Ne yaparsam yapayım, gördüklerim hiçbir zaman değişmeyecek; ta ki gördüklerimin başına benim yaşadıklarım gelene dek. İstediğin kadar samimi, istediğin kadar insancıl bir tavırla yaklaş insanlara; karakterlere, mevkiye, hatta en yüksek makama… İnsan davranışları, çoğu zaman karşımızdakinin yaşadıklarını kendi başına gelmeden anlamanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
İnsan karakteri, istekler ortaya çıkınca görünür
Bir insan, senden istediğini alana dek savaşabilir, sataşabilir; hatta daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapıp karşında diz çöker gibi görünebilir. İstediğini alıncaya kadar… Senin ne kadar bilgili ya da bilgisiz olduğunun da önemi kalmaz. Bazen önemli olan, insanın ne bildiği değil, neyi elde etmek istediğidir.
Bir gün, sana verilmiş mutluluğu, rahatlığı, huzuru ve ihtişamı almak için biri çıkıp keyfini ayaklarının altından bir halı gibi çekebilir. İnsanların çıkarcı davranışları, en çok da huzurun bir anda bozulduğu böyle zamanlarda görünür olur. O ana kadar değişmeyecek sandığın şeylerin nasıl sona erebildiğini, gözlerini kapadığında anlarsın.
Toplumsal roller ve değişen kostümler
İstediğin kadar vaaz ver; pırıltılı kutularla başını döndür, hayallerini umutlandır. Yaşarken bazen her şey hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Gözlerinle tablonun renklerini oluşturur, o renklerin kalıcı olduğuna inanırsın. Sonra gözlerini kapadığında, hiçbir şeyin olduğu yerde kalmadığını fark edersin.
Televizyon kanalları, reklamlar, broşürler, filmler ve diziler… Hepsi bir mesaj verir. Kürsüye çıkanlar vaazlar verir. En iyi rolünü oynayan, en çok insanı kendi tarafına çekendir. Bu rollerin hiç bitmeyeceği sanılır; önümüze çeşit çeşit kıyafetler dizilir, çevremizde pervane gibi dönüp dururlar.
İnsan kendine bir kıyafet seçer; çoğu zaman bu, bir kostümdür. Gün be gün, an be an kokteylden partiye, toplantıdan kahve içmeye; sinemadan spora, oradan yatağa kadar kostümünü değiştirir. İçindeki canavarı terbiye etmeden, bunun bir kostüm olduğunu bilmeden sahnesinde sürekli başka bir hâl gösterir. İçinde yananları görmeden… Toplumsal roller ve insan karakteri arasındaki bu gerilimde, insanın gerçek sesi bazen giydiği kıyafetlerin altında kalır.
Ruhlar her gün daha ne kadar yenilenebilir? İnsan, her yeni güne uyandığında gerçekten yeniden mi başlar?
İnsan ilişkilerinde baskı ve zorbalık
Karşındakine istediğini vermediğinde baskın karakter ortaya çıkar. Bir anda hedef hâline gelir, tehditlerle karşılaşabilirsin. İstediğini zorbalıkla yaptırmaya çalışan kişinin tek maksadı, kendi hücrelerini doyurmaktır. Baskı ve zorbalık, istek karşılanmadığında insan ilişkilerinin nasıl değişebildiğini gösterir.
Yürürken duruşları değişir, karakter değiştirirler; buna “trip” derler. Fiyakalı arabalarla tamamlanır görüntüleri. Dolaşırken boş sokaklar yalnızca onlarındır. Birçoğu vasattır; sevgileri gibi.
Gece bazen pişmanlıkla, bazen hazla başlar. İnsan hep onlar için çalışmalı, hep bedenini vermeli, hep kendini vermeli diye öğretilmiştir. Ehlileştirilmiş kostümlere bırakır kendini. Daha ne istediğini söyleyemeden, kendi anısını da yaşayarak çoğu zaman savaşın ortasında kalır.
Kendi sözünü söylemek
Filozof ve felsefeci Ayn Rand’ı anarak, ben bu dünyaya üzerimde kimsenin ve enerjimin hakkı olmadığını söylemeye geldim. Kimsenin üzerimde etkisi olmadığını söylemeye geldim.
Nesrin Sever


0 yorum: