Images

Her Şey Tek Bir Damlayla Başlıyor

Yürekte yaratılan tek bir damlacık: Sevgi, öfke, korku, huzur… Duyguların gücü, bazen küçük ve fark edilmez görünen bu başlangıçların zamanla nasıl büyüyebildiğinde saklıdır. İçimizde doğan bir duygu yalnızca o anı değil, düşüncelerimizi ve çevremizle kurduğumuz ilişkiyi de etkileyebilir.

Bir duygu damlası nasıl büyür?

İçinde elmaya ve elma ağacına ait sırları taşıyan küçücük bir elma çekirdeğini düşünün. Uygun ortamı bulduğunda büyür, yeşerir ve sonunda yeniden elmalar verir. Yürekte yaratılan duygu damlası da bu benzetmedeki çekirdek gibidir: Uygun ortamı bulduğunda büyür ve bir okyanusa dönüşür. Sevgi ise sevgi okyanusu, öfke ise öfke okyanusu…

Images

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur. Bu bakışa göre hayatla kurduğumuz ilişki, önce içimizden geçenlerle ve neye dikkat etmeyi seçtiğimizle başlar. Niyetlerimiz düşüncelerimize, düşüncelerimiz sözlerimize, sözlerimiz de eylemlerimize yön verir. Bu nedenle düşünce gücü üzerine düşünmek, yalnızca ne istediğimizi değil, hayata hangi gözle baktığımızı da fark etmektir.

Güne niyet ederek başlayın

Sabah uyandığınızda hayatı bir gülümsemeyle selamlayın ve yüksek sesle şöyle deyin:

“Bugün insanlarda ve hayatta iyi olan her şeyi görmeye niyet ediyorum. Bugün bolluğu görmeye niyet ediyorum.”

Yürekten inanırsanız olmayacak şey yoktur. Bu anlayışta doğru dua, yalvarma duası değil, şükran duasıdır. İstediğiniz şeye layık olduğunuzu düşünmek de arzunuzu ve kendinize bakışınızı yeniden ele almanıza yardımcı olur.

Deneyimlerinize farklı bir gözle bakın

İnsan kendini bazen ne olmadığını fark ederek tanır. Olmadığınızı bildiğiniz şeyler, kim olduğunuzu anlamanıza yardımcı olabilir; olmak için önce olmadığınızı görmek gerekir. Zor bir deneyimin içindeyken kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

  • “Kendimin hangi parçası bu felaketten deneyim kazanmak istiyor?”
  • “Varlığımın hangi boyutu, bu deneyimi kazanmak için felaketi kendine çekti?”

Bu sorular, yaşananları yargılamak için değil, içe dönüp anlam aramak için bir davet olarak düşünülebilir. Her olayın bir armağan, her deneyimin içinde de keşfedilmeyi bekleyen bir hazine taşıdığı fikri bu yaklaşımın merkezindedir.

Başkalarının seçtiği yolu hemen yargılamayın. Başarıyı kıskanmak ya da başarısızlığa acımak yerine, onların hayatındaki seçimlerin ve sonuçların ne anlama geldiğini bilemeyeceğinizi hatırlayın. Seçimlerini gözlemleyin; suçlamadan, o an kendileri için doğru olanı aradıklarını düşünerek yaklaşın. Arzunun bağımlılığa dönüşmemesine de dikkat edin.

Seçim ve değişim arasındaki bağ

Bir şeyin ya da birilerinin size bir şey yaptığı fikrine sıkı sıkıya tutunmak, kendi hareket alanınızı görmenizi zorlaştırabilir. “Ben yaptım” diyebilmek ise değiştirme gücünü yeniden kendinizde aramanızı sağlar. Bu düşünce, yaşanan her şey için kendinizi suçlamanız gerektiği anlamına gelmek zorunda değildir; burada vurgu, değişim için kendi seçimlerinize ve bugün atabileceğiniz adımlara bakmaktır.

Bir şeyi değiştirmek için ilk adım, onun olmasını sizin seçtiğinizi kabul etmektir. Bu yaklaşımda herhangi bir şeyi yapmanın temel nedenlerinden biri, evrene kim olduğunuzu göstermektir. Kim ve ne olduğunuza, ayrıca kim olmak istediğinize karar veren sizsiniz.

