Images

Ait Olmaya Çalışmak

Yaşamımız boyunca kendimizi güvende hissetmek için bir aileye, gruba, yere ya da bir şeye ait olmaya çalışırız. Bir aileye, gruba, partnere veya yere ait hissetmek bize yakınlık ve rahatlık verebilir. Ancak bu ihtiyacı karşılama biçimimizde dengeyi kaybettiğimizde, ait olma isteği zamanla bağımlılığa dönüşebilir.

Ait olma ihtiyacı ne zaman bağımlılığa dönüşür?

Bir yere ait hissetme ihtiyacı, kendimizi bir topluluğun ya da ilişkinin parçası olarak görme arzumuzla ilgilidir. Buradaki önemli soru, bu bağın içinde kendimiz olarak kalıp kalamadığımızdır. Bir gruba veya kişiye yakın olmakla, kabul görmek uğruna kendi isteklerimizi ve sınırlarımızı yok saymak aynı şey değildir.

Images

Sınırlamalarının Ötesine Kolaylıkla Geçmek

Yaşamımızda bir şeyin nasıl olması veya nasıl gerçekleşmesi gerektiğiyle ilgili sabit düşünceler geliştirebiliriz. Ne bekleyeceğimizi bilmek bazı konularda bizi rahatlatır; ancak her zaman tek bir sonuca ya da tek bir yönteme bağlı kalmak, önümüzdeki en büyük engellerden birine dönüşebilir.

Bir planın gerçekleşmesi için kontrolümüz dışında pek çok koşul gerektiğini düşündüğümüzde ya da hedefi gücümüzün üzerinde gördüğümüzde, zihnimiz bunu kolayca “olmaz” veya “olamaz” diye sınıflandırabilir. Böylece olasılıkları araştırmak yerine, neden olmayacağını açıklayan mazeretlere odaklanabiliriz. Farkında olmadan aynı düşünceleri tekrarlayarak sınırlayıcı inançları daha da katılaştırırız.

Sabit düşünceler ve zihinsel engeller
Images

Özgürlük


Özgürlük senin için ne anlam ifade ediyor?

Bir çoklarımız için özgürlük yapmak zorunda olduğumuz şeyleri yapmamak veya yapamadığımız şeyleri yapmaktır. 

 Gerçek özgürlük ise yapmak zorunda olmadığımız şeylerin farkında olmaktır. 

Özgürlük, yapıp yapmama farkındalığına ve seçeneğine sahip olmaktır. 

Bu sınırların ve sınırlamaların kaldırılması demektir. 
Rahatlık hayır deme seçeneğine sahip olmak demektir. 

Images

Mutluluk Bir Seçimdir

Mutluluk bir seçimdir. Birçoğumuz mutlu olmayı seçmek yerine mutsuzluk içinde kalmayı seçiyoruz. Peki, mutsuz olmak bu gerçeklikte neden mutlu olmaktan daha fazla karşılık buluyor? Kendimizi ifade etmek için mutsuzluğu kullanmanın değeri nedir?

mutluluk

Mutluluk bir seçim midir?

Bu soruyu sormak, yaşadığımız her şeyi yok saymak ya da kendimizi sürekli mutlu görünmeye zorlamak değildir. Mutsuzluk da hayatın bir parçasıdır. Ancak mutsuzluğu kendimizi anlatmanın tek yolu hâline getirdiğimizde, başka seçenekleri fark etmek zorlaşabilir. Mutlu olmayı seçmek, her koşulda neşeli olmak değil; içinde bulunduğumuz duruma başka bir açıdan bakmayı ve önümüzdeki olasılıkları görmeyi denemektir.

Bazen mutsuzluk tanıdık bir hâle gelir. Onu bırakmak, alıştığımız bakış açısından ve kendimizi ifade etme biçimimizden uzaklaşmak gibi gelebilir. Bu yüzden kendimize şu soruları sorabiliriz: Mutsuzluğu sürdürmek bana ne sağlıyor? Beni başka seçeneklerden alıkoyan bu hâli neden bu kadar hayati kıldım? Bu soruların cevaplarını bulmak, kendimizi yargılamak için değil, seçimlerimizi fark etmek içindir.

