Images

Sevgi Eksikliği

Sevgi eksikliği, insanın içinde hissettiği büyük bir boşlukta kendini gösterir. Sevgisiz kalan kişi zamanla çevresine karşı kayıtsızlaşabilir; yaşamın renklerini ve anlamını daha az hissedebilir. Sevgi, yalnızca güzel duyguların kaynağı değil, insanın dünyayla bağ kurmasını sağlayan bir ışık gibidir.

Sevgisizliğin insanda bıraktığı boşluk

Doğdukları andan itibaren başka bir insanla iletişim kurmamış, en ufak bir sevgi görmemiş çocukları düşünün. Onları yaşamdan ve ışıktan yoksun, boş gözlerle bakarken hayal edebilirsiniz. Bu tasvir, çocuklarda sevgi eksikliğinin ne denli derin bir yoksunluk olarak yaşanabileceğini anlatır.

Yaşamın içinde çökmüş, hastalıklarla boğuşan yetişkinler de bazen yaşam kaynağı olan sevgiden kopmuş gibi görünür. Sevgi eksikliğinin etkileri üzerine düşünürken, burada anlatılan boşluğu yalnızca dışarıdan görünen bir durum olarak değil, kişinin iç dünyasında yaşadığı bir uzaklık olarak da ele almak gerekir. Sevgisizliğin insan üzerindeki etkileri, çevresine ve hayata karşı kurduğu bağın zayıflamasıyla kendini hissettirebilir.

Sevgi, yaşama anlam veren bir ışık

Kişinin mutluluğu, sevginin gizemli ateşine sahip olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu ateş, güzel ya da çirkin görünen her şeye bir anlam verir. Ruh bu bağlantıyı kurduğunda ışık yaymaya başlar; insan, yaşamın içindeki güzellikleri fark etmeye ve onlarla bağ kurmaya yönelir.

Sevgi, bir çiçeğin güneş ışığıyla kurduğu ilişkiye benzetilebilir. Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırdığınızda meydana gelen değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi aldığınızda da benzer bir değişimden söz edilir. Bu benzetme, sevginin insanın yaşamındaki yerini ve yokluğunun oluşturduğu eksikliği sade bir biçimde anlatır.

“Cennet sevgidir. Sevgi müziktir. Tanrısal sevgiye daldığınızda ve titreşimlerini hissettiğinizde, hayatın senfonisini anlayacaksınız.
Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırınca, peşinden meydana gelen büyük değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi alırsanız, yine aynı sonucu elde edersiniz.”

Kalbinizi sevgiye açın

Sevgi eksikliği kişiyi korku, üzüntü, hastalık ve nefret gibi olumsuzluklarla yüklü güçlere karşı korumasız bırakabilir. Bu sözler, sevginin her sorunu tek başına çözdüğünü ileri sürmekten çok, insanın iç dünyasında ışığa ve umuda açılan bir kapı olduğunu hatırlatır.

Kalbinizi sevgiye açın. Sevginin varlığı, karanlıkta büyüyen korku ve üzüntü gibi duyguların gücünü azaltmaya yardımcı olan bir ışık olarak düşünülebilir. Yaşam kaynağı olan bu bağı fark etmek, insanın kendisiyle ve çevresiyle yeniden ilişki kurmasına alan açar.

Images

An’da Olmak

“Yaşamak nedir?” diye hep sorarız kendimize. Sonra görürüz ki yaşam, bir dizi deneyimden ibarettir. Fakat yaşamak, yalnızca günleri geçirmek ya da yapılacak işleri tamamlamak değildir. Bazen yaşarken gerçekten yaşamak yerine “mış” gibi yaparız: Karın doyurur, dışarıda bir şeylerin peşinden koşar, düşüncelerimizi takip eder, duygularımıza dokunmadan rollerimizi sürdürürüz. Kısacası var olurken yok olmayı deneyimleriz.

Anda olmak ne demektir?

Deneyim, yalnızca yaşanmış olanın içinde değil, şu an olup bitenin farkına varışımızda da saklıdır. “Ol’an, ol’an…” diye tekrarlayan bu ifade, sanki bize kendimizi hatırlatır: Anda ol, anda ol, anda kal. Anda kalmak nedir diye sorduğumuzda, yanıt yalnızca geçmişi düşünmeyi bırakmak ya da geleceği hesaba katmamak değildir. Yaşadığımızı, hissettiğimizi ve o sırada ne yaptığımızı fark ederek bu deneyimin içinde bulunmaktır.

