İlişkilerde çekim yasası, yalnızca nasıl bir insanı hayatınıza çekmek istediğinizle ilgili değildir. Nasıl bir ilişki yaşamak istediğiniz, o ilişkinin içinde nasıl hissetmek istediğiniz ve karşınızdaki kişiden neler beklediğiniz de bu sürecin bir parçasıdır. Bazen ne istediğimizi bildiğimizi düşünürüz; oysa hazırladığımız listeler, beklentilerimiz ve daha ilk buluşmada yaptığımız değerlendirmeler bize bambaşka şeyler anlatabilir.
1. Zamanda yolculuk
Bir adamla tanıştınız. Belki bir arkadaşınız sizi tanıştırdı, belki internette tanışıp buluşma ayarladınız. Ya da onu zaten tanıyordunuz ve ilk kez aranızda bir şeyler olma ihtimali belirdi.
İlk buluşma gecesi hazırlanmaya başladınız. Ruj sürüldü, saç yapıldı, en güzel elbise giyildi. En iyi huylar yanınıza alındı; en yapmacık gülüşler de hazır. Aaa, durun durun, listeyi unutmayın!
Adamla buluştunuz, güzel bir ortamda yemeğe başladınız. Aklınız nerede, zannediyorsunuz? Belki büyük ölçüde yemekte ve karşınızdaki kişide; ama bir o kadar da bu adamın nasıl bir koca olacağında. Hiç inkâr etmeyin: Listeniz varsa karşılaştırmalar başlamış demektir.
İstemeseniz bile kafanızda şöyle sahneler canlanabilir: “Annesinden bahsederken umursamaz davrandı. Benim listemde ‘annemle iyi anlaşsın’ maddesi vardı. Kendi annesinden söz ederken gözleri parlamıyorsa benim annemi hiç iplemez bu. Aykut’un ilk kitabını okudum; annesiyle ilgili ego kodları da belli.”
Belki işinden heyecanla söz ediyor ama hayalleri yaptığı işle ilgili değil. Hemen içinizden, “Aaa, bu şimdi işi gücü bırakır ayol. Bir de başıma kalacak! Benim listemdeki koca kendine de bana da bakabilmeli. Ay, yok yok,” diye geçiriyorsunuz.
Sonra filmlerden konuşuyorsunuz. Adam bir filmi çok sevdiğini, diğerini hiç beğenmediğini söylüyor. “Ayy, nedir bu bahtsızlığım? Hatice, sana sormuştum iyi bir çocuk mu diye. Bununla oturup bir film bile seyredemem ki ben.”
Olan şu: Aklınızda birkaç yıl ileriye, belki yalnızca bir yıl sonrasına gidiyor ve kendinizi bu adamla evlenmiş ya da nişanlanmış görüyorsunuz. Sonra da o hayali gelecekte adamın sizinle aynı filmi izlemediğini, işini bıraktığını ve annenizle anlaşamadığını fark ediyorsunuz. Bu testi kim geçebilir?
Bir ilişkide iki taraf da birbirinden öğrenir ve zamanla değişir. Siz zihninizde bir yıl ileriye gittiğinizde, karşınızdaki kişiyi henüz o yılı yaşamamış hâliyle değerlendirirsiniz. Oysa sizinle tanıştıktan sonra öğreneceklerini ve birlikte geçireceğiniz zamanın onu nasıl etkileyeceğini hesaba katmazsınız. Henüz sizin mayanızla karışıp yoğrulmamış birini, gelecekteki hâliyle değil, bugünkü hâliyle yargılarsınız. Bu yüzden böyle bir listeyi herkesin eksiksiz geçmesi mümkün değildir.
Listenize bir göz atın. Eminim hepimizin listesindeki adam ya da kadın mükemmel. İyi güzel. Peki siz ne âlemdesiniz? Bu soruyu sorunca klasik cevap gelir: “Eee canım, benim de kusurlarım vardır elbette, ne bileyim…” Mükemmel bir adam ya da kadın size neden baksın? Bunu, “Siz aşağılık ya da beş para etmezsiniz,” demek için sormuyorum. Mesele, idealinizdeki kişiden beklediklerinize bakarken kendinizi ve ilişkiye ne katacağınızı da görmeniz.
2. Ben niye bir şey vereyim ki, lüle lüle saçlarım yeter
İdealinizdeki kişi bu kadar mükemmelse, size neden baksın? Gelin listelerinizi yeniden inceleyelim. Bazen bu listeler, kafamızda bile olsa, kendimizi olduğumuzdan daha aşağı bir yere koyduğumuzu gösterir. Çünkü bütün maddeler karşımızdakinin ne vermesi gerektiğini anlatırken bizim ilişkiye ne katacağımızı sormaz.
