Images

Bazen Olmaz: Hayat İstediğini Sunmaz, Sunsa da Uymaz

Bazen olmaz… Hayat istediğini sunmaz, sunsa da uymaz. Ya zaman yanlıştır, ya mekân; belki de insan. Ne kadar istesen, gönlünü isteğinin yoluna düşürsen de bazen olmaz. Hayatın istediklerini vermemesi, insanın içinde iki damla yaş bırakabilir. Ama o yaşların arkasında ruhunun her kayıpta kazandıklarını sakın ha hafife alma.

Hayatın istediklerini vermemesi: Bazen neden olmaz?

Hayat her zaman istediğimiz gibi akmaz. Çok çalışır, çabalarsınız ama aldığınız puan istediğiniz okula yetmez. Uzun zamandır beklediğiniz, emek verdiğiniz bir iş vardır; görüşme tarihi size uymaz. Canınız kadar sevdiğiniz dostunuz zaman içinde başka yollara sapar ve onun yolu sizin yolunuzla artık örtüşmez. Aşıksınızdır; onu görünce eliniz ayağınıza karışır, bir gülüşü içinizi yakar. Ama ne yazık ki zaman ayrılığı çalar.

Images

Evrende Korkulacak Hiçbir Şey Yoktur

korku

Hayat, şaşılacak ölçüde harikalarla dolu bir yaratılış sürecidir ve siz de onun bir parçasısınız. Her düşündüğünüz, söylediğiniz ve yaptığınız şey bu bütünün içindedir. Yanlışlar ve hatalar bile hayatın deneyimlerinin bir parçasıdır.

Korku ve olumsuz düşünceler nasıl şekillenir?

Değersizlik, korku ve kasvet düşünceleri zihnimizde tekrar tekrar belirebilir. Bu yıpratıcı, olumsuz düşünceler yalnızca aklımızdan geçip gitmez; bedenimizde de duygular uyandırır. Bir düşünce ortaya çıktığında, bu düşünce bir duyguya dönüşür ve yaşadığımız deneyimin parçası hâline gelir. O sırada, gelecekte vereceğimiz bir tepkinin ya da atacağımız bir adımın zemini de oluşabilir.

Bu bakış açısına göre hayat, farklı duyguları deneyimlediğimiz ve onlarla ilişkimizi anlamayı öğrendiğimiz bir süreçtir. Korku da dâhil olmak üzere yaşadığımız duyguları fark etmek, onlara hemen kapılıp gitmek yerine nasıl karşılık vereceğimizi seçebilmemize yardımcı olur.

Tepkilerimizi seçmek ve kendimize verdiğimiz değer

Tepkilerimizi, dikkatimizi yönelttiğimiz düşünceleri ve hayatta gerçekleştirdiğimiz eylemleri seçebildiğimizi fark ettiğimizde, kendi yaşamımız üzerindeki hâkimiyetimizi de daha iyi kavrarız. Bu, her düşünceyi kontrol etmek ya da hiç olumsuz duygu yaşamamak anlamına gelmez. Düşüncelerimizi ve duygularımızı fark ederek onlara nasıl yaklaşacağımıza karar verebilmek anlamına gelir.

Kendimize yönelttiğimiz düşüncelerin temelinde bazen bizde bir kusur olduğu, sevilmeye layık olmadığımızı düşünmek ya da sevilmek için mutlaka bir şeyler yapmamız gerektiği inancı bulunabilir. Bu inançları fark etmek, onları sorgulamak için bir başlangıç noktasıdır. Sevgiye değer olmak için kendimizi sürekli kanıtlamamız gerektiği düşüncesi, iç dünyamızda yük oluşturabilir.

Duyguları kabul etmek, korkularla başa çıkmanın bir parçasıdır

Istırap, hastalık, acı, pişmanlık ya da suçluluk gibi duygular yaşadığımızda kendimizi bu duygular yüzünden yargılamak zorunda değiliz. Metnin temel düşüncesi, gönüldeki sevginin bütün bu deneyimleri taşıyabilecek kadar geniş olduğudur. Duygularımızı düşman ya da ortadan kaldırılması gereken bir yük gibi görmek yerine, onları iç dünyamızın parçaları olarak karşılayabiliriz.

Bu duyguların “çocuklarımız” olduğu benzetmesi, onlara şefkatle yaklaşma çağrısı taşır: Onları biz yarattık ve ihtiyaçları, bu anlatıma göre, kabul ve sevgidir. Duyguları kabul etmek, onların her yönlendirmesine uymak demek değildir. Önce ne hissettiğimizi fark etmek, ardından bu duyguya nasıl karşılık vereceğimizi seçmek demektir. Böyle bir yaklaşım, korkularla başa çıkarken kendimize daha anlayışlı davranmamıza yardımcı olabilir.

Duygulara sevgi ve kabulle yaklaşıldığında, metinde “başkalaşım” ve “dönüşüm” olarak anılan değişim mümkün hâle gelir. Buradaki vurgu, korkuyu inkâr etmek ya da kendimizi hemen iyi hissetmeye zorlamak değil; yaşadığımızı kabul ederek yeni bir tutum geliştirmektir.

Huzur ve denge için sorumluluk almak

Hayatınızı dengenizi yitirmiş bir hâlde geçirmek zorunda değilsiniz. Sizin için neyin iyi olduğunu keşfetmek ve yaşamınıza huzurla uyum katacak seçimler yapmak sizin sorumluluğunuzdur. Bu süreçte düşüncelerinizi, duygularınızı ve tepkilerinizi gözlemlemek; size iyi gelmeyen inançları fark etmek için bir fırsat sunabilir.

Her şeyi bir anda değiştirmek gerekmez. Önce içinizde beliren korkuyu ve ona eşlik eden düşünceyi fark edebilir, sonra kendinize daha şefkatli bir karşılık vermeyi deneyebilirsiniz. Duygularınızı kabul ederken seçim yapma gücünüzü de hatırlayın. Evrende korkulacak hiçbir şey yoktur.

Images

Yaşamın Kuralları

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.

1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2. Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir..

3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir.  “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7. “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları  doğrulukla belirler — dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13. Tüm bunları unutacaksınız.

14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

Cherie Carter-Scott’un “If Life is a Game, These are the Rules” adlı kitabından alınmıştır.
Images

Yaşadığımız Hergünden Hayata Dair Ders Almak

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.
Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz – bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri – ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.
Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.
Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.
Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.
Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.
Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!
Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır. Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.
Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?
Sharon Zeff
Images

NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ

“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”

“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”

 Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.

Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.

Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.

Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.

Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.

O. Swett Marden
Images

İçinde Bulunduğun Anı Yaşamak

anı yaşamak
“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

Anı yaşamak neden önemlidir?

Kendimizi iyi hissetmemiz, büyük ölçüde içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün ya da bir yıl önce neler olduğu, yarın neler olabileceği kadar, şu anda nerede ve nasıl olduğumuz da önemlidir. Çünkü var olduğumuz yer, her zaman içinde bulunduğumuz andır.

Bu, geçmişi tümüyle unutmak ya da geleceğe dair hiçbir plan yapmamak anlamına gelmez. Ancak geçmişte yaşananları ve geleceğe ilişkin ihtimalleri sürekli zihnimizde taşımak, bugünü fark etmemizi zorlaştırabilir. Şimdiki ana odaklanmak, dikkatimizi kontrol edebildiğimiz zamana geri getirmenin bir yoludur.

Hayatı ertelemek ve gelecek kaygısı

Çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme konusunda ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlar ve geleceğe yönelik endişeler yaşadığımız ana hükmettikçe, kaygı ve ümitsizlik içinde kalabiliriz. Böyle zamanlarda hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteler; gelecekte “bir gün” her şeyin bugünden daha iyi olacağına inanırız.