Images

Hayat Bir Şarkı Olsa…

Hayatı bir şarkı gibi yaşamak sanırım harika bir şey olurdu. Ritmiyle, melodisiyle ve aslında anlattığı sizin öykünüzle… O öyküye ruh katan melodi bazen davullarla coşup bazen kemanla ince ince yüreğinizi seslendirse; bazen de duyulması güç bir tınıyla bir şeyler fısıldasa…

Derinlerinizdeki çığlığı, hüznü ya da yalnızlığı anlatsa… Sözcüksüz ama içinizdeki pek çok şeye eşlik eden bir şarkı olsa… Melodinin tamamında kendi öykünüzü bulabilseniz. Çünkü hayatın her anı aynı tonda değil; coşkusu da hüznü de, sessizliği de o öykünün bir parçası.

Images

Kendini Sevmek ve Onaylamak

Kişiler terapiste başvurduklarında sorunları farklı olabilir: hastalık, parasızlık, doyumsuz ilişkiler ya da yaratıcılık konusunda yaşanan tıkanıklıklar… Terapistin üzerinde durması gereken temel konulardan biri, kişinin kendini sevmesi ve onaylamasıdır.

Kendini sevmek ve kabul etmek neden önemlidir?

Kişi kendini olduğu gibi kabul ettiğinde, onayladığında ve sevdiğinde, yaşamındaki pek çok şey zamanla yoluna girebilir. Sağlığın düzelmesi, daha çok kazanmak, ilişkilerin doyumlu hale gelmesi ya da kişinin kendini daha yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlaması bu süreçte görülebilecek küçük mucizelerdir. Bunlar çaba göstermeden kendiliğinden gerçekleşmez; emek ve zaman ister.

Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kendini olduğu gibi kabul etmek kişinin kendi içinde daha sevecen bir düzen kurmasına yardımcı olur. Kendini ve bedenini seven kişi ne kendisini ne de başkalarını kötüye kullanır. Kendini onaylamak ve kabul etmek, hayatın farklı alanlarında olumlu değişimlerin önünü açabilecek temel bir adımdır.

Kendini sevmek, eleştiriyi bırakmakla başlar

Kendini sevmenin yollarından biri, her davranışın ya da özelliğin için kendini yargılamamayı denemektir. Olumsuz ve sert bir öz eleştiri, kişiyi değiştirmek istediği davranış kalıbının içinde tutabilir. Kişinin kendisine göstereceği anlayış ve şefkat ise bu kısır döngüden çıkmasına yardımcı olur. Bu nedenle kendini eleştirmek yerine kendini onaylamayı denemek önemlidir.

Kendini olduğu gibi kabul etmek, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğin anlamına gelmez. Buradaki başlangıç noktası, değişmeye çalışırken kendine düşman olmamaktır. Kişi kendine daha anlayışlı yaklaştıkça, kendini suçlamak yerine ihtiyaçlarını ve değiştirmek istediği yönleri daha açık görebilir.

Kişi kendini iyi hissettiğinde hayatı da daha iyi gidiyor gibi hissedebilir. Âşık olunan dönemlerde sorunların daha az hissedilmesine benzer biçimde, kendini sevmek de güzel duygulara ve olaylara yer açan, insanı hafifleten bir süreçtir. Bu yaklaşım, ruhsal ve bedensel sorunlar için sihirli bir çözüm vaat etmekten ziyade, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi iyileştirmeye odaklanır.

Kendimi nasıl sevebilirim?

Bu sorunun yanıtı, kişinin kendisine yönelttiği alışılmış yargıları fark etmesiyle başlayabilir. Örneğin şu düşünceler aklınızdan geçiyor olabilir:

  • “Ama ben hep kendimi eleştiririm.”
  • “Kendimin şu yönünü beğenmem nasıl mümkün ki?”
  • “Ailem, öğretmenlerim, arkadaşlarım ve sevgililerim daima beni eleştirdi.”
  • “Kendimi nasıl motive edebileceğim ki?”
  • “Ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur.”

Bu cümleleri fark etmek ve onları değişmez gerçekler gibi görmemeyi denemek, kendini sevme sürecine atılan ilk adımlardandır. Başkalarından duyulan eleştiriler insanın kendisine bakışını etkileyebilir; ancak kişinin kendisini onaylamayı öğrenmesi de mümkündür. Kendini kabul etmek için önce mükemmel olmayı beklemek gerekmez. Kişi, beğenmediği yönleri olsa da kendine anlayışla yaklaşmayı deneyebilir.

