Images

Fakir ve eziktim, hangi kız bana bakar diye düşünüyordum ki…

Soru: Türkiye’ye dönünce daha mutlu bir hayatı kucaklamışsınızdır…

Doğan Cüceloğlu: Geçen aylarda ikinci evliliğimi yaptım. Eşimin önceki evliliğinden olan, ergenlik çağındaki kızını da gözleme imkânı buluyorum. Çok tatlı bir ilişkimiz var. Numara yok.

Images

Pazartesi Sendromu

Hocamız bize zamanında şöyle demişti:

“Kendinizde olmayan bir şeyi başkalarına veremezsiniz. Sen de olmayan bir şeyi Evrenden isteyemezsin.”

Başta çok sinir bozucu bir kural gibi gelmişti. Güzelliğini ise sonradan çok iyi anladık. Bu Pazartesi gel, aynı kuralı sevgi için uygulayalım.

Pazartesi sendromuna karşı küçük bir sevgi adımı

Şu an hayatında olduğu için mutlu olduğun, şükrettiğin ve birlikte olmaktan zevk aldığın iki kişiyi düşün. Ama durup dururken, onlara içinden geçenleri söyleyen mesajlar göndermediğin kişiler olsun.

Belki söylemek isteyip de günlük koşturmacada ertelediğin birkaç cümle vardır:

  • “Seni çook seviyorum.”
  • “Varlığın için çok şükrediyorum.”
  • “İyi ki bu Pazartesi günü sen hayatımdasın.”

Şimdi, durup dururken, özel bir sebep beklemeden onlara bu mesajlardan birini ya da aklına gelen benzer bir cümleyi gönder. Sözcüklerin tam olarak nasıl olması gerektiğini düşünerek kendini durdurma; içtenlikle söylemek istediğin şeyi yazman yeterli.

Sevgi istiyorsan, önce sen ver

Sevgi mi istiyorsun hayatında? Önce sen vereceksin. Bazen haftaya güzel başlamak için büyük bir plan ya da uzun bir hazırlık gerekmez. Değer verdiğin birine sevgini ve minnettarlığını hatırlatmak, Pazartesi gününe başka bir gözle bakmana yardımcı olabilir.

Bu küçük mesaj, karşındaki kişiye onu düşündüğünü ve hayatındaki yerini fark ettiğini söyler. Aynı zamanda senin de bu bağın kıymetini yeniden hatırlamana vesile olur. Pazartesi motivasyonu ararken, sevdiğin insanlarla kurduğun bağı hatırlamak ve bunu onlarla paylaşmak güzel bir başlangıç olabilir.

Bugün kime mesaj gönderebilirsin?

İki kişiyi seç. Mesajını kısa tutabilir, yukarıdaki cümlelerden birini kullanabilir ya da kendi sözlerinle yazabilirsin. Önemli olan, bunu bir karşılık beklemek için değil, içinden geldiği için yapmak. Bir dene; sonra bak, enerji nasıl tavan yapıyor.

Pazartesiye güzel başlamak bazen böyle basit bir seçimle mümkün: Sevdiğin kişilere bunu söylemek. Pazartesi enerjisini yükseltmek ve pazartesi sendromuna karşı motivasyon bulmak için bugün küçük bir sevgi adımı at.

Biz, hayatımızda olduğun için çoooook şükrediyoruzzzz.

Aykut & Esra ve kediler

Images

Kişisel Gelişiminiz İçin Neler Yapabilirsiniz?

Kişisel gelişimin en önemli noktası, kişinin kendisini en iyi şekilde tanımasından geçer. Neleri iyi yaptığınızı, hangi konularda eksik hissettiğinizi ve hangi durumlarda sorun yaşadığınızı anlamak, gelişim için sağlam bir başlangıçtır. Kendinize şu soruları sorun: “Kendimi hangi konuda geliştirmek istiyorum?” ve “Hangi durumlarda problem yaşıyorum?” Yanıtlarınızı düşünmekle yetinmeyip bir yere not edin; böylece hangi adımlara öncelik vereceğinizi daha kolay görebilirsiniz.

Kendinizi tanıyın ve gelişim alanlarınızı belirleyin

Kişisel gelişim için neler yapılabilir sorusunun ilk yanıtı, ihtiyaçlarınızı fark etmektir. Her konuda aynı anda ilerlemeye çalışmak yerine, günlük yaşamınızda veya iş hayatınızda size güçlük çıkaran birkaç alana odaklanın. Örneğin kendinizi ifade etmekte zorlanıyorsanız iletişim becerilerinizi; zamanınızı planlamakta zorlanıyorsanız günlük düzeninizi gözden geçirebilirsiniz. Bu değerlendirme, gelişiminizi başkalarının beklentilerine göre değil, kendi ihtiyaçlarınıza göre şekillendirmenize yardımcı olur.

Öğrenmeye zaman ayırın

Kendinize bir seminer planı yapın. İlginizi çeken kişisel gelişim seminerlerini araştırın, seçenekleri not alın ve hangi konularda eğitim almanız gerektiğine karar verin. Ardından ihtiyaçlarınıza uygun seminerlere katılmayı değerlendirin. Eğitim seçerken yalnızca popüler olmasına değil, geliştirmek istediğiniz beceriyle gerçekten örtüşmesine de dikkat edin.

Okumayı da gelişim planınızın bir parçası hâline getirin. Kaynak yazıda önerildiği gibi, her ay en az üç kişisel gelişim kitabı okumayı hedefleyebilirsiniz. Bu hedef size fazla geliyorsa kendi temponuza uygun bir okuma düzeni kurun; önemli olan öğrendiklerinizi hayatınızda kullanmaya çalışmaktır. Bir kitaptan dikkatinizi çeken fikirleri veya denemek istediğiniz önerileri not etmek, okuduklarınız üzerinde düşünmenizi kolaylaştırır. Bu adımlar, kişisel gelişim yolları ararken öğrenmeyi düzenli bir alışkanlığa dönüştürmenize yardımcı olabilir.

Hayat amacınızı ve hedeflerinizi netleştirin

Amacınız ne? Kendinize bir hayat amacı belirleyin ve şu an yaşadığınız hayatı gerçekten yaşamak isteyip istemediğinizi düşünün. Eğer yaşamınızın gidişatından memnun değilseniz, neleri değiştirmek istediğinizi ve bunun için hangi adımları atabileceğinizi kendinize sorun. Yanıtları hemen bulmak zorunda değilsiniz; sorular üzerinde düşünmek bile önceliklerinizi fark etmenizi sağlayabilir.

Asıl hedefinize odaklanın. Ulaşmak istediğiniz büyük başarılar için ilerlerken küçük hedefler belirleyin ve bu hedeflerin peşinden gidin. Günlük işler içinde kaybolup asıl amacınızı gözden kaçırmamaya çalışın. Bir yandan da kolay olanla başlayın: Önce yapabileceğiniz adımları seçin, ilerledikçe daha fazla çaba gerektiren konulara yönelin. Henüz hazır olmadığınız şeylere aşırı yoğunlaşmak yerine, gelişiminizi aşama aşama sürdürün.

Motivasyonunuzu ve zamanınızı yönetin

Motivasyon... Motivasyon! Kendinizi ve başkalarını motive etmenin yollarını öğrenin; ihtiyaç duyduğunuzda bunları hayatınızın farklı alanlarında uygulayın. Sizi harekete geçiren hedefleri hatırlamak ve ilerlemenizi görmek, başladığınız işi sürdürmenize destek olabilir. Başkalarını motive ederken de onların ihtiyaçlarını ve hedeflerini dikkate alın.