Diyelim ki listenizde şu dört madde var:
İDEALİM OLAN İNSAN
- Gözü benden başkasını görmesin.
- Kültürlü olsun; kitap okumayı sevsin, insanların yanında nasıl davranacağını bilsin.
- Varlıklı bir insan olsun.
- Beni hep sevsin.
“Eee, ne yanlış var bunda? Herkes ilişkiden bunları ister,” dediğinizi duyar gibiyim. Ama isteyen herkes neden bunları elde edemiyor? Bu maddeler yalnızca karşımızdaki kişiyi tarif etmiyor; bazen kendimizle ilgili ne hissettiğimizi de açığa çıkarıyor.
Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için kitaplarımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?
“Gözü benden başkasını görmesin” beklentisi
Gelin bu cümlenin Türkçe altyazısını koyalım: “Mutlu olmak için başkasının sevgisine ihtiyacım var. O sevgi benden kaçıp gidecek diye ödüm kopuyor. Yalnız kalmaktan ve sevilmemekten korkuyorum.”
Peki, sevmeyi bilen, sevgi dolu birinin sizi çekici bulması için sürekli onun sevgisine tutunmanız mı gerekir? Siz en son ne zaman sevilmemekten korktuğu için üstünüze yapışıp kalacak birini çekici buldunuz?
“Kültürlü olsun” ve “varlıklı olsun” beklentileri
“Kültürlü olsun, kitap okumayı sevsin, insanların yanında nasıl davranacağını bilsin” maddesinin altyazısı bazen şuna benzer: “Kendi başıma özgüvenim yerinde değil. İnsanlar senin ne kadar harika biri olduğunu söylerse ben de kendime güveneceğim.” Karşımızdakinin beğenilmesini, kendi değerimizin kanıtı gibi kullanmaya başladığımızda, ilişkiye yüklediğimiz beklentiyi fark etmek gerekir.
“Varlıklı bir insan olsun” maddesinin altyazısı da şöyle olabilir: “Kendi varlığımı ve paramı nasıl yaratacağım konusunda fikrim yok. Eski filmlerdeki gibi en iyisi sen bana bak.” Başlangıçta birinin size bakması keyifli gelebilir. Ama neden önce kendi ayaklarınız üzerinde durmayı seçmiyorsunuz?
Elbette ilişkide birbirinize destek olacaksınız; bazen siz, bazen o daha fazla kazanabilir. Söylediğim, her şeyi karşı taraftan beklememeniz. Sürekli almayı beklediğinizde ilişkinizde bağımlı hâle gelebilirsiniz. Benim yaklaşımımda bağımlılık, ilişkinin kanseridir.
“Beni hep sevsin” sözü ve ispat arayışı
“Beni hep sevsin” derken gerçekten inanıyor musunuz? “Sevgi sonsuza kadar sürmez” gibi bir ego kodum yok; sevginin sürebileceğini biliyorum. Sormak istediğim şu: Bunun sözünü bugünden nasıl verebilirsiniz ya da karşınızdakinden böyle bir söz vermesini nasıl isteyebilirsiniz?
Romantik filmlerden bu kadar etkilenmeyin; onlar film. Düğün sahnesinde iki taraf, “Ölüm bizi ayırana kadar seni seveceğim,” diye söz veriyor ve davetliler bunu alkışlıyor. Peki, hangi doğruları başkalarından ödünç aldınız? Kendi doğrunuz ne?
Basit bir soru sorayım. Diyelim ki telefon numaramı verdim ve “Şekerim, bundan sonra her salı saat 12.00’de telefonumu bir kere çaldırıp kapatmanı istiyorum, ölene dek,” dedim. Beni sevmenizi istemiyorum; yalnızca bunu yapmanızı istiyorum. Kaçınız bu sözü verebilir? Laf olsun diye verenler çıkar; peki kaçınız gerçekten tutabilir?
Bir ilişki ya da evlilik ölene kadar sürebilir; bu son derece keyifli bir durumdur. Umuyorum ki Esra’yla biz de böyle olacağız. Ama buna, “Her sabah kalktığımızda o gün yine birlikte olmayı seçerek” ulaşabiliriz; bugünden ömür boyu sürecek bir sözün ispatını arayarak değil.
Karşınızdaki kişi böyle bir söz verdiyse ve siz de bunun güvencesini bekliyorsanız, her dakikanızı ispat arayarak geçirebilirsiniz. Çünkü içinizde, verilmesi imkânsız görünen bir sözün verildiğini biliyor ve bunu kanıtlamaya çalışıyorsunuzdur:
- “Gelince beni niye öpmedi?”