İlk adımı atmak

Goethe, “Neyi yapabiliyorsan ya da yapabileceğini hayal ediyorsan başla; cesarette akıl, güç ve büyü vardır,” der. Bu söz, başlamanın önemini ve ilk adımı atmayı hatırlatır. Kendini sevmenin yolları da bir anda tamamlanması gereken büyük bir değişim değil, kişinin kendisine daha şefkatli davranmayı denediği adımlarla ilerleyen bir süreçtir.

Kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlandığınızda, bu zorluğu fark etmek bile bir başlangıç olabilir. Kendinizi hemen onaylayamıyor olsanız da eleştirel düşüncelerinizi sorgulamayı ve kendinize daha anlayışlı yaklaşmayı deneyebilirsiniz. Herkes her şeye baştan başlayabilir.

Uzm. Psk. Dan. Cem KEÇE

Images

Teslimiyetin Anlamı: Şimdiki Anı Kabul Etmek

Teslimiyet, yaşamın akışına karşı koymak yerine ona izin vermeyi anlatan basit ama derin bir bilgeliktir. Yaşamı deneyimleyebileceğimiz tek yer şimdiki andır. Bu nedenle teslim olmak, şu anda olanı koşulsuz ve çekincesiz biçimde kabul etmek; yaşananlara içsel olarak direnmekten vazgeçmektir. Olanı kabullenmek, zihinsel özdeşleşmeden uzaklaşıp varlıkla yeniden bağ kurmaya yardımcı olur. Direnç, zihnin ta kendisidir.

Teslimiyetin anlamı: İçsel direnci bırakmak

Teslimiyet, her şeyin istediğimiz gibi olmasını sağlamak ya da yaşananları onaylamak zorunda olmak değildir. Burada söz konusu olan, mevcut anla içsel mücadeleyi bırakmaktır. Olanı kabul etmek, koşullara verilecek dışsal bir yanıtı engellemez; yalnızca eylemin korku ve tepkisellik tarafından yönetilmesinden uzaklaşmayı mümkün kılar.

Teslim olmamak, psikolojik formu ve egonun kabuğunu katılaştırarak güçlü bir ayrılık duygusu yaratır. Bu halde çevremizdeki dünyayı, özellikle de diğer insanları, tehdit olarak algılayabiliriz. Başkalarını yargılama, onlarla rekabet etme ya da onlara hükmetme dürtüsü bu algıyla birlikte ortaya çıkabilir. Doğa bile düşman gibi görünür; algılarımızı ve yorumlarımızı korku yönetir. Eckhart Tolle, paranoyayı bu işlevsiz bilinç halinin daha ağır bir biçimi olarak tanımlar.

Direncin beden ve duygular üzerindeki etkisi

İçsel direnç yalnızca psikolojik formu değil, bedeni de katılaştırabilir. Bedenin çeşitli bölgelerinde gerilim oluşur ve beden bir bütün olarak kasılır. Bu bakışa göre, bedenin sağlıklı işleyişi için gerekli yaşam enerjisinin serbestçe akışı da kısıtlanır. Masaj ve fiziksel terapiler rahatlamaya yardımcı olabilir; ancak gündelik yaşamda direncin nedeni sürüyorsa bu rahatlama geçici kalabilir.

Teslimiyeti, “Artık hiçbir şey canımı sıkamaz” ya da “Hiçbir şey umurumda değil” tavrıyla karıştırmamak gerekir. Bu sözlerin arkasında gizli bir içerleme varsa, söz konusu olan teslimiyet değil, maskelenmiş dirençtir. İçimizde böyle bir içerleme kalıp kalmadığını anlamak için dikkatimizi kendimize çevirebiliriz. Bunu yaparken uyanık olmak önemlidir; direnç, bir düşünce ya da kabul edilmemiş bir duygu olarak fark edilmeyen bir yerde varlığını sürdürebilir.

Olumsuzluk, mutsuzluk ve ıstırap bu anlatımda direncin işaretleri olarak ele alınır; direnç çoğu zaman bilinçsizdir. Teslimiyet nasıl uygulanır diye sorarken, ilk adım yaşanan anı ve içimizdeki tepkiyi fark etmektir. Şimdiki ana dikkatle dönmek, içerlemeyi yok saymak değil, onun varlığını görerek olanla kurduğumuz içsel mücadeleyi incelemektir.

Şimdiki anı kabul etmek ne demek?

