Düşüncelerimizde olumluyu yakaladıkça ve söylemlerimizde olumlu ifadeler kullandıkça hayata yaklaşımımız da değişebilir. Olumlu düşünme, psikolojik iyi oluşumuzu ve yaşam kalitemizi destekleyen bir tutumdur. Yıllar önce televizyonda Halit Akçatepe ile yapılan bir röportajı izlemiştim. Genç kalmayı nasıl başardığı sorulduğunda, bir gün olumlu düşünmeye karar verdiğini ve bu kararı yaşamında uyguladığını söylemişti. Yaşıtlarına göre genç görünmesi dikkatimi çekmişti.
Neden biz de olumlu düşünme alışkanlığı kazanmaya çalışmayalım? Çevremizdeki iyimser insanları örnek alabilir, başkalarının deneyimlerinden ders çıkarabiliriz. Yetişkin olduğumuzda düşüncelerimizi gözden geçirme ve onlara nasıl yaklaşacağımızı seçme imkânımız vardır. Bu, yaşadığımız her şeyi kontrol edebileceğimiz anlamına gelmez; ancak olaylara verdiğimiz karşılığı fark etmek için bir başlangıç olabilir.
Düşüncelerimiz ve inançlarımız birer kıyafet gibi
Düşüncelerimizi ve inançlarımızı kıyafetlere benzetebiliriz. Çocukluğumuzdan itibaren ailemizden ve çevremizden farklı “kıyafetler” ediniriz. Bunları seçme ya da beğenip beğenmeme imkânımız çoğu zaman yoktur. Büyüdükçe dolabımız, yani zihnimizde taşıdığımız fikirler ve tutumlar, türlü türlü düşüncelerle dolar. Kimi bize iyi gelir, kimi üzerimize tam oturmaz; bazılarıysa artık bizi yansıtmıyor olabilir.
Şimdi büyüdük. Dolabımızı yenilemek; eski, rahatsız eden ya da bize yakışmadığını düşündüğümüz kıyafetleri ayıklamak elimizde. Yerine kendimizi daha rahat ve iyi hissettiren seçimler yapabiliriz. Bazen yakınımızdan gördüğümüz, bize uygun gelen bir düşünceyi de benimseyebiliriz. İş görüşmesine, düğüne ya da spor salonuna giderken farklı giysiler seçtiğimiz gibi, farklı durumlarda işimize yarayacak düşünme yollarını da geliştirebiliriz. Olumlu düşünme alışkanlığı nasıl kazanılır diye soruyorsak, ilk adım düşüncelerimizi fark edip hangilerinin bize hizmet ettiğini değerlendirmektir.
Zihin, beden ve ruh ilişkisi
Zihin-beden ilişkisi
İnsan beden, zihin ve ruh yönleriyle bir bütündür. Bir yerimiz ağrıdığında performansımızın etkilenmesi tanıdık bir durumdur. Dişimiz ağrırken konuşma yapmayı ya da tuvalet ihtiyacımız varken telefonda rahatça konuşmayı düşünelim. Bu örnekler, bedensel durumumuzun duygu ve düşüncelerimizi etkileyebildiğini hatırlatır. Bedenimize iyi bakmak, onu kabullenmek ve sağlıklı işleyişi için ona teşekkür etmeyi hatırlamak, olumlu düşünme basamaklarını kurarken başvurabileceğimiz yaklaşımlardır.
Madde bağımlılığı örneği de değişimde kişinin kendi isteğinin ve kararlılığının önemini gösterir. Yakınların desteği değerli olsa da, kişinin yardım aramaya ve değişime yönelmesi sürecin önemli bir parçasıdır. Bu, bağımlılığın yalnızca iradeyle çözülebileceği anlamına gelmez; profesyonel destek almak da önem taşır.
Olumlu düşünmenin sağlığa etkileri üzerine
Kaygı, üzüntü ve geçmiş deneyimler yaşamımızı etkileyebilir. Kaynak metinde baş, boyun ve sırt ağrısından migren, mide yakınmaları, cilt sorunları ve yorgunluğa kadar pek çok durum, kişinin zihinsel tutumlarıyla ilişkilendiriliyor. Burada önemli bir ayrım var: Bir rahatsızlığın yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığını ya da olumlu düşünerek iyileştirilebileceğini söylemek doğru olmaz. Bedensel sorunların farklı nedenleri olabilir; belirtiler sürüyorsa sağlık uzmanına başvurmak gerekir. Olumlu düşünme, gerekli tıbbi değerlendirme ve tedavinin yerine geçmez.
Yine de yaşadığımız deneyimlerin duygu ve düşüncelerimiz üzerindeki etkisini fark etmek, kendimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Aileden, okuldan ya da başka ilişkilerden gelen incitici deneyimler güvenimizi ve hayata bakışımızı etkileyebilir. Bu yüzden düşüncelerimizi yargılamadan incelemek, yararlı olanları koruyup bize zarar veren kalıpları sorgulamak değerli bir çabadır.
Bir ayının, ininde oluşan kokudan rahatsız olup sürekli yeni bir in aradığı anlatılır. Yaşlı bilge ayı ona şöyle der: “İn değiştirmekle, gerçekte hiçbir şey değiştirmiyorsun. Rahatsız olduğun o koku, inden değil, senden geliyor.” Bu hikâye, bazen yalnızca çevremizi değiştirmeye çalışmak yerine kendi tepkilerimizi de gözden geçirmemiz gerektiğini düşündürür. Elbette bu, yaşanan haksızlıkların veya travmaların sorumluluğunu kişiye yüklemek değildir. Gerektiğinde destek aramak ve güvenli koşulları sağlamak önemlidir.
Duyguları ve bedeni dinlemek
Kaynak yazıda bedensel yakınmalar, kişinin kendine dönüp bakması için bir mesaj gibi yorumlanıyor. Örneğin baş ağrısıyla birlikte korku, kabul etmekte zorlanma ya da sert öz eleştiri olup olmadığını; sivilcelerle ilgili kaygılarda kendini kabul etme ve öfkeyle ilişkili duyguları; ayak rahatsızlıkları söz konusu olduğunda geleceğe yönelik kaygıları düşünmeye davet ediyor. Bunlar tıbbi tanı ya da hastalık nedeni olarak değil, kişinin kendi duygu ve yaşam koşullarını değerlendirmesine yardımcı olabilecek sorular olarak ele alınmalıdır.
Yazıda ayrıca, “Makamına güvenerek beni gaddarca eleştiriyor… sanki bir yumruk var boğazımda, konuşamıyorum” diyen birinin ifade edemediği duygularına dikkat çekiliyor. İletişim güçlükleri, yalnızlık veya güvensizlik hissi de kişinin ruhsal yükünü artırabilir. Böyle durumlarda duyguları fark etmek, güvenilen biriyle konuşmak ya da profesyonel destek almak yararlı olabilir. Öfke ve intikam düşüncelerinin ağız kokusuna neden olduğu gibi kesin bir bağlantı kurmak yerine, belirtilerin gerçek nedenleri için sağlık uzmanına danışmak gerekir.
Olumlu düşünme, her şeyi iyiye yormak veya zor duyguları yok saymak değildir. Yaşadıklarımızı daha tarafsız değerlendirmeye, kendimize karşı daha anlayışlı olmaya ve gerektiğinde yardım istemeye alan açabilir. Beden-zihin-ruh dengesi açısından amaç; bedenimize özen göstermek, duygularımızı ayırt etmek ve düşüncelerimizi gözden geçirmektir. Böylece bulunduğumuz anı daha iyi fark edebilir, bize iyi gelen düşünme biçimlerini zamanla geliştirebiliriz.
Psk. Tuğba DEMİRÖZ


0 yorum: