Images

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Değişmek mi, Dönüşmek mi?

Birbirine çok yakın anlamlarda kullanılan bu iki sözcük aslında birbirinin tam tersi olan iki farklı durumu ifade ederler.
Değişim, varlığın kendi gelişim sürecinde kendi istek arzusu karşılığı olan bilinçli seçimleri ile bireysel varlığını yok etmeden tüm tesirler karşısında denge ve uyum oluşturmasıdır.
Dönüşüm ise varlığın karşı koyamadığı şartlar karşısında kendi bireysel duruşunu yitirdiği ve başka bir kimliğe büründüğü bir durumdur.
Değişim kolay ve zevkli, dönüşüm ise acılı ve zorlayıcıdır. Değişim esneyerek izin vermeyi, dönüşüm direnç göstererek kırılmayı içerir. Değişim gerçek yaşamla iyi senkronize olmayı, dönüşüm tüm değerleri sıfırlamayı sağlar. Değişim sürecinin başlangıç ve bitiş serüveninin iyi algılanması ve yönetilmesi ancak farkındalığın geliştirilmesi ile sağlanabilir. Farkındalık geliştirilemediğinde dönüşüm kaçınılmazdır.
Her canlının gelişme sürecinde evreler vardır. Başlangıç ve sonuç arasındaki deneyimlerin getirdiği farkındalık içeren bilgelik değişimin göstergesidir. Her deneyimin başka bir deneyime geçiş yaparak sürdüğünü fark ettiğinizde değişmişsinizdir. Bunun farkına bile varamadığınızda başka bir şeye dönüştünüz demektir. Değişmek diyalektik bir kuraldır, dönüşmekse sistemsel dayatmayla gerçekleşir.
Değişimin farkında lığı sizin için varlığınızı sürdürmenize sağlayan ve yok olmanızı engelleyen koruyucu bir sistem oluşturur. Doğal değişim bütünlük içerisinde elde ettiğiniz deneyimsel bilgeliğin uygulanması ile başlar. Varlığın değişime olan direnci, dönüşmesine yol açar. Bu süreçte en olumsuz etken katı kurallara bağlı kalmak ve holistik bir dünya görüşüne sahip olamamaktır. Değişim sürecinizin farkında olma ölçünüz değişimin hızını ve kolaylaşmasını belirleyecektir.
Kaynak : Mustafa Kartal
Images

