Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
Bir önceki yazımda kurban olma deneyimimden söz etmiş ve egomuzu ikna etmemiz gerektiğini belirtmiştim. Peki bunu nasıl yapacağız? Benim için cevap, egoya bağırıp onu susturmaya çalışmakta değil; onu sabırla dinleyip elindeki inançları gerçek örneklerle yeniden değerlendirmekte yatıyor.
Çevrenizde çocuk sahibi olan aileleri gözlemleyin. Çocuklar yaramazlık yaptığında anne babalarının çoğu zaman sabırla yaklaştığını görürsünüz. Dışarıdan bakınca insanı zorlayan bir durumda bile ebeveynler, çocuklarının neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışır. Aykut Oğut’un son kitabında yer alan bir örnek, bu yaklaşımı düşünmek için iyi bir başlangıç.
Sınırlarla yaşarız. Yalnızca parayla ilgili düşünce ve duygularımızı değiştirerek hayatımıza daha çok para çekebileceğimize inanmak çoğumuz için kolay değildir. Çünkü paranın zor kazanıldığını öğrendik: Üniversite okumak, büyük bir şirkette sağlam bir işe girmek ve özel yaşamımızdan fedakârlık ederek çalışmak… Daha çok para kazanmanın ancak bu yollarla mümkün olduğuna alıştığımızda, EFT ile düşünce ve duygularımız üzerindeki çalışmanın para konusundaki algımızı etkileyebileceği fikrini kavramak da zorlaşır. EFT bolluk bereket üzerine çalışırken ilk fark edebileceğimiz şeylerden biri, bu yerleşik kabullerin ne kadar güçlü olduğudur.
Bolluk ve bereketi hayatımıza çekmenin önündeki engellerden biri de “hak etmek” düşüncesidir. Bunu açıkça dile getirebiliriz; fakat “Hak etmiyorum” duygusunu fark etmek çoğu zaman daha zordur. Hak etmek neye bağlıdır? “Hak verilmez, kazanılır” deriz. Peki, hak nasıl kazanılır?
İngiltere’de yürütülen bir araştırma, beynin fiziksel yapısı ile kişinin siyasi görüşü arasında bir bağlantı olabileceğini öne sürdü. Araştırmanın haberleştirilen sonuçlarına göre, empati ve uzlaşmayla ilişkilendirilen özellikler liberal eğilimlerle; duygusal tepkiler ve tehdit algısı ise muhafazakâr eğilimlerle birlikte görülebiliyordu.
University College London’dan (UCL) Doktor Ryota Kanai’nin 90 kişi üzerinde yürüttüğü çalışma, beyin ve siyasi görüş arasındaki ilişkiyi ele aldı. Bulgular, siyasi duruşun yalnızca çevre koşullarıyla açıklanamayabileceği tartışmasını gündeme getirdi. Ancak araştırmanın haberlerde aktarılan sonuçlarını, siyasi görüşün doğrudan beyin yapısı tarafından belirlendiği şeklinde yorumlamamak gerekir.
Çalışmaya katılan 90 gönüllünün siyasi görüşleri öğrenildikten sonra beyin MR görüntüleri alındı. Araştırmacılar, bu görüntüleri karşılaştırarak beyin yapısındaki farklılıklarla katılımcıların politik eğilimleri arasında bir ilişki olup olmadığını inceledi. Böylece, daha önce beynin faaliyetleri ile siyasi tutumlar arasındaki ilişkiye odaklanan araştırmalardan farklı olarak, yapısal özellikler de değerlendirmeye alındı.
Çalışmanın haber aktarımında, beynin sol tarafındaki bazı bölgelerin daha gelişmiş olması liberal görüşler, tolerans ve uzlaşmacı tutumlarla ilişkilendirildi. Duygusal tepkiler ve hafızayla ilişkilendirilen sağ taraftaki bölgeler ise daha muhafazakâr görüşler ve tehdide karşı daha güçlü tepki verme eğilimiyle birlikte anıldı. Bu çerçeve, “beynin solu liberal, sağı muhafazakâr” fikrinin ortaya çıkmasına neden oldu.
Haberde özellikle amigdala üzerinde duruluyor. Duyguları algılama ve tehditlere verilen tepkilerle ilişkilendirilen bu bölgenin sağ tarafta daha büyük olduğu kişilerin daha muhafazakâr görüşlü olabildiği ve tehdit karşısında daha agresif tepki verme eğilimi gösterebildiği aktarılıyor.
Buna karşılık, sol ön lobu daha geniş olan katılımcıların liberal görüşlere, toleransa ve uzlaşmaya daha yatkın olduğu belirtiliyor. Bu gözlemler, liberal ve muhafazakâr görüşlerin beyinle ilişkisi konusunda dikkat çekici bir tartışma başlatmıştı. Araştırmacıların yaklaşımı, insanların psikolojik özelliklerinden hareketle siyasi eğilimleri hakkında tahmin yürütülebileceği fikrini de gündeme taşıdı.
Bir araştırmada iki özellik arasında ilişki görülmesi, birinin diğerine kesin olarak neden olduğunu göstermez. Bu nedenle 90 kişiyle yürütülen çalışmanın sonuçları, bütün insanların siyasi görüşlerini açıklayan bir kural gibi değerlendirilmemeli. Bulgular, beyin yapısı ve siyaset arasında araştırılmaya değer bir bağ olabileceğini gösteren bir gözlem olarak okunabilir; siyasi görüşlerin yalnızca beyin yapısıyla oluştuğunu kanıtlamaz.