İpler elinizde olsun: Gününüzü, hatta saatlerinizi nasıl geçirdiğinizi takip edin. Yapmanız gerekenleri belirlemek ve öncelik sırasına koymak, zamanınızı daha bilinçli kullanmanıza yardımcı olur. Planınız beklediğiniz gibi işlemediğinde bunu başarısızlık olarak görmek yerine düzeninizi gözden geçirin ve yeni bir plan yapın. Hatalarınızdan ders alın; onları sizi başarıya ulaştıracak hatırlatmalar olarak değerlendirin.

Kendinize inanın, iletişiminizi geliştirin

Kendinize inanın. Elinizi kolunuzu bağlayan inançlar yerine, sizi güçlendiren ve ilerlemeye teşvik eden düşünceleri seçin. Bu, her şeyin kolay olacağı anlamına gelmez; hedeflerinize ulaşmak için çaba gösterebileceğinizi kendinize hatırlatmanız demektir. Kendi ilerlemenizi başkalarınınkiyle kıyaslamak yerine, belirlediğiniz hedeflere doğru attığınız adımlara odaklanın.

İletişiminize de dikkat edin. İnsan ilişkileri, hitabet ve beden dili konusunda eğitim almayı değerlendirin. Bu alanlarda öğrenmek, kendinizi ifade etme biçiminizi gözden geçirmenize ve iletişim becerilerinizi geliştirmenize katkı sağlayabilir. Öğrendiklerinizi günlük konuşmalarınızda uygulamaya çalışın; böylece yeni becerileriniz üzerinde pratik yapabilirsiniz.

Hayal kurmaktan korkmayın

Düşleyin! Hayal kurmaktan korkmayın; çünkü hayal gücü insanın en önemli silahlarından biridir. Hayallerinizi belirgin hedeflere dönüştürmek için onlara ulaşma yolunda atabileceğiniz küçük adımları düşünün. Böylece kişisel gelişim önerileri yalnızca okunup geçilen tavsiyeler olarak kalmaz, günlük yaşamınızda uygulayabileceğiniz bir plana dönüşür. Kişisel gelişim nasıl sağlanır sorusuna tek bir yanıt yoktur: Kendinizi tanımak, öğrenmek, hedef belirlemek ve öğrendiklerinizi uygulamak bu yolculuğun temel adımlarıdır.

Kaynak: www.yenibiris.com

Images

Başarı Üzerine Söylenmiş Güzel Sözler

Başarı her insan için aynı anlama gelmeyebilir. Kimi için bir hedefe ulaşmak, kimi için öğrenmeye devam etmek, kimi içinse karşılaştığı güçlükler karşısında yeniden denemektir. Bu başarı sözleri; elindekilerle harekete geçmekten hayal kurmaya, deneyimden kararlılığa kadar bu yolculuğun farklı yönlerini hatırlatıyor.

Başarı ile ilgili güzel sözler yalnızca sonuca odaklanmaz. Bazen insanın sahip olduklarından çok henüz gerçekleştiremediklerini, bazen de yol boyunca edindiği deneyimleri düşünmeye çağırır. Aşağıdaki başarı üzerine söylenmiş sözler arasında size yakın gelen bir düşünceyi seçip üzerinde durabilir; onu kendi hedeflerinize nasıl uyarlayabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Images

Alışkanlıklarımızın emrindeyiz

Farkında olalım ya da olmayalım; hayatımızı alışkanlıklarımız yönetiyor. Seçimlerimizin yalnızca yüzde 5’ini rasyonel olarak, düşünüp tartarak yaptığımız söyleniyor. İnsanda alışkanlık yaratan her şeyin kendine göre bir nedeni, bir mantığı vardır.

Her akşam seyrettiğiniz televizyon kanalını neden seyrediyorsunuz? Evinizdeki masada neden hep aynı sandalyeye oturuyorsunuz? Sabah kalktığınızda davranışlarınız neden hep aynı sırayı izliyor? Her gün sabahtan akşama tekrarladığınız bu davranışları bir tören kuralı gibi yaptığınızı biliyorsunuz, değil mi? Üstelik bunlar engellendiğinde fena hâlde huzursuz olacağınızı da…

Alışkanlıklar günlük hayatımızı nasıl yönetir?