Strese Karşı Senkronize Nefes Teknikleri

Sağlıklı ve uzun ömürlü olmanın sırrı; yaşanılan pek çok rahatsızlıkların stres baskısı ile kişinin kendi kişisel tutumumdan kaynaklandığının bilinmesidir. Bu bilince ulaşan kişi otomatik olarak değişime geçer ve seçimlerini sağlıklı olmak yönünde kullanmaya gayret eder.  Aksi takdirde kaderine teslim olarak, kendi bedeni için özel hiçbir şey yapamadan yalnızca tedavi yöntemlerinin ve ilaçların peşinden koşmaya başlar. Stresin vücudunuzda yarattığı tahribatı strese girdiğinizde gözlerinizi bedeninize çevirip gözlemleyebilirsiniz.
İnsanların ve hayvanların yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayan en temel mekanizma otonom sinir sistemidir. Bu sistem sürüngenler, memeli hayvanlar ve insanların bütün organlarının çalışmasından sorumludur. Bu sistem nefes düzeninden ısı düzenlenmesine, tükürük salgısından mide asit salgılanmasına, kalp atımından damar basıncına, bağırsakların çalışmasından yumurtlamaya, hormonal düzenlemeden bağışıklık sistemine kadar geniş bir etki alanına sahiptir. İnsan bütün vücut sistemlerini, organ ve hormonlarını düzenli çalıştırmayı sağladığı surece sağlıklı yaşamayı sürdürebilir.
    Bu sistem yaşam döngüsü içerisinde varlığımız kendini tehdit altında hissetmeye başladığında stres adını verdiğimiz bir alarm durumuna geçerek kendi içerisindeki sakinlik durumunu bozar. Bu alarmda savunma sistemi de dâhil olmak üzere tüm sistemlerin sağlıklı çalışması bozulur. Buna en iyi örneklerden biri sınav öncesi veya iş görüşmesine girmeden hemen önceki halimiz olabilir. Vücudumuzun otonom sinir sistemi stresli durumu sezip adrenalin salgısı yayarak alarm zilini çaldığında kalbimizden barsak hareketlerine varıncaya bütün ritimlerimiz düzensizleşecektir. Bu durumun nedeni aslında otonom sinir sisteminin canlıları korumak için uyguladığı bir koruma bicimidir. Kedi gören fareyi veya karşısına ayı çıkan bir insanın düşünceden daha hızlı koruyarak otomatik hareket etmesini sağlayan bir sistemdir.
Böyle bir durumda, otonom sinir sistemi vücudun sadece iki tercihi olduğunu bilir ve ona göre iç organların çalışmasını tekrar düzenler çünkü 'savaşmak ya da kaçmak' olan bu iki seçenekte de iç organlar açısından yapılacaklar aynıdır. Her iki durumda da hızlı koşmak gerekeceğinden iç organlardaki kan damarları kasılır ve bacaklara daha fazla kan gitmesi sağlanır. Giden kani daha da artırmak için kalp daha hızlı çarpmaya başlar. Nefes hızlanır. Kanla birlikte enerji yani şeker karaciğerden kana salınır. Bu durum için gereken tüm özel hücresel haberciler olan hormon ve sitokinler de kana salınır. Bu sayede bu tehdit durumundan kurtulmak için yasayan canlıya en fazla şans tanınır.
    Bu gibi anlık hallerde hayat kurtarıcı olan otonom sinir sistemi günümüz hayatında süreğen stresle karşı karşıya olduğundan vücudu sürekli hafif bir alarm halinde tutar. Bu alarm derecesi kişinin maruz kaldığı stres'e bağlı olarak daha da artar. Bunun sonucundan, iç organların beslenmesi bozulur, kalp ritim bozuklukları ortaya çıkar ve 'anlık' alarm yanıtında faydalı olan hücresel haberciler başta hafıza ve bağışıklık sistemine zarar vermeye baslar. Kronikleşen otonom sinir sisteminin alarm durumu kolay yakalanan gribal enfeksiyonlardan, çarpıntı ve tansiyon şikâyetlerine, adet düzensizliklerinden mide asit salgılanmasına kadar uzanan bir yelpazede sağlık sorunların kaynağını oluşturmaktadır.
    Kronik stresin beynin hard diski sayılan hafıza merkezindeki hücreleri de erittiği yapılan çalışmalarca gözlenmiştir. Bu hücrelerin arasındaki bağlantıların erimesi beraberinde unutkanlık problemlerini de getirmektedir. Nefes teknikleri uygulamaları düzenli tatbik edildiğinde beyni strese karşı korumuş oluruz. Nefes Tekniklerinin hipokampus'u aktive ederek ve inflamatuar sitokinleri baskılayarak beyni koruduğu bilinmektedir.
    En önemli özelliği adaptasyon olan beyin, yeni durumlara yönelik hücre çalışmasını ya da görev dağılımını devamlı değiştirebilmektedir. Bu özelliğin uyarılabilmesi için de sürekli ve düzenli gelen bir uyarı gereklidir. Bir trafik kazasında kolu kopan bir insanın beyninde koldan duyu alan hücrelerin her gün koldan ben yokum sinyalini alması sonucu bir ayın sonunda yüz bölgesinden duyu almak için görev değişikliğine uğradıkları gösterilmiştir. Yine bir annenin beyninde göğsünü temsil eden hücre sayısı bebek süt emdikçe artmaktadır. İşte Norofeedback uygulamalarının temelini oluşturan beynin adaptasyon yeteneğini kullanmaktır ve bu yeteneği ortaya çıkartmak için de düzenli aralıklarla istenilen düzeyde uyarı yapmak birinci şarttır. Bu durumda da her insanda beynin adaptasyon yeteneği farklı olduğundan aynı hastalıkta dahi norofeedback'in faydası kişiden kişiye farklı olacaktır.
   Nefesin kontrol edilmesi ile sağlanan uyum, vücudu kronik strese bağlı olarak ortaya çıkan devamlı alarm durumundan çıkartır. Canlı doğasının kendisi nefes uygulamalarının temelini oluşturmaktadır. Nefes uygulamaları doğal olan biyolojik ritim egzersizleridir. Doğada Koala gibi metabolizması yavaş olan hayvanlar bu metabolizmaya nefes ve kalp atımlarını da yavaşlatarak uyum sağlamaktadırlar. Yeni doğan bir bebeğinde metabolizması sürekli bir gelişim halinde olduğundan daha hızlıdır. Bu yüzden nefes ve kalp atımı yetişkin bir insana göre çok daha fazladır.
   Doğayı ilk gözlemleyen insanlar, metabolizması yavaş olan hayvanların nefes alma sekilerlini meditasyon uygulamaları haline getirmişler ve yıllar suren nefes meditasyon eğitimleri için tapınaklar inşa etmişlerdir. Otonom sinir sistemini rahatlatmak için düzenli/ senkronize ve yavaş nefes tekniği öğrenilmesi gerekmektedir. Yavaş nefes alıp vermek herkesin kısa surede yapabileceği bir uygulama iken, asıl zor olan bu şekilde nefes alıp vermede senkronizasyonu yakalamaktır. Bu zorluk yıllar süren meditasyon seansları sonucunda yakalanabilen bir seviyedir. Yogiler ve Tibet tapınaklarındaki rahipler üzerinde yapılan çalışmalar stres içeren beyin dalgalarının kalıcı şekilde azalttıklarını göstermenin yanında, bağışıklık sistemlerinin de aşılamaya karşı cok daha fazla antikor oluşturduğunu ortaya çıkarmıştır.
    Şehir hayatına geçiş beraberinde stresi de yani otonom sinir sistemi için alarm durumunu da beraberinde getirmiştir. İş hayatının koşuşturması içerisinde nefes meditasyonu yapabilmek zaten olağan dışıdır. Teknolojik Nefes Teknikleri yaklaşımları ile yıllar boyunca yapılan nefes meditasyonları sağlanmaya çalışılan nefes senkronizasyonu, 5-10 dakika gibi bir surede elde edilebilmektedir. Bu sayede çok az vakit ayırarak otonom sinir sistemimize etkili bir sakinleşme egzersizi yaptırabilirsiniz. Nefes ve nabız düzenleyici biofeedback nefes uygulamalarını haftada 3- 4 kez uygulanabilir. Biofeedback nefes uygulamalarının etkili olması için egzersizlerde senkronizasyon ana şarttır.
   Bu uygulamalar stresin alarm durumunda olan otonom sinir sistemine ve diğer sistemlere yönelik aşırı uyarımlarını azaltmaktadır. Örneğin nefes biofeedback egzersizlerinin, kalp damar sağlığını da pozitif etkileyerek hipertansiyon şikâyetlerinde anlamlı sonuçlar doğurduğu yapılan çalışmalarca kanıtlanmıştır. Bütün bu olumlu etkilerinden dolayı Biofeedback otonom sinir sisteminin ulaştığı tüm organ sorunlarında düzenleyici ve destekleyici amaçla kullanılmaktadır.

Mustafa Kartal
Images

İlişkilerde Çekim Yasası



Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...
Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?
Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?
İlişkilerinizde hep hüsran mı var?
Sizce bunların sebepleri neler olabilir?
Bugünkü yazımı ilişkilerimizde çekim yasasının çalışmasına ayırmak istedim. Son günlerde gelen iki mailde dikkatimi çeken bir konuya çekim yasasının ilişkilerde kullanımına . İki mailde bitmiş bir ilişki ve ayrılmış olunan sevgilinin geri getirilebilmesi için çekim yasasının nasıl kullanabileceklerini soruyorlar.
Aslında farkına vardım ki bu olaylar birçok insanın yaşadığı olaylar. Şu anda çekim yasasının ismini duyduktan sonra insanlar çekim yasasını en çok iki şey için kullanmak istiyorlar, ya daha çok para kazanmak, ya da diğer insanları etkilemek.


Çekim yasası, bilinçaltındaki korkularınızı hayatınıza getiriyor. Eğer ilişkilerinizde mutlu olmak istiyorsanız, korkularınızı, duygularınızı ve bakış açınızı değiştirin. Kendiniz sınırlamayın. Evet bu hiç kolay değil ama imkânsız da değil.
Images

Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme- İçsel Temizlik-3

Bugün yine bilinçaltı kayıtları temizliği yazılarına devam edeceğim. Bugünkü yazı bilinçaltı kayıtlarını temizleme çalışması yapan Zülfikar beye ait. Zülfikar bey, yapmış olduğu çalışma detaylarını ve yaşamış olduğu deneyimleri benimle paylaşma inceliğini göstermiş. Bende size çalışmalarınızda referans olabileceğini umarak sizinle paylaşmak istedim
 “Halis merhaba,
Az önce kaç zamandır hazırladığım gerek senin sitenden gerekse seninle sohbetlerden ve Nil Hanım’ın sitesinden derlediğim ve benim daha önce para ile ilgili üstbene sorduğum ve aklıma gelen veya bana hatırlatılan tüm sahneleri yazdığım listemi önüme aldım ve tekrar her şeyi bir daha gözden geçirdikten sonra benim listemde yazdığım ilk maddeyi çocukluğumda ki o anıma giderek çalışmaya başladım. Ne tesadüf ki o korkum bana gönderdiğin senin EFT’den korku çalışmasına çevirdiğin ilk maddede deki korkum olduğunu gördüm, “korkum param olursa elimden alırlar korkusu“ idi.

Korkuyu o halime yani 8 yasındaki Zülfikar’a sordum, o bana korkusunu söyledi ve korku çalışması yapmaya başladım. Başta dilim dolaştı, cümleleri söyleyemedim ve 5- 6 tekrardan sonra garip bir şekilde ağlamaya başladım ama bu değişik bir durumdu benim için, yani gözümün önünde 8 yasındaki halim ve ben o halimi baya iyi anımsıyordum. Neyse korku çalışmasını içimden bir olumlu cümle çıkıncaya kadar çalıştım. Belki 10 defa kadar, bu korku çalışmasından sonra olumlu cümle geldi. O Zülfikar dedi ki: “Bu para benim”, ben de bunu olumlama beşliğine koydum ve o şekilde o Zülfikar’ın yüzü gülünceye kadar ve parayı harcayıncaya kadar ve pembe ışıkları görünceye kadar söyledim belki 5- 6 defa kadar.

Images

Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme- İçsel Temizlik-2

Bilinçaltı kayıtlarından kurtulmak için bir çok teknik mevcut. Daha önceki yazımda bunlardan bahsetmiştim. Şimdi ise biraz daha detaya girip yapmış olduğum uygulamadan bahsedeceğim.
Kendi içsel temizliğim için EFT Duygusal Özgürleştirme Tekniği, Reiki çalışmaları yapmış olamam rağmen Çekim yasası adımlarını uygulamaya başladığımda isteklerimi sıralamaya tasarlamaya başladığımda içimde bir direncin farkına varmıştım. Çözemediğim bir direncti bu.
Geriye baktığımda istediğim bir çok şeyi elde ettiğimi görüyorum. (Bugün baktığımda bu işe başladığım zamana göre maddi anlamda daha fazla kazanıyorum. Ve buna bağlı olarak daha fazla harcıyorum.) Özellikle son bir senedir isteklerimi daha bilinçli yapmaya başladım. Bunun sonucunda da elde ettiklerime yansıdı. Bakış açımı değiştirdiğimde bunları fark ettim.  Tabi gözlemlediğim konulardan biriside şuydu;  ben bir şey istiyorum onunla ilgili çalışma yapıyorum, bazen kendimce bununla ilgili oluşma koşulları düşünüyorum Ama istediğim farklı bir yerden geliyordu.

Ancak çekim yasası kapsamında istekte bulunduğum, zengin olma, villa sahibi olma, BMW 5.20d arabayı almak istediğimle ilgili imgeleme içimde bir şey bana “sen zenginliği hakketmiyorsun” diyordu. Kendimi hayal ettiğim arabaya binerken düşündüğümde arabaya binmeye utanıyordum. Eğer o arabaya binersem sanki birilerine hava atacakmışım gibi geliyordu. Ve inip binmeye utanıyordum. Garip bir durumdu. Yada yine sahip olmayı istediğim evi hayal ederken o eve girip çıkarken kendimi o dünyaya ait hissedemiyordum. İnsanlarla iletişim kuramıyor, utanıyor dışlandığımı hissediyordum. Yani ben o dünyaya ait değildim. Her ne kadar dilim “ben o eve sahip olmayı seçiyorum” dese de kalbim “sen o dünyaya ait değilsin” diyordu.  Yani bilinçaltımdaki kaydı fark etmiştim  ama onu çözemiyordum.
Images

İmgeleme Teknikleri- Parayı Bollukla Hayatınıza Çekin

Neyi görüyorsanız onu alırsınız
İmgeleme işin sırrıdır. İmgeleme fikrinin sizi uçurmasını izin vermeyin. İmgeleme yapmak gereklidir çünkü zihin gücünüzü bu şekilde kullanırsınız
Zihninizde bir şeyi doğru bir şekilde görmeyi bilirseniz dünyanızda bunu gerçekleştirebilirsiniz. Daha önce bahsedildiği gibi daha yüksek bir boyuttaysanız zihninizde yarattığınız düşünceleriniz ya da imgeler hemen çevrenizde gerçekleşecektir. İmgeleme fikri insanları şaşırtır oysa bu kavram insan hayatında sürekli kullanımdadır.
Mesela; teknik bir ressam bir evi tasarlarken neye benzemesini istiyorsa onu hayal etmek zorundadır. O zaman bu tip bir imgeleme “ezoterik” görülmez.
Zihniniz düşüncelerinize itaat eder ve arzunuzu gerçekleştirir. Zihninizin aynı parçası tüm fiziksel fonksiyonlarınızın sorumluluğunu alarak kozmosla ve etrafınızdaki enerji alanlarıyla nasıl iletişim kuracağını bilir. Zihin gözünüzle bir şey gördüğünüzde (imgelemenizle) yüksek benliğiniz işe koyulacak ve bunu sizin için gerçekleştirecektir. Zihniniz zihin gözünüzde neyi tuttuğunuza dayanarak düşüncelerini oluşturur. Yani acil durumlar, aksilikler ve sorunlar olabilir. Hepsi imgelemeyle çözülebilir ama becerinizi yaşamınızın tek bir aşamasında kullanmak isteyeceğinizi anlayacaksınız. Ben çok önemli şeyler için kullanırım diğer şeyleri “akışa” bırakırım. Araba kullanırken tüm yeşil ışıkların yandığını imgelemekle vakit kaybetmem…bunlar önemli değil. Sizinde yapmanız gereken bu; neyin önemli olduğunu bulun ve bilginizi bundan yana kullanın.

************************************************


 Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için kitaplarımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?



Kontrol Sende - Çekim Yasası ve Bilinçaltı Dönüşüm Rehberi Kitabı - 2019 - 2 nci Baskı


 KONTROL SENDE
İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN
Çekim yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi

Düzenlemiş İkinci Baskı


************************************************


Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı


Daha İyi Bir yaşam için

BİLİNÇLİ YARATMA SANATI


******************************

Kitapları Temin İçin : cekimyasasi@hotmail.com

Tel/Whatsapp : 0 553 06 00 464

www.halissahiner.com



***********************************************
Teknikler üzerinde iyileşene kadar tek bir kişi üzerinde odaklanmak en iyisi olacaktır. Biraz pratikle, başka bir sürü insan üzerinde de kolayca etki sahibi olabilirsiniz. Kitaptaki teknikler pratik yapar ve kullanırsanız işe yarar. Çalışmaya başladığınızda pratik yapana kadar imgeleme yeteneğinizin sınırlı olduğunu fark edeceksiniz. Sesleri imgelemede zorlanabilirsiniz. Etkili imgeleme için sessiz bir yerde olmalısınız. Çevreniz sessiz olmalı. İmgelemeyi öğrenmeye başlamanın en iyisi ışıkların olmamasıdır. İlk başta yapmanız gereken tek şey gözlerinizi kapatmaktır. Neticede, gözlerinizi açık tutabilirsiniz (kalabalık yerlerde) ve imgeleme beceriniz gün ışığında da gelişecektir.
Çevrenizde dağınıklık olmamalı, rüzgar esmemeli, yüksek ses ve diğer bölücü şeyler olmamalı.
Unutmayın imgeleme üzerine olan bu bölüm önemlidir önce bundan başlayın ve bunu uygulayın.
Her gün en az üç kez ve her seferinde 15 dakika olmak üzere imgeleme üzerinde çalışmalısınız. Oturarak imgeleme yapmak daha iyidir. Uzanırken fazla rahatlayarak uyuyabilirsiniz. Ayrıca dik olacağınız için imgeleme yaparken iç realitenizde dikey konumda olmak imgelemeniz açısından daha iyi sonuç verecektir. Özel bir pozisyona gerek yok. Sadece oturun.
İstenen kişi veya olay üzerine imgeleme yaparken zihninizde gerçekten oluyormuş imgesini yaratın. İlk başta zor gelecektir. Ama etkilerini yaşayacaksınız. İmgeleme üzerindeki becerim o kadar gelişti ki gözlerim açıkken bile zihnimde 3. boyut dünyasındaki şeyler kadar gerçekçiymiş gibi şeyleri görebilirim. Başkalarının göremediği sadece kendimin görebildiği bu dünyada kendi imgelerimi yaratarak eğlenirdim. Bunu hayatımı şekillendirmek için kullanabileceğimi bilmiyordum. Etkilerini gördüğümde ise çok şey değişti.
Zihninizde durumları gerçekten oluyormuş gibi imgelemek aşağıdaki noktaları hesaba katarak pratik gerektirir. İmgelemeye başladığınızda kendiniz olayın bizzat içinde olun. Kendini bir filmde izliyormuş gibi uzaktan izlemeyin. İmgelerken bir aynaya bakmadığınızın sürece yüzünüzü görmeyin. Tıpkı günlük yaşamın içindeymişçesine hayal etmelisiniz. Sokakta kendinizi yürürken imgeliyorsanız yüzünüzü, başınızı ve sırtınızı göremezsiniz…aşağıya bakarak bacaklarınızı, kollarınızı ve tıpkı “gerçek” yaşamda olduğu gibi göğsünüzü görebilirsiniz.
Küçük bir pratikle başlayın. Gözlerinizi kapatın ve geçmişteki bir anınızı zihninizde canlandırın. Detaylar konusunda endişelenmeyin. Pratikle netleşir. Şu anda gitmeyi istediğiniz yerleri imgelemeye çalışın. Bir yerde çalışıyorsanız iş yerinizde olduğunuzu imgeleyin.
Başlangıçta fiziksel gözlerinizle imgeyi gerçekten göremezsiniz. Zihninizde, hayal gücünüzde var olur. Fiziksel gözleriniz, göz kapaklarınızın içindeki “siyahlığı” görür. İmgeleme yeteneğiniz pratikle daha iyiye gider bu yüzden acele etmeyin. Gerçekten oluyormuş hissini yaşamanız gerektiğini unutmayın. İlk başta iyi olamayabilirsiniz ama zihninizi buna inanması için kandırabilirsiniz. Şöyle ki; yüzünüzdeki hafif bir sırıtışla zihninizi kandırın ve bu becerinin çok kolay olduğunu düşüncenizde belirtin. O kadar kolay ki gerçek dünyaymış gibi hayal edebilirsiniz. Geliştikçe yüzünüzdeki sırıtış doğal bir biçimde olacaktır çünkü bu harika yeteneğe sahip olmaktan büyük mutluluk duyacaksınız…aynı zamanda koku, dokunma, tatma ve hissetme gibi duyularınızı kullanarak da zihninizi kandırabilirsiniz. Güzel bir yerde olduğunuzu hayal ediyorsanız sadece görmekle yetinmeyin koklayın, dokunun, duyun, duygusal açıdan hissedin. % 100 gerçek olmayacaktır. Ama zihniniz yeterince çaba sarf edecektir. İş yerini hayal ediyorsanız hissedin duvarını masaları kapıları havayı koklayın fotokopi kokusunu koklayın iş yerinde olduğunuzu hissedin. Zihin gözünüzle bir şey yaptığınızı ya da bir yerde olduğunuzu yarattığınızda bilinçaltı zihniniz işe girişir. Ve yaşamınızdaki realiteyi şekillendirmeye başlar. Zihninizde patronunuzun sizi kovduğunu görürseniz, ertesi gün kovulmazsınız. Ama buna devam ederseniz er ya da geç başınızı derde sokarsınız.
Deli gibi imgeleme yapın, ilk 2 hafta sıkı tutun hedef belirleyip çalışın 2 haftalık pratikten sonra daha ileride olacaksınız 2 aydan sonra şu anda bulunduğunuzdan çok daha ileride olacaksınız. Kendinizi motive edemiyorsanız o zaman şansınız yok, bu satırları okumayı başkalarına bırakın.
Günde 3 kez 15’er dakika imgeleme öneriyorum. Daha fazla yaparsanız hızlı bir gelişme kaydedersiniz. Sizden yapmanızı istediğin ilk şey (tabi ki istediğinizi yapmakta özgürsünüz) imgelemedeki ilk 5 dakikanızı zihin gücüyle ayartmak için kullanın. Ya da bir nesne üzerine odaklanıp tüm duyularınızı kullanarak onu hatırlama üzerine olsun. Belki bir yanınızda bir köpeğin oturduğunu imgelenebilirsiniz. Ona uzanıp evcil hayvanınızmış gibi onu okşayabilirsiniz. Postunun kokusunu alabilirsiniz hatta köpekle yürüyüşe çıktığınızı bile hayal edebilirsiniz. Karşınızdaki masada bir portakal imgeleyebilirsiniz. Onu alır kabuklarını soyarsınız. Suyu yüzünüze sıçrayabilir ve sonra onu midenize indirebilirsiniz tabii çekirdeklerinin çıktığını hayal etmeyi unutmayın. Sonra da bir kedinin portakal kabuklarını kokladığını ve yüzünü ekşiterek koşturduğunu hayal edebilirsiniz. Bu kitabı hayalinizde canlandırabilir bir masanın üzerine koyup sayfalarınızı çevirdiğinizi hayal edebilirsiniz. Bu ilk 5 dakikalık süreçte neyi imgeleyeceğinizi size bağlı. Pratik insanların en çok yapmak istediği ama yapmaktan en çok kaçındığı şeydir. Bu nedenle, dışarıda sadece bir usta ve bir yığın vasat insan harika zihinsel yeteneklerden yoksundur.
İmgeleme pratiğinde daha iyi hissettikçe pasif imgelemekten ziyade aktif imgelemeye geçin. Portakal imgesini kullanmışsanız o zaman portakal kabuklarını sınıfınızdaki tahtaya fırlatın ya da portakalı bir arabanın tekerleğinin altına koyun ve suyunun fışkırdığını imgeleyin! Zihin gözünüz her seferinde daha yaratıcı olacaktır. En iyisi yaratıcılıktır ve bu konuda gerçekten iyi olmak için en önemli yoldur.
Neyi imgelediğinizin ve pratik seanslarının nasıl olduğunun kaydını mutlaka tutmalısınız. Ne üzerinde çalışabileceğinizin listesini yapın. Uzaktan kumandayla televizyonu açmak gibi alelade bir şey bile pratik seansında yaratıcı bir imgeleme olabilir. Hayalinizde kumandayı elinize alın, onu görün ve hissedin. Bir düğmesinin üzerinde ne yazdığını görün. Sonra aktif olun ve imgeyi değiştirin. Düğmenin üzerindeki kelimelerin farklı görünmesini sağlatın ses + düğmesi yerine kırmızı duvarlar yazdığını görün basın düğmeye etrafınızdaki duvarlar kırmızı olsun. Kanal düğmesi tuşunun üzerinde kelepçe yazısını görün. Düğmeye basın ellerinizin kelepçelendiğini hayal edin. Başka düğmeye basıp kelepçeleri açı, kelepçeleri ellerinizde hissedin, televizyona fırlatın, ekran çatlamasını duyun. İmgelem üzerinde çılgınca şeyler düşünün çünkü imgelemede ne kadar yaratıcı olursanız, zihin gücü becerilerinde o kadar hızlı ve kolay ilerleme kaydedersiniz.

Alıntıdır.

************************************************

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza  katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN



***********************************************
Images

Bilinçaltı Anlamak ve Temizleme çalışmaları

Bilinçaltını anlamak için çalışma ilkelerini, bilinçaltı yasalarını ve bunları hazırlayan içsel dinamikleri bilmek gerekir.
Bilinçaltını bir bilgisayarın hard diski olarak düşünebiliriz. Ekranda görülenler sizin gerçeğiniz veya yaşantınızdır. Yani bilinçaltınızdaki olumlu, olumsuz inançlarınızın hayatımıza yansımalarıdır.
Nasıl bir bilgisayar programında direkt emir şeklinde komutlar veriliyor ise bilinçaltımız da komutlarımızı alır ve gerçekliğimize uyarlar.
Başaramayacağımıza inanıyorsak başaramayız. Değişeceğimize inanıyor isek değişiriz. Mali, malı şeklindeki ifadeler bilinçaltımızda mulaklık yaratır. Örneğin sigara içmemeliyim dedikçe sigara içmek isteriz. Çok yememeliyim dedikçe yemek isteriz. Size sakın kırmızı bir mercedes düşünmeyin veya şu an annenizi düşünmemelisiniz diyecek olursam her ikisi de akınıza gelecektir. Korkmayın diyecek olursam o ana kadar böyle bir duygu taşımasanız bile korkmaya başlarsınız. Bilinçaltımıza ne istediğimizden emin olarak, net ve şimdiki zaman üzerinden komutlar vermeliyiz. Geleceğe yönelik ifadeler istediklerimizin bir şekilde ötelenip, gerçekleşmesine engel olur.
“Aklınız neyi kabul edip inanıyorsa, onu gerçekleştirebilir” der. Napoleon Hill’
Evren yasalarla yönetilir. Bilinçaltlarımız da tıpkı evren gibi yasalarla yönetilir. Bilinçaltımızın yasası inanç yasasıdır. Bilinçli aklınızın kavrayıp, bilinçaltınızın inandığı şeyler gerçekleşir. Böylesine büyük bir güce sahip olduğumuzun çoğu zaman farkında değilizdir.
Bilincimizin gücünü bir fikri kavramak için, bilinçaltımızın gücünü ise sonuca ulaşmak için kullanırız. Birçok kişi bunun tersini yapar. Bilinçlerini neticeye ulaşmak için kullanırlar, bu da genellikle stres ve endişe yaratır. Bu durum bilinç gücümüzle, bilinç altı gücümüzün kullanımındaki farktır. Örneğin bir bayan danışanım içinde bulunduğu gerçekliği kendisinin yarattığına inanmıyordu. Evlenmek istiyordu ancak karşısına uygun kişinin çıkmamasından ve birlikteliklerinin kısa sürede bitmesinden yakınıyordu. Bilinç üstü seviyede bir hayat arkadaşı istiyordu ve kendince uygun standartları belirlemişti. Yaptığım çalışmalarda fark ettik ki ! bilinçaltı seviyede evliliğin özgürlüğünü kısıtlayacağı inancı, çevresinde gördüğü mutsuz evlilikler ve kendisinin de böyle olabileceği korkusu, karşısına daha iyi biri çıktığında evliliğinin bu birlikteliğine engel olacağı endişesi taşımaktaydı. Bu kadar yoğun bilinçaltı dinamikleri ile isteğine ulaşması mümkün değildi. Bir ipi düşünelim iki tarafından aynı anda iki kişi çekiyor. İpin gerilmesi gibi kişide gerginleşir.
Bilinçaltımız mıknatıs gibidir. Kendi inançlarını yansıtan şeyleri çeker. Bilinçaltımızda belli bir inanç varsa, bilinçaltımız bu inanca uygun titreşimler yaratır ve bunu yansıtan veya buna uyan olayları ve insanları kendine çeker. Buna son dönemlerde adı çokça duyulan çekim yasası denmektedir. Yerçekimi yasasının varlığının kesin olması gibi çekim yasasının varlığı da kesindir. Eğer bilinçaltınız yaşamınızın zor geçeceğine inanırsa, gerçekten yaşamınız zor olacaktır. Karşılaşacağınız olaylar ve insanlar hayatımızı zorlaştıracaktır. Eğer bilinçaltımız paranın zor kazanılacağına inanırsa, para zor kazanılır. Karşınıza çıkan fırsatlar para kazanmak için insan üstü çaba göstermeniz gerekenler olacaktır. Sizin gerçeğinizi yaratan inancın ne olduğuna siz karar veremezsiniz, bilinçaltınız verir.
İstemediğimiz bir durum karşısında bu durumu hazırlayan içsel sebepler ne olabilir ? Bu durum çoğu zaman bilinçaltı korkularımızın bir sonucudur.