- “Bak, önce arkadaşlarıyla oturmaya gitti.”
- “Bugün mesaj atmadı.”
- “Albümünde benim neden yalnızca bir fotoğrafım var, yüz tane olmalıydı.”
- “Maça gitti, beni unuttu. İnsan bir ‘özledim’ falan yazar.”
Bize imkânsız görünen şeyin ispatını ararız. “Ben ıslık çalarım,” diyen birine “Hadi canım, amma da attın,” demeyiz; bu doğal bir şeydir. “Benim arabam var,” diyen arkadaşımızdan da hemen kanıt istemeyiz. İspat arayışı, çoğu zaman bize imkânsız gibi görünen bir garantiye tutunma çabasıdır.
İlişkide alıcı ve verici olmak
Listeniz iyi güzel de hep alan taraf sizsiniz. Peki, siz ne vereceksiniz? Alıcı ve verici yaklaşımından söz edelim; insan bazen ikisi arasında gidip gelebilir.
ALICI YAKLAŞIMI
Tek amaç istediklerini elde etmektir. Alırlar, alırlar, alırlar. Bunun için ne gerekiyorsa yaparlar. İstediklerini aldıklarında, alacak bir şey kalmadığında ya da alamayacaklarını anladıklarında uzaklaşırlar.
VERİCİ YAKLAŞIMI
Amaç hem almak hem vermektir. Alma-verme, bir armoni ve denge içinde yaşanır.
İstemediğiniz bir şeyi yalnızca sonuçları için yapıyorsanız, yaptığınız ne olursa olsun alıcı konumunda olabilirsiniz. Kendinizi mecbur hissediyor görünseniz de, yaptığınız şeyi yalnızca kendiniz için yapıyor olabilirsiniz.
- İş yerinde, sırf patron ortalıkta yok diye mesai saatlerinde oyun oynuyorsanız muhtemelen alıcı bir yaklaşımdasınız.
- Komşunuzdan hoşlanmadığınız hâlde tatsızlık çıkmasın diye hoşlanıyormuş gibi davranıyorsanız bunu sorgulayabilirsiniz.
- Sevgilinizin en yakın arkadaşından hiç hazzetmediğiniz hâlde onu gördüğünüzde “Ah canım,” diye sarılıyorsanız, davranışınızın ardındaki beklentiye bakabilirsiniz.
Bu yaklaşımda, sürekli alan taraf olduğunuzda hayatınıza sizden almak isteyen kişileri çekebileceğiniz düşüncesi öne çıkar. Çekim yasası ilişkiler söz konusu olduğunda yalnızca karşınızdakinden ne beklediğinizi değil, ilişkiye hangi tutumla yaklaştığınızı da sorgulamaya çağırır. İyilik yapan ama takdir görmeyince bozulan kişi de karşılığında bir şey bekliyor olabilir; burada beklenen şey para değil, takdirdir.
Benim bakış açıma göre insanlar bir şeyleri başkalarına yardım etmek kadar kendi tatminleri ya da vizyonları için de yaparlar. Bu, mutlaka elle tutulur bir karşılık bekledikleri anlamına gelmez. Alıcıdan vericiye geçişim ise bencilleşerek, yani önce “ben” demeye başlayarak oldu. Kafanız karıştı mı? Alıcı olan bencildir diye düşündünüz belki. Aradaki fark basit: “Hep bana” ile “Önce ben, sonra sen” arasındaki fark.
Verici, alma-verme dengesini kurar. Bu dengeyi sağlayan soru şudur: “Ben bunu yapmak istiyor muyum?” Benden isteneni gerçekten isteyerek verirsem sonradan muhasebe tutmaya başlamam. Lüle lüle saçlar, kaslı kollar bu noktada yetersiz kalıyor. Bir ilişkide ne vereceğinizi hiç düşünüyor musunuz? Karşınızdaki kadın ya da erkek sizden ne alacak; siz ne vermeyi vaat ediyorsunuz?
3. Kendi kendime çelişirim
Elimde bir listeyle ilişki ararken, aslında ne kadar çelişkili siparişler verdiğimin farkında değildim. Ta ki listedeki maddeleri incelemeye başlayana kadar:
- Doktor olsun, mühendis olsun.
- Annemle babamla iyi anlaşsın.
- Arkadaşlarımla iyi geçinsin.
- Beni hep sevsin ve her şeyi benimle paylaşsın.