Bu ayrım, “beyin yapısı siyasi görüşü etkiler mi?” sorusuna temkinli yanıt vermeyi gerektiriyor. Araştırma haberinde çevresel etkenlerin siyasi duruş üzerindeki rolünün sorgulandığı ifade edilse de, çalışmanın aktarılan bulguları çevrenin etkisini ortadan kaldırdığı anlamına gelmiyor. Haberde öne çıkan sonuç, beyin yapısının siyasi eğilimlerle bağlantılı olabileceği yönünde.
Aynı şekilde, beynin sağ ve sol lobu siyasi görüşü etkiler mi sorusunu “sol taraf liberal, sağ taraf muhafazakâr” biçiminde kesin bir eşleştirmeye indirgemek doğru olmaz. Araştırmanın bulguları bir grup katılımcının görüntülerinin ve siyasi görüşlerinin karşılaştırılmasına dayanıyor. Bunlar, her bireyin siyasi düşüncesini beyin taramasıyla belirlemenin mümkün olduğu sonucunu tek başına ortaya koymuyor.
Ryota Kanai’nin araştırması, siyasi görüş ile beyin arasındaki ilişkiyi yalnızca beyin faaliyetleri açısından değil, fiziksel yapı açısından da incelemesiyle dikkat çekti. Uzmanların sonuçların tesadüf olmadığı yönündeki değerlendirmeleri ve Kanai’nin psikolojik özelliklerden siyasi eğilimleri tahmin etme olasılığına dair sözleri, çalışmanın haberlerde öne çıkan noktaları arasındaydı.
Yine de başlıkta kullanılan sol-sağ karşıtlığı, araştırma bulgularını kolay anlaşılır biçimde özetleyen bir ifade olarak görülmeli; kişileri siyasi görüşlerine göre sınıflandıran kesin bir bilimsel ölçüt gibi sunulmamalı. Çalışmanın katkısı, beyin yapısı ile siyasi duruş arasında olası bir ilişkiyi gündeme getirmesidir.
Kaynak: Milliyet.com.tr
Bugün, çekim yasasının hayatımızdaki yansımalarından biri olan başımıza gelen olayları nasıl çektiğimiz üzerine konuşmak istiyorum. Çekim yasasının sırrı benim için yalnızca ne istediğimize odaklanmakta değil; yaşadığımız olaylara, onlara verdiğimiz tepkilere ve bu tepkilerin bize ne sağladığına da dikkat etmekte yatıyor.
Çekim yasasına göre düşünce ve duygularımız, hayata nasıl baktığımızı ve hangi deneyimlere yöneldiğimizi etkiler. Kendimizi sürekli olumsuz, karamsar ve umutsuz hissediyorsak, dikkatimizi de bu duyguları besleyen olaylara verebiliriz. Korkularımızla ilgili konular zihnimizde daha çok yer kapladığında, davranışlarımız ve olayları yorumlama biçimimiz de bu korkuların çevresinde şekillenebilir.
Para durumumuzu değiştirebileceğimize inanmak çoğu zaman zordur. Sınırlarla yaşamaya alışır; daha çok para kazanmanın ancak üniversite okumak, büyük bir şirkette sağlam bir göreve gelmek ve özel yaşamımızdan fedakârlık ederek çalışmakla mümkün olduğunu öğreniriz. Bu yüzden korkularımız üzerinde çalışarak düşünce ve duygularımızı dönüştürmenin para konusundaki algımızı etkileyebileceği fikrine mesafeli yaklaşabiliriz.
Buradaki yaklaşım, içsel temizlik çalışmalarını bir gecede zengin olma ya da belirli bir kazancı garanti etme yöntemi olarak görmek değil; para konusundaki korku ve kabulleri fark edip onlarla çalışmaktır. Para kazanma korkusu bazen açıkça “kazanamam” diye görünür, bazen de “hak etmiyorum”, “param olursa insanlar benden bir şey bekler” veya “kazandığım para elimden gider” düşüncelerinin arkasına saklanır.
EFT uygulamasının amacı, bizi kısıtlayan duygularla çalışarak onlardan özgürleşmeye alan açmaktır. Ancak bilinçaltını temizlenmesi gereken bir depo gibi düşünmemek gerekir; orada olumsuz kayıtların yanı sıra olumlu bilgiler ve deneyimler de bulunur. Bunu basitçe anlatmak için bilinçaltını bir hard diske benzetebiliriz. Bu diskte yararlı ve zararlı farklı programlar vardır. Sistemin başlangıcında programcı tarafından yüklenen programları ebeveynlerimiz ve çevremiz gibi düşünebiliriz. Zamanla kendi geliştirdiğimiz inançlar ve kayıtlar da bu birikime eklenir.
Hard diskteki bir program sorun çıkardığında sistem yavaşlar ve aksaklıklar görünür hâle gelir. Bu benzetmede, içimizde devam eden bir sorunun da duygu ve davranışlarımızda kendini gösterebileceğini anlatıyoruz. Yeme içme alışkanlıkları ve kilo sorunları, duygusal karmaşalar, ilişkilerde ya da iletişimde yaşanan güçlükler, kararsızlık ve korkular bu çerçevede ele alınabilir. Bunları tek başına belirli bir duygunun sonucu veya bir tanı gibi değerlendirmemek; önce yaşanan durumu dikkatle gözlemlemek önemlidir.
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?





