsizlik içinde ilerleyebilmektir.

3. Olduğundan farklı yaşama

Gerçeği saklamak, rol yapmak, sürekli mutlu ya da kusursuz görünmeye çalışmak insanı yorabilir. Metindeki “ayağı kilden bronz heykel” benzetmesi, dışarıdan güçlü görünen ama içten kırılgan kalabilen bir hayatı anlatır. Her şeyi herkese anlatmak gerekmez; ancak kişinin kendine karşı dürüst olması, ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanıması için önemlidir. Olduğundan farklı görünme çabası yerine, kendinle daha barışık bir ilişki kurmaya çalış.

4. Kendini ve yaşadıklarını kabullen

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, insanın kendine yabancılaşmasına neden olabilir. Kabullenmek, her davranışı doğru bulmak ya da değişimden vazgeçmek değildir. Kendini mevcut hâlinle görebilmek; güçlü yanlarını, hatalarını ve geliştirmek istediklerini dürüstçe değerlendirmektir. Eleştirileri de düşünerek dinlemek, işe yarayan kısmını ayırt etmek ve gerektiğinde öğrenmeye açık olmak, metnin bilgelik ve olgunluk çağrısını tamamlar.

5. Sorunlara çözüm aramayı seç

Yalnızca üzüntüye, dedikoduya ve kötümserliğe odaklanmak sorunları olduğundan büyük hissettirebilir. “Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı” sözü, küçük de olsa işe yarar bir adım atmanın önemini hatırlatır. Metindeki arı örneğinde olduğu gibi, küçücük görünen bir çaba bile değerli bir sonuç ortaya çıkarabilir. Olumlu düşünmenin sağlığa etkisi, sorunları yok saymak olarak değil; zorluklar karşısında çözüm ihtimalini de görebilmek olarak anlaşılmalıdır.

6. Güvene ve sağlam ilişkilere yer aç

Güven olmadığında iletişim kurmak, açık olmak ve derin arkadaşlıklar geliştirmek zorlaşır. Sağlam ilişkiler karşılıklı dürüstlük, zaman ve özenle kurulur. Güvenmek, herkese koşulsuz inanmak anlamına gelmez; ilişkilerde açıklığa ve karşılıklı saygıya alan açmaktır. Metin, güveni yalnızca başkalarıyla değil, insanın kendi inancıyla ve iç dünyasıyla kurduğu bağ üzerinden de düşünmeye davet eder.

7. Hayatı yalnızca üzüntüyle yaşama

Mizah, kahkaha, huzur ve mutluluk yaşamın değerli parçalarıdır. Bunlar her sorunu ortadan kaldırmaz; ancak gündelik hayata nefes alacak alan açabilir. Mutluluk ve sağlıklı yaşam arasındaki bağ, sürekli neşeli olma zorunluluğu şeklinde düşünülmemelidir. Üzüntü de insan deneyiminin bir parçasıdır. Buradaki çağrı, güzel anlara ve mizaha da yer vermek; kişinin kendi çevresine katkıda bulunabileceğini hatırlamasıdır.

İyi olma sanatı: kendine karşı dürüst olmak

Duygularını ifade etmek, kararlarına sahip çıkmak, kendini kabullenmek, çözüm aramak, güven kurmak ve mutluluğa alan açmak; metnin öne çıkardığı başlıca hatırlatmalardır. Bunlar tek başına hastalıkları önleme garantisi değildir. Yine de kişinin duygusal sağlığına ve ilişkilerine özen göstermesi için üzerinde durulabilecek düşüncelerdir.

İYİ OLMA SANATI
Dr. Dráuzio Varella

Images

Aşktan Korkma ve Ego: Sevgiye Teslim Olmak

Bana gelip aşktan korktuğunu söyleyen insanların çokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Aşk korkusu nedir? Osho’nun yaklaşımında bu korkunun ardında, birini gerçekten sevdiğinde egonun eriyip kaybolmaya başlaması vardır. Ego ile birlikte sevemezsin; çünkü araya bir engel koyar. Sen kendinle diğer kişi arasındaki bu engeli kaldırmak istediğinde ego, “Bunun sonu ölüm olacak, dikkat et!” der.

