Images

Son (Can Dündar)

Can Dündar Son

Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı... Şöhrete ve paraya doymuş. Yaşadığı büyük kentin gürültüsünden, sürekli çalan telefonların sesinden, ha bire “Kendini toparla” diyen sıkıcı öğütlerden sakınabilmek için müzikle tıkıyor kulaklarını.

Arabayla eve döndüğü bir gece yarısı, yine kulağında notalarla keskin bir virajı alırken ölümcül bir kazadan kıl payı kurtuluyor. Çarpmak üzere olduğu aracın penceresinde ölümün yüzünü görüyor. Azrail’iyle yüzleşiyor.

Az kalsın tabutu olacak arabasından inip yürümeye başlıyor. O andan itibaren, kendisini kovalayan ecelin peşine düşüyor. Ve ölümü kovalarken yaşamı keşfediyor.

Palermo’da ikinci bir hayat

Hayranı olduğum Alman film yönetmeni Wim Wenders’in “Palermo Shooting” (“Palermo’da Yüzleşme”) filmi, izleyicisini hayatı, ölümü ve kendini sorgulamaya davet ediyor. Bu Palermo'da Yüzleşme filmi, ölümle burun buruna gelen bir insanın eski hayatına başka gözlerle bakmaya başlamasını anlatıyor.

Ölümle yüzleşmesinin ardından Palermo’da ikinci hayata başlayan fotoğrafçı, eski hayatını kirli bir elbise gibi çıkarıp atıyor üzerinden. Bu güzelim Akdeniz adasında, kulağında müzikle saatlerce yürüdükten sonra cep telefonuna göz atıyor:

“Yokluğumda 23 kişi aramış,” diyor.

“Yokluğum” dediği, “varlığı” aslında... Belki de ilk kez kendisi için “var” olduğu saatler. Telefonların, işlerin ve başkalarının beklentilerinin dışında geçirdiği bu zaman, ona hayatında neyin eksik kaldığını düşündürüyor.

O adada tanışıp sevdiği kıza, “Görmediğim hiçbir şeye inanmam,” deyince şu cevabı alıyor:

“Bense sadece görmediklerime inanırım:
Tanrı, aşk, yaşam gibi...”

Her şeyi son kez yaşar gibi

Filmin bir sahnesinde çobanlık yapan zengin bir işadamı, yeni hayatına doğru yürüyen fotoğrafçıya bir hayat dersi veriyor. Bazen bir şeyi son kez yaptığımızı o an fark etmeyebileceğimizi hatırlatıyor:

“Bazen bir şeyleri son kez yaptığımızı fark etmeyiz. Belki o yüzü son görüşümüzdür ya da o yoldan son geçişimiz... Bir şarkıya kulak verirken onu bir daha hiç dinleyemeyeceğimizi bilmeyiz; birinde tattığımız aşkı, bir daha hiç yakalayamayacağımızı bilemediğimiz gibi...”

“İşte o yüzden, her şeyi son kez yaşar gibi doyasıya yaşamalıyız.”

Bu sözler, hayat ve ölüm üzerine düşünürken insanın gündelik anlara nasıl yaklaşabileceğini de gösteriyor. Son olduğunu bilmediğimiz bir karşılaşma, bir yolculuk ya da bir şarkı, sonradan hafızamızda bambaşka bir yere yerleşebilir. Her anı değerli kılan da belki, onun tekrar edip etmeyeceğini bilemememizdir.

Hayatın kendi “son” planı

Michael Jackson’ın “son konseri”ne hazırlanırken ölüvermesi bana bu sahneyi hatırlattı. Basın toplantısında kararlı bir edayla, “Bu kesinlikle en son konserim olacak,” diyordu. En iyisi olsun diye çabalıyordu.

Bizse gençliğimizin efsanevi pop starını sahnede son kez izleyebilmek için bilet arıyorduk. Oysa hayat, kendisine rağmen plan yapılmasından hiç hoşlanmazdı. Onun başka bir “son” planı vardı.

İnsan geleceğe dair kararlar alabilir, bir sonraki buluşmayı ya da dinleyeceği şarkıyı planlayabilir. Ama neyin gerçekten son olacağını bilemez. Hayat bazen sonuncuyu çoktan yaşatmıştır size; esaslı bir finali bile çok görür. Bazense “Bir daha olmaz,” zannettiğiniz şeyi ummadık anda karşınıza çıkarıverir.

Hiçbir şey için “son” demeyin

O yüzden siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin. Neyin gerçekten son olduğunu bilemezsiniz. Hayatı son kez yaşar gibi yaşamak, her şeyin biteceğini düşünerek kaygılanmak değil; elimizdeki ana hakkını vermektir.

En iyisi, her şarkıya son kez dinler gibi kulak vermek, her baharı bir dahakini göremeyecekmiş gibi içine çekmek; her dostla, ana babayla son buluşmaymış gibi sımsıcak kucaklaşabilmek. Her aşkı da en sonuncuymuş gibi doyasıya yaşayabilmektir.

Images

ÖLÜYORUM…

“Ölüyorum…” başlıklı bu yaşam şiiri, insanın geçmişe dönüp baktığında neleri farklı yapmak isteyebileceğini anlatıyor. Daha çok hata yapmak, daha az kaygılanmak ve yaşanan anların kıymetini bilmek, dizelerin öne çıkan düşünceleri arasında.

Yeniden başlayabilseydim

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşam anlardan ibaret

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Özgürce yaşamak

Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatıp atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Bu yeniden başlayabilseydim şiiri, kusursuz olmaya çalışmak yerine hayatın içindeki küçük sevinçlere yer açmayı hatırlatıyor. Hayat üzerine şiirler arasında, anı yaşama ve hayatı dolu dolu yaşama isteğini yalın dizelerle dile getiren bir şiir olarak okunabilir.

Images

Evlilik: Aşk, Beklentiler ve Birlikte Yaşam

Pırıl pırıl ütülü giysiler içindeki, mis gibi parfüm kokan, saçları taralı ve dişleri fırçalanmış birini sevmek kolaydır. Oysa aşk, aynı insanı sabahın köründe uykusundan uyandırdığında en sinirli hâliyle de kabul edebilmektir. Aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek; diz yapmış pijamalarıyla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile ona şefkatle yaklaşabilmektir.

Evlilikte aşk, gündelik hayatın içinde yaşar

Âşıksan, sevdiğin insanla aynı havayı solumak bile hoşuna gider. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi, onun evde olduğunu haber verir ve insana huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar yakışacağını, pişirdiğin yemeği ne kadar seveceğini düşünürsün.

Onun mutluluğu için bazen kendi istediğinden vazgeçersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinci çiftiyle sevineceğini bildiğin için, istediğin gömleği almayı ertelersin. Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Evlilikte aşkın önemi biraz da burada ortaya çıkar: Sevgi, yalnızca büyük sözlerde değil, gündelik hayatın küçük düşünceli davranışlarında da kendini gösterir.

Evlilikte beklentiler: Amerikan filmi değil, gerçek hayat

Ancak evlilik yalnızca aşktan ibaret değildir. Kadının evlilikte iki kişiye yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütü yapacak bir anne gibi görülmesi; onun saçlarının hiç yağlanmadığının, erkeğin geceleri hiç terlemediğinin düşünülmesi gerçekçi değildir. Hiç kavga edilmeyeceğini, lavabo tamir edilirken bile gülüşüp öpüşüleceğini beklemek de öyle.

Böyle beklentiler, evliliği değil, bir Amerikan filmini yaşamayı hayal etmektir. Evlilikte beklentiler, iki insanın gündelik hayatı ve onun kusurlarıyla birlikte paylaşabileceği şekilde kurulmalıdır. Çünkü hayat yalnızca özenle hazırlanmış anlardan oluşmaz; yorgunluk, dağınıklık ve anlaşmazlık da aynı evin içindedir.

Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firketeyi çıkarmaya çalışır. Gelin de damat firketeleri çıkaramayınca “s....m böyle kuaförü” diye söylenir. Evlilik sandıkları şeyin çatırdaması için bazen büyük bir olay değil, gerçek hayatla karşılaşılan böyle küçük bir an yeter.

Evlilik: ev arkadaşlığı, kankalık ve sırdaşlık

Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesabın idaresi, ayrı kökenlerin birleşmesi ve başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar; ama tek başına her şeyi ayakta tutamaz. Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşayabilirsiniz, fakat kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Oysa birlikte gülmek, dertleşmek ve sır paylaşmak da ortak hayatın parçalarıdır.

Canın sıkıldığında hâlâ onu değil de anneni arıyorsan, bu birlikteliğin bir tarafı eksik kalmış olabilir. Sevilen insanın aynı zamanda arkadaş, sırdaş ve evin içindeki hayatın ortağı olabilmesi önemlidir. Evlilikte aşk, yakınlığı ve tutkuyu besler; arkadaşlık ve paylaşım ise o ilişkinin gündelik hayatta da karşılık bulmasına yardım eder.