Tam bir farkındalıkla, yani şimdiki anda bulunarak yaşandığında olumsuzluğun varlığını sürdürmesi mümkün olmaz. Olumsuzluk mevcudiyetinizde varlığını sürdüremez; ancak siz yokken var olabilir. Acı bedeni de huzur ve farkındalık içinde uzun süre varlığını koruyamaz. Mutsuzluğu besleyen şeylerden biri, ona zaman tanımaktır. Şimdiki ana yoğun bir farkındalıkla dönüldüğünde mutsuzluğun da çözülmeye başladığı ifade edilir. Bu noktada insan kendine şu soruları yöneltebilir: “Bu mutsuzluğun sona ermesini gerçekten istiyor muyum? Onsuz kim olacağım?”

Spiritüel teslimiyet nedir sorusu, bu yaklaşımda, yaşamla çatışmayı bırakıp şimdiki ana uyanık biçimde katılmakla yanıtlanır. Tolle’ye göre spiritüel enerji dünyaya teslimiyet yoluyla girer. Bu enerji kişinin kendisi, diğer insanlar ya da dünyadaki başka yaşam biçimleri için ıstırap yaratmaz; zihin enerjisinden farklı olarak yeryüzünü kirletmez. Ayrıca iyi ve kötünün birbirine zıt olarak var olduğu düşüncesini temel alan zıtlar yasasına tabi değildir.

Ego kurnazdır. Bu nedenle zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi gerçekten bırakıp bırakmadığımızı dikkatle gözlemlemeliyiz. Kendimizi hafif ve derin bir huzur içinde hissetmek, teslimiyetin gerçekleştiğine dair açık bir işaret olarak sunulur. Direnerek karşı tarafın zihinsel pozisyonunu güçlendirmediğimizde, onda ne değiştiğini de gözlemleyebiliriz. Zihinsel pozisyonlarla özdeşleşme ortadan kalktığında gerçek iletişim başlar.

Teslimiyet, eylemsizlik değildir

Direnmeme, ille de hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Yapmayı, tepkisel olmaktan çıkarıp daha bilinçli bir hale getirmektir. Doğunun dövüş sanatlarının altında yatan bilgelik de bu yaklaşımı hatırlatır:

“Rakibinizin gücüne direnmeyin, onun kendini yenmesine izin verin!”

ECKHART TOLLE

Images

Kendini Tanımak

“Kendini tanı” diyen Sokrates, yüzyıllar öncesinden günümüze seslenen evrensel bir öğüt veriyor. Bu çağrı, hayatın anlamına ulaşmanın yolunun insanın kendi içine yönelmesinden geçtiğini hatırlatıyor. Kendini keşfetmeye gayret eden insan, önce kendi varlığını anlamaya; sonra da kendinden hareketle hayata bir anlam bulmaya çalışır. Çünkü neye değer verdiğini, hangi yönlerini geliştirmek istediğini ve seçimlerinin ardında ne olduğunu fark etmek, yaşamına daha bilinçli bir yön vermesini sağlar.

Kendini tanımak ne demek?

Kendini tanımak ne demek? Kendini okumak ve keşfetmek; yeteneklerinin, becerilerinin, hislerinin, duygularının, inançlarının ve düşüncelerinin farkına varmaktır. Güçlü yanlarımız kadar zorlandığımız, geliştirmek istediğimiz yönleri de görebilmeyi içerir. Buradaki amaç kendimizi yargılamak ya da kusursuz olduğumuzu kanıtlamak değil; iç kaynaklarımızı daha iyi tanımaktır.

Images

Kendimize Öğütler

Hayatında her ne yapıyorsan, şikâyet etmeden ve söylenmeden yapmaya çalış. Bir şey hoşuna gitmiyorsa yalnızca yakınmakla kalma; kendine, “Bunu neden yaşıyorum ve değiştirmek için ne yapabilirim?” diye sor. Değişimin yolunu aramak, sorumluluğu eline almanın ilk adımıdır. Bu kendimize öğütler, olup biteni sorgulamayı ve kendi seçimlerimize yeniden bakmayı hatırlatır.

Hayat öğütleri: Önce kendine dön

Karşılaştığın her olay ve durum, kendini daha yakından tanımana vesile olabilir. Biri sana hakaret ettiğinde bunu hak ettiğin ya da davranışın kabul edilebilir olduğu anlamına gelecek biçimde yorumlama. Önce yaşadığın şeyin sende ne uyandırdığına bak; kendi payına düşen bir farkındalık var mı, diye sor. Ara ve… bul. Bu soru, başkasının davranışını mazur görmek için değil, kendi iç dünyanı daha iyi anlamak için sorulmalı.