Hepimizin hayatı alışkanlıklarla dolu. Alışkanlıklarımızı biz oluştururuz ama sonrasında alışkanlıklarımız bizi biz yapar; hayatımızı yönetir. Faydalı ya da zararlı olsun, alışkanlıkların gücü son derece büyüktür.

Kimi araştırmacılara göre davranışlarımızın yüzde 95’ini alışkanlıklarımız yönetir. Hayatımızı yönlendiren seçimlerin neredeyse tamamını alışık olduğumuz şekilde yapar, yalnızca küçük bir bölümünde durup düşünürüz.

Hayatımızın büyük bölümünü “düşünmeden” yönetmek, bize atalarımızdan kalmış milyonlarca yıllık bir miras. Evrimsel biyoloji, beynimizin güvensiz bir ortamda tehlikeyle baş edebilmek ve hayatta kalabilmek üzere tasarlandığını söyler. Hayatta kalmak gibi önemli bir konuda aklımızdan çok sezgilerimize güveniriz. Tehlikelerden kaçmak için her seferinde düşünüp karar vermemiz gerekmediği gibi, günlük hayatımızı sürdürürken de çoğu zaman uzun uzun düşünmeyiz.

Bu gerçek bazılarımızı rahatsız edebilir; ama maalesef (ya da ne iyi ki) işin aslı bu. Hepimiz birçok konuda “düşünmeden”, zihnimizde oluşmuş kalıplardan ve kısa yollardan (heuristics) hareketle karar alır ve harekete geçeriz. Zihnimizdeki bu kısa yollar alışkanlıklarımızı oluşturur.

Neale Martin’e göre bizi normalde alışkanlıklarımız yönetir; aklımızla karar verdiğimiz durumlar ise istisnadır. Kulağa ters geliyor olabilir ama ben bu görüşe yüzde yüz katılıyorum. Uzun yıllardır girdiğim her toplantıda, yazdığım her yazıda hep bu görüşü savundum.

Alışkanlıklarımız bizi yönetirken “sorun-çözüm”, “sıkıntı-rahatlama” ya da “açlık-tokluk” gibi neden-sonuç ilişkilerine dair hiç düşünmeden kısa yollar kullanırız.

Gündelik ritüellerin verdiği rahatlık ve güven

Günlük ritüeller hayatımıza rahatlık ve anlam katar. Alışkanlıklarımızın derin bir anlamı vardır. BBDO Grubu’nun tüketicilerin gündelik hayattaki törenselliklerini araştırmak üzere yaptığı çalışma (Daily rituals of the world), günlük ritüellerin bizi bir duygu durumundan diğerine taşımada ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

Uykudan uyanır uyanmaz başlayan; sabah evden çıkmadan önce, dışarıda geçirdiğimiz saatlerde, eve döndüğümüzde ve yatağa yatıp uykuya geçene kadar sürdürdüğümüz işleri çoğu zaman bir tören yapar gibi yapıyoruz. Bu törenler aynı zamanda hayatı anlamlı kılmamızın da bir yolu. Günlük alışkanlıklarımız hayatımızın her aşamasında bize fiziksel, duygusal ve sosyal bir rahatlık ve güven sağlar. Çocukluğumuzdan beri işler “alışageldiğimiz gibi” yürüdüğü sürece kendimizi güvende hissederiz.