Etki-tepki, neden-sonuç. Aradığınız şeyi iç görü getirecektir; mümkün olduğunca çok içinize dönün. İçe dönmezseniz boşluğunuz artar. Olamayacağınız hiçbir şey, yapamayacağınız hiçbir şey ve sahip olamayacağınız hiçbir şey olmadığı fikri de kendi imkânlarınızı düşünmeye çağırır.

Düşünce, söz ve eylem

Çekim yasası çerçevesindeki bu anlatım iki ilkeyi öne çıkarır: “Ne hayal ediyorsan o olabilir, yapabilir ve sahip olabilirsin” ve “Korktuğunu kendine çekersin.” Korkularla yüzleşmek, değer ve inançları tek tek inceleyip gözden geçirmek bu nedenle önemlidir. Metnin ifadesiyle, “Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Tesadüf yoktur.” Hayat, sizin olacağını düşündüğünüzden başka bir şeyi size göstermez; düşünceleriniz oluşumu yaratır.

Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur. Sonra söz gelir. Söz yaratıcıdır ve yaratıcı enerjiyi evrene gönderir; söz düşünceden daha dinamiktir. Ardından eylem gelir. Sözcükler de tıpkı düşünceler gibi enerjiye sahiptir; hiçbir konuşma boş değildir. Düşünceler hayatı nasıl şekillendirir sorusuna verilen bu yanıt, düşünce ve sözlerin yaratıcı gücünü birlikte ele alır: Niyetinizi fark edin, kullandığınız kelimeleri gözden geçirin ve düşünce gücüyle hayatı değiştirmek için eyleminizi de bu niyetle uyumlu hâle getirin.

Images

Otomatik Olumsuz Düşünce

Her düşünceye mutlaka bir ’’DUYGU’’ eşlik eder.

Düşünceyle ilgili oluşan duygu pozitifse kişi mutlu olur, haz alır. Hissedilen duygu negatifse kişi acı çeker, mutsuz olur.

İnsanı mutsuz eden her duygu olumsuzdur.

Bunaltı, sıkıntı, içdaralması, korku, acı, keder, hüzün, mutsuzluk, çaresizlik, yetersizliktir.

Değersizlik, önemsizlik, öfke, şiddet, kıskançlık, haset ve yenilmişlik gibi olumsuzluk içeren duygularından birini veya bir kaçını hissetmek kişinin duygu öncesindeki düşünceleriyle yakından ilgilidir.

İnsan zihni aynı andaiki  işlem yapamaz ve iki şeyi aynı anda düşünemez. İradeyle neyi düşüneceğini belirler. Trenin makasta ne tarafa gideceğini belirlemek gibidir. A-yolu pozitif B-yolu negatiftir.

Otomatik Olumsuz Düşünce geliştirdiyseniz, her şey  hep negatif gidecektir. Kötü düşünce negatif duygu, negatif duygu negatif davranış yaratır ve bu şekilde depresyon başlar.

Olumsuz Otomatik düşüncelerin etkisi altında bulunanlar, kendilerini bunaltıya sokacak en kötü ihtimalleri sıralarlar. Ellerinde bu düşünceleri için hiçbir delil yoktur. Denenmemiş, sonucu gözlenmemiş ve doğrulanmamış bilgi kaynaklarıyla kişi kendine cehennem hayatı yaşatır. Problem çözücü olarak bakmazlar. Birçoğu O.O.D.S nin ( Olumsuz otomatik düşünce sistemi) yarattığı problemlerin varlığını dahi anlayamaz, algıladıkları şeyinde çözümü için uğraşmazlar. Rahatsızlığın devamında bazıları, ilgi ve alaka odaklı çıkarları olduğunu sandıklarından ve yaşadıkları bunaltının(O.O.D.S.nin) çözüme ulaşması halinde sorunun oluşmasında kendi sorumlulukları olduğunun ortaya çıkacağı korkusundan ötürü çözüm de aramaz.

Yaşam muhteşem güzellikte manzarası olan sahil boyundaki yolda seyretmek gibidir.

Yolun sonundaki gideceğiniz yere varmak zorunda olduğunuz için, lanetler okuyarak ve zorunuza giderek yola çıkarsanız!

Yola çıktığınız aracınız daha önce hiç kullanmadığınız için, durduğu yerde başkaları tarafından taş atılarak, çizilerek, tekmelenerek, kirletilerek, çarpılarak deforme edilmişse!

Yakınlarınızın, çevrenizin kullandıklarını sandığınız araçlarında nasıl davrandıklarını gözlemleyerek araç kullandığınızı sanmışsanız!

Telaşla, acemilikle, taklitçilikle, korkuyla, öfkeyle kat ettiğiniz yoldaki güzellikleri görmeniz bir tarafa, ızdırap içerisinde-kazalar belalar sizin başınıza yağdığından,seyahatinizin bir an önce bitmesini istersiniz. Bir yerlerde ters giden bir şeyler olup ta mola verdiğinizde, derin nefes alın ve  olumsuz otomatik düşüncelerinizin yeteneklerinizi nasılda kısıtladığını farkına varın.

Kendilerine acıyan, kendilerini hayatın haksızlıklarına uğramış iyi insanlar olarak görenler, başlarına gelenleri hak etmediklerini düşünenler,  hiçbir zaman yürekten savaş verip hayata katılamayacaklardır. Kendilerine karşı acımasız davranıp dünyanın adaletsizliğinden kendilerini sorumlu tutanlar ve yaptıkları işlerde yalnızca kötülük görenler yaşamış sayılmayacaklardır.

En kutsal emanetiniz yaşamınız! Yaşamınızı ayaklar altına almayınız.

İyi düşünürken kötü hissetmeniz imkânsızdır. Duygularınıza dikkat edin ve olumsuz hislere sahipseniz hemen fark edip olumlu düşünce ile değiştirin. Kendinize başkalarının SİZE davranmasını istediğiniz gibi davranın. Kendinizi sevip sayın, kendi kendinizi MUTLU etmeye zaman ayırın. İnsan düşündüğü şey olur.
Psk. Özdemir Nayman

Images

Stresle İyi Geçinmek

Hayatımız büyük bir koşturmaca içerisinde geçiyor. Bir çoğumuz gün içinde bir çok şeyle meşgul olup, hep bir şeyleri yetiştirme, bir şeylere yetişme telaşı içerinde yaşıyoruz. Yapılması gereken işler, uyulması gereken kurallar, yetiştirilmesi gereken ödevler… tüm bunlar günlük yaşam içerisinde bizi strese sokan şeyler.......
Stres.... Bu “korkunç” kavram son yıllarda en çok kullandığımız, en çok duyduğumuz şeylerden biri. Google arama motorunda stres yazıp arama yaptığınızda 5.030.000 sonuç ile karşılaşıyorsunuz. Dile kolay, beş milyon.

Images

Hayatın Altın Kuralları

Hayatın altın kuralları, büyük kararlar kadar gündelik anlarda nasıl davrandığımızla da ilgilidir. Bazen birini dikkatle dinlemek, bazen özür dilerken gözlerinin içine bakmak, bazen de sahip olduklarının kıymetini bilmek… Küçük görünen seçimler, nasıl bir insan olduğumuzu ve ilişkilerimizde nasıl bir iz bıraktığımızı anlatır. Aşağıdaki kısa öğütler; kendine, başkalarına ve hayatın getirdiklerine daha dikkatli bakmaya davet ediyor.

Hayata ve kendine daha dikkatli bak

—Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez. Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.

—Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

—Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.

Bu sözler, hayatı yalnızca dışarıda aramak yerine kendi bakışını da fark etmeyi hatırlatıyor. Her duyulanı doğru kabul etmemek, elindekini düşünmeden tüketmemek ve kendine ölçü koymak; hayat kuralları içinde sade ama önemli bir yere sahip. Her öğüdü değişmez bir reçete gibi görmek gerekmez. Onları, karar vermeden önce durup düşünmeye çağıran hatırlatmalar olarak okumak daha anlamlıdır.

—Seni seviyorum derken inanarak söyle.

—Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak.

Sevgi, saygı ve ilişkilerde özen

İlişkilerle ilgili öğütlerin ortak noktası, sevgiyi yalnızca bir söz olarak bırakmamaktır. İçten konuşmak, hata yaptığında sorumluluk almak ve anlaşmazlıkta dürüst kalmak, yakınlığı korumanın yolları olarak öne çıkar. Sevgi kadar saygı da önemlidir: karşındakini dinlemek, onun hayallerini küçümsememek ve tartışırken geçmişte yaşananları bugünün kavgasına taşımamak bu yaklaşımın parçalarıdır.

—Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.

—Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme.

—Derinden ve inançla sev.

—Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın.

—Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.

—İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme.

—İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.

—İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.

—Yavaş konuş ama hızlı düşün.

—Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.

—Eğer kaybedersen aklını da kaybetme.