Aşk korkusu egodan kaynaklanır mı?

Bu anlatımda egonun ölümü, senin ölümün değildir; aksine, yaşam olasılığının önünü açar. Ego, insanın etrafında biriken ve zamanla kabuk hâline gelen şeylere benzetilir. Bir seyyahın elbiselerine ve bedenine yol boyunca tozların yapışması gibi, biz de yaşadığımız deneyimlerin, edindiğimiz bilginin ve geçmişin izlerini taşırız. Bu toz birikir; fark edilip bırakılmadığında koruyucu bir kabuğa dönüşebilir.

Images

TUZ VE SU

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli bir şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şey den mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.Çırak, yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye cevap verdi.usta kıkırdayarak çırağının kolundan tuttu dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bu kez göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: “Tadı nasıl?” “Ferahlatıcı” diye cevap verdi genç çırak.“Tuzun tadını aldın mı?” diye sordu yaşlı adam,“Hayır” diye cevapladı çırağı .Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağını yanına oturdu ve şöyle dedi:“Yaşamda ki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır nede çok. Istırabın miktarı aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sende artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Images

Mevlana: İnci, Elmas ve Körlük Üzerine

Mevlana

İnciyi ve elması tanımak

Bak... Bil ki domuzların önüne inciler serilmez.
Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez.
Ne fark eder ki kör insan için elmas da birdir cam da.
Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma.

— Mevlana

Mevlana adıyla paylaşılan bu dizeler, her değerin onu tanıyabilecek bir göz ve anlayışla fark edildiğini hatırlatır. İnci ve mücevher, kıymetli olanı; onları tanıyan sarraf ise değerini ayırt edebilen kişiyi anlatan imgeler olarak karşımıza çıkar. Dizelerin ilk bölümündeki inciler, her yerde ve herkesin önünde aynı anlamı taşımayabilir: Bir şeyi sunmak kadar, onun değerini görecek birine ulaşması da önemlidir.

Mevlana'nın incilerle ilgili sözü ne anlatıyor?

“Domuzların önüne inciler serilmez” dizesi, kıymetli olanı takdir etmeyen kişilere emek ve değer sunmanın boşa gidebileceğini ifade eder. Buradaki inci benzetmesi yalnızca bir mücevheri değil, insanın kıymet verdiği düşünceyi, sözü ya da emeği de çağrıştırır. Bu nedenle Mevlana'nın incilerle ilgili sözü, değerli olanı kiminle paylaşacağımızı düşünmeye davet eden bir öğüt gibi okunabilir.

Ardından gelen sarraf imgesi, değer bilgisine dikkat çeker. Bir mücevherin kıymetini herkes aynı ölçüde anlayamayabilir; onu tanımak, dikkatle bakmayı ve ayırt etmeyi gerektirir. Bu karşıtlık, şiirin temel fikrini sade biçimde kurar: Bir şeyin değer görmemesi, onun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Körlük, elmas ve cam benzetmesi

“Ne fark eder ki kör insan için elmas da birdir cam da” dizesinde körlük, mecazi anlamda ayırt edememeyi anlatır. Elmas ile camın aynı görünmesi, bakan kişinin değerlendirmesindeki sınırı gösterir; elmasın değerini ortadan kaldırmaz. Mevlana'nın körlük ve elmasla ilgili sözü, insanın kendi kıymetini yalnızca başkalarının yargısına göre belirlememesi gerektiğini düşündürür.

Son dizedeki “sakın kendini camdan sanma” ifadesi, bu düşüncenin doğrudan öğüdüdür. Bir kişi seni göremiyor, anlayamıyor ya da değerini fark edemiyorsa, bu durum senin değerini belirlemez. Mevlana'nın kendini camdan sanma sözü, dışarıdan gelen her yargıyı mutlak kabul etmemeyi ve kendi kıymetini unutmamayı hatırlatır.