Her gün tekrarladığımız davranışlar gibi, kullandığımız markalar da vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız olabilir. Ancak bize neyi neden yaptığımız sorulduğunda farklı bir tutum takınırız. Hiçbirimiz yaptıklarımızı hiç düşünmeden yaptığımızı söylemek istemeyiz. Çocukluğumuzdan beri her davranışımızın akılcı bir nedeni olması gerektiği öğretildiğinden, neden sorulduğunda hemen mantıklı bir açıklama bulmaya çalışırız.

alışkanlıklarımız

Bir giyim mağazasından alışveriş yaptığımızı düşünelim. Sonrasında biri bu alışverişi neden yaptığımızı sorduğunda aklımız, kararımızı açıklayacak mantıklı bir neden bulmaya çalışır. Oysa bu davranışın arkasında hiçbir “mantıklı” sebep olmayabilir.

Bu sebeple araştırmalarda tüketicilere “Neden?” sorusunu sormak, onları doğal davranışlarından uzaklaştırabilir. Bu soruyla karşılaşan hemen herkes “kabul görecek bir cevap” bulmaya çalışır. Son yıllarda beynimizin gizleri çözüldükçe araştırma yapmanın da ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılır oldu. Ben araştırmaların insan davranışlarını, duygularını ve en önemlisi alışkanlıklarını çözecek şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini düşünüyorum.

Tüketici alışkanlıkları ve pazarlama

Tüketicilerin “gündelik törenlerini” (ritüelleri), onlarda güvenli bir ruh hâli yaratan alışkanlıklarını anlamak, pazarlama disiplininin özünü oluşturur. Büyük çoğunluğumuz yeni bir şeyler öğrenmek yerine bildiklerimizden hareketle seçim yapıp risk almadan, kısa yoldan çözüm bulmak isteriz. Şirketler bu basit gerçeği çoğu zaman görmezden gelir. Bugün piyasaya çıkan yeni ürünlerin yaklaşık yüzde 80’inin başarısız olmasının en önemli sebeplerinden biri, şirketlerin tüketici alışkanlıklarını anlamadan yeni ürün satmaya çalışmasıdır.

İnsan olarak davranışlarımız gerçekten bu kadar açık değil mi?

Yerleşik alışkanlıkları kırmak, davranışları değiştirmek zordur; hatta çok zordur. Birçok konuda “doğru olanı” bilsek bile bunu hayata geçiremeyişimizin sebeplerinden biri budur. Bir ürünün pazarda tutunmasının ilk şartı da tüketicilerin yaşamlarındaki mevcut alışkanlıkları anlamak ve bu alışkanlıkların nasıl değişebileceğini kurgulamaktır.

Pazarlama, bir markanın tüketicide nasıl alışkanlık yarattığını anlamak ve bu durumu yönetmek üzerine kurulu bir disiplindir. İnsanda alışkanlık yaratan her şeyin kendine göre bir nedeni, bir mantığı vardır. Farkında olmasak da güçlü nedenlerle tekrarlanan davranışlarımız zamanla kemikleşir; alışkanlıklar yaratarak çevremizde bir konfor çemberi (comfort zone) oluşturur.

Bugün artık fMRI sayesinde tüketicilerin mantıklarıyla karar vermediklerinden yüzde yüz eminiz. Bu nedenle yalnızca tüketicilerin mantığına hitap eden reklamlar yapmak, hiç olmayacak bir duaya âmin demektir. Markaların insanların mantığına seslenmek yerine tüketici alışkanlıklarına odaklanması gerekir. Bunun için tüketicilerin günlük hayatlarına girmek; kendi evlerinde, gündelik yaşamlarında, bir anlamda “mahremiyet sınırlarının içinde” neler yaptıklarını anlamak önemlidir. (Etnografik araştırma.)

Alışkanlıklar ne kadar güçlüyse tüketicilere bu alışkanlıkları sorgulatmak da o kadar zordur. Bir marka tüketicide sağlam bir alışkanlık yaratmışsa rakiplerin işi zorlaşır. Bu nedenle bir piyasadaki lider markanın müşterilerini kazanmak çok zordur.

Liderden müşteri almak için mevcut tüketim alışkanlıklarını kırmak gerekir. Tüketicilere neyi neden yaptıklarını sorgulatmak önemlidir; ama bunun yolu kesinlikle “Ey tüketici! Sana daha iyi bir teklifim var.” diye bağırmak değildir.

İş dünyası hâlâ tüketicilerin rasyonel davrandıklarını düşünüyor. Bu nedenle her yıl milyarlarca lira reklam ve yeni ürün çabalarıyla sokağa atılıyor. İş dünyasının insan doğasını anlaması ve bunu kabul etmesi neden bu kadar zor? Neden hiç var olmamış rasyonel bir tüketici ütopyası yaratıp onun uğruna zamanımızı, emeğimizi ve paramızı harcıyoruz? Son derece yalın gerçekleri anlamak için daha ne kadar zaman geçmesi gerekiyor?

Daha ne kadar başarısızlık ve para kaybı gerekiyor?

Aslında zihinlerindeki koşullanmaları kaldırabilseler insan doğasının bu aşikâr gerçeklerini onlar da görecekler; ama şirket yönetim odaları onları değiştiriyor. Keşke karar alırken tüketicilerin etten kemikten yapılmış birer insan olduklarını hatırlasalar.

Yazan: Temel Aksoy

Images

Doğru Zamanda, Doğru Yerde, Doğru Soruyu Sorun

Doğru kullanıldığında sorular, iletişimin en etkili araçlarından biridir. Bilgi edinmemizi, karşımızdakine ilgi duyduğumuzu göstermemizi ve bazen konuşmayı sevmeyen biriyle iletişim kurmamızı sağlarlar. Üstelik sorular yalnızca bilgi alışverişi değildir; nasıl sorulduğuna bağlı olarak duyguları da aktarır. Bu nedenle etkili soru sorma, neyi öğrenmek istediğimizi ve yanıtı gerçekten dinlemeye hazır olup olmadığımızı fark etmekle başlar. Hiç başkalarına sorularınızı nasıl yönelttiğiniz üzerine düşündünüz mü?

Etkili soru sorma: Kaçınmanız gereken 5 hata

Doğru soru nasıl sorulur? Önce, sorunun karşı tarafta nasıl bir etki yaratabileceğini ve gelecek yanıtı nasıl karşılayacağımızı düşünmek gerekir. Soru sormak, yalnızca konuşmayı başlatmak değil, yanıtı da ciddiye almayı gerektirir. Şu beş hatadan kaçınmak, iletişimin daha açık ve güvenli ilerlemesine yardımcı olur:

Images

Dinlemeyi biliyor muyuz?

dinlemeyi biliyor muyuz

Dinlemekte en önemli şey, o anki ruh hâlimizdir. Fırsatımız varsa önce kendimizi gözden geçirelim. Konuşmaya uygun bir durumda değilsek bunu karşımızdakine açıkça söyleyebiliriz. Şartlar konuşmayı ertelemeye elvermiyorsa bize aktarılanları tarafsızca not edip daha sonra yeniden değerlendirmek de mümkündür. Hayatta dikkatimizi dağıtan çok şey var; rutin işlerimiz ve alışkanlıklarımız, karşımızdakini gerçekten dinlememize engel olmamalı.

Etkili dinleme, önce dinlemeye hazır olmakla başlar

İşitmekle dinlemek aynı şey değildir. Birinin sözleri kulağımıza ulaşabilir ama zihnimiz başka bir işle, geçmişte yaşadığımız bir olayla ya da o sırada hissettiğimiz gerginlikle meşgul olabilir. Etkili dinleme için dikkatimizi konuşana çevirmemiz, aceleyle yargıya varmadan ne anlatıldığını anlamaya çalışmamız gerekir. İletişimde dinlemenin önemi de burada ortaya çıkar: Dinlenmediğini hisseden kişi bunu çoğu zaman fark eder ve konuşma karşılıklı bir alışveriş olmaktan çıkar.