Evlilikte anlayış ve tahammül

Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döküldüğünde aşk bir anlığına bitebilir; ama o halıyı temizleyebilirse yeniden âşık olursun. Aradaki sinir evresini aşabilmek, küçük pürüzleri bütün ilişkinin önüne koymamak gerekir. Evlilikte anlayış ve tahammül, her şeye göz yummak değil; birlikte yaşamanın kaçınılmaz aksaklıklarını aşabilmek ve birbirine yeniden yaklaşabilmektir.

Bu küçük olaylar, evliliğin değerini ölçen büyük sınavlar gibi görünmeyebilir. Yine de gündelik hayatın içinde biriken kırgınlıkları aşabilen, sevgiye ve arkadaşlığa yeniden dönebilen çiftler birlikte uzun yıllar geçirebilir. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.

Zafer, direnenlerin olur.

Images

DOSTLARI OLMALI İNSANIN

İnsan, hayatın dalgaları yükseldiğinde sığınabileceği; yeniden yola çıkarken de onu sevgiyle uğurlayan dostlara ihtiyaç duyar. Bu şiir, dostluğu gemilerin limanlarına benzeterek anlatıyor: Bazen yükünü bırakıp soluklandığın, bazen de açık denizlere uğurlandığın güvenli bir liman gibi.

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Dostluğun limanı ve açık denizi

Şiirde dost, yalnızca zor zamanlarda yanında duran kişi değildir. Yükünü bırakabileceğin bir sığınak olur; ardından kendi yoluna devam etmen için seni cesaretle uğurlar. Liman ve açık deniz imgeleri, yakınlığın yanında özgürlüğe ve yeniden kavuşma umuduna da yer açar.

Dizelerdeki bilge dost, insanın göremediği yönleri gösterir; gerektiğinde güven verir, yolunu aydınlatır ve hayatı şekillendirmeyi öğretir. Soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleği paylaşma düşüncesi ise dostluğun özündeki fedakârlığı sade ama güçlü biçimde anlatır.

Bu dizeler, dostluk şiirleri ve arkadaşlık şiirleri arasında samimiyeti, özlemi ve karşılıksız paylaşmayı öne çıkaran bir dostluk üzerine şiir olarak okunabilir. Dostları olmalı insanın şiiri, gerçek dostluğun hem sığınacak bir liman hem de yola çıkma cesareti olduğunu hatırlatıyor.

Images

Var Olmanın Gücü: Kişisel Farkındalık ve Gerçek Benlik

Kimlik duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve hayatta sizin için önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar. Fakat önem verdiğiniz şeyler, aynı zamanda sizi üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bu durum, kişisel farkındalık geliştirmek ve kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir başlangıç noktası olabilir.

Sizi rahatsız eden şeyler ne söylüyor?

Sizin için önemli olanlar yalnızca söylediklerinizden ya da inandığınızı düşündüğünüz şeylerden anlaşılmaz. Gerçek önceliklerinizi çoğu zaman yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkiler açığa çıkarır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler?

Küçük meseleler sizi kolayca üzüyor ve sinirlendiriyorsa, bunun altında kendinizi küçük ya da yetersiz görmenize yol açan bir inanç bulunabilir. Bu, bilinçaltınızda taşıdığınız bir düşünceyi fark etmeniz için bir işaret olabilir. Peki, küçük ve önemsiz görünen şeyler nelerdir? Bu bakış açısına göre, her şey gelip geçicidir; dolayısıyla hiçbir şey kalıcı olarak sizin kim olduğunuzu belirlemez.

Zorlayıcı anlarda ego ve gerçek benlik arasındaki fark

Kim olduğunuzu düşündüğünüzü kendinize sorun. “Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum” ya da “Bu çılgın dünyadan bıktım, tek istediğim biraz huzur” diyebilirsiniz. Ancak telefon çalana, kötü bir haber gelene ya da planlarınız bozulana kadar böyle hissetmek kolaydır.

Borsanın çökmesi, bir anlaşmanın bozulması, arabanızın çalınması, yolculuğunuzun iptal edilmesi, eşinizin sizi terk etmesi ya da birilerinin sizden daha fazla para istemesi… Bu tür olaylar karşısında birden endişelenip öfkelenebilirsiniz. Sesiniz sertleşir; “Buna daha fazla dayanamıyorum” dersiniz. Başkalarını suçlayabilir, onlara saldırabilir veya kendinizi savunup haklı çıkarmaya çalışabilirsiniz. Üstelik bu tepkiler çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi ortaya çıkar.

Biraz önce huzurdan başka bir şey istemediğinizi söyleseniz bile, o anda hayatınızda huzurdan daha önemli tuttuğunuz başka şeyler olduğu görünür. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kaybetme ihtimali öne geçer. Böyle anlarda kendini tanıma ve farkındalık, sözlerinizle davranışlarınız arasındaki farkı görmenize yardımcı olur.

Şimdi kendinize sorun: Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi kaygılanıyorsunuz? Hayır; çoğu zaman ego için kaygılanırsınız. Küçük benlik, geçici şeylerde güvenlik ya da tatmin arar; aradığını bulamayınca öfkelenir. Böylece hangi düşüncenin ve beklentinin tepkinizi yönettiğini daha açık görebilirsiniz.

İç huzur ve kabullenme

Eğer gerçekten istediğiniz şey huzursa, huzuru seçersiniz. Zorlayıcı insanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepkinizin farkında kalmak, hemen savunmaya geçmeden durumu görebilmek demektir. Bu yaklaşım, olanı görmezden gelmek değil; yaşananı önce olduğu hâliyle kabul edip kendinizi otomatik tepkilerden ayırabilmektir.

Durumu kabullenip onunla mücadele etmek yerine uyanık kaldığınızda, bir cevap ortaya çıkabilir. Bu cevabı veren, olduğunuzu sandığınız kişi değil, gerçek benliğinizdir. Kendinizi güçlü ve etkili hissetmek için her insanı ya da durumu düşman olarak görmeniz gerekmez. Sorunlarla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkiler, kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızın en gerçekçi göstergelerinden biridir.

Gerçek kimliğin farkına varmak

Kimse size kim olduğunuzu kesin biçimde söyleyemez. Bir başkası sizin için bir tanım yaptığında, bu yalnızca yeni bir kavram olur; sizi bütünüyle açıklamaz. Kimliğe ilişkin inançlar, gerçekte kim olduğunuzu doğrudan göstermek yerine bir engel hâline gelebilir. Zaten kim olduğunuz, bir tanıma sığdırmanızla değişmez.

Yine de farkındalık olmadan gerçek kimliğinizi dünyaya ifade etmeniz zorlaşır. Gerçek benliğiniz, ifade edilmemiş hâlde kalabilir. Bu, bankasında 100 milyon dolar olduğu hâlde sokakta dilenen yoksul bir adamın durumuna benzer: Sahip olduğu zenginlik görünür ve ifade edilir hâle gelmemiştir.

Kendini tanıma ve farkındalık, özellikle zorlandığınız anlarda neye tutunduğunuzu görmenizi sağlar. Öfkenizi, kaygınızı ve savunma ihtiyacınızı izleyerek ego ile gerçek benlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilirsiniz. Var olmanın gücü, kim olduğunuz hakkında yeni bir tanım bulmaktan çok, tepkilerinizin ardındaki gerçeği fark etmekte yatar.

Var Olmanın Gücü — E. Tolle

Images

Endişeler sizi yavaşlatır ve enerjinizi düşürür

Endişeler sizi yavaşlatır ve enerjinizi düşürür. Zihniniz kuşkularla ve olumsuz ihtimallerle dolduğunda, dikkatinizi yapmak istediğiniz şeylerden uzaklaştırabilir. Endişe ve enerji düşüklüğü arasındaki bağ da burada belirginleşir: İçinizdeki kaygıya odaklandıkça neşeyi, umudu ve güveni beslemek zorlaşır. Bu yaklaşımda, endişelerin enerjiye etkisi yalnızca bir duygu hâli değil, hayata nasıl yöneldiğinizi de etkileyen bir durum olarak ele alınır.

Endişeler enerji bedenini nasıl etkiler?

Yüreğinizde kuşku ve endişeye yer açtığınızda, isteklerinize doğru ilerlemek de güçleşebilir. Dikkatiniz sürekli kaygı veren ihtimallere döndüğünde, niyetinizi ve neye yönelmek istediğinizi gözden kaçırmanız mümkündür. Bu nedenle endişeyi fark etmek, onu büyütmek yerine dikkatinizi yeniden umut, neşe ve güven duygularına çevirmek için bir başlangıç olabilir.

Images

Hayat Oyunu

Hayat oyunu, hepimizin şöyle ya da böyle oynadığı; kuralları, esneklikleri, özgürlükleri ve kısıtlamaları olan bir oyundur. Hedefleri ve sonuçları vardır; kazananları da kaybedenleri de… Yaşamak ve bu oyunu oynamak için dünyaya geldik.