Mevlana sözlerinin kısa hatırlatması

Bu dizelerin etkisi, yalın imgelerle güçlü bir karşıtlık kurmasından gelir: inci ile sıradanlık, sarraf ile ayırt edemeyen kişi, elmas ile cam. Mevlana sözleri arasında paylaşılan bu metin, değer bilmenin önemini anlatırken kişinin kendine bakışını da sorgulatır. Başkalarının göremediği bir değer, sırf fark edilmedi diye yok olmaz.

Images

Başarı Yolunda Altın Kurallar

Başarıya ulaşma yolunda başarı için altın kurallar

Başarı, yalnızca bir hedefe varmak değil; o hedefe giderken dikkatinizi, emeğinizi ve değerlerinizi bir arada tutabilmektir. Başarılı olmak için yapılması gerekenler her insanın amacıyla değişebilir; fakat hedefe bağlılık, elindekilerin kıymetini bilmek, işini özenle yapmak ve doğru davranışlarda ısrar etmek her yolculukta önem taşır. İşte başarıya ulaşma düşüncesini günlük yaşama taşıyan sekiz kural:

  1. Tırmandığınız kaya ile kertenkele kadar bütünleşin. Dağcı tırmanmaya başladığında bir maceraperest, tırmanış sırasında ise bazılarına göre düpedüz delidir. Zirveye ulaştığında herkesin gözünde kahramana dönüşür. Üstelik dağcımız, malzemesiz tırmanmaya çalışan iki kişiyi geride bırakır. Bunu nasıl başarmıştır? Motivasyon sayesinde. Zihni ve bedeni yalnızca o anla, tırmanışla bütünleşmiştir. Zirveyi düşünüp hayal kurmak yerine adımına odaklanmıştır. Başarıya ulaşmak için motivasyon, hedefi istemenin yanında o hedef için gereken ana dikkat verebilmektir. Önünüzdeki işe bütün varlığınızla yönelin.
  2. Çiçekleri görüyor musunuz? Etrafınıza bir daha göremeyecekmiş gibi bakın, bir daha duyamayacakmış gibi dinleyin. Böyle yaptığınızda her gün yanından geçip fark etmediğiniz güzellikleri seçmeye başlarsınız. Sonra da “Ben nelere sahipmişim?” diye şaşırır, elinizdekiler için şükredersiniz. Sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman kaybedince anlarız; oysa bir çiçeğe, tatlı bir gülümsemeye ya da masum bir bakışa dikkatle yönelmek, bugünün kıymetini hatırlatır. O çiçekte tüm sırlar, tüm kelimeler, tüm gerçekler gizlidir. İlerlemek, sahip olduklarınızı küçümsemeyi değil, onları görerek yola devam etmeyi gerektirir.
  3. Hedef, titremeyen bir el ister. Büyük bir gayeniz varsa dikkatinizi dağıtan mekanik zevklerin her çağrısına uymamayı öğrenmelisiniz. Bunlar, gayenize duyduğunuz büyük aşkı basit bir cilvelenmeye indirgeyebilir; her seferinde biraz daha sönmüş olarak geri dönebilirsiniz. İçinizdeki tatlı dile kulaklarınızı tıkamak, gerekirse onu susturmak kolay değildir. Fakat hayatınız, yaşam tarzınız ve isteklerinizle özdeştir. Hedef; dolu bir şarjör, iyi kavranmış bir kabza, örselenmiş bir yiv, tutukluk yapmayan bir mekanizma, gezden, gözden, arpacıktan bakan bir göz ve nihayet titremeyen bir el ister. Bu benzetme, kararlılığın ve dikkatin hedef yolundaki yerini anlatır.
  4. Bilgiyi kaynağına bakarak küçümsemeyin. Bir bilgiyi kimin söylediğine veya o kişinin bu bilgiden yarar sağlayıp sağlamadığına bakarak hemen reddetmek, sizi işe yarayabilecek bir düşünceden mahrum bırakabilir. Yemeğinize tat vermesi için tuz serpen kişinin değeri, tuzun yemeğe kattığı değeri azaltmaz. Bacakları yok diye bir adama adres sormaktan da kaçınmayın; belki yürüyemiyordur ama o bölgeyi en iyi bilen kişi odur. Bilgiyi değerlendirirken kaynağına körü körüne bağlanmak da onu peşinen küçümsemek de yerine, ne söylediğini anlamaya çalışın.
  5. İşinizi en iyi şekilde yapın. Ne yapıyor olursanız olun, onu özenle ve elinizden gelenin en iyisiyle tamamlamaya çalışın. İyi iş kendini gösterir; kolayca görmezden gelinemez ve değerini zamanla ortaya koyar. Bunun için yalnızca sonuç beklemek yetmez: İşinizin ehli olmak, sorumluluk almak ve gereken emeği vermek gerekir. Mükemmellik arayışı, her şeyin kusursuz olmasını beklemek değil, yaptığınız işe gereken dikkati göstermektir. İşinizi sahiplenin; gelişmek ve daha iyisini ortaya koymak için gereken fedakârlıktan kaçınmayın.
  6. İşinizin isimsiz kahramanı olabilin. İsimsiz kahraman, insanlığa fayda sağlayacak işlerde kendine de sorumluluk düşeceğine inanan ve bunun için fedakârlığa hazır olan kişidir. “Ben yardım etmezsem bu adam ölecek” ya da “Ben yardım etmezsem bu iş yarım kalacak” düşüncesi, samimiyetle yaşama biçiminizin parçası olmalıdır. Her çabanın alkış veya karşılık getirmesi gerekmez. İşinizin, amacınızın ve fikrinizin isimsiz kahramanı olabilirseniz, kahramanlığa isim olabilirsiniz. Buradaki ölçü, görünür olmak değil, yapılması gereken işe gerçekten katkıda bulunmaktır.
  7. İki insan olmayın. Başkalarının sizde görmesini istemediğiniz bir davranışı, yalnız kaldığınızda da yapmamaya çalışın. İnsanların içindeyken başka, tek başınayken başka davranmak, kişiliğinizde bütünlük kurmanızı zorlaştırır; dışarıya parça bölük bir görüntü verir. Tutarlılık, her koşulda hiç hata yapmamak demek değildir. Önemli olan, davranışlarınızın sorumluluğunu almak ve başkalarına gösterdiğiniz özeni kendi başınıza kaldığınızda da sürdürmektir. Başarı, yalnızca dışarıdan görünen sonuçlarla değil, o sonuçlara hangi tavırla ulaştığınızla da ilgilidir.
  8. Doğrularınız yanlışlarınızı örtsün. Hayat sizi samimi görmek ister. Bir yanlışın ardından doğru bir davranışa yönelmek, hatanızı fark ettiğinizi ve düzeltmeye çalıştığınızı gösterir. Her kötülükten sonra bir iyilik, her yanlıştan sonra bir doğru, yanlışların lekelerinin büyüyüp üzerinizi kaplamasını engeller. Temizlenmeyen her leke, bir sonrakine eklenir. Pantolonunuzda dört leke varsa beşincisinin gelmemesi için daha dikkatli olabilirsiniz; bu yüzden ilk lekeyi vakit kaybetmeden temizleyin. Yanlışları doğrularından fazla olan her öğrenci sınıfta kalır. Başarı yolunda kişisel gelişim de hatayı inkâr etmekten değil, onu görüp daha doğru bir seçim yapmaktan geçer.

Bu kuralların ortak noktası, hedefe giderken dikkati ve samimiyeti korumaktır. Tırmanışınızda önünüzdeki adıma odaklanın, çevrenizdeki güzellikleri görün, işinizi özenle yapın ve yanlışınızı fark ettiğinizde düzeltin. Başarı, büyük bir gayenin yanında onu her gün taşıyan küçük ve tutarlı davranışlarla da şekillenir.