Mutsuzluk yerine mutluluğu seçmek

Bir durum karşısında yalnızca sorunlara odaklanmak yerine, orada bizim için neyin mümkün olduğunu da merak edebiliriz. Her durumda bizim için olan hediyeyi görüp oradan işlevsel olsaydık, beş yıl içinde hayatımız nasıl olurdu? Bu soru, yaşananları küçümsemeden yeni bir bakış açısı geliştirmeye davet eder.

Mutluluk tek bir karar verip bir daha mutsuz hissetmemek anlamına gelmez. Daha çok, mutsuzlukta kalmayı otomatik bir seçim hâline getirdiğimizi fark edip başka bir yolu da değerlendirebilmektir. Kendimizi mutsuzluk üzerinden tanımlamak yerine, o an bize neyin iyi gelebileceğini ve başka hangi seçeneklerin bulunduğunu sorabiliriz.

Bununla ilgili her şeyi yıkıp yaratımını iptal ediyorum.

POD & POC

Bununla ilgili her şeyi yıkıp yaratımını iptal ediyorum.

POD & POC

Images

İşe Yarayan Yaşamı Seçmek

Bizim için işlemediği, işlevsel olmadığı hâlde çevremizde gördüğümüz ve filmlerde seyrettiğimiz hayatların ne kadarını kendi hayatımızda oluşturmaya çalışıyoruz? Başkalarının yaşamını kendimize örnek alıp aynı biçimde kuramadığımızda, kendimizi başarısız ya da yetersiz ilan edebiliyoruz. Oysa belki de mesele yeterince çabalamamak değil; bize uymayan bir hayatı kendimiz için oluşturmaya çalışmaktır.

Kendine uygun yaşam, başkasının hayatını taklit etmek değildir

Çevremizde gördüğümüz veya filmlerde izlediğimiz yaşam biçimleri bize bir şeylerin nasıl yapılabileceğini gösterebilir. Ancak bir başkası için işe yarayanın bizim için de doğru olacağını varsaymak zorunda değiliz. Herkesin koşulları, kolaylıkla yapabildiği şeyler ve hayata katabildiği özellikler aynı değildir. Bu nedenle başkalarının hayatını örnek almadan yaşamak, başkalarını bütünüyle reddetmek değil; gördüklerimizi kendi ihtiyaçlarımız ve yapabildiklerimiz açısından değerlendirmektir.

Images

Düşündüğün Şeyi Yaratırsın

Eski bir Hintli hikâyesi var:

Düşünce gücü ve dilek ağacının hikâyesi

Hindu cennetinde kalpataru denen bir ağaç vardır. “Dilek ağacı” demektir. Tesadüfen bir gezginin yolu oraya düşer. Yorgun adam ağacın altına oturur. Açtır ve “Burada biri olsaydı, yiyecek isterdim. Fakat kimse görünmüyor,” diye düşünür.

Yiyecek fikri zihninde belirdiği anda yiyecek aniden ortaya çıkar. Adam çok aç olduğu için bunun nasıl olduğunu sorgulamaz; hemen yemeğini yer. Sonra uykusu gelir ve “Keşke şurada bir yatak olsaydı…” diye düşünür. Bir yatak belirir.

Images

İzin Vermek: Kendine İzin Vermenin Önündeki Düşünceler

Olmak veya sahip olmak istediğimiz şeyle aramızdaki en büyük engel, çoğu zaman o şey hakkında kurduğumuz tanımlar ve ona ulaşmanın nasıl olması gerektiğine dair şablonlarımızdır. Kendine izin vermek, yalnızca bir şeyi istemek değil; isteğinin önüne koyduğun bu tanımları ve kalıpları fark etmeye de açık olmaktır.

İstediğimiz şeyle aramıza koyduğumuz düşünceler

Bir şeyi zor elde etmenin onu daha değerli yapacağını düşünebiliriz. Hatta o şeyin zor olmasından gizli bir mutluluk duyarız. Zorluk, böylece yalnızca aşılması gereken bir engel olmaktan çıkar; istediğimiz şeye ulaşmanın doğal, hatta gerekli yolu gibi görünmeye başlar. Bu düşünceye tutundukça kolaylık ihtimalini gözden kaçırabiliriz.