Ne var ki, geleceğe bakmamızı söyleyen bu düşünce biçimi kendini tekrar eder ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Biz başka planlar yapmakla meşgulken çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınır; kimi hayatını kaybeder. Bedenimiz değişir, hayallerimiz de zamanla uzaklaşabilir. Kısacası, sürekli başka bir zamanı beklerken hayatı ıskalayabiliriz.

Kontrol edebildiğimiz tek zaman

Çoğu insan hayatını, gelecekte giyeceği bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa yarın burada olacağımızın güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Bu nedenle anı yaşamak, sadece güzel zamanların tadını çıkarmak değil; bugün yapabileceklerimize, yanımızda bulunan insanlara ve şu anda yaşananlara dikkat vermektir.

Aklımızı yaşadığımız ana verebildiğimizde, gelecekle ilgili korkuların bizi yönetmesine daha az alan açarız. İleride parasız kalabileceğimizi, çocuklarımızın başının derde girebileceğini, yaşlanacağımızı ve öleceğimizi düşünerek duyduğumuz endişeler, henüz yaşanmamış ihtimallerle ilgilidir. Bu ihtimalleri düşünmek bugünkü zamanı da kaygıyla dolduruyorsa, dikkatimizi yeniden şu ana çevirmek yardımcı olabilir.

Şimdiki ana dönmek

Gelecek kaygısından kurtulmak için en iyi yol, dikkati tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Kendinize bulunduğunuz yeri, şu anda yaptığınız işi ve dikkatinizi verebileceğiniz şeyi hatırlatın. Zihniniz geçmişteki bir soruna ya da henüz gelmemiş bir güne yöneldiğinde, onu yargılamadan bugüne geri getirmeye çalışın.

Geçmişi ve geleceği düşünmeden yaşamak her zaman mümkün olmayabilir; önemli olan, bu düşüncelerin bugünün tamamını ele geçirmesine izin vermemektir. Geçmişten ders alabilir, gelecek için plan yapabiliriz. Ardından dikkatimizi yeniden yaşadığımız ana çevirebiliriz. Anı yaşayarak mutlu olmak, hayatın tüm sorunlarının ortadan kalkması değil; elimizde olan zamanı fark ederek değerlendirmektir.

Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Dr. Richard Carlson

Images

Hasta Olmak İstemiyorsan: Duygusal Sağlık İçin 7 Hatırlatma

duygusal sağlık

“Eğer hasta olmak istemiyorsan, duygularını anlat!” Bu söz, iyi olma sanatını yalnızca bedene değil; insanın kendisiyle, kararlarıyla ve çevresiyle kurduğu ilişkilere de bakarak düşünmeye çağırıyor. Duygusal sağlık, her zaman mutlu görünmekten çok, yaşadıklarımızı fark etmek ve onları daha sağlıklı yollarla ifade edebilmekle ilgilidir.

Aşağıdaki maddeler, Dr. Dráuzio Varella’ya atfedilen metindeki temel düşünceleri koruyarak aktarır. Buradaki ifadeler tıbbi tanı veya tedavi önerisi değildir. Duyguların bastırılmasının tek başına belirli bir hastalığa yol açtığı ya da bir hastalığı önlediği sonucu çıkarılmamalıdır; sağlık sorunu yaşayanlar bir sağlık uzmanına danışmalıdır.

Hasta olmamak için iyi olma sanatından 7 hatırlatma

1. Duygularını anlat

Saklanan ya da dile getirilemeyen heyecanlar ve duygular insanın içinde ağırlık yaratabilir. Sırları, hataları ve yaşananları güvenilen biriyle paylaşmak, kişinin kendini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Diyalog, konuşma ve kelimeler bu açıdan güçlü birer destek ve terapi aracı gibi görülür. Duyguları ifade etmenin sağlığa etkisi üzerine düşünürken, konuşmanın profesyonel desteğin yerine geçmediğini de unutmamak gerekir.