Bu yazı, hem bilgisayar, kâğıt, taş gibi araçlarla oynanan oyunlara ilgi duyan hem de çekim yasasıyla hayatına bolluk, mutluluk ve başarı çekmek isteyen arkadaşlara sesleniyor. Sizi çok iyi anlıyor ve çok seviyorum. Yine de hayat oyununu oynarken dikkat etmemiz gereken bazı noktaları birlikte düşünmemizi istiyorum.

Hayat oyununun kuralları: Bilinçli oynamak

Çekim yasası, hayat oyununun kurallarını daha bilinçli biçimde görmemize yardımcı oluyor. Kazananlardan olmak istiyorsak önce içinde saklandığımız yalan oyunları bırakıp gözümüzü dört açmamız gerekiyor. Bir oyunu gözü kapalı, yarım gönülle, yalnızca dileyerek ya da umut ederek oynayamayız. İstek ve umut önemli olabilir; ancak oyunun içinde olup biteni fark etmeye, adım atmaya ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmaya da ihtiyaç var.

  • Her oyunun kuralları ve o kuralları bilenleri vardır.
  • Her oyunun öğretenleri, hedefleri ve atılması gereken adımları bulunur.
  • Karşımıza çıkan fırsatları değerlendirmek, hatalarımızı görmek ve acılardan ders çıkarmak oyunun parçalarıdır.
  • Her oyunun, öğrenilenlerin ardından gelen ödülleri vardır.

Bir oyun ancak bize bir şey öğretiyorsa, gelişmemize katkıda bulunuyorsa oynanmaya değer. Öğrenmemiz gereken şeyi öğrendikten sonra aynı oyunu sürdürmek, kendimize ve hayata haksızlık, hatta zalimlik olabilir. Bu nedenle bizi geliştirdiğine inanmadığımız oyunları oynamayı reddetmemizi canı gönülden diliyor ve rica ediyorum.

Hayat oyununun amacı nedir?

Sonuçta odaklanmamız gereken tek oyun, “Hayat Oyunu”dur. Hayat oyununun amacı herkes için aynı olmak zorunda değil; kişiye özel olabilir. Önce kendi amacımızı bulmalı, ardından ona ulaşmayı hedef edinmeliyiz. Bu amaç, hayata ya da başka insanların hayatlarına değer katmak olabilir. İyiye, güzele ve doğruya erişmek; bu yolda başkalarına yardım etmek, hayat kurtarmak, hizmet etmek ya da destek olmak da amaçlarımız arasında yer alabilir.

Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Benim için anlamlı olan hedef ne ve bu hedef doğrultusunda hangi adımı atabilirim? Yanıtımız farklı olsa bile, amacımızı fark etmek ve ona doğru ilerlemek hayat oyununu daha bilinçli oynamamıza yardımcı olur.

Birbirimize karşı değil, birlikte

Hayat oyunu, birbirimize karşı oynadığımız bir oyun değil; beraber oynanan bir oyundur. Ben kazanırsam siz de kazanırsınız, siz kazanırsanız ben de kazanırım. Bu bakış açısında başkasının başarısı bizim yenilgimiz değildir. Birbirimize destek olabilir, öğrendiklerimizi paylaşabilir ve daha iyiye ulaşmak için yan yana ilerleyebiliriz.

Hayat oyunu felsefesi içinde başarı, yalnızca kişisel bir hedefe ulaşmakla sınırlı değildir. Hayatın sekiz parçasının hepsinde başarıya ulaşıp kazananlardan olmak, kendimizi ve tüm hayatı anlamak ve sevmek de bu oyunda önemlidir. Buradaki temel davet, hayatın farklı yönlerini gözetmek ve gelişme yolculuğumuzu sürdürmektir.

Haydi, hayat oyununu birlikte oynayalım

Haydi hep beraber, yalan oyunları bırakalım ve gerçek oyunumuz olan hayat oyununu oynamaya başlayalım. Amacımızı bulalım, kuralları anlamaya çalışalım, önümüze çıkan fırsatları değerlendirelim ve öğrendiklerimizle gelişelim. Birbirimizin karşısında değil, yanında duralım.

Haydi hep beraber oynayalım ve kazanalım:

  • Kendimiz için,
  • Ailemiz için,
  • Arkadaşlarımız ve Türkiye için,
  • Tüm insanlık için,
  • Dünya ve evren için,
  • Ruhlarımızın iyiliği için
  • ve Allah için…