Buradaki mesaj, her ilişkide kırılma ihtimalini ortadan kaldırmak değil; buna rağmen samimiyetten vazgeçmemektir. Sevgi ve yatırımın risk taşıdığı hatırlatılırken, kayıp karşısında kendini bütünüyle yitirmemek de aynı ölçüde vurgulanıyor. İnsanları başkalarının sözleriyle yargılamamak ve anlaşmazlıklarda dürüst olmak, bu öğütlerin günlük hayatta uygulanabilecek karşılıklarıdır.

Sorumluluk, karakter ve mutluluk

Üç S olarak anılan sevgi, saygı ve sorumluluk, bu hayat tavsiyelerinin merkezindeki değerleri bir araya getiriyor. Sevgi herkese yönelirken saygının hem kendimize hem başkalarına gösterilmesi gerektiği söyleniyor. Sorumluluk ise yalnızca büyük kararlarla sınırlı değil; yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin sonuçlarını üstlenmekle ilgili. Hata yaptığını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmak da bu anlayışın doğal bir parçası.

—Üç S’yi unutma:
Sevgi – herkese,
Saygı – kendine, başkalarına,
Sorumluluk – Tüm hareketlerin için.

—Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.

—Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.

—Anneni sev, say, ara.

—Şunu bil ki, bazen sessiz kalmak en iyi cevaptır.

—Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.

—Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş.

—Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.

—Dua et. Büyük güç verir.

—Düşün. Daha da büyük güç verir.

Karakter, bu sözlerde insanın seçimleriyle ve davranışlarıyla birlikte ele alınıyor. Sessiz kalmanın bazen daha iyi bir cevap olabileceğini bilmek, her durumda hemen karşılık vermek zorunda olmadığımızı hatırlatır. Dua etmek ve düşünmek üzerine verilen kısa öğütler de okuyucuyu kendi inancına ve değerlendirmesine alan açmaya çağırır; önemli olan, bunları başkasının adına değil, kendi düşüncenle anlamlandırmaktır.

—Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.

—En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.

—Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir.

—Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol.

—Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.

—İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.

—Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.

—Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin…

Bu son sözler, mutlu bir yaşam için hayat tavsiyeleri arayanlara kusursuz ve sorunsuz bir hayat vadetmiyor. Mutluluğu, sorunların hiç yaşanmaması yerine onlarla baş edebilme ve iyi anları ertelememe düşüncesiyle anlatıyor. Bazen gerçekleşmeyen bir isteğe başka bir ihtimal gözüyle bakmak, bazen de sevgiye açık kalmak… Hayatta uyulması gereken kurallar tek bir listeye sığmayabilir; fakat bu hayata dair öğütler ve tavsiyeler, her gün yeniden seçebileceğimiz bir yönü işaret ediyor: düşünerek hareket etmek, sevgi göstermek ve sorumluluk almak.

Alıntıdır

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Images

Bilinç ve Bilinçaltı

Birçoğumuzun düşündüğünün aksine, bu yaklaşıma göre dileklerimize kavuşmamızı sağlayan yalnızca bir şeye inanmak değildir. Bilinçaltımız zihnimizdeki düşünceye karşılık verdiğinde, dileklerimizin gerçekleşmesine giden yolu da açar. Peki bilinç ve bilinçaltı birlikte nasıl işler; düşüncelerimiz ve alışkanlıklarımız bu süreçte nasıl bir rol oynar?

Hayatımızın ilk günlerinden itibaren bize aşılanan düşünce, inanç ve eğilimler hâlâ bizimle birliktedir; seçimlerimizi ve hayata bakışımızı etkilemeye devam eder. Bu nedenle zihnimizde tekrar ettiğimiz düşünceleri fark etmek, kendimizle ilgili kalıpları anlamanın önemli bir başlangıcıdır.

Images

Her Şey İlk Adımla Başlar

Doğru telkin, doğru titreşimleri beraberinde getirir. Yapmanız gereken, değişimi istemektir.

Her şey ilk adımı atmakla başlar… Hayatını şifalandırma isteği de önce değişime açık olmakla doğar. Düşünce gücü, bu yaklaşımda, neye odaklandığımızı ve kendimize hangi mesajları verdiğimizi fark etmek için bir başlangıç noktasıdır. Düşüncelerin doğası gereği titreşimler yaydığı ve çekim gücü olduğu fikri, insanı kendi düşünce biçimine dönüp bakmaya çağırır: Ne düşünüyorsun, kendine ne söylüyorsun?