2. Karar vermeye çalış

Kararsızlık, endişeyi ve çatışmayı artırabilir; insanı güvensiz ve huzursuz hissettirebilir. Karar vermek her zaman kolay değildir. Bazen bir seçenek uğruna diğerinden vazgeçmek, bazı avantajları geride bırakmak gerekir. Önemli olan, seçenekleri değerlendirmek ve sorumluluğunu üstlenebileceğin bir yönde adım atmaktır. Karar almak, bütün sonuçları kontrol etmek değil; belirsizlik içinde ilerleyebilmektir.

3. Olduğundan farklı yaşama

Gerçeği saklamak, rol yapmak, sürekli mutlu ya da kusursuz görünmeye çalışmak insanı yorabilir. Metindeki “ayağı kilden bronz heykel” benzetmesi, dışarıdan güçlü görünen ama içten kırılgan kalabilen bir hayatı anlatır. Her şeyi herkese anlatmak gerekmez; ancak kişinin kendine karşı dürüst olması, ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanıması için önemlidir. Olduğundan farklı görünme çabası yerine, kendinle daha barışık bir ilişki kurmaya çalış.

4. Kendini ve yaşadıklarını kabullen

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, insanın kendine yabancılaşmasına neden olabilir. Kabullenmek, her davranışı doğru bulmak ya da değişimden vazgeçmek değildir. Kendini mevcut hâlinle görebilmek; güçlü yanlarını, hatalarını ve geliştirmek istediklerini dürüstçe değerlendirmektir. Eleştirileri de düşünerek dinlemek, işe yarayan kısmını ayırt etmek ve gerektiğinde öğrenmeye açık olmak, metnin bilgelik ve olgunluk çağrısını tamamlar.

5. Sorunlara çözüm aramayı seç

Yalnızca üzüntüye, dedikoduya ve kötümserliğe odaklanmak sorunları olduğundan büyük hissettirebilir. “Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı” sözü, küçük de olsa işe yarar bir adım atmanın önemini hatırlatır. Metindeki arı örneğinde olduğu gibi, küçücük görünen bir çaba bile değerli bir sonuç ortaya çıkarabilir. Olumlu düşünmenin sağlığa etkisi, sorunları yok saymak olarak değil; zorluklar karşısında çözüm ihtimalini de görebilmek olarak anlaşılmalıdır.

6. Güvene ve sağlam ilişkilere yer aç

Güven olmadığında iletişim kurmak, açık olmak ve derin arkadaşlıklar geliştirmek zorlaşır. Sağlam ilişkiler karşılıklı dürüstlük, zaman ve özenle kurulur. Güvenmek, herkese koşulsuz inanmak anlamına gelmez; ilişkilerde açıklığa ve karşılıklı saygıya alan açmaktır. Metin, güveni yalnızca başkalarıyla değil, insanın kendi inancıyla ve iç dünyasıyla kurduğu bağ üzerinden de düşünmeye davet eder.

7. Hayatı yalnızca üzüntüyle yaşama

Mizah, kahkaha, huzur ve mutluluk yaşamın değerli parçalarıdır. Bunlar her sorunu ortadan kaldırmaz; ancak gündelik hayata nefes alacak alan açabilir. Mutluluk ve sağlıklı yaşam arasındaki bağ, sürekli neşeli olma zorunluluğu şeklinde düşünülmemelidir. Üzüntü de insan deneyiminin bir parçasıdır. Buradaki çağrı, güzel anlara ve mizaha da yer vermek; kişinin kendi çevresine katkıda bulunabileceğini hatırlamasıdır.

İyi olma sanatı: kendine karşı dürüst olmak

Duygularını ifade etmek, kararlarına sahip çıkmak, kendini kabullenmek, çözüm aramak, güven kurmak ve mutluluğa alan açmak; metnin öne çıkardığı başlıca hatırlatmalardır. Bunlar tek başına hastalıkları önleme garantisi değildir. Yine de kişinin duygusal sağlığına ve ilişkilerine özen göstermesi için üzerinde durulabilecek düşüncelerdir.

İYİ OLMA SANATI
Dr. Dráuzio Varella