- Sürekli benimle olmak istesin; gözü benden başkasını görmesin ve bana hep sadık olsun.
- Birlikte çok iyi vakit geçirelim; beni korusun, benimle ilgilensin, bana baksın.
- Kültürlü olsun, kitap okumayı sevsin ve benimle aynı tür filmlerden hoşlansın.
Şimdi bir bakın: Bu maddeler yan yana geldiğinde birbiriyle çelişen beklentiler var mı? Arkadaşlarınızla ve anne babanızla iyi geçinen, herkesin sevdiği, cana yakın biri kendi hayatında da başkaları tarafından seviliyor olabilir. Bu insanın arkadaşlarıyla ve kendi yaşamıyla ilgilenmesine yer bırakmazsanız, “Sürekli benimle olsun, bana baksın,” beklentiniz diğer maddelerle çelişebilir.
Karşınızdaki kişi bazı maddeleri karşılarken diğerini ihlal etmekle suçlanabilir. Diyelim ki sizi koruyor, size bakıyor ve dünyasının merkezine koyuyor. Günün birinde “Biraz nefes alayım, çok üstüme geldin,” dediğinizde o da şaşırabilir. “Beni koru, bana bak,” dediniz; o da kendi anladığı biçimde bunu yapıyor olabilir. Sonra arkadaşlarınıza, “Başta çok tatlıydı, şimdi tam bir psikopata döndü,” diye yakınırsınız.
Bu örneği anlatınca listeler hemen değişiveriyor: “Canım, dozunda korusun; ilgilensin ama yapışmasın.” Peki, ilk listede yazan bu muydu? Beklentiyi daha baştan açık ve gerçekçi biçimde düşünmek, sonradan karşınızdakini söylemediğiniz bir ölçüyle yargılamanızı önler.
Çekim yasasında ilişkiden ne istediğini belirlemek
Peki, liste yapmayacaksak istediğimiz adamı ya da kadını nasıl bulacağız? Evrene nasıl ısmarlayacağız? Yine liste yapacağız ama bu kez farklı bir şeyi listeleyeceğiz: Karşımızdaki kişinin dış özelliklerini değil, ilişkide nasıl hissetmek istediğimizi.
Listelediğiniz her özelliğin sizde yaratmasını beklediğiniz duygusal bir karşılık olabilir. Belki asıl istediğiniz uzun boylu ya da varlıklı bir adam değil; o özelliğin sizde uyandıracağını düşündüğünüz güvende olma ya da huzur hissidir. Bu karşılık kişiden kişiye değişir. Örneğin:
- Aradığım özellik: Uzun boylu olsun. Aslında hissetmek istediğim: Belki yanında güvende hissetmek.
- Aradığım özellik: Annemle iyi anlaşsın. Aslında hissetmek istediğim: İlişki içinde huzurlu olmak.
- Aradığım özellik: Okumuş, kültürlü olsun. Aslında hissetmek istediğim: İlişkinin doyurucu olduğunu hissetmek.
İlişkilerde çekim yasası nasıl uygulanır diye soruyorsanız, bu yaklaşımın başlangıcı kendi beklentinizin ardındaki duyguyu fark etmektir. Böylece hem kendinize hem de karşınıza çıkan insanlara fırsat tanırsınız; birini yalnızca listenizdeki maddelerle ölçmek yerine, sizin için önemli olan hissin o ilişkide gerçekten oluşup oluşmadığına bakarsınız. Çekim yasası ile doğru ilişkiyi çekmek de burada, bir kişiyi sipariş etmekten çok, nasıl bir ilişki yaşamak ve o ilişkinin içinde nasıl hissetmek istediğinizi netleştirmek anlamına gelir.
İstediğiniz ilişkide yalnızca ne hissetmek istediğinize odaklanmanızı öneriyorum. Benim yaklaşımımda, bu netlik evrenin işini kolaylaştırır ve aradığınız ilişkiyle karşılaşmanıza alan açar. Burada kastettiğim, birbirinin aynısı olmak ya da “bir elmanın iki yarısı” olmak değil. Baştan beri anlattığım gibi, birlikte büyümek ve gelişmek.
“Benim bu keşiflerden sonraki listem neydi?” derseniz:
“Kendisi gibi olmak isteyeceğim, benim gibi olmak isteyecek bir kadınla, huzur dolu bir ilişki.”
Şu anda yaşadığımız ilişki de aynen böyle. Atla deve değil; biz becerdiysek siz de becerebilirsiniz. Sadece ve sadece hislerinize odaklanın yeter.
Aykut Oğut




0 yorum: